Connect with us

Analiz

Zeynep Hayır yazdı | Bir Başak Boyu Sessizlik: Gazze’nin Sayılmayan Tarihi

Tüm dünya seyrederken, yardım noktaları birer birer haritadan silindi. Sadece binalar değil, insan onuru ve geleceğe dair umut da hedef alındı. Bu, sadece savaşın değil, planlı bir insansızlaştırma projesinin parçasıdır. Filistin’de bir halk yok edilmekle kalmıyor; hafızası, dili, varoluş hakkı da adım adım silinmek ve yok edilmek isteniyor…

“Ölüm, kaçınılmazdır. Ama bu, uğruna yaşanacak bir hayat yaratmanın önemsiz olduğu anlamına gelmez.”

Ghassan Kanafani

Bir başak boyu sessizlik çökmüştü bu topraklara… Kimi zaman toprağın dili olur, kimi zaman da suskunluğun yankısı…

Sayılarla konuşur bazıları: “50.000 ölüm”, “55.000 yaralı”, “11.000’i çocuk”, “7.000 kadın”… Ama hangi kurumun, hangi kaleminden döküldüyse bu sayılar, hep eksik kalır. Çünkü her sayı bir hayatın üstünü örtmeye çalışır gibidir. Çünkü sayılar bazen yeterince bağırmazlar. Çünkü insanlık, bazen sağırdır, kördür; dilini yutmuş, lal olmuştur.

İşte bu yazı, aklımın ve kalbimin isyanıyla, kendi körlüğüme, kendi sessizliğime bir itiraz olarak hafızaya yeniden işlemek amacıyla kaleme alındı sayılsın okuyanlarca…

Resmî rakamlar ve iddialar

BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliği’ne göre, 2023 Ekim’inden 2025 Temmuz’una dek Gazze’de en az 37.396 kişi öldürüldü.

Gazze Sağlık Bakanlığı bu sayıyı daha önce 55.000’i aşan olarak bildirdi. Aralarında 11.000’den fazla çocuk ve 7.000’e yakın kadın olduğu belirtildi.

UNICEF, Gazze’nin “çocuklar için dünyanın en tehlikeli yeri” olduğunu ilan etti.

İsrail, bu rakamların “Hamas tarafından manipüle edildiğini” öne sürdü. Ancak bağımsız araştırmalar, sivil ölümlerin ağırlıkta olduğunu doğruladı.

Ama ya rakam bile olamayanlar? Yıkılmış şehirlerin, mahallelerin, sokakların, molozlar altına gömülmüş bedenlerin, kayıpların, kimliği belirlenemeyenlerin, kefenlenememişlerin hesabı nerede tutulur?

Bu coğrafyada sayılar bile sınıfsal anlam taşır, Kimin öldüğü, kimin sayıldığı, kimin sayılmadığı önemlidir.

Körfezde Bir Döngü: Emperyalizmin inşa ettiği yıkım

Tarihin derinliklerinden bugüne kadar uzanan bu topraklarda, işgal yalnızca fiziksel değildir. Bir kader döngüsü gibi, doğduğu coğrafya nedeniyle kimlikleri belirlenen, çocukluğu molozların içinde geçen, dini değerlerin koruyucusu kılınarak savaşın ön cephesine sürülen Filistinli çocuklar…

Ancak bu döngü rastlantı değildir. Emperyalizm, bölgeye taşınmış kökten dinci örgütleri önce inşa eder, sonra “onlara karşı savaşıyoruz” diyerek yeni işgallere ve yıkımlara zemin hazırlar. IŞİD, El Kaide, Hamas, adları değişse de aynı stratejinin ürünüdür. ABD ve İsrail destekli gündem yaratma mekanizması, çoğu kez İran gibi ülkeleri “şer ekseni” ilan ederek hem iç kamuoyunu hem küresel kamuoyunu manipüle eder.

Filistin’de yaşananlar, sadece İsrail’in değil, emperyalist sistemin ve onun medya aygıtlarının kolektif suçudur. İran’ın politik pozisyonu kimi zaman Filistin üzerinden meşrulaştırılırken, emperyalist düzen bu anlatıyı tersyüz ederek hem İran’a saldırganlık zeminini hazırlar hem de Filistin halkının acılarını bir gölge savaşına dönüştürmüştür.

İnsansızlaştırılan Filistin: Yardım koridorlarının bombalanışı

Uluslararası yardım kuruluşları, aylardır temel ihtiyaçlara erişim için mücadele veriyor. Ama Gazze’ye ilaç, gıda ve temiz su ulaştırmaya çalışan tüm girişimler sistematik olarak engelleniyor.

Dünya Gıda Programı (WFP), yardımların düzenli dağıtılamadığını; yardım tırlarının çoğu zaman sınırda tutulduğunu ya da saldırıya uğradığını belirtti.

Uluslararası Kızılhaç Komitesi ve UNRWA gibi kurumların tesisleri hedef alındı. Bazı yardım merkezleri ve konvoyları, kameraların gözü önünde bombalandı.

Tüm dünya seyrederken, yardım noktaları birer birer haritadan silindi. Sadece binalar değil, insan onuru ve geleceğe dair umut da hedef alındı. Bu, sadece savaşın değil, planlı bir insansızlaştırma projesinin parçasıdır. Filistin’de bir halk yok edilmekle kalmıyor; hafızası, dili, varoluş hakkı da adım adım silinmek ve yok edilmek isteniyor…

Özetle şöyle bir benzetme ile bitirmek gerekirse; Platon’un “Devlet” adlı eserinde geçen mağara alegorisinde insanlar bir mağarada zincirlenmiş şekilde yaşıyorlar; sadece duvara yansıyan gölgeleri gerçek sanıyorlar. Asıl gerçeklik ise dışarıda, mağaranın dışında. Ama zincirlerinden kurtulup dışarı çıkan kişi (filozof), gerçeği görüp geri döndüğünde diğerleri ona inanmak istemiyor, hatta onu düşman görüyor.

Görünen odur ki, Ortadoğu halkları, Platon’un mağarasındaki tutsaklar gibi gölgelerin dünyasına zincirlenmiş durumda. Medyanın, devletlerin, emperyalist çıkarların ve iş birlikçiliğin duvarlara yansıttığı yalan gölgeler, hakikatin yerine geçiyor. Filistin’de gerçek yakılıyor ama gölgeler hâlâ barış adı altında pazarlanıyor. Gerçeği görmeye çalışanlar ya susturuluyor ya da hain ilan ediliyor. Mağaranın dışında, yangın var, içeridekilerse hâlâ gölgelerin güvenliğine sarılıyor.

Ve bir ülke her değeri ile insansızlaştırılıyor toprağına sinen tarihsel tüm değerleri ile hafızasızlaştırılıyor.

Bugün halen birçok platformda Filistin için hâlâ “çatışma” kelimesi kullanılıyor. Oysa bu kelime, yaşananları sanki eşit taraflar arasında süregelen karşılıklı bir çekişmeymiş gibi gösteriyor. Gerçek bu değil. Filistin’de yaşanan; sistematik, tek taraflı ve devlet destekli bir sömürgeci şiddettir. Evleri yıkılan, çocukları öldürülen, köklerinden koparılmaya çalışılan bir halkın karşısında tanklar, uçaklar, silahlar ve sessizlik duvarları duruyor.

“Çatışma” demek, mağdurla zalimi aynı kefeye koymak demektir. Bu kelime, hakikatin üzerini örten bir propaganda perdesidir. Gerçek ise çok daha yalın ve acı: Bu bir işgaldir, soykırımdır. Bu, emperyalist zorbalığın Ortadoğu’daki en kanlı yüzüdür.

Filistin bir çatışma değil; sömürgeci zorbalığa karşı bir halkın haykırışıdır.

Ve biz, hâlâ o haykırışı duymayan mağaradaki gölgeleri mi seyrediyoruz?

“Sadece zayıf olanlar barış ister; güçlü olanlar adalet ister.” (Ghassan Kanafani)



Mart 2026
PSÇPCCP
 1
2345678
9101112131415
16171819202122
23242526272829
3031 

More in Analiz