
Yadigar Aygün/ İstanbul
Kadın katliamları yalnızca bireysel şiddetin ya da aile konusunun bir ürünü değil, kapitalist ve ataerkil sistemin derinleştirdiği sosyal-kültürel çürümenin ve ekonomik krizin, yoksulluk, kadın yoksulluğunun doğrudan bir sonucudur. Kapitalizm, iktidarın politikaları, yargıdaki cezasızlık politikası ile Türkiye’de her gün en az 3 kadın katlediliyor. Erkek şiddeti evde, işyerinde, fabrikalarda, sokaklarda, kampüslerde. Erkek şiddeti her yerde. 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü’ne sayılı günler kaldı. Her yıl olduğu gibi bu yılda kadın örgütleri, LGBTİ+’lar, kadın işçiler, kadın emekçiler, öğrenciler sokaklarda, alanlarda olacak. Yeni Demokrat Kadın aktivisti ve aynı zamanda tekstil işçisi Nurgül Uci ile iktidarın kadın politikalarını, kadın işçileri, kadın emekçilerin yaşadığı sorunları ve erkek-devlet şiddetine karşı neler yapılması gerektiğini konuştuk.

Türkiye’de kadına yönelik erkek şiddeti artıyor. AKP iktidara geldiği günden beri kadın politikalarını ‘aile’ kavramıyla paralel ilerletiyor. Bu politikaların bir sonucu olarak 2025 ‘Aile Yılı’ olarak ilan edildi. Ancak “Aile Yılı”nda yüzlerce kadın katledildi. İktidarın kadın politikalarını nasıl görüyorsunuz?
Nurgül Uci: İktidar, bu yılı “Aile yılı” olarak ilan etti. Bu anlamıyla aslında aile yılı derken kadınları dört duvar arasına sıkıştırma, onların hiçbir alana çıkmamasını, bütün alanları onlara kapatma çabasını görüyoruz. Bir tarafta ekmek parasıyla, ayakta kalma mücadelesi veren kadınlar ve kız çocukları var. En son Dilovası’nda yaşanan katliam bunun bir göstergesi; devletin, sistemin kadınları ve çocukları ne hale getirdiğinin açık bir tablosudur. Bir tarafta geçim sıkıntısı, açlık ve sefalet varken, diğer tarafta devlet aile yılı politikaları üzerinden “her kadın üç çocuk doğursun” propagandası yapıyor. Ama bir tane çocuğa bile bakamayan bir kadın üç çocuğa nasıl bakabilir? İstanbul Sözleşmesi’nin kaldırılması ve 6284 sayılı yasanın hedef alınması, kadınların mevcut tüm haklarının ellerinden alınması demektir. Medeni Kanun’dan tutalım, 11. Yargı Paketi’yle LGBTİ+’lara yönelik düzenlemelere kadar, devlet kadınları ve LGBTİ+’ları hedef haline getirerek kendi ideolojisini dayatıyor. Kadınların giyiminden çalışma hayatına kadar her alanda baskı ve müdahaleler artıyor. Kadınlar işe alınırken dahi evlilik, hamilelik gibi özel hayatlarına dair sorularla karşılaşıyor. Özel alan tamamen yok edilmiş durumda.
İş yerlerinde kadın işçi ve emekçiler hangi zorlukları yaşıyor?
Nurgül Uci: Özellikle işyerlerinde yaşanan şiddet ve taciz meselesine de değinmek istiyorum. Şiddet sadece evde yaşanmıyor; işyerlerinde de yaşıyoruz. Ben bir tekstil işçisiyim ve işyerlerinde kadınlara yönelik mobbingin haddi hesabı yok. Kadınlar sessiz kalıyor, çünkü işsizliğin bu kadar yoğun olduğu bir ülkede “ya işsiz kalırsam” korkusu var. Fabrikalarda kadınların kaldıramayacağı ağır yükler kadınlara veriliyor. Kadın işçi ve emekçiler geç saatlere kadar mesaiye bırakılıyorlar. Kadınlar, bir şeye itiraz ettiklerinde ustasından patronuna kadar hakaret ve psikolojik şiddet uygulanıyor. Taciz de cabası. Kadınlar çoğu zaman buna karşı da sessiz kalıyor. Bu sessizliği aşmanın yolu da sokaktaki mücadeleyi büyütmekten geçiyor. Biz ne kadar güçlenirsek, onlar da bizden güç alarak sesini çıkarabilir.
Kadın işçi ve emekçiler hem işte hem de evde çalışıyor. Emekleri görünmüyor. Görünmeyen emeğimize karşı neler yapmalıyız?
Nurgül Uci: “Görünmeyen emek” meselesine gelirsek; ev içi emek hâlâ görülmüyor. Kadınlar hem dışarıda çalışıyor hem de eve gelip çocuk bakıyor, temizlik yapıyor, evin ekonomisini çeviriyor. Buna rağmen erkekler hâlâ “sen benim kadar mı yoruldun?” diyebiliyor. Devlet de ailedeki erkekler de ev içi emeği hiç sayıyor. Kadınların hem işte hem evde sömürülmesinin nedeni bu. Kendi emeğimizin değerini bilmek ve buna göre örgütlenmek gerekiyor.
Kadına yönelik şiddeti kaynaklarından birisi de kapitalist ve ataerkil sistemdir. Kapitalist sistem yıkılmadan kadınlar tam anlamıyla özgür olamayacak. Kadınların özgür ve eşit bir yaşam sürebilmesi için sosyalizm gereklidir. Siz bu konuda neler düşünüyorsunuz? Sosyalizmin inşa edilebilmesi için kadınlar neler yapmalıdır?
Nurgül Uci: Bu kadar sorunun içinden gerçek bir kurtuluş sosyalizmle mümkün. Çünkü sorun yalnızca şiddetin iktidarı değil; kapitalist sistemin kendisidir. Şiddetin asıl kaynağı devletin sistemidir. Devlet, kadınların, LGBTİ+’ların, gençlerin, çocukların, doğanın ve hayvanların haklarını yok sayarak iktidarını sürdürmeye çalışıyor. AKP gider, CHP gelir; belki küçük değişiklikler olur ama sistem değişmediği sürece sorunlar devam eder. Sistemi değiştirebilmek için gerçek bir örgütlülük şart. Kadınların mahallelerde, evlerde, atölyelerde örgütlenmesi gerekiyor. Bizim eksik kaldığımız noktalar var. Ara sokaklara, mahallelere, merdiven altı yerlerde kaçak atölyelere, giremiyoruz, buralara ulaşamıyoruz. Oysa örgütlememiz gerekenler tam da oralarda yaşayan kadınlar. Bugün merdiven altı işyerlerinde 12-13 yaşındaki çocuklar çalıştırılıyor. Bunu görmemiz gerekiyor.
25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü’ne sayılı günler kaldı. Her yıl olduğu gibi bu yılda kadın örgütleri, LGBTİ+’lar sokaklarda, alanlarda olacak. Sizlerin 25 Kasım için kadın işçi ve emekçilere bir çağrınız var mı?
Nurgül Uci: Özellikle pandemi döneminin temmuz ayındaki kadın ayaklanmalarının ve kimsenin sokağa çıkmadığı bir dönemde kadınlar sokaklara çıktı. Devletin ve iktidarların en büyük korkusu kadın mücadelesidir. Kadınlar sokağa çıktığında geri kalan herkesin de çıkacağını çok iyi biliyorlar. Dilovası’ndaki katliamdan tutalım da her gün onlarca kadının katledilmesine kadar yaşananların hepsinin devlet politikası olduğunu görüyoruz. Bu politikayı nasıl yenebiliriz? Ancak sokaktaki mücadelemizle yenebiliriz. 25 Kasım’a giderken 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü kapsamında, geçen yıl olduğu gibi yine gözaltılar ve tutuklamalarla kadınların sesini kısmaya çalışacaklar. Ama bu, mücadeleden geri çekileceğimiz anlamına gelmiyor. Tam tersi, biz sokakları doldurmaya, sokaklarda haykırmaya, Dilovası’ndaki katliamın faillerinden hesap sormaya devam edeceğiz. Son 15 yılda kadın cinayetleri sıradanlaştırıldı. Devletin cezasızlık politikası bunun en büyük nedeni. Bulunduğumuz her alanda sesimizi çıkarmalı, kendimizi yalnız hissetmemeliyiz. “Kadın kadının yurdudur” sözü bence çok doğru. Birbirimizden güç alarak alanlara çıkmalı, sesimizi yükseltmeliyiz. 25 Kasım’da yine sokaklarda olacağız.







