Yazar Kerem Yıldırım, ilk kitabı “Türkiye Komünist Hareketinde; Kemalizm Tahlilleri ve Yaklaşımları”nın ardından kaleme aldığı ikinci kitabı “Sosyalizm Nasıl Yenildi? – Sovyetler Birliği ve Çin’de Kapitalist Geri Dönüş Üzerine” raflardaki yerini aldı.
Kerem Yıldırım, son çalışmasıyla devrimci ve sosyalist harekette yaşanan geriye dönüşler meselesi ve tartışmaları yeniden ele aldı. “Sosyalizm Nasıl Yenildi?” adlı eserinde Yıldırım, 20. yüzyıl sosyalist deneyimlerinin akıbetini; SSCB’nin dramatik çöküşü ve Çin’in kapitalist dünya sistemine eklemlenmesi üzerinden çarpıcı bir “karşı-devrim” analiziyle ele alıyor.
SSCB: Bürokrasiden Yeni Burjuvaziye
Yıldırım’a göre Sovyetler Birliği’ndeki yenilgi, sanılanın aksine dış müdahalelerle değil, içeride filizlenen bir karşı-devrim süreciyle gerçekleşti. Kitapta, özellikle 1953 sonrası dönemde kemikleşen parti bürokrasisinin zamanla “yeni bir burjuvaziye” dönüştüğü savunuluyor. İşçi sınıfının yönetim mekanizmalarından bütünüyle tasfiye edilmesinin, sistemi ideolojik olarak çürüterek 1991’deki nihai çöküşün zeminini hazırladığı vurgulanıyor.
Çin Modeli: Başarı mı, Tasfiye mi?
Çin Halk Cumhuriyeti’nin bugünkü konumunu bir “sosyalist başarı” olarak görmeyi reddeden Yıldırım, Pekin yönetimini “disiplinli bir kapitalistleşme” örneği olarak tanımlıyor. Deng Xiaoping dönemiyle başlayan süreci bir karşı-devrim olarak niteleyen yazar; Çin’in siyasi otoritesini korumasına rağmen, ucuz iş gücü ve küresel sermaye ile kurduğu organik bağın, onu özündeki sınıfsal hedeflerden tamamen kopardığını ileri sürüyor.
Sınıfsal Bir Tercih ve 21. Yüzyıl İradesi
Yıldırım’ın analizindeki temel sentez; her iki modelde de ideolojik olarak dönüşen parti aygıtının emekçi halkın çıkarlarından koparak “kapitalist restorasyonu” tercih etmiş olmasıdır. Kitabın sonuç bölümünde yer alan şu ifadeler, çalışmanın ana fikrini özetler nitelikte:
“Biri gürültüyle yıkıldı, diğeri sessizce dönüştü; ancak her iki örnekte de yenilen işçi sınıfı iktidarıdır.”
Yenilgi Bir Son Değil, Derstir
Kerem Yıldırım, 20. yüzyıl pratiklerinden çıkarılacak en önemli dersin bu “geçici siyasal yenilgiler” olduğunu belirtiyor. Bu tarihsel yenilgilerin ideolojik bir bitiş değil, siyasi birer tecrübe olduğunun saptanması gerektiğini savunan yazar; bu hakikat kabul edilmeden 21. yüzyılda yeni bir işçi sınıfı iktidarını kuracak iradenin biçimlenemeyeceğinin altını çiziyor.
