Connect with us

Röportaj

Sınıf Teorisi: Kaypakkaya yoldaşın komünist kopuşuyla yükselen komünizm bayrağı teorik kavrayışın eseridir

Komünist Önder İbrahim Kaypakkaya’nın 53. ölümsüzlük yılına ilişkin sorularımızı yanıtlayan Sınıf Teorisi, “Kaypakkaya yoldaşın komünist kopuşu, resmi görüş ve paradigmalara dayalı çarpık tarih yazılımını ve her türden dogmatik statükoculuğu ayakları altına alarak yükselttiği komünizm bayrağı bu bilincin ve teorik kavrayışın eseridir…” dedi.

özel haber1

Bahattin Seçilir/İstanbul

Türkiye-Kuzey Kürdistan’da derinleşen ekonomik-siyasi kriz, faşist baskı politikaları ve bölgesel savaş konsepti, Komünist Önder İbrahim Kaypakkaya’nın tezlerinin güncelliğini bir kez daha ortaya koyuyor. Kaypakkaya’nın sınıfsal karaktere, devlet yapısına, Kemalizm’e ve Kürt ulusal meselesine dair ortaya koyduğu ideolojik-politik çözümlemeler, bugün de devrimci mücadele açısından temel referanslardan biri olmayı sürdürüyor.

Komünist Önder İbrahim Kaypakkaya’nın 53. ölümsüzlük yıl dönümünde, Kaypakkaya’nın tezleri ekseninde Türkiye-Kuzey Kürdistan’da derinleşen ekonomik-siyasal kriz, Kürt ulusal meselesi, devrimci hareketin güncel yönelimleri ve emperyalist paylaşım savaşı koşullarında komünistlerin tarihsel sorumlulukları üzerine yürütülen ideolojik-politik tartışmaları siyasi kurum, aydın ve yazarlar ile konuştuk.

Röportaj serimizin sekizinci bölümünde Sınıf Teorisi, Kaypakkaya’nın ideolojik-politik hattının günümüzdeki karşılığı, ulusal meseleye dair tezlerinin güncelliği ve devrimci mücadelenin temel görevleri üzerine şunları söyledi;

Türkiye’nin bugün içinde bulunduğu iktisadi, siyasal ve toplumsal koşulları düşündüğümüzde, Kaypakkaya’nın güncelliğini koruyan temel tezlerinden altı çizilecek olanlar hangileridir? Bunlar bugün için ne ifade etmektedir?

Sınıf Teorisi: Kaypakkaya yoldaşın ortaya koyduğu tezlerin tümü doğruydu: Akşam’ın doğru olması Sabah’ın yanlış olduğu manasına gelmez… Öncelikle, Kaypakkaya’nın temel tezleri bağlamında; evrensel teori kapsamındaki genel tezler ile somut koşulların tahliline has özel tezleri iki kategoride ele almak, ayırmak gerekir. Zira birbiriyle kesin bağla ilişkili oldukları kadar, iki farklı niteliği de ifade eden ilgili tezler, salt biçimsel açıdan değil, genel muhteva bakımından da farklılık barındırırlar.

Kaypakkaya yoldaşın komünist teori ve devrim ilkeleri ile bu teori ve ilkeler ışığında biçimlenen somut şartlara bağlı özgün ilkelerden oluşan temel tezleri, dile getirildiği tarihsel/toplumsal koşullarda bütünüyle doğru, bilimsel tezlerdi… Kaypakkaya yoldaşın çizgisinin komünist olduğu tartışma götürmez bir gerçektir. Somut koşulların değişmesi, komünist tezlere yaslanan Kaypakkaya çizgisinin “günahı” olamaz, değildir…

Bu tezlerden, içinde bulunulan toplumsal koşulların somut tahlil ve tespitine yaslanan tezler bugün itibarıyla geçerliliğini yitirmiştir. Örneğin, Yeni Demokratik Devrim tezi bugünün kapitalist üretim ilişkilerinin hâkim olduğu koşullarda geçerli değildir. Bugün geçerli olan sosyalist devrim tezidir… Bu, Kaypakkaya yoldaşın günün koşullarına dönük yaptığı tahlil/tespitlerinin yanlış olduğu anlamına gelmez. Tahlil edilen koşullar 1970’li yılların somut koşullarıdır ve bu koşullar günümüzde tamamen farklı bir niteliğe dönüşmüştür. Yani, yapılan tahlil-tespitler yanlış değil, koşullar değiştiği için yeni koşullarda geçerliliklerini yitirmiştir. Misal, o gün toplumsal yapıya dair yapılan yarı-feodal/yarı-sömürge tespiti doğruydu. Bugün toplumsal yapı kapitalist niteliğe dönüştüğü için yarı-feodal tespiti geçersiz hale gelmiştir. Bu, eski tespitin yanlış olduğu manasına asla gelmez… Daha da basitleştirerek söylersek; ilk baharda doğanın yeşil olduğunu söylemek nasıl ki yanlış değil, son-bahar mevsiminde doğanın hazal olduğunu söylemek de yanlış değildir. Her ikisi de farklı şartları ifade eder, farklı koşullar için söylenmiş doğru tanımlamalardır. Kış mevsiminde doğa beyaza bürünür, ilkbaharda yeşile bürünür; mesele bu kadar açık. Güneşin batışıyla birlikte başlayan “akşam”ın bir gerçek/bir doğru olması, güneşin doğmasıyla başlayan “sabah”ın yanlış olduğu anlamına gelmez. Tıpkı ekonomik alt-yapı belirleyicidir doğrusuna paralel olarak, siyasi üst-yapının da belli koşullarda belirleyici olması gibi…

Özcesi, Kaypakkaya yoldaşın 1970’li yıllara özgü somut koşulların tahlil tespitine dayalı ilgili tezleri (hepsi değil ilgili tezleri) 2025’li yıllarda geçerliliğini yitirmiş de olsa, o tezler doğruydu, yapıldığı koşulları tarif eden bilimsel tahlil-tespitlerdi… Dolayısıyla, “Kaypakkaya çizgisi terk edildi” biçimindeki manipülatif ezber ve demagojik spekülasyonların tümü diyalektik kavrayış açısından fakir olup, astarı olmayan boş salvolardır… Neden mi? Şöyle ki örneğin Kaypakkaya yoldaş Kemalist iktidarda döneminde bu iktidar hakkında herkesçe bilinen sağlam eleştiriler zemininde siyasal değerlendirmelerde bulundu. Bugün iktidarlar değişti; Kemalist iktidar dönemi kapandı, yerine muhtelif bir iktidar ya da Erdoğan sultası iktidarı kuruldu. Bugün Kemalist iktidar yerine başka bir iktidar olduğu için ya da bugün Kemalist iktidar olmadığı için Kaypakkaya yoldaşın Kemalist iktidar hakkındaki değerlendirmeleri yanlıştı diyebilir miyiz? Kesinlikle hayır! Aynı biçimde Kaypakkaya yoldaşın “Şafak revizyonizminin eleştirisi ve TİİKP program taslağının eleştirisi” başlıklı belgeleri yazıldığı tarihsel koşullarda son derece anlamlı ve önemli olduğu halde, TİİKP program taslağının eleştirisi vb. bugünün aktüel ihtiyacı olmaktan çıkmış ve şimdinin sorunları değil, o günün güncel meseleleri olarak somut anlam taşıyan öncelikli öneme haiz aktüel meseleleriydi. Bundan hareketle, bu eleştiriler bugün için anlamını yitirmiştir diyebilir miyiz? Elbette hayır… O halde, yaşanan değişime bağlı olarak eskiyerek geride kalmış kimi eleştiri/görüş/tezler ve yeni koşullara uygun atılan gelişme adımları ya da yaşanan değişimler Kaypakkaya yoldaşın komünist çizgisini asla masaya yatırmaz, yatırma gerekçesi olamaz, dahası Kaypakkaya çizgisi terk edildi iddiasını ileri sürmeye yetmez…

Şartlar/koşullar ve her şey değişir; hiçbir şey durağan değil, her şey hareket halindedir. Diyalektik bunu söyler, bunu emreder. Değişmeyen tek şey değişimin kendisidir. Burjuvazinin propaganda ettiği “tarih tekerrürden ibarettir” savı, koca bir yalan, kaba bir manipülasyon ve idealist bir safsatadır. Tarih ve toplumlar tarihi değişime tabidir, gelişir, ilerler. Maddi yaşamdan çıkan teori de strateji ve taktikler de bu değişim sürecine maruzdur, ondan men değildirler. Tarihe, zamana, gelişim ve değişime yenik düşmeyen/düşmeyecek hiçbir strateji, siyaset, pratik-biçim, görüş-düşünce ve teori yoktur. Hiçbir şey, diyalektik veya çelişki-gelişme yasasının zengin ve sonsuz ilerleyişi karşısında dokunulmaz değildir. Statik bir süreç yoktur…

Şimdi açtığımız parantezi kapatarak sorunuzun odaklanarak istediği dolaylı/dolaysız yanıtlara tartışma çerçevesinde geçebiliriz.

Kaypakkaya Yoldaşın Aktüel Olan ve Geçersizleşen Tezleri Üzerine Tartışma…

Kaypakkaya yoldaşın temel tezleri, 5 temel belge olarak adlandırdığımız ilgili başlıklar altında ortaya koyduğu görüşlerin yanı sıra, komünist hareketin somut devrimde dayanması gereken mücadele ve örgütlenme esasları çerçevesinde özetlenen 11 ilke formülasyonlarında ortaya koyduğu siyasi perspektif ya da siyasi iktidar mücadelesi yönelimini billurlaştıran ayraçlarda toplanır. O halde, Kaypakkaya’nın bugün itibarıyla aktüel kalmış ya da aktüelliğini yitirmiş tezleri bu tablodan seçilirler…

Sorunun daha iyi anlaşılması için tartışmayı biraz geriden ele alarak yürütmek daha doğru olacaktır.

Üstlerde altını çizdiğimiz gibi, Kaypakkaya yoldaşın toplumsal yapı tahliline dönük “somut koşulların somut tahlili” ilkesini takiben yaptığı tespitler ve bu tahlil-tespitlerin tutarlı ürünü olarak doğru orantıyla saptadığı devrim programı veya devrimin programatik görüşleri, devrimin niteliği, stratejisi, temel taktikleri, devrimin dostları ve müttefikleri kapsamındaki sınıf bileşenleri ekseninde biçimlenen tezleri bugün esasta geçersiz hale gelmiştir diyebiliriz… “Kaypakkaya yoldaş o günkü toplumsal yapıya yarı-feodal dedi, bu sosyo-ekonomik yapı tahlili değişmez, değiştirilemez” diyemeyiz. Ya da “Kaypakkaya yoldaş haklı olarak o günün toplumsal koşullarında Yeni Demokratik Devrim dedi ve bu devrimin stratejisini Halk Savaşı olarak saptadı, her şeye karşın bu değişmez, değiştirilemez” diyemeyiz. Nitekim sosyo-ekonomik yapıyı da devrimin niteliği ve stratejisini de değişen koşullara uygun olarak yeniden tanımladık…

Kaypakkaya yoldaşın kimi tezlerine dönük söylediğimiz bu sözler karşısında erken söz alanların itiraz sesi, “geriye ne kaldı ki” biçiminde yükselecektir. Lakin bu ses, statükocu mekanizme esir düşmüş statik dar görüşlülükten beslenen ve Kaypakkaya yoldaşın MLM diyalektik metodu ile komünist özünü kavramaktan yoksun olan reçeteci, kaba slogancı düz nakarattan ibarettir… Çünkü, Kaypakkaya ve komünist çizgisi yukarıdaki tahlil-tespitlere indirgenemez. O, salt sağlam bir metodoloji bilimine sahip olmaya da indirgenemez. Fakat, en nihayetinde O, “Büyük Proleter Kültür Devrimi’nin ürünüyüz” sözünün içeriğinde saklı olan teorem derinliği taşıyan bizzat kendi belirlemesiyle özdeştirilebilir! O’nun komünist çizgisi, MLM ideoloji, komünist devrimin temel ilkeleri ve enternasyonalizm savunusuyla perçinlenir. Bu ideoloji ve ilkeler eksenine oturan evrensel teoriyi savunmakla yetinmeyip, onu değiştirme eylemine kılavuz yapma tavrıyla sergilediği teori-pratik birliğinde olguya dönüşür… O’nun komünist çizgiyle temsil ettiği komünist önderlik profili, koşullara endeksli lokal ya da ulusal sınırlar darlığına hapsolan manada güdük bir devrimcilik/devrimci bir önderlik değil, esasta komünist teori, komünist devrim ilkeleri ve Marksizm’in üçüncü nitel gelişim evresi olan Maoizm aşamasına çıkmış olan evrensel kavrayışında karşılık bulan komünist karakterdeki devrimcilik/devrimci önderliktir… O’nun çizgisi komünizmin evrensel normlarına yaslanan sağlam yapısıyla biçimlenir, komünist olmanın ölçütü olan Maoizm kavrayışına ulaşma yeteneğiyle genel muhtevasını alır… Ülke koşullarının değerlendirilmesi, buna bağlı olarak devrim niteliği ve stratejisinin vb. vs. saptanması komünist çizginin ürünü ve parçaları olarak değer taşırlar…

Şayet komünist çizgiyi en küçük noktasına kadar “dört başı mamur” bir çizgi, en küçük ayrıntısıyla mutlak ve mükemmel tutarlılığa sahip komünist vasıflarda monolotik bir çizgi olarak tasavvur edersek, Kaypakkaya yoldaşın değişen koşullara bağlı olarak bugün geçersiz hale gelen söz konusu kimi tezleri nedeniyle komünist çizgi olmaktan çıktığını iddia edebiliriz. Fakat bu, fevkalade yanlış, büyük bir hata olur! Eğer komünist çizgi, adeta diyalektik üstü bir şey olarak bu denli tam, değişmez, gelişmez ve mutlak bir çizgi olsaydı, Marksizm’den Leninizm ve Maoizm’e ilerlemezdi. Kaypakkaya çizgisi de diyalektik sürece tabi, gelişmeye açık ve sınıf mücadelesinin yeni ihtiyaçları temelinde ilerletilmesi gereken bir çizgidir. Bu onun zayıflığı değil, bilimsel niteliğidir… Kaldı ki Kaypakkaya yoldaşın somut tahlil-tespitler kapsamındaki çizgisi içinde bulunulan koşullara özgü isabetli, tamamen geçerli bir çizgidir. Bugün toplumsal koşullar değişti diye o çizgiyi mahkûm etmeye kalkışmak aymazlıkla malul olup, Kaypakkaya’nın evrensel komünist norm ve MLM ideolojiye yaslanan komünist özünü ve ruhunu hiçleştirmektir. Özcesi, toplumsal koşullardaki değişime bağlı olarak geçersizleşen ilgili tezleri gerekçelerle Kaypakkaya’nın çizgisi üzerine yürütülen “Komünist midir, değil midir”, “Kaypakkaya çizgisi terk edildi” biçimindeki tartışma tamamen yersiz, boş bir tartışmadır…

Dahası, toplumsal sistemin değişen niteliğine endeksli olarak, devrimin niteliği, programı, stratejisi ve temel taktikleri vb. zemininde biçimlenen yeni içerik, Kaypakkaya yoldaşın; beş temel belgeden biri olan “Mao’nun Kızıl Siyasi İktidarlar Öğretisini Doğru Kavrayalım” başlıklı tezlerini tartışmaya açar, açmaya vesile olabilir. Oysa bu, devrimin hangi nitelikte olduğu, hangi program ve stratejiyle gerçekleştirileceğiyle alakalı bir meseledir. Ve bu, değişim ve gelişimin niteliğine bağlı olarak kaçınılmaz biçimde değişir, değişmek durumundadır. Program, strateji ve temel taktiklerdeki bu değişime karşın, devrimin zor-şiddete dayalı olarak gerçekleştirileceği değişmemiştir, değişmez. Komünist devrim ilkelerinden biri devrimin zora dayalı gerçekleştirilmesidir. Devrimin programı, niteliği, stratejisi tamamen toplumsal sistemin niteliğine bağlı olarak biçimlenir. Toplumsal sistemin niteliğinde yaşanan değişim kaçınılmaz olarak devrim programını, devrimin niteliğini ve izleyeceği stratejiyi vb. değiştirir. Bunlar komünist niteliği tayin eden temel ilkeler değil, somut koşullardaki değişime tabi olan somut meselelerdir… Devrimin toplu ayaklanma stratejisiyle mi, yoksa sosyalist Halk Savaşı stratejisiyle mi gerçekleştirileceği meselesi, toplumsal sistemin niteliğiyle ve/veya bu nitelikteki değişimle alakalı meseledir. Komünist çizgi, somut koşulların tahliline bağlı olarak her farklı toplumsal sistemde buna uygun devrim programı, niteliği ve stratejisini belirler. Tek reçeteyle her koşula, her toplumsal sisteme cevap veren bir komünist çizgi yoktur. Aksini iddia etmek katıksız bir idealizm olmakla birlikte, MLM’nin yaşayan canlı ruhu olan somut koşulların somut tahlili ilkesinden bihaber olmak demektir… Tekrar edelim ki komünist devrim ilkelerinden biri, devrimin zora dayalı gerçekleştirilmesidir. Bu ilke istisnasız olarak her gerici ve burjuva toplumsal sistemde geçerli olmakla birlikte, bu ilkenin uygulanması toplumsal sistem ve koşullara göre değişir, farklı biçimler alır… Uzun sözün kısası, devrimin silahlı mücadele içinde ve gerilla savaşı biçiminde kırlardan şehirlere doğru Kızıl Siyasi İktidarların kurulması biçiminde gelişmesi ya da büyük şehirler esasına dayalı olarak toplu ayaklanma usulüyle gerçekleştirilmesi biçimindeki her iki stratejiden birinin benimsenmesi tek başına çizginin komünist olup olmamasını belirlemez. Çizginin komünist olduğunu tayin eden temel esas, devrimin zar-şiddete dayalı gerçekleştirilmesinin benimsenmesidir… Tersten iddiaların hatırlaması gereken şudur; komünist devrim ilkeleri, 1-devrimin zora dayalı gerçekleştirilmesinin benimsenmesi, 2-Komünist Partinin devrime önderlik yapması, 3-proletarya diktatörlüğünün/devletinin savunulması ve 4-sosyalizm altında devrimlerin (Proleter Kültür Devrimlerinin) sürdürülmesi biçimindedir. Komünist niteliği belirleyen evrensel normlar bunlardır. Bu ilkeleri bilimsel tutarlılıkla savunan siyasi partilerin somut koşullara dönük tahlil-tespitleri, bunlara bağlı devrim niteliği, programı, strateji ve temel taktikleri de esasta komünist ilke ve teoriye göre biçimlenir. Nitekim Kaypakkaya yoldaş, MLM komünist teori ve ilkelerdeki sağlam kavrayışına paralel olarak, ülkenin sosyo-ekonomik yapısını da doğru tahlil etti ve devrimin niteliği, programı, stratejisi ve temel taktiklerinde de komünist çizgiyi temsil etti…

Kısacası, “Mao’nun Kızıl Siyasi İktidarlar Öğretisini Doğru Kavrayalım” belgesinde, (Kızıl siyasi iktidarların eski tarzdaki gibi olmayacağına dönük yaklaşım, yine Halk Savaşı Stratejisi yerine Sosyalist Halk Savaşı Stratejisinin benimsenmesi gibi) kimi unsurların geçersiz hale gelmesi de Kaypakkaya yoldaşın komünist çizgisini tartışmaya açmaya yetmez, Kaypakkaya çizgisinin terk edildiği eleştirisini haklamaz…

Bu bölüme son bir ek yaparak geçelim. Koşulların değişmesine paralel olarak mevcut koşullarda geçersiz hale gelen muhtelif tahlil-tespit, siyaset-taktikler ve hatta strateji de koşullardaki yeni değişim ve gelişmelerle yeniden gündeme gelebilirler. Bazı siyaset ve biçimler taktiksel dönemlerde ya da taktiksel olarak belli bir dönem geçersiz hale gelebilir; bu taktiksel dönem atlatıldığında yeniden bir önceki dönemin siyaset ve biçimleri geçerli hale gelir/gelebilirler. Bazıları ise, nitel değişim ve gelişmeler temelinde bir daha geri gelmemek üzere devreden çıkar, gündemden kalkar/kaldırılırlar. Tüm tarihsel gelişim süreci ve mücadeleler tarihinin pratiği bunu göstermiştir… İsimlere, biçimlere, yöntemlere ve araçlara duygusal bağlılık, bilime sadakatin önüne çıkamaz…

Kaypakkaya Yoldaşın Yakıcılıkla Öne Çıkan Tezleri…

Buraya kadar Kaypakkaya yoldaşın Türkiye-Kuzey Kürdistan’da toplumsal sistemin ekonomik siyasi karakterini tespit etme bağlamında, toplumdaki egemen üretim ilişkileri, üretim biçimi/üretim tarzının ne olduğu açıklayan sosyo-ekonomik yapı tahlili ekseninde somut koşulları, bu koşullara bağlı olarak devrimin niteliği, programı, stratejisini, mücadele ve örgütlenme esaslarını konu alan tezleri ve bu tezlerin bugün geçirdiği değişimin ne anlama geldiği vb. vs. üzerinde durduk. Şimdi ise, özellikle günümüzde önemi derinleşen diğer temel tezleri üzerinde duracağız…

Kaypakkaya yoldaşın yarım asrı geçen zaman dilimine karşın, bilimsel özellik ve yeteneğinin eseri olarak bu tarihsel sürece karşı gösterdiği bilimsel dirençle bugün tüm canlılığıyla aktüel kalıp yakıcı biçimde kendisini his ettiren temel tezlerini özetleyecek olursak;

Büyük Proleter Kültür Devrimi, Maoizm Seviyesi ve Kaypakkaya:

Proleter Kültür Devrimi sıçramasıyla Maoizm seviyesine varıldı ya da Maoizm seviyesi Proleter Kültür Devrimi atılımıyla tamamlanıp zirvesine ulaştı… Proleter Kültür Devrimi, yeni bir devrim modeli ya da niteliği olarak dünya devrimler tarihi serüvenine ilk kez eklenmiş yepyeni bir halka, sınıflar mücadelesi tecrübesine yeni açıyla katkılar sunan devasa bir atılım, nitel sıçrama yaratan bir silah durumundadır. Dünya proletaryası ve devrimci halkları, burjuvazi ve yeni tipte doğan bürokratik burjuvaziye karşı savaşımda, Proleter Kültür Devrimi pratiğiyle yetkin bir silaha kavuşmuş; dünya proletaryasının büyük öğretmenlerinden Mao yoldaş önderliğinde Proleter Kültür Devrimi gibi eşsiz bir silaha kavuşturulmuştur…

Devrimler tarihi ve devrimci sınıf mücadelesi ve dünya proletaryası iki yeni olguyla berrak biçimde karşılaşmış, keskin çelişki ve çatışmayla tanışmış oldu. Birincisi, sosyalist iktidarlar altında ve Komünist Parti merkezlerinde doğan yeni bürokratik burjuvaziyle tanıştı ve ikincisi, yeni tipte doğan bu burjuvaziye karşı yükselen Proleter Kültür Devrimi’yle tanıştı…

Revizyonizm modern revizyonizm niteliğinde Komünist Parti merkezlerinde ve bu Komünist Partilerin iktidarlarındaki yozlaşıp çürümenin ürünü olarak ortaya çıktı. Stalin sonrası, Brejnev ve Kuruşçev’ler dönemi Sovyetler Birliğinde peydahlanan modern revizyonist bürokratik burjuvazi, kapitalist restorasyon sürecini tamamlayarak sosyalizmden geriye dönüş yolunda ilerleyip sosyalist devleti sosyal-emperyalist devlete dönüştürdüler…

Sosyal-emperyalizm tartışması bu sürecin en keskin tartışması olarak Mao ve liderliğindeki ÇKP ile Brejnev-Kuruşçev dönemi Sovyetler Birliği arasındaki Polemiklere yol açmakla birlikte, Dünya Komünist Hareketi içinde büyük saflaşma ve kopuşlara da yol açtı, açıyordu…

Bu polemikler uzun yılları aldı. Fakat, bürokratik burjuvazinin alt edilerek modern revizyonist burjuva iktidarların kapitalist restorasyon yolundan çevrilmesi, dolayısıyla komünist çizgi ve sosyalist devlet-iktidarların egemen kılınması için bir başarı sağlanamadı, bir çözüm geliştirilemedi… Ta ki 1966 yılına gelene kadar bu süreç devam etti…

ÇKP merkezi kadrolarında yaşanan yozlaşma ve çürümenin ideolojik-siyasi formasyonu olan modern revizyonist çizgi niteliğinde ÇKP içinde doğan bürokratik burjuvazinin, parti merkezine, iktidar ve devlet yönetimine çöreklenerek bu mevkileri gasp etmesi, Komünist Parti, sosyalist iktidar ve devlet için açık bir tehdide dönüşmüş, kapitalist restorasyon yoluna girilmişti… Mao Zedung yoldaş büyüyerek gelişen ve olguya dönüşen bu tehdide kayıtsız kalmadı. 1966 yılında, doğrudan Komünist Parti merkezi ve devlet iktidarını işaret ederek, “revizyonist karargahları bombalayın” direktif şiarıyla Büyük Proleter Kültür Devrimi’ni başlattı. Mao yoldaşın bu çağrısıyla, geniş halk kitleleri inisiyatifli kılınmış, sosyalist iktidar ve devletin kapitalist yolcu modern revizyonist güruhtan temizlenerek kurtarılması ve korunması bizzat kitleler eliyle sağlanmış oldu. Proleter Kültür Devrimi, Mao yoldaşın önderliğinde, sosyalizme bağlı komünist dinamiklerle birlikte, esasta da inisiyatifli kılınmış geniş halk kitleleri tarafından gerçekleştirilmiştir. Burjuvalaşmış siyasi yönetim ve iktidar erkinin zor-şiddet yoluyla ve devrimci halk kitleleri eliyle yıkılıp tasfiye edilerek, komünist çizgi ve sosyalist devlet/iktidarın egemen kılınması, Proleter Kültür Devrimi’nin siyasi devrim niteliğine işaret eder… Kapitalist yolcu modern revizyonist karşı-devrimci yeni bürokratik burjuva güruh, bizzat geniş halk kitlelerinin inisiyatifi ve eylemiyle iktidardan alaşağı edilmiş, sosyalist iktidara geri dönülmüştür!…

Mao yoldaşın ML’ye yaptığı diğer katkıların yanı sıra, önderlik yaparak başlattığı Proleter Kültür Devrimi’yle daha derin ya da diğer katkılarla birleşen tayin edici büyük katkıyla Maoizm aşamasına berrak biçimde geçilmiştir… Bu, nasıl olmuştur? BPKD’nin Maoizm seviyesine ulaşmadaki tayin edici rolü ve katkıları nelerdir? Bir; proleter devrimler hazinesine yeni bir devrim tipi/modeli eklenmiştir. İki; devrim, sosyalizm altında sürdürülmüş, gerçekleştirilmiştir. (Bu, komünist devrimin dördüncü ilkesi olarak da proleter devrimler tarihine katkıdır.) Üç; devrim, Komünist Parti ve sosyalist devlet iktidarı yaftası kullanan güruha karşı gerçekleştirilmiştir. Yeni tipteki burjuvaziye, modern revizyonist bürokratik burjuvaziye karşı bir devrim gerçekleştirilmiştir. Ve bütün bunlar bir ilktir. Dört; karşı-devrimci modern revizyonist çizgi ve yeni bürokratik burjuvaziye karşı siyasi mücadele verilerek, siyasi mücadele belleğine yeni bir nitelik eklenmiştir. Beş; sosyalizmden geriye dönüşlere ve modern revizyonist güruhun üstlendiği kapitalist restorasyon tehdidine karşı, PKD ile yanıt verilmiş, karşı çözüm geliştirilerek proletaryanın eline yeni bir silah verilmiştir. Çin somutunda gelişen sosyalizmden geriye dönüş süreci PKD silahıyla bertaraf edilmiş, yol açılmıştır. Altı; Kitlelere en geniş inisiyatif ve yetkiler tanınarak kendi eserlerini bir kez daha ve anlamlı tarihsel kesitte yaratarak, sosyalizmin savunulmasında belirleyici rol almıştır. Yedi; PKD sıçramasıyla sağlanan katkılar temelinde ideolojimiz üçüncü yeni nitel gelişim aşamasına taşınmıştır ve daha fazlası…

Kaypakkaya yoldaşın bütün sınırlılıklara karşın, Maozim kavrayışına ulaşması, BPKD’nin ürünüyüz keskinliğinde bir bilinçle partimizi bu ideolojik-teorik zeminde ayağa dikmesi son derece anlamlı bir arka plana sahiptir…

Kaypakkaya yoldaş, “Büyük Proleter Kültür Devrimi’nin ürünüyüz” derin vurgusuyla yaptığı bilinçli nitelemeyle, 24 Nisan 1972 günü kurduğu ve/veya kurulmuş olan partimizi, ideolojimizin üçüncü nitel gelişim aşaması olan Maoizm seviyesine ulaşmış bir Komünist Parti olarak tarif etti. Bu, alelade yapılan bir niteleme, bir ayrım değil, bilakis bilimsel teori ve ideolojimizin yeni gelişim aşamasının kavranarak kılavuz alınmasına dayanan bilinçli bir ayrım ya da vurgudur.

Tarif edilen bu nitel ayrım, başlı başına teorik bir tez olmakla birlikte, komünist teoriye bağlı bütün diğer komünist tezlerin temeli, somuttaki komünist tezlerin varlık gerekçesi ve bunları olanaklı kılan temel kaynaktır. Zira, ideoloji-teori belirleyici temeldir.

Komünist teori ve ideolojinin çağımızdaki en ileri mevziisi, ML’nin üçüncü nitel gelişim aşaması olan Maozim aşamasıdır. ML olmadan Maoist olunamaz, Maoist olmadan ML savunulamaz. Dolayısıyla komünist devrim perspektifi ancak Maoizm kavrayışıyla yetkin biçimde temsil edilebilir. Enternasyonalist proletaryanın bayrağı ancak MLM ideoloji-teoriyle taşınabilir. Proleter devrim ancak MLM ideoloji-teori düzeyine çıkarak/ulaşarak gerçekleştirilebilir…

“BPKD’nin ürünüyüz” saptaması neden önemlidir, neden temeldir, temel bir tezdir? Partimizin komünist tezlerinin temeli ve bu tezler ışığında oluşan komünist niteliğini tayin eden ideolojik-teorik kaynak olma açısından önemlidir. En önemlisi de BPKD, Maoizm’in zirvesi, tamamlayıcı son halkası olma içeriğiyle önemlidir. Yani, ideoloji-teorimizin üçüncü nitel gelişim aşamasına sıçramasını sağlayan cereyan olma özelliğiyle; Maoizm’i tamamlayan yeni tipte devrim özelliğiyle önemlidir…

BPKD, dolayısıyla Maozim kavranmadan ve Maoizm aşamasına çıkmadan günümüz sınıf mücadelesinin gereksinimleri yerine getirilemez, proleter devrimler zafere taşınamazlar. İşte, Kaypakkaya yoldaşın, “BPKD’nin ürünüyüz” saptaması bu nedenlerle önemli, tüm tezler üzerinde belirleyici etki gösteren muhtevasıyla en belirleyici komünist tezdir; ideolojik-teorik kavrayıştır, derin bir bilinçtir… Kaypakkaya yoldaşın komünist kopuşu, resmi görüş ve paradigmalara dayalı çarpık tarih yazılımını ve her türden dogmatik statükoculuğu ayakları altına alarak yükselttiği komünizm bayrağı bu bilincin ve teorik kavrayışın eseridir…

Kaypakkaya yoldaşın sistematik tezler bütünü ve Bugün Bir kez daha doğrulanan tezleri…

Kaypakkaya yoldaşın, Milli Mesele/Kürt ulusal sorunu, Kemalizm tahlili, TİİKP program taslağı ve Şafak revizyonizminin eleştirisi, Mao Zedung’un Kızıl Siyasi İktidarlar öğretisini doğru kavrayalım şeklindeki toplam tezleri büyük esasta geçerliliğini korurken, bunlardan bazıları hepten olmasa da kimi içerikleri açısından geçersizleşmiş olduklarını söylemiştik. Bu tezlerden bugün çok daha yakıcı biçimde öne çıkarak önem kazanan tezleri, Milli mesele/Kürt ulusal sorunuyla ilgili tezi, Kemalizm tahlili ekseninde Kemalist iktidar ve devletin yarı-sömürgelikten gelen siyasi karakteri üzerine olan tezleri şeklinde ifade edebiliriz…

Özellikle, Kürt ulusal hareketi şahsında yaşanan mevcut gelişmeler Kaypakkaya yoldaşın soruna dönük komünist teori ekseninde biçimlenen bilimsel yaklaşım ve perspektifinin kavranmasını elzem hale getirmektedir. Ulusal sorunun özü, kaynağı ve çözüm perspektifi, ulusal hareketin sınıfsal niteliği, önderlik çizgisi ve ideolojik dokusu, burjuva imtiyazlar uğruna mücadele ile ulusal baskıdan kaynaklanan haklı mücadelesi, ulusal hareketin desteklenip desteklenmemesi, ulusun kendi kaderini tayin etme hakkı ve bu hakkın kullanılması karşısındaki tavrımız gibi tüm konularda yetkin bir zemin ortaya koymaktadır Kaypakkaya yoldaş… Kemalist devlet ve iktidarın tekçi, ırkçı faşist paradigmalarını teşhir ve deşifre eden komünist perspektif kopuşuyla Kürt ulusal sorununda ortaya koyduğu bilimsel yaklaşım, bugün aynı paradigmalar temelinde biçimlenen iktidar-lar dönemi ve hatta Kürt ulusal hareketiyle “TC” devleti arasında gelişen yeni süreç için de aynılıkla geçerlidir…

Öte taraftan, emperyalizme bağımlı yarı-sömürge durumundaki devletin, esasta bu özelliğinin ürünü olarak sürekli faşizmle biçimlenen genel karakteri, aynı özelliğin ürünü olarak devleti elinde tutan egemen sınıfların komprador niteliği ve bu sınıfların kliklere bölünmesi, klikler arası iktidarın el değiştirmesi klasiğine dönük tahlil ve değerlendirmeleri dün olduğu gibi, bugün de büyük önem taşır/taşımaktadır…

Kürt siyasal hareketinin bugün içine girdiği yeni ideolojik ve siyasal yönelimi bir kriz olarak değerlendirmek mümkün mü? Böyleyse eğer nedenleri nelerdir ve çıkış öneriniz nedir?

Kürt Ulusal Hareketi’nin Mevcut Yönelimi ve Paradigma Krizi…

Sınıf Teorisi: Kürt Ulusal Hareketi’ne dönük değerlendirme yapılırken, bir; ulusal hareketlerin ortak paydası olan sınıf niteliği ve ideolojik-siyasi dokusuyla biçimlenen spesifik özelliklerinden ve iki; Kürt Ulusal Hareketinin pozitif-negatif manada taşıdığı kendi özgün özelliklerinden bağımsız hareket edilemez. Açık ki her ulusal hareketin tarihsel, toplumsal, siyasal koşullara bağlı olarak genel ve özgün özellikleri vardır. Ulusal yelpazede yer alan Kürt Ulusal Hareketi’ni de iki özellik zeminde ele almak objektif gerçeğe uygun isabet olur. Özcesi, iki kategoride ifade ettiğimiz bu özelliklerden tüm ulusal hareketlerin genel-ortak spesifiği olan özellik; ulusal sorunun kaynağı, özü, stratejik yönelim ya da eğilimi olarak kendi pazarına egemen olma/pazarını sömürme imtiyazına kavuşma, bu kapsamda kendi devletine sahip olma, dil ve kültürü üzerindeki baskıya karşı çıkma ve bütün bunlar zemininde biçimlenip farklılıklar da gösteren ulusal hak ve taleplerde bulunma, şeklinde sıralanabilirler. Kendine has/özgü olan özellik ise; gelişip kurulduğu yıllar itibarıyla, başta uluslar arası koşullar olmak üzere, ülkede dinamik olan devrimci hareket ve devrimci durum zeminindeki gelişmeler ya da şartların ürünü olarak, ismine de yansıyan sosyalizm ya da sosyalist hareketten önemli oranda etkilenme, bu etkinin yansıması olarak daha tutarlı ulusal-demokratik nitelik ve sol argümanlarla biçimlenme özelliği, hatta tanımlı yıllardaki ulusal hareketler içinde en modern/demokratik bir hareket olma özelliği, devrimci sınıf hareketi ile ilişkilerinde bazı ciddi hatalar gösterse de esasta devrimci hareketle olumlu ilişkiler içinde bulunma özelliği, reformist yanına rağmen/paralel demokratik ve aydın niteliğinin de belirgin olama özelliği, emperyalizme bağımlılık ve ilişkiler zemini görece zayıf olan özelliği, sosyal taban olarak işçi-emekçi yoksul halk kitlelerine güçlü olarak dayanma özelliği şeklinde sıralanabilir…

Özetle; Her sınıf kendine has ideolojik-siyasi hatta ilerler, sınıf siyaseti ve çizgisine uygun davranışlar gösterir ve dünya görüşüne uygun yaşar. Her sınıf siyaseti kendi sınıf çıkarları temelinde şekillenir. Bunda şaşılacak bir şey yoktur… Bu bağlamda, Kürt Ulusal Hareketi’nin dünden beri yaşadığı zikzaklar da bugün sınıfsal doku ve ideolojik-siyasi çizgisindeki kırılganlıklar temelinde girdiği mevcut yönelim de yukarıdaki özelliklerinden ve ulusal hareket olma karakterinden bağımsız değil, aksine bu özelliklerin doğru orantılı sonucudur… Zira her şeyin bir mantığı, bir sebebi ve arka planı vardır. Hiçbir şey yoktan var olmaz; “Irmaktaki bir karışlık buz bir günlük soğuğun işi olamaz.”

Sosyalizmin geçici yenilgisi, dünya proletaryası ve devrimci halklarının önüne büyük bir umutsuzluk koyarak, derin bir boşluk, kırılma ve karamsarlık ekti. Uluslararası Komünist Hareket, kimi parçalardaki kısmi nüanslar taşısa da esasta büyük sancılara boğulup köklü sarsıntılara gömülerek ciddi kırılma ve savrulmalara maruz kaldı. Bunalım derinleşti, tasfiyecilik devrimci hareketi dört koldan kuşatarak hala hüküm süren derin bir krize soktu… Türkiye-Kuzey Kürdistan devrimci hareketi ve Kürt Ulusal Hareketi de bu süreçten muaf kalmazken, tarihsel-toplumsal-siyasi koşullar açısından hareket aleyhine son derece ağır şartlar yükseldi… Kürt Ulusal Hareketi’nin sınıf doku ve ideolojik-siyasi çizgisinde taşıdığı kırılganlıklar, yukarıda özetlemeye çalıştığımız bunalımlı koşullarla birleşince durum hepten ağırlaştı, bunalım perçinlenerek derinleşti. Bu koşul ve şartların toplamı, adeta sağ savrulmaların, ideolojik-siyasi kırılma ve devrimci-demokratik nitelikten savrulmaların yatağı olarak öğütücü bir kemirgen işlevi gördü… Kürt Ulusal Hareketi’nin tüm dünya ve siyasi şartlardan tecrit kalarak “Şıpka geçidinde” yaşaması düşünülemezdi. Aksine, komünist devrimci harekete oranla çok daha köklü savrulmalara girmesi beklenendi. Nitekim özü itibarıyla öyle de oldu, oluyor. Öcalan’ın “Yeni Paradigması” hesap edilebilir tüm kırılmaları sollayan son derece köklü bir kırılma olarak karşımıza çıktı…

Hiç kuşkusuz ki Kürt Ulusal Hareketi’nin, Öcalan’ın PKK’yi fes etme, silahlı mücadele ve hatta ulusal-demokratik talepli siyasi mücadeleyi boş bir hayal olarak ilan ederek mahkum etmeye yeltenen, bununla yetinmeyip sınıf ve çelişkilerini inkarla sınıf mücadelesini toplumu bölmekten malul ve anlamsız gören, faşist devletin egemen olduğu burjuva toplumu “demokratik toplum” mükafatıyla kutsayan, sosyalist toplum perspektifini sınıflar üstü “demokratik toplum” projesine indirgeyen “Yeni Paradigma” cilasıyla ileri sürdüğü ve özü sınıf uzlaşmacı siyaset olan çizgisi temelinde girdiği mevcut yönelim, klasik değimle ve düne kadar egemen olan demokratik muhteva ve niteliğine göre, eksen kayması ya da makas değiştirme anaforuyla ifade edilebilir açık bir kriz durumudur…

Öyle ki bu duruma yol açan Öcalan’ın mevcut çizgisi burjuva topluma entegre olmayı öngörerek hedeflemektedir. Bu özüyle, tamı tamına tasfiyecidir; demokratik açıdan safsata, devrimci açıdan sıfırdır. Çünkü, ne demokrasi ve devrim mücadelesi açısından, ne de Ulusal Kurtuluş ve bağımsızlık mücadelesi açısından kapıları burjuva devlet lehine kapatmıştır. Düzen için barışçıl burjuva muhalefet perspektifi tek çare olarak sunulmuş, Kürt ulusunun bağımsızlık, özgürlük ve kurtuluş mücadelesine sırt dönülmüş, ulusal-demokratik hak ve talepler uğruna mücadele bile soğuk sulara gömülmüştür. Kürt ulusunun baştan sona haklı ve meşru olan mücadelesi mahkûm edilerek son çivi kendini inkâr çekiciyle çakılmıştır…

“Yeni Paradigma” atfedildiği gibi PKK ve mücadelesinde yaşanan tıkanmanın aşılmasına dönük bir içeriğe ve yeteneğe sahip değilken, sosyalizmi yeni nitelikte tahkim etme yeteneğinde hiç değildir. İddia edilenin tam tersi, PKK’nin feshi, silahlı mücadelenin çöpe atılması, sosyalizmin veya sosyalist teorinin sağdan revize edilerek çarpıtılması, sınıf çelişkilerinin çıplak reddi ve sınıflar mücadelesinin inkarına uzanan bohemlik, bu da yetmez Marksizm’in baş aşağı asılmasıyla imzalanan kaotizm ve devletsizlik teorisi ekseninde anarşist/yarı-anarşist zeminde sergilenen bir dizi tutarsızlıklarla ünlenen içeriğiyle tam bir açmaz, kavramlar kaosuyla çözümsüz bir denklemdir “Yeni Paradigma.” Zizek ve diğer post-modern, post-Marksist kalemlerden alınan argüman ve kavramların harman edildiği ve fakat kavramsallaşma bakımından oturmamış, tutarsız ve enflasyonist bir keşmekeştir “Yeni Paradigma” metni… Bundan bir açılımın, bir çözümün ve bir yeniliğin çıkması mümkün değildir…

Bu durumdan çıkış, ne yazık ki, mevcut Kürt ulusal hareketi realitesinde umut verici dinamik ve emarelere sahip değildir. İleride Kürt ulus potansiyelinde yeni dinamiklerin tarih sahnesine çıkması tamamen mümkündür, lakin yakın tarih açısından bir o kadar da zordur bu çıkış…

Çözüm mücadeledir; mücadele dışında her çözüm eksik, geçici, reformist ve egemen ulus lehinedir. Devrimci çözüm esastır. Reformist ve burjuva çözümler mümkündür fakat bu nitelikte de olsa çözüm talepli mücadeleler şarttır. Talepsizlik ve hak istememe mücadelesizliği koşullar ve mücadelesizlikten ezilen tabi ulus lehine bir çözüm çıkmaz…

Çözüm, kendi gücüne güvenmeyi esas alan bağımsız devrimci sınıf siyasetindedir. Sosyalist perspektif ışığında, uluslar arasında tam hak eşitliğine dayalı bir ilişkinin kabul edilerek sağlanması çözümdür. Ulus üzerindeki her türlü milli baskı ve tahakküme son verilmesi ve ulus iradesine saygı göstererek buy iradenin tanınması bir çözümdür. Ulusal bağımsızlık dahil, bütün ulusal-demokratik hakların tanınması ve/veya kazanılması için tutarlı mücadele bir çözüm/çözüme giden yollardan biridir. Ulusun Kendi Kaderini Tayin Etme Hakkının tanınması, dolayısıyla ulusun devletini kurma hakkına sahip olması en kalıcı, en devrimci ve bedeller pahasına sağlanması gereken çözümdür. Gerçek ve tam kalıcı çözüm sınıf mücadelesi ve sınıf devrimindedir. Bu, burjuva-reformist çözüm biçimlerini yok sayma anlamına gelmez, bilakis bu çözüm biçimleri birer gerçek olarak vardır.

Bildiğiniz üzere Kaypakkaya’nın en önemli tespitlerinden biri milli meseledeki görüşleridir. Kaypakkaya’nın ulusal meseledeki tezlerinin şimdi daha önem kazandığını söyleyebilir miyiz?

İbrahim ve Kürt Ulusal Sorunu…

Sınıf Teorisi: Sorunuzda ifade ettiğiniz gibi, Kaypakkaya yoldaşın ulusal soruna (Kürt ulusal sorununa) dönük ortaya koyduğu görüşler, bugün her bakımdan doğrulanan ve önem ya da muhtevası daha çıplak biçimde görülen bilimsel görüşlerdir. Geçen büyük zaman dilimine karşın bu fikirler öneminden bir şey yitirmemiş, bilakis önemini koruyarak yükseltmiştir. Bu, o görüşlerin doğru ve bilimsel olmasının ürünüdür. Kaypakkaya’nın ulusal sorundaki bu yetkinliği, aynı zamanda O’nun genel fikirlerinin komünist niteliğini kanıtlayarak gösteren ve/veya O’nun bütünlüklü fikirlerinin komünist olduğunu delilleyerek doğrulayan çarpıcı dayanaklardır. Kürt ulusal sorununda ortaya koyduğu zengin ve ayrıntılı yaklaşım, adeta komünist teoriye uzanan ipucu, komünist çizgiyi işaret eden kalın bir iz misalidir… Kısacası, Kürt ulusal hareketinde negatif cereyanla yaşanan bugünkü gelişmeler Kaypakkaya yoldaşın fikirlerini çok daha hayati ihtiyaç olarak öne çıkarmakta, önemini billurlaştırmaktadır…

Kaypakkaya yoldaşın Kürt ulusal sorunu ekseninde ortaya koyduğu görüşler bütünü, soruna dönük gerçekleri tüm açıklığıyla ve hiçbir sakınca taşımadan tam bilimsel tavra uygun çıplaklıkla ileri sürmesinden ötürü de önem taşımaktadır. En önemlisi de Kürt ulusal sorununda bu kapsam, bütünlük ve keskinlikte ilk olarak ileri sürülen görüşler olması itibarıyla büyük bir önem/değer taşır Kaypakkaya yoldaşın ilgili fikirleri…

Neydi Kaypakkaya yoldaşın bu fikirlerinin aslı? Kürt ulusuna dönük, egemen ulus burjuvazisinin ırkçı-şoven milliyetçilik ve tekçi faşist paradigmalarla uyguladığı milli baskı, inkâr ve yok sayma politikalarının tutarlı komünist fikirlerle teşhir ve deşifre edilmesi Kaypakkaya yoldaşın önemli tavırlarındandır. Kürt ulusu ve Kürt ulusal sorununun varlığı temelinde, ulusa ve ulusal isyanlara karşı uygulanan faşist katliam ve baskılara karşı açıktan tavır almak, Türk hâkim sınıflarının tekçi, ırkçı-faşist politikalarına karşı çıkmak aynı derecede önemli tutumlardı. Tarihteki Kürt ulusal isyanlarının haklı ve meşru olduğunu savunarak bunların kan-katliamla bastırılmasını teşhir eden devrimci görüşlerini alenen seslendirmesi yine önemliydi. Kürt ulusu üzerindeki milli baskıların kaldırılması için isyan ve mücadelelerinin haklı bulunarak desteklenmesi de tutarlı devrimci tavır olarak değerliydi…

Ulusal sorunun özü, kaynağı ve aldığı biçimler, ulusal sorunun çözümü veya çözüm politikaları hakkındaki sosyalist perspektifli fikirleri elbette kıymetliydi…

Ulusal hareketin desteklenmesi veya hangi şart ve koşullarda desteklenip hangi şartlarda desteklenmeyeceği, demokratik muhtevasının desteklenip burjuva imtiyazlara bağlı muhtevasının desteklenemeyeceği çerçevesinde ortaya koyduğu tahlil-tespit ve değerlendirmeler son derece doğru bilimsel yaklaşımlardı.

Kürt ulusunun Kendi kaderini tayin etme hakkına sahip olması, bu hakkın tanınması başta olmak üzere gasp edilmiş bütün ulusal hak ve taleplerin verilmesi, en nihayetinde Kürt ulusunun ayrılıp ayrı devlet kurma hakkının tanınması eksenindeki keskin komünist fikirleri de tartışmasız bir öneme sahipti…

Özetle, Kaypakkaya yoldaşın Kemalizm güdümlü resmi görüş ve tarih yazılımına dönük bilimsel itirazını, Komintern-Lenin yoldaşın Kemalist hareketle ilişki ve yaklaşımları çerçevesindeki hatalarından da kopma niteliğinde ortaya koyduğu tahlil tespitlerde olduğu gibi, Kürt ulusu ve Kürt ulusal sorunu hakkında resmi görüşün ırkçı-faşist tekçi paradigmalarını yerle bir eden keskin yaklaşımlarıyla da komünist kopuşu temsil eden tarihsel bir çıkışı temsil etmektedir…

Emperyalist paylaşım savaşı tehlikesinin dünya siyasal gündemini meşgul ettiği bugünkü koşullarda, Türkiye-Kuzey Kürdistan komünist ve devrimcilerinin sorumluluklarını nasıl tanımlıyorsunuz?

Emperyalist savaş ve kaosun gölgesinde yaşanan süreç ve devrimci görevler…

Sınıf Teorisi: Emperyalist sistemin yapısal krizi özünde süreğen ve devreyi olarak kroniktir; bu devreyi krizin dönemsel olarak pansuman edilerek ertelenmesi (kalıcı çare olmasa da) sağlanabilmektedir. Bu, emperyalist sistemin bir biçimiyle dinamik olduğuna işaret ederken, diğer yanıyla çözülmeyip sadece ertelendikleri için sistematik zincirle tekrar eden ya da spekülatif dalgalanmalarla su yüzüne çıkma hassasiyeti taşıyan krizlerin kronik savaşları koşulladığı gerçeğidir.

Emperyalist dünya gericiliği bölünmüş olduğu üç emperyalist blok şeklinde örgütlenmiş olup, esasta bu bloklarla temsil edilmektedir. Bugün 3. emperyalist paylaşım savaşına güçlü olasılık olarak işaret eden emperyalist cephedeki savaş ve çatışmalar bu bloklar arasında cereyan etmektedir. Vekalet savaşlarının ya da emperyalist gericiliğin uzantısı olan gerici devletlerin bu savaşlara katılması veya savaştırılması bu gerçeği değiştirmez. Emperyalist paylaşım savaşlarının, emperyalist sistem içinde yeni güçlerin gelişerek ortaya çıkması ya da mevcut güçlerden bazılarının biriken sermayenin yatırımı ve üretimini pazarlayabilmek için yeni pazarlara ihtiyaç duyması ve pazarlarını büyütme iştahı, aralarındaki güç dengelerinin gösterdiği değişim, tahakküm ve hegemonya hırsı, son tahlilde pazar ve dengelerin yeniden biçimlendirilerek dizayn edilmesi zemininde geliştiği söylenebilir…

Karşılıklı bağımlılığı da derinleştirerek ihtiva eden emperyalist sistemdeki uluslararası ve çok uluslu tekellerin gelişerek egemen hale gelmesiyle daha da derinleşip iç-içe geçen iktisadi/siyasi ilişkiler ve görece örtüşen çıkarlar temelinde, çeşitli bloklar arasında yakınlaşmalar yaşanmakta/yaşanabilmektedir. Hatta daha geniş güçleri kapsayacak biçimde yeni ittifak, ilişki, anlaşma ve örgütlenmeler de gündeme gelmektedir… İlgili bloklardan bazıları arasında izafi yakınlaşma görülmesine rağmen, bunun somut çıkar çakışmaları zemininde geçici olduğu da mevcut süreçte çıplak biçimde görülmektedir… ABD eksenli, Rusya-Çin endeksli ve AB eksenli olmak üzere üç blok içinde AB’li blok daha güçsüz olandır. Dolayısıyla Suriye’den Ukrayna’ya, Venezuela’dan İran’a yaşanan mevcut gelişme, çatışma ve savaşlar, aslen ABD ve Rusya-Çin blokları arasındaki güç dengelerinin yeniden dizayn edilmesi, pazarların düzenlenmesi ve dünya hegemonyası uğruna yürütülen savaşlardır…

Emperyalist baş aktör ve dünya halklarının baş düşmanı durumundaki haydut ABD emperyalizmi kendi hukuku da dahil, uluslar arası hukuk ve anlaşmaları tanımayan hoyratlıkta azgın bir barbarlık sergilemektedirler… Siyonist İsrail devletiyle birlikte Filistin/Gazze’de ve Lübnan’da gerçekleştirilen katliam-kıyım, Suriye’de ve Rojava’da yürüttüğü saldırganlık, Venezuela baskını ve İran’a dönük tahakküm savaşı bu haydutluğun yakın örnekleridir… Trump aktörüyle pervasızlaşan bu haydutluk örnekleriyle ortaya koyulan barbarlık ve AB kapılarına dayanan tehdit ve şantajlar, AB’li emperyalist bloğunun bir çok strateji ve politikada adeta ortak davranarak yakın durduğu Trump liderliğindeki ABD emperyalizmine tavır almasının gerekçeleri oldu…

Bu barbarlık, dünya hegemonyası ve bölge dizaynı stratejisine bağlı gerici çıkarları temelinde Suriye’de iktidar değişimi yaratarak Baasçı Esat iktidarı yerine, Colani liderliğinde siyasal İslamcı dinci gericiliği iktidara getirdi… Diğer sayısız gerçekle birlikte, radikal siyasal İslamcı bir caninin Suriye’nin başına dikilmesi de bu haydudun manipülasyonla kullandığı “demokrasinin beşiği” safsatası ve halkları aldattığı “demokrasi ve özgürlükler götürme” yalanı bir kez daha çökmüş bir demagojidir…

Kısacası, emperyalist güçler arasında keskin çelişkilerle cereyan eden çatışma ve savaşlar, elde edilen sonuçlara, sağlana ateşkes anlaşmalarına rağmen dinamik bir süreçtir. Pazar paylaşımı, nüfuza dayalı pazarların dizayn edilmesi ve dengelerin yeniden düzenlenmesi zemininde dünya hegemonyası hedefiyle yürütülen saldırganlık ve savaşlar süreci özünde bir paylaşım sürecidir. Daha kapsamlı paylaşım savaşı, mevcut sürecin bir sonraki adımı olarak muhtemel patlamadır. Dünya yeni bir felaketle yüz yüzedir. Bilumum emperyalist gerici savaşların en ağır ve büyük acılar faturası dünya halkları ve ezilen uluslarına kesilmiştir. Bu, bugün de böyle olacaktır. Kadınlar ve çocukların bu savaşların en savunmasız ve en masum kurbanları olduğu da diğer dramatik gerçektir…

Her süreç kendisine özgü çelişki, çözüm ve görevlerle biçimlenir…

Bütün bu sebeplerden ötürü, komünist devrimciler başta emperyalist gerici savaşlar olmak üzere, bilumum gerici haksız savaşlara karşı çıkan en kararlı, en tutarlı ve en mücadeleci güçler olarak bu savaşlara kayıtsız kalmaz/kalamazlar. Onların devrimci görevlerinin bir bölümü bu savaşlara karşı tutarlı mücadele tavrında biçimlenip, anti-emperyalist, anti-faşist mücadele cephelerinin geliştirilmesinde karşılık bulur. En önemlisi de bu savaşları proletarya ve halklar lehine devrimci iç savaşlara çevirerek haklı savaşları yükseltme perspektifleridir. Gerici savaşların ortadan kaldırılmasının tek yolu haklı savaşların geliştirilerek zafere taşınmasıdır. Gerici savaşlar devrimci savaşla yenilecektir…

Emperyalist gerici savaş bugün büyük bir tehlike olup, yaşanan savaş saldırganlıklarıyla gelişen büyük savaş eğilimi göz ardı edilemez ciddiyette bir tehdit yaratmaktadır. Bu tehlike ve tehdit emperyalist dünya gericiliğinden kaynaklandığı gibi, emperyalist-kapitalist sistemin varlığını sürdürdüğü her süreçte bu tehlike gündemde kalacaktır. O halde, tehlike ve tehdidin ortadan kaldırılmasının tek yolu emperyalist gericiliği tarihin karanlığına gömmekle mümkündür. Gerici sınıf iktidarları, devletleri ve bilumum gericiliğin tasfiye edilmesinin aracı proleter sınıf devrimleridir. Gericilik, devrimci savaşlarla, sınıf devrimleriyle yenilecektir. Emperyalist tehdit ve tehlike proleter dünya devrimleriyle bertaraf edilebilir. Bunun için geniş anti-emperyalist, anti-faşist mücadele cephelerinin geliştirilmesi elzemdir. Lakin farklı süreçlerde öne çıkan farklı çelişkiler farklı yöntemlerle çözülürler. Her çelişkinin kendine özgü çözüm yolu-yöntemi vardır…

Geniş ve güçlü anti-emperyalist mücadele cephelerinin örgütlenerek yaratılması geliştirilmesi gereken mücadelelerin en önemlilerindendir. Fakat bu diğer biçimlerle desteklenmek durumundadır. Dahası bu cephenin yaratılması her parçadaki komünist ve devrimcilerin güçlerini büyüterek iyi tahkim etmelerini de gerektirir. Hatta kendi parça devrimlerini geliştirip zafere taşımaları da emperyalist gericiliğe darbe vurma anlamıyla bu sürecin ihtiyaçlarına yanıt verecek devrimci şartlardandır…

Anti-emperyalist geniş yelpazenin birliği veya birleştirilmesi ancak komünist ve devrimci sınıf güçlerinin gelişmesiyle mümkündür. Bu anlamda komünist ve devrimci hareket güçlerinin iç tahkimleriyle birlikte, hareketin her parçasının ittifak ve ortak mücadele platformlarında birleşik mücadele pratiğini geliştirmeleri yadsınamaz ihtiyaçtır. Emperyalist zinciri zayıf halkalarından koparma perspektifinin mücadele pratiğinde pekiştirilerek parça devrimleriyle olguya dönüştürülmesi elzemdir… Fakat, geniş potansiyeli temsil etmesi itibarıyla anti-emperyalist, anti-faşist mücadele cephesinin örgütlenmesinin olanakları büyüktür. Bunun için anti-emperyalist savaş karşıtı mücadelenin yoğun biçimde propaganda edilmesi izlenmesi gereken öncelikli siyasettir. Bu, süreç bağlamında ivedi pratik görevdir…



Mayıs 2026
PSÇPCCP
 123
45678910
11121314151617
18192021222324
25262728293031

More in Röportaj