
Coğrafyamızın ormanları yanarken, bu felaketler genellikle “doğal afet” veya “kaza” olarak sunuluyor. Ancak yanan ormanların ardında çok daha derin, sistemik ve rahatsız edici bir gerçeğin yattığını, bu alevlerin aslında Türkiye’nin elektrik dağıtım şebekesinin neoliberal özelleştirilmesinin doğrudan, öngörülebilir ve sistemik bir sonucu olduğunu açıkça ortaya duruyor. Bu yangınlar, esasen, mevcut politikalarla savunmasız hale getirilmiş bir coğrafyayı tutuşturan sermayenin kar hırsının kıvılcımlarıdır.
Elektrik altyapısından felakete
Orman yangınlarının önemli bir bölümünün, artık göz ardı edilemeyecek bir düzenlilikle, elektrik altyapısından kaynaklandığına dair ezici kanıtlar mevcut. Bu durum, yangınları bir “kaza” olmaktan çıkarıp, öngörülebilir bir sistemik arızanın sonucu haline getiriyor. Ateşlemenin temel nedeni, iki zıt yüklü kutup arasında kısa devre sonucu oluşan elektrik arkıdır. Bu arklar, muazzam ısı enerjisi açığa çıkararak çevredeki kuru ot, çalı veya ağaç gibi yanıcı maddeleri kolayca tutuşturur.
Bu felaketlere yol açan teknik mekanizmalar şunlar:
*Eski ve Yıpranmış Altyapı: Türkiye’deki enerji nakil hatlarının (ENH) önemli bir kısmı yetersiz bakım ve onarımdan geçmemiştir.
*Sarkan Hatlar ve Faz Çakışmaları: Özellikle yaz sıcaklarında genleşen ve sarkan teller, rüzgarla birbirine temas ederek yüksek ısılı arklar oluşturur.
*Bitki Örtüsü Yönetimindeki Başarısızlık: ENH’lerin altındaki güvenlik şeritlerindeki kuru otların ve çalıların temizlenmemesi, yangın için mükemmel bir yatak hazırlar.
*Arızalı Transformatörler: Trafolar da önemli bir yangın kaynağıdır ve 2021 Marmaris ve Datça yangınlarında rolleri yetkililerce dile getirilmiştir.
Bu teknik arızaların yol açtığı yıkım istatistiklerle de sabittir:
*2021’deki büyük yangın felaketinde yanan yaklaşık 140 bin hektarlık alanın 46.130 hektarı (%33) enerji tesisleri ve hatlarından kaynaklanmıştır. Orman Mühendisleri Odası’na göre bu oran %26.8’dir.
*Sadece bir yıl içinde enerji iletim hatlarından kaynaklanan 230 yangında yaklaşık 3.300 hektar ormanlık alan yok olmuştur.
*Orman Mühendisleri Odası raporlarına göre, enerji nakil hattı kaynaklı yangın oranı her yıl artış göstermektedir. TMMOB’un bir raporu, yıllık ortalama yanan alan miktarında %85,5’lik bir artış olduğunu kaydetmiştir.
*Resmi istatistikler sorunun gerçek boyutunu gizleyebilir; örneğin, OGM’nin Muğla için 2023 raporunda yangınların %45’i “Meçhul” olarak sınıflandırılmıştır. Bu, kurumsal sorumluluğun üzerini örtmek için elverişli bir zemin yaratmaktadır. Bu nedenle, %25-30 gibi oranlar gerçeğe daha yakın tahminler olarak kabul edilmelidir.
Türkiye elektriğinin özelleştirilmesinin anatomisi
Türkiye’de elektrik hizmetleri uzun yıllar boyunca bir kamu hizmeti anlayışıyla, devletin kalkınmacı rolünün bir parçası olarak görülmüştür. Türkiye Elektrik Kurumu (TEK), elektriği kâr edilecek bir meta değil, toplumsal ve ekonomik kalkınmanın temel bir girdisi olarak kabul ediyordu. Ancak 1980’lerde başlayan neoliberal dalga ve Dünya Bankası gibi uluslararası finans kuruluşlarının teşvikiyle, 1994’te TEK’in ikiye bölünmesiyle ilk adım atıldı.
Asıl kırılma noktası ise 2004’te TEDAŞ’ın özelleştirme kapsamına alınmasıyla yaşandı. Türkiye coğrafi olarak 21 ayrı elektrik dağıtım bölgesine bölündü ve 2013 yılına gelindiğinde, ülkedeki elektrik dağıtımının %100’ü özel sektörün eline geçti.
Bu “büyük devir,” kamuya ait stratejik bir varlığın, büyük ölçüde siyasi iktidarla yakın ilişkilere sahip bir avuç holdinge aktarılmasıyla sonuçlandı. “Beşli Çete” olarak bilinen Cengiz, Kolin, Limak gibi holdinglerin yanı sıra Çalık, Sabancı (EnerjiSA) gibi büyük sermaye grupları ihalelerde öne çıktı. Daha da önemlisi, bu devralmalar genellikle yine kamu kaynaklarıyla finanse edildi. Örneğin, Limak-Cengiz-Kolin ortaklığı, Uludağ ve Çamlıbel dağıtım bölgelerini satın almak için kamu bankalarından yaklaşık 1 milyar dolarlık kredi temin etti. Bu, riskin kamulaştırılıp kârın özelleştirildiği klasik bir modeldir: Halkın parası, halkın varlıklarının özel şirketlere devredilmesi için kullanılmıştır.
Bu özelleştirme, kamu sisteminin başarısızlığından kaynaklanan ekonomik bir zorunluluk değil, neoliberal ideolojiye dayalı siyasi bir tercihti. Amaç, kamuya ait kârlı ve stratejik bir alanı, siyasi olarak hizalanmış sermaye grupları için yeni birikim alanlarına dönüştürmektedir. Ayrıca bir kamu tekelinin 21 ayrı özel şirkete bölünmesi, sorumluluk zincirini kasten kırmıştır. Bir yangın veya kesinti durumunda sorumluluğun kime ait olduğu belirsizleşmiştir. Bu parçalanma, özel elektrik dağıtım şirketlerinin hesap vermekten kaçınmasını kolaylaştıran sistemin bilinçli bir “özelliğidir.”
Kârın insana tercihi ve piyasalaştırılmış bir şebekenin içsel çelişkileri
Elektrik dağıtımının özel şirketlere devredilmesiyle, artık kamu hizmeti mantığı değil, sermayenin kâr mantığı işlemektedir. Bir özel şirketin birincil ve yasal yükümlülüğü, kamuya hizmet etmek değil, hissedarlarının kârını maksimize etmektir.(*) Bu temel öncelik, güvenli ve kesintisiz elektrik sağlama gibi kamusal hedeflerle doğrudan çelişir.
Bu çelişki, şirketin operasyonel kararlarında somutlaşır:
*Maliyet Olarak Görülen Bakım: Önleyici ve düzenli bakım, şirket için gelir getirmeyen bir maliyettir. Kâr marjını artırmanın en kolay yolu, bu “gideri” kısmak, ertelemek veya daha ucuz, kalitesiz malzemelerle yapmaktır. Elektrik Mühendisleri Odası (EMO) ve sendikalar, sistem kamunun elindeyken bakımların daha düzenli yapıldığını, özelleştirme sonrası ise ciddi bir gerileme yaşandığını belirtmektedir.
*Kısılan Altyapı Yatırımları: Yıpranmış hatların yenilenmesi veya ormanlık alanlardaki yüksek riskli hatların yeraltına alınması gibi önlemler, devasa sermaye yatırımları gerektirir. Özel bir şirket, kârını doğrudan azaltacağı için bu tür yatırımlardan kaçınır.
*Emeğin Güvencesizleştirilmesi ve Vasıfsızlaştırılması: İşletme maliyetlerini düşürmenin bir diğer yolu da işgücü maliyetlerini kısmaktır. Özelleştirme sonrası birçok dağıtım şirketinde, deneyimli kadrolar işten çıkarılmış veya güvencesiz işçilerle değiştirilmiştir. DİSK Enerji-Sen gibi sendikalar, bu durumun hem işçi sağlığı ve güvenliği açısından ölümcül riskler yarattığını hem de şebekenin bakım ve onarım kalitesini düşürerek kamu güvenliğini tehlikeye attığını vurgulamaktadır.
Özelleştirilmiş elektrik dağıtımının iş modeli, ekonomik bir kavram olan “dışsallık” üzerine kuruludur. Şirketler, kârlarını maksimize etmek için maliyetlerini en aza indirirken, bu maliyet kesintilerinin yarattığı risklerin bedelini kendileri ödemezler. Bu bedel, toplumun geri kalanına yüklenir. Yanan bir ormanın ekolojik maliyeti, yok olan bir köyün sosyal ve ekonomik maliyeti, kaybedilen bir canın paha biçilmez bedeli ve yangın söndürme operasyonlarının devasa kamu harcaması, şirketlerin bilançolarında bir gider olarak yer almaz. Kârlar özelleştirilirken, felaketlerin maliyeti kamulaştırılır. Dolayısıyla, kapitalist bir çerçevede, bir şirketin kamu güvenliğiyle kumar oynaması “rasyonel” bir davranış haline gelir.
Türkiye’nin yanan kıyılarından vaka analizleri
Teorik çerçevede ortaya konan kâr odaklı modelin yol açtığı sistemik ihmal, Türkiye’nin en değerli ekosistemlerinde ve yerleşim yerlerinde somut felaketlere dönüşmüştür. Özellikle yangın riski en yüksek olan Muğla, Antalya ve İzmir gibi bölgeler, bu modelin bedelini en ağır şekilde ödemiştir.
*Muğla (Aydem EDAŞ – Aydem/Bereket Holding): 2021 yazında Muğla’yı küle çeviren büyük yangınlar, bu modelin en trajik sonuçlarından biridir. Yangınların ardından yapılan incelemeler ve uzman görüşleri, defalarca elektrik altyapısındaki sorunlara işaret etmiştir. Yerel yetkililer ve halk, enerji nakil hatlarındaki bakımsızlığı defalarca bildirdiklerini ve “yangına neden olacak” dediklerini ifade etmiştir.
*İzmir (Gediz EDAŞ – Aydem/Bereket Holding): Çeşme’de çıkan ve büyük bir alana yayılan yangının nedeni, dönemin İzmir Valisi tarafından net bir şekilde “elektrik iletim hatları” olarak açıklanmıştır. Halkın tanıklığı ise durumu özetler nitelikte: “Teller eski, rüzgar kuvvetli, yatırım yok.”
*Antalya (Akdeniz EDAŞ – Cengiz Holding/Kolin İnşaat): Manavgat felaketinin çıkış nedeni tartışmalı olsa da, yangın sırasında bölgede 272 trafoda elektrik kesintisi yaşanması, altyapının ne kadar kırılgan ve sorunlu olduğunu göstermektedir. Bölgenin elektrik dağıtımını, iktidara yakınlığıyla bilinen Cengiz ve Kolin Holding’in ortaklığı üstlenmektedir.
*Diyarbakır/Mardin (Dicle EDAŞ – Eksim Holding): 2025’teki yangının elektrik kaynaklı olduğu savcılık ön raporunda belirtilmiş, kırık izolatörler ve şebeke arızaları ihmal olarak dile getirilmiştir.
Bu felaketler yaşanırken, sorumlu şirketlerin ve ana holdinglerin finansal tabloları, önceliklerinin nerede olduğunu açıkça ortaya koymaktadır:
*Muğla ve İzmir’deki yangınların sorumlusu Aydem ve Gediz EDAŞ’ın ana şirketi Aydem Yenilenebilir Enerji, mali zorluklar yaşadığı dönemlerde bile hissedarlarına temettü (kâr payı) dağıtmaya devam etmiştir.
*Antalya’daki altyapıdan sorumlu olan Cengiz Holding ve Kolin İnşaat, Türkiye’de kamudan en çok ihale alan şirketler arasında yer almakta ve devasa kârlar elde etmektedir. Bu durum, kontrol ettikleri elektrik şebekesinin bakımsız ve tehlikeli durumuyla tam bir tezat oluşturmaktadır.
Bu vakalar, bir tesadüfler dizisi değil, bilinçli bir ihmal modelini göstermektedir. Yangınların farklı bölgelerde ve farklı holdinglere ait şirketlerin sorumluluk alanlarında meydana gelmesi, sorunun tek bir “kötü yönetilen” şirketten kaynaklanmadığını, bizzat özelleştirilmiş modelin kendisinden kaynaklandığını kanıtlamaktadır. Tüm bu şirketleri aynı ihmal davranışına iten ortak payda, kamu güvenliği pahasına kârı maksimize etme zorunluluğudur. Bu durum, şirketlerin sorumluluğu yerine getirmemenin sonuçlarına büyük ölçüde katlanmamasıyla bir “manevi tehlike” yaratmaktadır.
Devlet denetimi neden başarısız oluyor?
Özelleştirme savunucularının temel argümanlarından biri, özel sektörün kâr hırsının, etkin bir devlet denetimi ve düzenlemesiyle kontrol altına alınabileceğidir. Ancak Türkiye’deki deneyim, bu denetim mekanizmasının bir yanılsamadan ibaret olduğunu göstermektedir. EMO gibi uzman kuruluşların ve sendikaların en temel eleştirisi, sistemde etkin, bağımsız ve caydırıcı bir denetimin bulunmamasıdır. Bu durum, denetimin gerçek bir güvenlik ve kalite kontrolünden ziyade, prosedürel bir formaliteye dönüştüğünü ifade eder.
Denetimle yükümlü olan devlet kurumları, denetledikleri şirketlerin ekonomik ve siyasi gücü karşısında bağımsızlıklarını yitirirler. Türkiye’de elektrik dağıtımını kontrol eden holdingler, iktidarın en büyük altyapı projelerinde yer alan devasa birleşik şirketlerdir. Bu durum, onlara devlet aygıtı üzerinde muazzam bir siyasi ve ekonomik nüfuz kazandırır. Dolayısıyla, düzenleyici kurumlar için en az dirençli yol, yüzeysel denetimler yapmak ve temel güvenlik standartları yerine usule uygunluğa odaklanmaktır.
Sosyalist bir devlet teorisi perspektifinden bakıldığında, bu durum bir anomali değil, kapitalist bir devlette beklenen bir sonuçtur. Devlet, kamu çıkarları ile özel sermaye arasında tarafsız bir hakem değildir; aksine, sermaye birikim sürecini aktif olarak kolaylaştıran bir aktördür. Türkiye’de elektrik sektöründe yaşananlar bu teoriyi doğrular niteliktedir: Devlet, özelleştirme kararıyla kamu varlığını piyasaya açmış, kamu bankaları aracılığıyla varlıkların yandaş şirketlerce satın alınmasını finanse etmiş ve zayıf denetim mekanizmalarıyla bu şirketlerin kârlarını maksimize etmek için kamu güvenliğini tehlikeye atmasına göz yummuştur.
Yangın önlemede küresel dersler
Türkiye’de yaşananlar münferit değildir; kâr amacı güden özel şirketlerin kontrolündeki elektrik şebekelerinin felaketlere yol açtığı başka ülkelerde de görülmektedir. Kaliforniya’da PG&E gibi şirketler bakımsız altyapı nedeniyle milyarlarca dolarlık tazminat talepleriyle karşı karşıya kalmış ve iflas etmiştir. Yunanistan ve Avustralya’da da benzer şekilde, özelleştirilmiş altyapının yangınların bilinen bir nedeni olduğu kabul edilmektedir.
Ancak bu başarısızlıkların aksine, kamu mülkiyetinin veya tavizsiz devlet düzenlemesinin ön planda olduğu modeller, yangınları önlemede çok daha başarılıdır:
*İspanya (Red Eléctrica de España – REE): Devlete ait iletim operatörü REE, hatlarının altındaki bitki örtüsü koridorlarını sadece güvenlik için temizlemekle kalmaz, aynı zamanda bu koridorları yangınların yayılmasını engelleyen birer ateş kesme şeridi (cortafuegos) olarak tasarlar. Bu, kamu yararı için hareket eden bir kamu kuruluşunun modelidir.
*Avustralya (Victoria): 2009’daki yıkıcı “Kara Cumartesi” yangınlarının ardından Victoria eyalet hükümeti, devlete ait devasa bir programla şebeke güvenliğini artırmış, devrilen hatlardan kaynaklanan kıvılcımları önlemek için yenilikçi teknolojilerin (REFCLs gibi) zorunlu kurulumunu sağlamıştır.
*Kaliforniya (Kamu Mülkiyetindeki Kuruluşlar – POUs ve Sıkı Düzenleme): Yatırımcı sermayeli şirketler başarısız olurken, Kaliforniya’nın kamu mülkiyetindeki kuruluşlarının yerel itfaiye teşkilatlarıyla daha iyi entegre olduğu ve topluluk odaklı çalıştığı belirtilmektedir. Eyalet hem özel hem de kamuya ait tüm kuruluşlara son derece katı ve ayrıntılı Yangın Azaltma Planları (WMPs) hazırlama ve uygulama zorunluluğu getirmiştir. Bunlar tavsiye değil, bağımsız olarak denetlenen ve uyulması yasal olarak zorunlu olan planlardır.
Bu başarılı modeller, Türkiye’nin başarısız modeline kıyasla temel bir felsefe farkını ortaya koymaktadır: Güvenlik, özel bir şirketin en aza indirmesi gereken bir maliyet değil, kolektif güvenliğe yapılan kamusal bir yatırımdır. Etkili modeller proaktif mühendisliğe odaklanırken, Türkiye modeli reaktif yangın söndürme döngüsüne sıkışıp kalmıştır.
Sonuç: Enerjimizi geri kazanmak, geleceğimizi korumak
Türkiye’nin ormanlarını küle çeviren alevler ile elektrik dağıtımının özelleştirilmesi arasında doğrudan ve kopmaz bir neden-sonuç ilişkisi olduğunu ortaya koymaktadır. Bu ilişki, basit bir ihmalden öte, sistemik bir çürümenin ve siyasi bir tercihin sonucudur.
Varılan sonuçlar, net bir eylem planını zorunlu kılmaktadır:
*Yangınlar, bakımsız ve eskiyen elektrik altyapısından kaynaklanmaktadır.
*Bu kritik altyapı, kâr amacı güden özel şirketlere devredilmiştir.
*Bu şirketler, doğaları gereği kârlarını maksimize etmek zorunda oldukları için, maliyetli olan bakım ve altyapı yatırımlarını sistematik olarak ihmal etmeye yapısal olarak teşvik edilmektedir.
*Devletin düzenleyici kurumları, denetlemekle yükümlü oldukları şirketlerin siyasi ve ekonomik nüfuzu altında ezilerek bu süreci durduramamış, bir “kontrol illüzyonu” yaratmaktan öteye gidememiştir.
*Dünyadaki başarılı örnekler, bu tür felaketleri önlemenin yolunun kamusal mülkiyet veya tavizsiz devlet müdahalesinden geçtiğini göstermektedir.
Bu bulgular ışığında, tek bir mantıksal ve etkili çözüm yolu kalmaktadır: kamulaştırma. Türkiye’nin 21 elektrik dağıtım bölgesinin yeniden kamulaştırılarak halkın mülkiyetine geçirilmesi, radikal veya geriye dönük bir adım değil, başarısız olduğu kanıtlanmış bir neoliberal deneye verilmesi gereken rasyonel ve zorunlu bir yanıttır. Bu, artık bir kamu güvenliği, ekolojik beka meselesidir.
Fakat bu, sadece geçmişin TEK modeline bir dönüş olmamalıdır. Yeniden kamulaştırılmış bir şebeke, 21. yüzyılın gereklerine uygun, modern, demokratik ve ekolojik olarak sorumlu yeni bir kamu hizmeti anlayışıyla inşa edilmelidir.
*Güvenliği en üst öncelik olarak belirlemeli; İspanya ve Avustralya’dan alınan derslerle şebekeyi güçlendirmek, hatları yeraltına almak ve yeni teknolojilere yatırım yapmakla yükümlü olmalıdır.
*Hissedarlara değil, halka karşı sorumlu olmalı; tüm faaliyetlerini ve finansal tablolarını tam bir şeffaflıkla kamuoyuna açıklamalıdır.
*Güvenceli, sendikalı ve vasıflı bir işgücünü garanti etmeli, emeğin haklarını ve iş güvenliğini temel ilke olarak benimsemelidir.
*Kamu yararı için yönetilen, adil bir yenilenebilir enerjiye geçişin lokomotifi olmalıdır.
Ormanlarımızı yakan ateşler, sadece bir kıvılcımla tutuşmuyor; onlar, kolektif geleceğimiz yerine özel kârı değerli kılan bir siyasi ekonomiden besleniyor. Bu yangınları kalıcı olarak söndürmek için sadece alevleri değil, gücün kendisini almalıyız!.
(*) Friedman doktrini
Kaynaklar;
– Orman Yangınlarının Çıkış Nedenleri (Eğe Orman Vakfı)
– TMMOB Elektrik Mühendisleri Odası 47. Dönem Enerji Daimi Komisyonu Dağıtım Şirketleri Teknoloji, Otomasyon ve Tesis Yatırımları Alt Çalışma Grubu Raporu
– Türkiye’de Kamu Yönetiminde Neoliberal Dönüşümün Çevresel Sonuçları (Mihriban Şengül)
– Elektrik Mühendisleri Odası Elektrik Özelleştirmeleri Raporu
– Türkiye elektrik tekelleri: 21 bölge-12.75 milyar dolar özelleştirme, Kansu Yıldırım (Evrensel)
– Sosyalist Meclisler Federasyonu Programı
– Kamu Hizmeti Orman Yangını Azaltma Programı, https://osfm.fire.ca.gov/what-we-do/community-wildfire-preparedness-and-mitigation/utility-wildfire-mitigation
– Parliament Australia, Orman yangını azaltma, https://www.cpuc.ca.gov/industries-and-topics/wildfires/utility-wildfire-mitigation-plans
– Red Eléctrica,İspanya, https://www.ree.es/es/sala-de-prensa/actualidad/nota-de-prensa/2025/05/red-electrica-junta-de-castilla-leon-renuevan-hasta-2029-su-colaboracion-para-prevenir-luchar-contra-incendios-forestales








