Connect with us

Editörün Seçtikleri

“Sosyalizm Yeniden” Konulu Konferansın Sonuç Bildirgesi Üzerine…

Bilimsel diyalektik ve hatta Marksizm bilimi, tarihin bir bütünlük içinde ve birbiriyle bağıntılı olarak ele alınabilir. Tarihi kopararak, inkâr ederek ve geçmişten bağımsız ele alarak doğru ele alamaz/yorumlayamayız. Eğer sosyalizm geliştirilmek isteniyorsa, bu kesinlikle geçmiş sosyalizmin tecrübelerine dayanılarak yapılabilir; ret anlamına gelen yaklaşımlarla değil.

‘’Halkların Demokratik Kongresi’’ tarafından düzenlenen ‘’Yeniden Sosyalizm’’ konulu konferans, sonuç bildirgesinden anlaşılacağı üzere önemli alt başlıklar tartışmış. Ancak meselenin ele alınışı, kimi yorum ve tüm başlıkların çatısı olan ana konuya dair esin alınan anlayış bağlamında eleştirilmeye muhtaç olduğu açıktır.

“Yeniden Sosyalizm’’ teması ve bu bağlamda aynı temalı konferans oldukça iddialı olmakla birlikte, saptanan ana tema hatalıdır. Ana konunun hatalı belirlenmesi objektif olarak alt başlıklardaki olumlulukları da yutup yok etmektedir.

Mantık kurgusu ve yorumlama içeriği soyut veya tutarsız değerlendirilse de, ve alt başlıklarda pozitif manada ortaya konulan argümanlar aslen söz/söylemden ibaret değerlendirilse de Konferans bildirge metninde; muğlak bırakmasına karşın emek-sermaye çelişkisine vurgu yapması/bu çelişkinin aktüel olup geçerliliğini sürdürdüğünü kabul etmesi, sınıfsız-sınırsız bir dünya tasavvurunun benimsenmesi/savunulması, sosyalist devlet/iktidarlardaki bürokratik yozlaşma ve yenilgiye varan sonuçlarının Marksizm’e yüklenemeyeceğine dair ortaya koyduğu bilinç vb. vs. gibi savunu ve vurgular açısından olduğu kadar, metnin ‘’Yaşasın Sosyalizm’’ sloganıyla bitirilmesi, konferans veya bildirgenin içindeki olumlu yanları olarak mütalaa edilebilir…

Konferansın Biçimsel ya da Tali Yanlarına Değini

Türkiye-Kuzey Kürdistan’da sosyalist hareket veya sosyalist nitelikteki devrimci sınıf hareketinden Konferansa katılımın cılız olması ya da olmaması dikkat çekicidir. Sosyalist hareketin tartışmadığı veya dahil olmadığı Sosyalizm konulu Konferans düzeyindeki bir tartışmanın HDK tarafından yapılması, yani politik-siyasi niteliğine Kürt ulusu orijinli demokratik örgütlenmenin damga vurduğu bir kurumun sosyalist güçlerin rolünü alarak sosyalizmi tartışması enteresan bir tablodur. Enteresandır çünkü, sosyalizm işçi sınıfı ve mücadelesiyle doğrudan alakalı bir toplumsal ara aşamadır. Buna göre, sosyalizm sorununu esasta sosyalist-güç ve sınıf hareketinin tartışması gerekir. Sosyalist hareket değil ama ulusal hareket niteliğindeki bir kurum tartışmaktadır. Bu, tuhaf olmasa da çok da normal bir durum değil… Elbette HDK sosyalizmi ve her sorunu tartışır, tartışabilir, tartışma hakkına da sahiptir. Fakat, ulusal mücadele orijinli bir hareketin/kurumun bu orijinine rağmen sınıf orijinli hareket gibi sosyalizm tartışmasını üstlenmesi pek olağan durmamaktadır.

İkincisi; bildirgenin girişinde, ‘’Kürt halk önderi Abdullah Öcalan’ın dünya ve bölgede emperyalist savaşların tırmandığı, soykırımın yeniden güncel bir gerçekliğe dönüştüğü bir evrede bir dizi çakışmanın yarattığı özel bir konjonktürel anı özgürlük mücadelesinin silahlı çatışma zemininden siyaset zeminine taşıması yönünde yeni bir değerlendirme girişiminin karşılık bulması, kendi adına konuşamaz hale getirilen ve boğazlaşmaya sürüklenen halklar arasındaki etkileşim ve dayanışma için yeni olanaklar yaratacaktır…’’denmektedir. Abdullah Öcalan’ın Kürt ulusunun önderi ve hatta bildirge değimini kabul edersek ‘’tarihsel’’ önderi olduğu söylenseydi bu esasta doğru olurdu. Fakat Öcalan’ın Kürt halkının tarihsel önderi olduğu iddia edilmektedir. Öcalan ve kurucusu olduğu PKK, Kürt ulusal sorunu zemininde biçimlenen ulusal ya da ulus orijinli aktörlerdir. Yani, Kürt ulusal sorunu ve Öcalan’ın kurucu önderliğini yaptığı Kürt Ulusal Hareketi bir gerçek iken, Öcalan’ı Kürt ulusal veya ulusunun önderi olarak tarif etmek doğrudur. Kürt halkının önderi olarak tarif etmek ise yanlış/hatalıdır.

Zira, PKK, Kürt Ulusal Hareketi’dir, Öcalan da PKK veya Kürt ulusunun önderidir. Kürt sorunu ulusal sorundur. Kürt sorununun tartışıldığı yerde, bunu Kürt halkının sorunu olarak tarif etmek Kürt ulusunu inkarla eşdeğerdir. Kürt ulusunu Kürt halkı olarak tarif eden bu hata, Kürt ulusal sorununu görmezden gelen ya da görmeyerek ulusal sorun karşısında şovenizme düşen temel bir hatadır. Çünkü Kürt ulusal sorununu görmezden gelen, fiilen inkâr eden bir yaklaşımdır, sorunu Kürt halkına indirgeyen bu yaklaşımdır. Ulusal soruna endeksli olup ulusal sorundan kaynaklanan ve doğan bir hareket ulusal, önderliği de ulusal önderlik olur… Soykırımdan ve özgürlük hareketinden söz etmek doğrudan ulusal/milli sorundan bahsetmektir. Buna rağmen sözü Kürt halkı üzerinden kurmak, Kürt ulusal sorununu en azından perdelemek demektir…

Gerekçeleri sağlam olmamakla birlikte, ‘’özgürlük mücadelesinin silahlı çatışma zemininden siyaset zeminine taşıması’’ biçimindeki yaklaşım da kusurlar taşımaktadır. Silahlı savaşın siyasetten, tersinden siyasetin de silahlı savaştan tecrit edilmesi çürük yaklaşımdır. Silahlı savaş siyasetin en üstün niteliği, siyasetin silahlarla yürütülmesi biçimidir. Dolayısıyla silahlı mücadeleden siyasete taşınması ifadesi sorunlu, sakat bir anlayıştır… Bu makas değişiminin bir dizi çakışmanın yarattığı özel bir konjonktürel ana bağlamak ise hepten izaha muhtaçtır. Hangi çakışma ve neyle çakışmadır silahlı mücadeleden geri düşmeyi doğrulayan ve ‘’siyasete’’ ‘’dönmeyi’’ koşullayan nedir?

Buradaki bilinmezlik sırrı aynı zamanda ulusal sorundan halkın sorununa, ulusal hareketten sosyalist harekete bir anda dönüşme kudreti gösterecek kadar tesirlidir… İster dünyada ve isterse de bölgede olsun, tehdide dönüşen emperyalist savaşlar, silahlı savaştan siyasete dönüşü değil, bilakis silahlı savaşlara sarılmayı gerektirir. Gerici savaşlar ancak haklı devrimci savaşlarla önlenebilirler. Bunun aksini iddia etmek paradokstur… Evet gelişen emperyalist saldırganlık ve savaşlar dünya işçi sınıfı ve halkları arasında etkileşimi geliştirip dinamize edebilir. Bu etkileşim her düzeyde silahlı devrimci savaşların gelişmesi zemininde anlam kazanır ve kuşkusuz ki, emperyalist gerici savaşlara karşı, devrimci savaşlar daha güçlü zemin bulacaktır. Lakin Konferans bildirgesi bu etkileşimi silahlı savaştan ‘’siyaset’’ limanına demirleme yöntemiyle anlamlandırmaktadır…

Buraya kadarki özet şu; ulusal niteliklerden sosyalist niteliğe çok keskin ve anlık bir dönüşüm sağlanmıştır. Dünün ulusal sorunu halkın sorununa, ulusal önder halk önderine, Kürt özgürlük mücadelesi sosyalist mücadeleye, silahlı savaş ‘’siyasete’’ bir anda dönüşmüştür. Bu çok normal ve anlaşılır, açıklanır bir tablo değildir.

“Sosyalizm Yeniden” Kavrayışı Sorunludur!

Konferans ana gündeminin ‘’Sosyalizm Yeniden’’ biçiminde ifade edilmesi başlı başına bir eleştiri konusudur. Sonuç bildirgesinde de ifade edildiği gibi, sosyalizmin geçici yenilgi almasında iç ve dış nedenler rol oynamıştır. Bu bağlamda tecrübe edilmiş sosyalizm sürecine dönük eleştirinin yürütülmesi doğrudur ki, Marksizm bilimine atfen ifade edilenler de kendine dönük eleştiriyi doğrular ve diyalektik bilimine uygun olduğunu gösterir. Bunda, yani eleştiride problem yok. Fakat tarihi ve geçmişi yok sayarak ‘’Yeniden’’ demek, yeni bir ‘’şey’’, yeni bir tarih başlatmak demektir ki, bu tarihi kendiyle başlatmak anlamına geldiği kadar, tarihin inkâr edilmesi anlamına da gelir… Dahası, sosyalizm tecrübesi elbette eleştiriyi gerektirir ve eleştirilmesi bilimsel tutumdur. Fakat eleştiri sosyalizm sürecinin reddi ya da yaşanan sosyalizm ve tarihin inkâr edilmesine oturtulursa, buradan sosyalizm adına bir şey çıkmaz. Bilimsel diyalektik ve hatta Marksizm bilimi, tarihin bir bütünlük içinde ve birbiriyle bağıntılı olarak ele alınabilir. Tarihi kopararak, inkâr ederek ve geçmişten bağımsız ele alarak doğru ele alamaz/yorumlayamayız. Eğer sosyalizm geliştirilmek isteniyorsa, bu kesinlikle geçmiş sosyalizmin tecrübelerine dayanılarak yapılabilir; ret anlamına gelen yaklaşımlarla değil.

‘’Sosyalizm Yeniden’’ demek, ‘’eski sosyalizmi’’ yok sayarak bir sosyalizm tasavvuru anlamına gelir. Oysa geçmiş / “eski’’ sosyalizm birçok eleştiriyi barındırsa da tecrübe edilen sosyalizm geçerliliğini yitirip eskimiş, eskiyerek işe yaramaz değildir. Bilakis, hatalarından bağımsız olarak, bugün savunduğumuz ve savunacağımız sosyalizm aynı sosyalizmdir. Belli hata, yetersizlik ve eksikliklerinin olması ya da eleştirilerek düzeltilmesi/geliştirilmesi gereken yanlarının olması, onu komple yanlışlamaz…

‘’Sosyalizm Yeniden’’ formülasyonu, kulağı tersten gösterme taktiğiyle işin özündeki bu hatayı kotarmayı benimsemiştir. Zira, Öcalan’ın yeni paradigma veya perspektifinde özellikle sosyalizme dair ortaya koyduğu tezler bilinmektedir. Öcalan’ın yaklaşımı ‘’eski’’/yeni sosyalizmi temellerinden revize ederek sosyalizm adına bambaşka bir şey öngörmektedir. Dolayısıyla, bu perspektif ve paradigmaya paralel yürütülen konferans da Öcalan’ın görüş ve yaklaşımlarından feyiz almaktadır. Bu bağlamda sosyalizme dair kullandığı ‘’Sosyalizm Yeniden’’ formülasyonu mantık bütünlüğü içinde ‘’Yeniden Sosyalizm’’ anlayışı ve yaklaşımıdır. Bu bağlamda, ‘’Sosyalizm Yeniden’’ biçimindeki rektifikasyon gerçeği değiştirmez. ‘’Sosyalizm Yeniden’’ ile “Yeniden Sosyalizm” bu durumda aynı şeylerdir. Yeniden Sosyalizm veya Sosyalizm Yeniden başlığı fiilen/objektif olarak geçmiş sosyalizmi yadsıyarak ve yok sayarak, ondan bağımsız yeniden bir sosyalizm icadına dayanmaktadır…

Konferans bildirgesinde uluslararası örgütlenmeye vurgu yapması anlamlı ve genel anlamda doğrudur. Bu da Öcalan’ın yeni paradigması bağlamındaki görüşler temelinde gündemleştirilmiştir elbette. Gündem ve tartışmalar Öcalan’ın yeni perspektifine bağlı olarak biçimlenip yürütülse de bildirgenin sonuna olumlu olarak koyulan ‘’Yaşasın Sosyalizm’’ sloganı değerlidir. Değerlidir çünkü, konferans ve tartışmalara esin veren Öcalan’ın perspektifi de olsa, Öcalan’ın ‘’Yeni Sosyalizm’’ tarifini tekrar etmemiş, ‘’Yaşasın Yeni Sosyalizm’’ dememiş, ‘’Yaşasın Sosyalizm’’ demiştir. Bu yanıyla Öcalan’ın yaklaşımını reddeden bir slogan atmış, bir tutum benimsemiştir…

Emek-sermaye çelişkisinin temel çelişki olarak net biçimde ortaya konulması gerekir ki konferansın bundan sakındığı görülmektedir. Emek-sermaye çelişkisinin varlığı kabul edilse de temel çelişki olarak belirlemesinden sakınılması bir muğlaklığa da işaret etmektedir. Yani, bu çelişkiye dair yaklaşım aslen muğlak bırakılmış ya da konferansın kafası bu konuda net olmayıp muğlaklıklar taşımaktadır. Anlaşıldığı kadarıyla, Abdullah Öcalan’ın sınıflar, sınıf çelişkileri ve mücadelesine dair ortaya koyduğu fikirler konferansın bu konudaki muğlaklığına vesile olmuştur…

Bildirge; ‘’Dünya sistemi olarak örgütlenmiş olan sömürüye son verme hedefine ancak tek tek ülkelerde verilecek mücadelenin dünya ölçeğinde bütünleşmesiyle ulaşılabileceğini, bu nedenle emeğin ve ezilenlerin mücadelesinin çoğulcu doğasına uygun biçimlerle enternasyonal düzeyde örgütlenmesi gerektiği vurgulandı’’ demektedir. Burada dikkat çeken yaklaşım, dünya sisteminden bahsetmesine rağmen, bu sistemi ‘’sömürü’’ olarak tanımlamaktadır. Yani, dünya ölçeğinde örgütlenmiş olan emperyalist sistem demekten sakınmıştır. Emperyalist kapitalizm bir dünya sistemidir ve bu sistem salt ekonomik değil, aslen siyasi sistemdir. Sömürü sistemi başta emperyalist kapitalizm olmak üzere, bilumum gerici siyasi sınıf ve iktidarların sistemidir. Sömürü sisteminin dünya ölçeğindeki siyasi örgütlenmesi emperyalist-kapitalizmdir. Sömürü bir iktidar veya egemenlik altında ya da tarafından yürütülür. Sömürücü sınıflar siyasi sistem olarak örgütlenerek bu sömürüsünü egemen hale getirip yürütürler. Sömürü sistemi ekonomik tarif iken, bu ekonomik sistemin siyasi karşılığı kapitalist-emperyalist ve diğer siyasi toplum formasyonlarıdır. Ancak her nedense, konferans bildirgesi, dünya ölçeğinde örgütlenmiş olan emperyalist-kapitalizm vb. vs. demekten sakınarak, sömürü sistemi demektedir. Bu tavrıyla, emperyalizmi, kapitalizmi karşısına almaktan sakınıyor mu sorusuna vesile oluyor…

Bu yazı Halkın Günlüğü Gazetesi‘nin Aralık-2025 tarihli 55. sayısında yayımlanmıştır.



Mart 2026
PSÇPCCP
 1
2345678
9101112131415
16171819202122
23242526272829
3031 

More in Editörün Seçtikleri