Connect with us

Emek

‘Milyonlarca emekçi kemer sıkarken, sıkılan kemerden patronlara pay aktarılıyor’

Asgari ücret görüşmeleri sürerken DEV Tekstil ve Limter-İş temsilcileri, mevcut ücretlerin açlık ve yoksulluk sınırının altında kaldığını vurguladı. Sendika temsilcileri, 2026 bütçesinin sermaye ve savaş odaklı olduğunu belirterek, insanca yaşamaya yetecek ücret için tabandan örgütlenme ve üretimden gelen gücün kullanılması çağrısı yaptı.

Yadigar Aygün/ İstanbul

Türkiye’de ekonomik kriz giderek derinleşirken, işçi ve emekçiler her geçen gün daha ağır yaşam koşullarıyla karşı karşıya kalıyor. Asgari ücretle geçinmeye mahkûm edilen milyonlarca emekçi, aldıkları ücretle ev kiralarını dahi ödeyemez hale gelmiş durumda. Faturalar karşılanamıyor, sağlıklı gıdaya erişim mümkün olmuyor; düzenli ve dengeli beslenme, geniş emekçi kesimler için lüks haline geliyor. İşçi ve emekçiler, asgari ücretle çocuklarının eğitim masraflarını karşılayamazken, temel ihtiyaçlarını dahi borçlanarak gidermeye çalışıyor. Birleşik Metal-İş Sınıf Araştırmaları Merkezi’nin (BİSAM) yayımladığı “Açlık ve Yoksulluk Sınırı Kasım 2025 Dönem Raporu”na göre, dört kişilik bir ailenin açlık sınırı 27 bin 289 liraya yükseldi. Aynı raporda, yoksulluk sınırı ise 94 bin 393 lira olarak hesaplandı. Güncel asgari ücretin 22 bin 104 TL olduğu koşullarda, birçok kentte kira bedellerinin 20-30 bin TL arasında değişmesi, barınma krizini daha da derinleştiriyor. Gelinen noktada milyonlarca işçi ve emekçi, açlık ve yoksulluk sınırlarının altında, yaşam mücadelesi vermeye zorlanıyor.

Asgari ücret görüşmeleri devam ederken, Devrimci Tekstil İşçileri Sendikası (DEV Tekstil) İstanbul Temsilcisi Okan Karaçam ve DİSK’e bağlı Gemi Yapımı ve Deniz Taşımacılığı, Ardiyecilik ve Antrepoculuk İşçileri Sendikası (Limter-İş) Genel Başkanı Kanber Saygılı ile asgari ücreti konuştuk.

İşçi ve emekçiler ev kiralarını ödeyemiyor

Limter-İş Sendikası Genel Başkanı Kanber Saygılı, işçi ve emekçilerin açlık ve yoksulluk sınırının altında ücretlere mahkûm edildiğine dikkat çekti. Saygılı, “İşçilerin, emekçilerin yani milyonların bugün aldığı ücretler, ancak ev kirasını karşılayabilecek düzeyde. Buna karşın 13 milyonu aşkın emekli ise ev kirasını dahi ödeyemeyecek duruma gelmiş halde. Asgari ücret 22 bin 104 lira iken, ev kiraları 20 bin, 25 bin, hatta 30 bin TL arasında değişiyor. Bekâr bir işçinin, bir insanın en temel yaşam koşullarının maliyeti dahi 30 bin lirayı buluyor. Bugün alınan ücretler açıkça açlık ve yoksulluk sınırının altındadır” ifadelerini kullandı.

‘Milyonlarca emekçi kemer sıkarken, sıkılan kemerden patronlara pay aktarılmaktadır’

Saygılı, 2026 yılı bütçesinin iktidara, savaşlara, sermayeye ve patronlara ayrıldığını; işçi ve emekçilere ise pay bırakılmadığını söyledi. “Bütçe esasen bir ülkeyi yönetenlerin aynasıdır. Bütçe, iktidarın kimden yana olduğunu açık biçimde ortaya koyar” diyen Saygılı, şöyle devam etti: “Eğer eğitime, sağlığa ve emekçilere ayrılan bütçenin önemli bir kısmı işçilere ve emekçilere yöneliyorsa, bu iktidarın emekçilerden yana olduğunu gösterir. Ancak bütçe savaşa, yandaş patronlara ya da saraya ayrılıyorsa, bu durum iktidarın emekçilere ne kadar uzak, patronlara ise ne kadar yakın olduğunu ortaya koyar. Ülkemizde yıllardır, on yıllardır uygulanan ve bugün geldiğimiz aşamada ortaya çıkan bütçe sonuçları, iktidarın patronlara ne kadar yakın, emekçilere ise ne kadar uzak olduğunu net biçimde gösteriyor. Her yıl Türkiye’de güvenliğe ayrılan yüksek bütçeler söz konusu. Bu durum, söz konusu bütçenin emekçilerden yana olmadığını ve bu bütçeden emekçilere bir refah çıkmayacağını gösteriyor. Bütçe aynı zamanda bir ülke yönetiminin ne kadar adil ve ne kadar demokratik olduğunu da ortaya koyar. Dolayısıyla bu bütçeden, geçmiş yıllardaki bütçelerde olduğu gibi, emekçilere düşen pay daha fazla kemer sıkma olacaktır. Bugün milyonlarca emekçi kemer sıkarken, sıkılan kemerden patronlara pay aktarılmaktadır.”

‘İktidarın ve patronların anlayacağı dilden konuşmamız şart’

Saygılı, açlık ve sefalet ücretlerine karşı işçi sınıfının üretimden gelen gücünü kullanması gerektiğini vurguladı. “Bütçe bu haldeyken, bu yılki asgari ücrette de işçilere ve emekçilere yine açlık sınırının altında bir yaşam dayatılacaktır” diyen Saygılı, şöyle konuştu: “Asgari ücret enflasyona göre ayarlanıyor. Oysa dört kişilik bir ailenin yalnızca gıda ihtiyacı 30 bin TL’ye dayanmış durumda. Yoksulluk sınırı ise 90 bin TL. Asgari ücret; kira, su, elektrik, gıda, eğitim ve sağlık giderleri esas alınarak belirlenmelidir. Bir evde iki işçinin çalıştığını düşündüğümüzde, en az 50 bin TL’lik bir gelir olması gerekiyor. İnsan onuruna yakışır bir ücret talep ediyorsak, iktidarın ve patronların anlayacağı dilden konuşmamız şart. Bunun yolu da üretimden gelen gücümüzü ortaya koymaktan geçiyor. İnsanca yaşamak ve çalışmak için sokaklarda, meydanlarda olup, ‘fabrikalara ve iş yerlerine dönmüyoruz’ dememiz gerekiyor.”

Birçok işçi geçinebilmek için ek iş yapmak zorunda kalıyor

İşçi ve emekçilerin ekonomik sorunlarla karşı karşıya olduğunu vurgulayan DEV Tekstil İstanbul Temsilcisi Okan Karaçam, ülkede giderek derinleşen ağır bir ekonomik krizin yaşandığını belirtti. Karaçam, bu krizin bütün yükünün işçi ve emekçilerin sırtına yıkıldığını, patronların kriz koşullarında bile kârlarını artırmaya devam ederken işçi ve emekçilerin açlık, yoksulluk ve sefalet koşullarında yaşamaya mahkûm edildiğini ifade etti. Bugün işçilerin aldıkları düşük ücretlerle ne ev kiralarını ne faturalarını ne de temel ihtiyaçlarını karşılayabildiğine dikkat çeken Karaçam, birçok işçinin geçinebilmek için ek iş yapmak zorunda kaldığını ya da çalıştığı işyerinde fazla mesaiye mecbur bırakıldığını, buna rağmen sağlıklı beslenemediklerini, yeterince dinlenemediklerini ve insan onuruna aykırı koşullarda yaşamaya zorlandıklarını vurgulayarak, işçi sınıfının sistematik biçimde yoksulluğa mahkûm edildiğinin altını çizdi.

‘AKP-MHP iktidarı, emekçilerin değil sermayenin çıkarlarını esas alan politikalarını sürdürmektedir’

2026 yılı bütçesinin savaş ve sermaye bütçesi niteliği taşıdığını ifade eden Karaçam, bu bütçede işçi ve emekçilere herhangi bir pay ayrılmadığını belirtti. Karaçam, “TBMM’de görüşülen 2026 bütçesinde işçi ve emekçilerin payına yine hiçbir şey düşmeyecek. Bu bütçe bir emek bütçesi değil; açıkça bir savaş ve sermaye bütçesidir. Sağlıkta ve eğitimde yaşanan onca soruna rağmen bu alanlara çözüm üretmeyen, sınırlı ve yetersiz kaynaklar ayıran iktidar, bütçenin aslan payını Milli Savunma Bakanlığı’na ve Diyanet’e ayırmaktadır. İşçi ve emekçiler ise önceki yıllarda olduğu gibi yine bütçe dışı bırakılmaktadır. AKP-MHP iktidarı, emekçilerin değil sermayenin çıkarlarını esas alan politikalarını sürdürmektedir. Bu bütçe, yoksulluğu derinleştiren ve toplumu daha da gerileten bir bütçedir” dedi.

Bu sömürü düzeni devam ettikçe sorunlar daha da büyüyecek

Karaçam, işçi ve emekçilerin aldıkları ücretle kiralarını dahi ödeyemediklerinin altını çizdi. Bugün bir işçinin aldığı en düşük ücretin 22 bin 104 TL olduğunu hatırlatan Karaçam, Türkiye’de çalışanların yaklaşık yüzde 70’inin bu ücretle yaşamaya çalıştığını, ancak mevcut enflasyon koşullarında bunun mümkün olmadığını ifade etti. Sorunun yalnızca ücretin rakamsal olarak artırılması olmadığını vurgulayan Karaçam, alım gücünün bu denli düştüğü bir ülkede asgari ücretin 50 bin TL olmasının bile tek başına çözüm olmayacağını belirtti. Bir işçinin ev kirasını rahatça ödeyemediğini, ailesinin temel ihtiyaçlarını karşılayamadığını ve sosyal yaşama katılamadığını dile getiren Karaçam, yaşamın ağır bir sömürü düzeni içinde sürdürülmeye çalışıldığını söyledi. Bu nedenle insanca yaşamaya yetecek bir ücret talep ettiklerini kaydeden Karaçam, ülkenin tüm zenginlikleri sermayeye peşkeş çekilirken işçi ve emekçilerin yoksulluğa mahkûm edilmesinin kabul edilemez olduğunu ifade etti. Birilerinin sefa sürerken işçilere sefalet dayatıldığını belirten Karaçam, bu sömürü düzeni devam ettikçe sorunların daha da büyüyeceğini vurgulayarak, çözümün örgütlenmekten ve hak edilenin talep edilmesinden geçtiğini dile getirdi.

Sefalet ücretlerine karşı örgütlenmek zorundayız

Karaçam, iktidarın ve sermayenin dayattığı açlık ve sefalet ücretlerine karşı örgütlenmenin zorunlu olduğunu vurguladı. Sendika konfederasyonlarının bu süreçte de işçi ve emekçileri oyaladığını belirten Karaçam, sendikal bürokrasinin işçi sınıfının örgütlenmesinin önündeki en büyük engellerden biri olduğunu ifade etti. TÜRK-İŞ’in asgari ücret görüşmelerine katılmama kararının işçilerin yanında durmaktan değil, tabandan yükselen öfkeden duyulan korkudan kaynaklandığını söyleyen Karaçam, bu tutumun bir mücadele hattı değil, göz boyama olduğunu dile getirdi. 2026 yılı asgari ücreti açıklandığında yine sefaletin dayatılacağını ve sermayenin korunacağını kaydeden Karaçam, bugün yapılması gerekenin tabandan birliği büyütmek, işyerlerinde komiteler kurmak ve üretimden gelen gücü kullanmak olduğunu vurguladı. Üretenin işçiler olduğunu hatırlatan Karaçam, sermayenin ve iktidarın karşısına ancak örgütlü bir güçle çıkılabileceğini belirterek, sefalet ücretlerine karşı birleşmenin, geleceğe ve haklara sahip çıkmanın zorunlu olduğunu ifade etti.



Şubat 2026
PSÇPCCP
 1
2345678
9101112131415
16171819202122
232425262728 

More in Emek