Connect with us

Tarih

Zeynep Hayır yazdı | Suriye’nin Kısa Tarihi-2: İmparatorluklar, Devletler ve Çok Katmanlı Bir Tarihin Bugüne Uzanışı

Suriye tarihi, dış müdahalelerle çizilen sınırların, baskıcı devlet aygıtlarının ve halkların direnişinin iç içe geçtiği bir seyir izledi. IŞİD’in ortaya çıkışı, SDG’nin direnişi ve Rojava deneyimi, bu coğrafyanın yüzyıllardır süren çözülme ve yeniden kurma döngüsünün parçasıdır.

Yazar/Zeynep Hayır

Birinci bölümde Güney Mezopotamya nehir havzaları çevresinde gelişen yerleşik yaşamın, bir arada yaşama biçimlerinin ve erken siyasal örgütlenme deneyimlerinin Suriye coğrafyasını nasıl etkilediğini ele almıştık. Bu süreçte Mezopotamya’da şekillenen deneyimlerin Suriye topraklarına doğru yayılması, burada yerleşimlerin, ticaret yollarının ve toplumsal ilişkilerin biçimlenmesinde nasıl belirleyici olduğunu, Babil, Akad ve Asur gibi erken dönem siyasal merkezlerin etkilerinin Suriye’yi farklı siyasal ve kültürel katmanların kesiştiği bir alan haline nasıl getirdiğini gözlemlemiştik. Bu tarihsel zemin, Suriye’nin milattan sonraki yüzyıllarda içine girdiği siyasal düzenleri ve çok katmanlı toplumsal yapısını anlamak için temel bir çerçeve oluşturmuştu.

Suriye tarihsel olarak hiçbir zaman tek bir halkın, tek bir inancın ya da tek bir siyasal merkezin alanı olmadı. Merkezin mutlak hâkimiyet kuramadığı bu coğrafya, farklı iktidar biçimlerinin, inançların ve toplumsal yapıların üst üste binerek varlık gösterdiği bir alan olarak şekillendi.

Milattan sonraki ilk yüzyıllarda Suriye, Roma İmparatorluğu’nun doğu eyaletleri içinde yer alır. Kentler, ticaret yolları ve vergi düzeni imparatorluk denetimi altına alınır. Üretim fazlası merkezlere aktarılırken toplumsal eşitsizlikler derinleşir. Buna karşılık kırsal ve dağlık alanlarda yaşayan topluluklar merkezi yönetime daha sınırlı biçimde dahil olur ve görece özerk yaşam biçimlerini sürdürür. Bu dönemde Hristiyanlık bölgede yayılır. Süryanice, yazı ve ibadet dili olarak önem kazanır ve kültürel sürekliliğin taşıyıcılarından biri haline gelir.

Roma egemenliğinin çözülmesiyle Bizans dönemi başlar. Merkezi otoriteyi güçlendirmeye yönelik idari ve mali düzenlemeler uygulanır. Vergi yükü artar. Dinsel farklılıklar idari yapı içinde daha görünür hale gelir. Buna rağmen Suriye bu dönemde de tek bir inanç ya da tek bir toplumsal yapı altında birleşmez. Farklı topluluklar, diller ve inançlar yan yana varlığını sürdürür.

Yedinci yüzyılda Arap fetihleriyle birlikte bölge yeni bir siyasal çerçeveye girer. İslam, Suriye’ye hem bir inanç sistemi hem de yeni bir yönetim düzeni olarak ulaşır. Arapça idari ve ticari alanlarda yaygınlaşır. Ancak bu süreç zorunlu ve tek biçimli ilerlemez. Şehir merkezlerinde Arapça daha hızlı yerleşirken kırsal ve dağlık alanlarda yerel diller ve gelenekler uzun süre varlığını korur. İslamlaşma zamana yayılan ve farklı toplumsal kesimlerde farklı biçimler alan bir tarihsel süreç izler.

Emevi ve Abbasi dönemlerinde Suriye zaman zaman bölgesel bir yönetim merkezi haline gelir. Toprak ve vergi düzeni toplumsal eşitsizlikleri derinleştirir. Merkezi iktidar ile yerel yapılar arasındaki gerilim süreklilik kazanır. Dağlık bölgelerde yaşayan topluluklar merkezi denetime sınırlı biçimde dahil olur. Bu coğrafyada modern dönemde Kürt ulusal kimliği adı altında tanınacak toplulukların üretim biçimleri, yaşam tarzları ve mekânsal süreklilikleri tarihsel olarak şekillenmeye devam eder.

Haçlı Seferleri döneminde Suriye askeri ve siyasal çatışmaların merkezlerinden biri haline gelir. Ardından Memlük egemenliği kurulur ve merkezi denetim yeniden tesis edilir.

On altıncı yüzyıldan itibaren Suriye, Osmanlı İmparatorluğu’nun parçası haline gelir. Osmanlı yönetimi askeri ve idari denetimi yerel eşraf ve dini yapılar aracılığıyla sürdürür. Toprak düzeni ve vergi sistemi üretici kesimler üzerinde ağır bir yük oluşturur. Buna rağmen Osmanlı dönemi Suriye’de tek tip bir toplumsal yapı yaratmaz. Araplar, Kürtler, Türkmenler, Süryaniler, Ermeniler ve diğer topluluklar dilsel ve kültürel varlıklarını sürdürür.

Birinci Dünya Savaşı sonrasında Osmanlı egemenliği sona erer. İngiltere ve Fransa bölgeyi kendi nüfuz alanlarına ayırır. Suriye Fransız mandası altına girer. Bu dönemde sınırlar dış müdahalelerle belirlenir. Mandater yönetim yerel toplumsal yapıların tarihsel özelliklerini dikkate almayan bir idari düzen kurar. Fransız mandasına karşı gelişen direnişler ve isyanlar Suriye’de modern siyasal bilincin şekillenmesinde belirleyici olur.

İkinci Dünya Savaşı sonrasında Suriye bağımsızlığını kazanır. Ancak siyasal istikrar sağlanamaz. Askeri darbeler ve iktidar mücadeleleri birbirini izler. 1963’te Baas Partisi iktidara gelir. 1970’te Hafız Esad askeri bir darbe ile iktidarı ele geçirir. Bu dönemle birlikte Suriye’de ordu ve güvenlik aygıtı etrafında örgütlenen merkezi ve baskıcı bir devlet yapısı kurulur. Seküler bir görünüm sunsa da bu yapı siyasal muhalefeti bastıran, toplumu denetim altında tutan ve farklı etnik ile inanç gruplarını güvenlik politikalarıyla kontrol etmeye yönelen bir karakter taşır.

Hafız Esad’ın 2000 yılında ölümünün ardından yerine oğlu Beşar Esad geçer. Beşar Esad dönemi, babadan devralınan güvenlikçi devlet yapısının sürdürülmesiyle devam eder. Bu süreçte siyasal alan daraltılır, toplumsal gerilimler birikir. Esad yönetimi de askeri ve siyasal meşruiyetini giderek yitirir.

2011 sonrasında başlayan protestolar kısa sürede silahlı çatışmalara dönüşür. Bu süreç yalnızca silahlı grupların çatışması olarak ilerlemez. Suriye devlet yapısının aşamalı çözülmesiyle birlikte derinleşir. Emperyalist güçlerin müdahaleleri çatışmayı büyütür. Bu ortamda IŞİD ortaya çıkarılır. IŞİD kendiliğinden gelişmiş bir yapı değildir. Emperyalist müdahalelerin yarattığı kaos zemininde beslenir, silahlandırılır ve büyütülür. Dini bir temsil iddiası taşısa da esas olarak ideolojik ve askeri şiddeti örgütleyen bir ölüm ve zulüm makinesi olarak coğrafyada konumlanır.

IŞİD’in vahşi saldırıları karşısında Kürtler ve Araplar 2015 yılında Suriye Demokratik Güçleri çatısı altında birleşir. SDG, IŞİD’e karşı sahadaki en etkili güçlerden biri haline gelir. Bu mücadele Rojava’da çok etnikli ve çok inançlı bir özyönetim deneyiminin ortaya çıkmasına zemin hazırlar. Bu deneyim savunma zorunluluğundan doğan meşru bir toplumsal örgütlenme pratiği olarak şekillenir.

Zamanla Suriye merkezi iktidarı ülkenin büyük bölümünde fiili denetimini kaybeder. Şam merkezli yönetim askeri ve siyasal olarak zayıflar. Bu boşlukta El Şahra gibi cihatçı figürler emperyalist aktörlerin başta ABD olmak üzere desteğiyle siyasal alanda meşrulaştırılmaya çalışılır. Aynı süreçte SDG sistematik biçimde yalnızlaştırılır. ABD ve Türkiye’nin bölgesel çıkarları doğrultusunda yürüttüğü politikalar, Arap aşiretlerinin SDG’den çekilmesine yol açar. Kürtler ve diğer azınlıklar savunmasız bırakılır.

Bugün gelinen noktada IŞİD zihniyeti, artık yalnızca bir çete formu değil, siyasal alanda devlet benzeri bir güç olarak meşrulaştırılmaya çalışılırken; IŞİD’e karşı savaşan ve büyük bedeller ödeyen SDG yapısı gayrimeşru bir zemine itilmek istenir. Türkiye’nin bölgedeki askeri ve siyasal hamleleri bu sürecin önemli bir parçası haline gelir.

Sürecin en ağır bedeli, tüm savaşlarda olduğu gibi kadınların bedeni üzerinden ödetilir. Kürt, Ezidi, Alevi ve Arap kadınlarına yönelen ideolojik ve askeri şiddet, bu coğrafyada süreklilik arz eden bir tahakküm pratiği olarak sürdürülür. Tecavüz, kaçırma ve beden üzerinden kurulan şiddet, yalnızca bir savaş aracı değil, toplumu parçalamanın bilinçli bir yöntemi olarak uygulanır. Buna karşı kadınlar direnişin en güçlü özneleri haline gelir.

Bu yazının ikinci bölümü kaleme alındığında, Şam yönetimi ile SDG arasında yeni bir anlaşma gündeme gelmişti. Tarafların açıklamaları anlaşmanın içeriğine dair farklı yorumlar ortaya koyuyor. SDG cephesinde bu adım kazanımları korumaya ve katliamları durdurmaya yönelik zorunlu bir hamle olarak değerlendiriliyor. Bu sürecin Kürt halkı ve diğer halklar açısından nasıl sonuçlar doğuracağı, kazanımların korunup korunamayacağı tarihsel seyir içinde netleşecektir.

Rojava, dün ve bugün olduğu gibi direnişin ve insanlık onurunun sembolüdür. Dünyanın dört bir yanında yükselen sesler sokaklarda, meydanlarda ve hafızalarda birbirine ekleniyor. Rojava’nın güneşi, dünyanın her yerindeki en küçük karanlık noktayı bile aydınlatmaya devam ediyor. İşte bu yüzden Rojava, dünyanın vicdanı ve insanlığın ortak kazanımıdır.



Şubat 2026
PSÇPCCP
 1
2345678
9101112131415
16171819202122
232425262728 

More in Tarih