Connect with us

Makale

Anton Ekmekçi Yazdı: Klan Topluluklarında Sosyal Entropi Artışı ve Çürüme

Sosyalist çevreye tüneyen bazı siyasi gericiler yozlaşma kavramını özgür cinsel seçim ve yaşam ilkesi ile ilişkilendirerek anlamını saptırmaya çalışırlar. Halbuki aileden başlamak üzere toplumsal ahlak ve cinsiyet anlayışı, yozlaşmaya dair en devasa sosyal katalizatör görevini görmektedir. Bir şey özelliksiz ve niteliksiz olduktan sonra o şeyin kendi kendisi ve çevresi ile olan ilişkisi de özelliksiz ve niteliksiz olmaktadır.

Değişimden kaçınan kapalı klan topluluklarında sosyal entropi durmadan artar. Yani kendileri ve birbirleriyle olan ilişkileri sınıfsal realiteye bağıntılı ussal değer ve kültürel köprüler ile kurma yeteneği bozunuma uğrayarak yozlaşırlar.

Devrimci hayat akan, kir tutmaz bir nehir gibidir ve eğer siz onu yıllarca süren durağan bir göle çevirirseniz kokuşur. Gelenekselciliğin ve tutuculuğun bir nedeni de birey ve toplulukların yaşamını durağan bir göle çevirmiş olmasından ileri gelir. Politik geleneğimizin sosyal formasyonu içinde ortaya çıkan en belirgin yaşamsal sapma, nesnelliği tükenmiş bir yöntemle yaşamak düsturu anlamına gelen; “Gerçekte yaşamaktan ziyade, anılar ile yaşıyormuş gibi yapmak” gibi eylem olmayan bir eylemden türetilmiş pasifizm suretinde kendisini göstermektedir. Ezbere ve tılsımı tükenmiş bir yöntemle düşünme eylemi, böylesine köhnemiş ve eylemsizleşerek tarihselliğini yitirmiş egzotik bir dünyanın yaşam döngüsünden yeşermektedir.

Oysa proleter kültür dediğimiz hazine, belli değerlerin yardımı sayesinde, pratiğe bağlı tecrübe ve deneyim ile üretilebilmektedir. Bu anlamda bir işçi arının balı ortaya çıkardığı gibi komünist kültürü açığa çıkarmak, proletaryanın ve küçük burjuvazinin yarı asalak ve lümpen katmanlarının işi olamamaktadır. Saflara gelen lümpen proletarya, komünist kültüre güç veren ve yücelten değersel katkıları aşındırma ve yok etme eğilimine girerler. Bu kaçınılmaz bir eğilimdir ve eşyanın tabiatına uygundur. Gelenek saflarında boy veren bu tür paçoz eğilimler genellikle bu bahse konu olan yok ediş çabasını, “şehit ve anılara bağlılık” argümanıyla, zamanda geriye doğru giden keskin bir particilik ve radikal muhafazakarlık kisvesi altında yürütmektedirler. Bütün bu sahte ritüel ve gösterilerin bilinçsiz ve yabancılaşmış yaşamdan mustarip çoğunluk çevre tarafından ilgi görmesi, gericiliğin üretilmesine sebebiyet vermektedir. Geleneğimiz proleter devrimci eğilimin güçlenmesine paralel olarak özellikle sosyal medya platformu üzerinden bu gerici üretimin ataklarıyla karşılaşması bundandır.

 İletişim alanındaki teknolojik devrimlerin, mesela sosyal medya kullanımının toplumu yozlaştırdığı yönündeki dinsel ana akım görüş diyalektik değildir. Aslında iletişim araçlarının yaygın kullanımı, bizlere toplumsal yapının üretim süreçlerinden kaynaklı olarak ne kadar yozlaştığını görünür kıldı. Devrimci geçinen bir kişiyi klavye başında şantajcı ve çirkin kılan şey teknoloji değil onun öz yaşam etkinliğine konu olan öyküsüdür. Geleneğin bir kısım sosyolojisi içindeki bu yabancılaşma durumu, uzun bir tarihsel öyküsü olan Sosyo ekonomik sebeplerle çürüme aşamasına ulaştığını haber veriyor. Dış devrimci dinamik etkenlerin olumlu niteliklerinden soyutlanmış, sınıfsal özünden devrimci tarihsel bilinçten uzaklaşmış ve piyasanın dolaşımına koşullanan anı- biyografi pazarlamacılığı ile kendisini gerçekleştirme çabası içinde olan lümpen, başı boş kesimlerin, Sosyalist demokrasinin bugünden yarına inşasına katacakları bir tek tuğla tanesi yoktur. Kapitalist üretimin iş bölümüne dair herhangi bir ihtisas alanında çalışan bir küçük burjuva teknokrat, bağlı bulunduğu şirketin veri koruma (Daten Schutz) yasasına bağlı kalmaktan dolayı ürettiği burjuva meslek etiğine bile sahip olamayan “devrimci birey”, iddiasındaki yığınla insanın var olduğu bir toplumsal çevrede yaşıyoruz. Sosyalist demokrasi mücadelesini veren kurumlarda faal olan kadroları dedikodu ve dezenformasyon yolu ile yıpratıp teşhir ederek hükümetin siyasi polisi nezdinde burjuva yargısının keyfi yaptırımlarına açık hale getirmek, ticari işletmelerin yazılı etik ve ahlak ilkelerinin bile gerisine düşmektir.

Bir politik gruptaki yozlaşmanın en büyük belirtisinin, yükselen politik ve kültürel popülizm olduğunu yüksek sesle belirtmek gerekiyor. Sınıf bilinçli proletarya bu tür abartılı eğilimlerden her zaman bilimsel kuşku duymalıdır. Yalan söylemek, var olmayan sahte pratik üretimi veya elde olan bir miktar üretimin abartılı ve efsunlu sunumu şeklindeki eğilimler, bilimsel şüphe duymak için değerli kanıtlardır. Kendi siyasi muhaliflerini düşman olarak görmek, kontrol edilemeyen nefret histerisi, komplo, şantaj, iftira ve sanatsal hoşgörünün ortadan kalkması böyle bir dünyada gerçekleşmektedir. Aydınların hatalı görülen düşüncelerinin bilimsel olarak eleştirip çürütmek yerine onları yok edilecek bir düşman gibi görüp varoluşuna yönelmek, adeta faşizmi sonuçtan sebebe doğru Sosyo psikolojinin düşünce atomları ile inşa etmek girişiminden başka bir şey değildir. Böyle bir gerici hayata ortak olan kesimler hala kendilerinin çok erdemli olduklarını iddia ediyorlarsa eğer, bu duruma, bir tarihsel varlık olarak insanın kendi tarihinin en büyük yalancısı durumuna düşmesi anlamına gelir. Bize, insan olduğumuzu hatırlatan, çevremiz ile olan ilişkilerimize değiştirici yön veren ve nihayet insan olarak özümüze dönmemize olanak sağlayan değerler ancak komünist teori ve pratik üretimi ile mümkün olmaktadır. Komünizm için üretmek, kaybolmakta olan insani doğamıza doğru yapılacak yeniden yolculuğun tek ereğidir.

 Bazı burjuva uzmanlar, teknolojik alanda yaşanan gelişmelerin toplulukları, kültürel alanda açık toplumlara dönüştürdüğünü iddia etmektedirler, ama bu tespitler bilimsel değildir. Çünkü kültür esas olarak sadece teknolojik tüketim maddeleri yardımı ile değil, kişi ve toplulukların kendi ekonomik ilişki ve öz yaşam etkinliğinin etrafında şekillenmektedir. Örneğin Amasya’nın bir köyünde tarlasını suladıktan sonra evine gelen bir köylünün burjuva aile modelini işleyen bir dizi filmin bağımlısı olması, buna benzer bir uzak mahalli topluluğun, Amerika ya da batı toplumunun burjuva kültürel yapısına doğal yollar ile eklemeler gerçekleştirdiği anlamına gelmiyor. Kapitalizmin sunduğu maddi tüketim ilişkisi burada taklit ve manipülasyon yardımı ile kültürel tüketim ilişkisine dönüşmektedir. Çünkü her şey sınıfsallıktan gelmekte ve sınıfsal olmaya doğru baskılanmaktadır. Eğer bir yerde kültürel yozlaşmadan bahsediliyorsa, o yerde daha önceden var olan olumlu niteliklerin yitirildiği anlamına geliyor.

Sosyalist çevreye tüneyen bazı siyasi gericiler yozlaşma kavramını özgür cinsel seçim ve yaşam ilkesi ile ilişkilendirerek anlamını saptırmaya çalışırlar. Halbuki aileden başlamak üzere toplumsal ahlak ve cinsiyet anlayışı, yozlaşmaya dair en devasa sosyal katalizatör görevini görmektedir. Bir şey özelliksiz ve niteliksiz olduktan sonra o şeyin kendi kendisi ve çevresi ile olan ilişkisi de özelliksiz ve niteliksiz olmaktadır. Bu durumda olan insanların gösterişli politik aksesuarlara ve algı hilelerine ihtiyaç duymalarının nedeni bu şeyleşme ve hiçleşme süreçlerinden ileri gelmektedir. Bir şey artık kendisinde daha önce var olan iyi şeylerden yitime uğramakta ve adeta hiçbir şeye dönüşmektedir. Üzeri politik ve kültürel motif işlemeli muhafazakâr bir çarşaf ile kapatılmaya çalışılan bu “Ne idüğü belirsiz” durum, nötr, kopuk ve yalıtılmış bir toplumsal alanda hareket etmemekte, bilakis zarar verici bir aktivite üretmektedir. Devrimci bir örgüt de sonuçta mini bir uygarlık gibidir.

Biz bu duruma kısaca komün uygarlığı girişimi diyebiliriz. Tarihte her uygarlığın gerileyiş ve çöküş dönemlerinde yozlaşmadan çok şikâyet edilmiştir. Oysa tarihte yozlaşmayı bu kadar yakınır hale getirecek kadar görünür kılan şey, ekonomik etkinliğin insanın öz doğasının ihtiyaç ve denetiminden çıkmış olmasından ileri gelir. Özel mülkün tarihinde doğan ve çöken bütün uygarlıklar yozlaşmanın nedenlerini de durmadan ürettiler. Aslında bunlar yozlaşıp sapkınlaşan ilkel komün ekonomisinin enkazlarından dışarıya çıktılar. Bu durum, modern komün uygarlığının ilk denemesinde olduğu gibi amacından sapkınlaşma tehlikesinin ortadan kalktığı anlamına gelmiyor. Bu nedenle geleneğimiz saflarındaki proleter devrimcilerin her türden burjuva çizgi ile mücadele içinde olması ve bilimsel kuşkuculuk projektörünü en gölgede kalan ücra köşelere kadar cesaretle tutması elzemdir.  



Mart 2026
P S Ç P C C P
 1
2345678
9101112131415
16171819202122
23242526272829
3031  

More in Makale