Connect with us

Dosya-Haber

Alınteri | Kaypakkaya’ları yaşatmak

’71 devrimciliğinin bizlere bıraktığı mirasın bir yerde özünü oluşturan devrimi başarma iddiası ve iradesine bugün her zamankinden daha çok ihtiyacımız var.

Türkiye solunun tarihinde ’71 Devrimci Kopuşu olarak bilinen tarihsel sıçrama denildiği zaman akıllara ilk olarak üç sembol isim gelir: Deniz, Mahir ve İbo.

Bunlardan Deniz(ler) idam sehpasında dahi baş eğmeyen bir duruşla özdeşleşmiştir, Mahir Kızıldere ve Kesintisizleri çağrıştırır, İbrahim Kaypakkaya ise 12 Mart işkencecileri karşısındaki efsanevi direnişiyle hatırlanır. O bu konuda gerçekten bir anıttır, kendisinden sonra gelenlere de esin kaynağı olmuş yol gösterici bir yıldızdır.

İbrahim Kaypakkaya, Türkiye solunun tarihinde ikinci olarak özellikle Kürt sorununda Kemalizm’den köklü bir kopuşun öncüsü olmasıyla bilinir. ’68 devrimciliğinin asıl olarak küçük burjuva milliyetçi içerikte bir anti-emperyalizm kavrayışından hareketle Kemalizm’e olan bağ(ım)lılığı göz önüne getirilecek olursa Kaypakkaya’nın bu konuda sergilediği devrimci kopuşun anlam ve değeri daha iyi anlaşılır. O tarihsel koşullarda bu düşünsel bir devrimi ifade eder.

Fakat Kaypakkaya’nın en az bu iki yönü kadar önemli bir özelliği daha vardır fakat genellikle gözden kaçırılır: Özgünlüğü. Ayaklarını bu coğrafyaya basmaya çalışması.

Asıl olarak Türkiye devriminin izleyeceği yol konusunda birbirlerinden ayrılan dönemin diğer iki devrimci örgütünden THKO’nun da THKP-C’nin de çizgi ve görüşleri o dönem Latin Amerika’nın değişik ülkelerinde zaten düşünsel ve pratik bir güç haline gelmiş görüşlerin Türkiye’ye uyarlanmasıdır. Mahir Çayan’ın Kesintisizler olarak bilinen çözümlemeleri özgün yönler içerir gerçi ama stratejinin dayandığı temel tezi oluşturan Politikleşmiş Askeri Savaş Stratejisi (PASS) temelinde yürütülecek ‘öncü savaş’ anlayışı da başlangıçta kırda örgütlenecek küçük birimlere dayalı gerilla savaşının kırlardan şehirlere doğru gelişmesi stratejisine dayalı Fokoculuk da Latin Amerika kökenli, bu anlamda bir nev’i ‘tercüme’ stratejilerdir.

Gerçi Kaypakkaya da bu açıdan farklı bir konumda değildir. Onun dünya görüşünün temel çerçevesini de Maoculuk oluşturur. Fakat o bunu genel bir ideolojik kalıp düzeyinde bırakmayıp Türkiye somutu ile birleştirme yönelimine girmesiyle Deniz’ler (daha doğrusu THKO’nun teorisyeni Hüseyin İnan) ve Mahir’den ayrılır. Aydınlık’tan ayrılmadan öncesinden başlayarak Çorum-Malatya ve Dersim havalisinde yürüttüğü sosyo-ekonomik yapı araştırmalarıyla girdiği yönelim bu yönüyle anlamlı ve değerli bir adımdır.

***

12 Mart’ı izleyen yıllarda ’71 devrimci kopuşunun öncülerini anarken iki tarz çıkar karşımıza:

Bunlardan ilki, onların çığır açan devrimci düşünce ve eylemlerini o günkü halleriyle mutlaklaştırır, dogmalaştırır, bir anlamda mumyalar.

Diğer yaklaşım ise, onları bugünün gerçekliği üzerinden geleceğe nasıl taşımamız gerektiği sorusunu temel alır. İlki gibi bu yaklaşım da söyledikleri ve eylediklerinin o tarihsel koşullardaki çığır açıcı işlev ve önemini teslim eder; lakin ilkinden farklı olarak onları artık kalıplaşmış bir kahramanlık edebiyatının konusu olmaktan da çıkarır. Onlara o rolü oynatan cesaret ve iradeyi bütün canlılığı ve yaratıcılığıyla güne taşımanın tayin edici halkasını yakalamayı esas alır.

’71 devrimci hareketi, kapitalizmin çürüyen aşaması olarak emperyalizme karşı ulusal kurtuluş devrimleri ve görkemli proletarya eylemleri dalgasının yükseldiği tarihsel koşullarda doğmuştur. Dünya devrim dalgasının geri çekilişiyle paralel seyreden neoliberalizm kışından sonra 21. yüzyılın ilk çeyreğini tüketmek üzere olduğumuz günümüz koşulları ise çok farklıdır. Gerçi bu fark onların öncüleşmelerinde yerleşik anlayış ve kalıpları kırma cesareti ve iradelerinin tayin edici olduğu gerçeğini ortadan kaldırmaz. Fakat tam da bu tayin edici özellik, görüş ve eylemlerine bağlılık adına onları zaman ve mekandaki değişimlerden soyutlayan bir dogmatizme saplanıp kalmamak mecburiyetini bir kez daha karşımıza çıkarır.

Bu durumda Kaypakkaya, Deniz’ler ve Mahir’lerin mirasını güne taşımanın yakalanacak halkası nedir? Bunu kısaca, devrimi örgütleyebileceğimiz iddiası ve iradesini onlardaki kadar güçlü bir biçimde tekrar kuşanmak olarak tanımlayabiliriz. O yıllarda “Gerçekçi ol, imkansızı iste” sloganında ifadesini bulan bu iddia ve irade, devrim yapma bilinci ya da aynı anlama gelmek üzere devrimci iktidar bilinci olarak da ifade edilebilir.

Neoliberalizmin kışı sırasında dünyada da Türkiye’de de genel anlamda sol en başta bu ruh ve iddiayı yitirmiştir. Bu iddia ve ona paralel olarak gelişen irtifa kaybında bizi aşan nedenlerin payını görmezden gelemeyiz elbette. Fakat onun hâlâ süren cılızlığı ve etkisizliğinin öznel nedenleri öncelikle buradadır. Devrimci iktidar perspektifinin zayıflayıp silikleşmesine paralel gelişen değer erozyonu ve deformasyondadır.

Diğer yandan sorunun çözümü de bu noktada saklıdır.’71 devrimci atılımının simgesi tarihsel öncülerimiz bizlere asıl bu noktada örnek olmalıdırlar. ’71 devrimciliğinin bizlere bıraktığı mirasın bir yerde özünü oluşturan devrimi başarma iddiası ve iradesine bugün her zamankinden daha çok ihtiyacımız var. Geride bıraktığımız yenilgi ve tasfiyecilik yıllarının tozunu-toprağını üzerimizden atıp silkinmemiz, o dönemde serpilip büyüyen anlayış ve alışkanlıklarımızdan arınabilmemiz, göreli ve sınırlı başarılarla yetinen iddiasızlığımızı aşabilmemiz buna bağlı çünkü.

Bu yüzden bugün onları anarken her birimiz en başta bu açıdan Kaypakkaya’laşmayı, Deniz’leşmeyi, Mahir’leşmeyi, Sinan’laşmayı, Cevahir’leşmeyi, Ali Haydar’laşmayı… esas almalıyız. Onların anılarını canlı tutup yaşatmanın yolu buradan geçmektedir.



Ocak 2026
PSÇPCCP
 1234
567891011
12131415161718
19202122232425
262728293031 

More in Dosya-Haber