
Sorunlar yumağı düzeyinde yığılmış ya da birikmiş sorunlarımızın olduğu inkâr edilemez yalın gerçektir. Sorunlar yumağından kastımız, iki yoldaşın hata yapması, üç yoldaşın işini yapmaması, beş yoldaşın tembellik yapması, şu siyasetin uygulanması, diğerinin uygulanmaması değildir. Bunlar ve benzerleri elbette sorundur fakat kast ettiğimiz sorunun özü daha derin ve farklıdır. Hatta, bir bakıma sorun, tek-tek parti-örgütlerin zayıflayıp marjinalleşme gerçeğini de aşan bir sorundur. Yani, “sorunlar yumağı’’ veya “sorunlarımız’’ derken, daha köklü sorundan, bizzat devrimin ve/veya devrimci mücadelenin yaşadığı tıkanıklık ve gelişememe, erozyon ve aşınma, nitelik kaybı ve niceliği koruyamama durumundan bahsediyoruz. Sorun tek-tek parti/örgütlerin dar sorunlarından öteye (ama bunlardan da bağımsız olmayan, bilakis bunlarda somutlanan) daha kapsamlı sorundur; genel devrimci sınıf cephesi ve devrim sorunudur…
Devrimdeki gerilemeden, iktidar mücadelesinden açık-ara geri düşme, devrimci patinaj ve bocalama halinden, içe doğru büzüşme ve daralmanın kronikleşmesi, militan kulvardaki gelişememe halinin müzminleşmesi ve zımnen kabul edilmesi, yaşanan tıkanıklık karşısında çıkış bulamama durumundan söz ediyoruz… Mücadelenin gerektiği gibi göğüslenememesi, geliştirilememesi, tasfiyeciliğin hüküm sürerek hakim hale gelmesi, tasfiyeci sürece yanıt olamama bir yana, tasfiyeciliğe maruz kalınarak negatif sürecin güdümüne girme halinden söz ediyoruz…
Bu durumu, çeşitli vesile ve zamanlarda; tasfiyeci sürecin derinleşerek devrimci hareketi kemirmesinin eseri olarak, “marjinalleşme’’, “devrimci kriz’’, “devrimci hareketin demokratik harekete dönüşme tehlikesi’’ ve devrimci değerlerde yaşanan aşınma temelinde ciddi bir nitelik sorununun olgusal bir tehdide dönüştüğü şeklinde ifade etmiştik… Fakat bu, süreç bağlamında madalyonun bir yüzüdür; ikinci yüzü ise aşağıda dikkat çekeceğimiz gibi olumsuz değil, olumlu ve devrimci açıdan umut vericidir…
Evrensel ve özel ölçekte olmak kaydıyla, özellikle emperyalist saldırganlık ve haydutluğun geldiği boyut ve yarattığı dünya savaşı tehdidi, ezilen yoksul dünya halklarında derin kaygılar yaratarak emperyalist gericiliğe karşı büyük bir tepkiye yol açarken, emperyalist-kapitalist barbarlığın vahşi yüzünün bir kez daha açığa çıkıp dünya halkları nezdinde teşhir olmasına da vesile oldu. Hoyratlıkta sınır tanımayan emperyalist barbarlığın son haydutluğunun dünya halkları bilincinde yarattığı etki ve sarsıntının ürünü olarak, rüzgârın ters dönerek devrimden yana esmeye başladı. Devrimci mücadele lehine nesnel şartların giderek gelişmesi, devrimci hareket lehine gelişen şartlar ve hareketin pozitif rotaya meyletmesi, devrime doğru eğilimin güçlenmesi, devrimin yükselen değer olması şeklindeki pozitif gelişim süreci, emperyalist barbarlığın yakın tehdit olarak savaş caniliğiyle hortlamasının bir sonucudur. Büyük nitel gelişmeler yaşanmasa da bu gelişmenin toplumsal-sınıfsal temelleri olgunlaşmaya başladı ve bu etkinin andaki yansımaları kimi nicel (ve ama devrimci olması itibarıyla nitel de) gelişmeler görülmeye başlandı. Örneğin, SMF’nin 1 Mayıs kortejleri yaşanan bu gelişmeye işaret eder…
Devrimci Politik Müdahale ile Tasfiyeci Süreci Aşmak Tayin Edicidir!
Yukarıdaki pozitif paragrafta işaret ettiğimiz nicel gelişme ve nitel gelişme temeli anda görülenden çok daha önemli, dipten gelen dalganın işaretleri bakımından anlamlıdır. Zira, devrimci gelişmenin tohum ve dinamikleri bu zeminde büyüyecektir. Bu toplumsal uyanışın büyük toplumsal hareket ve dalgalanmalara vurması tamamen mümkün ve hatta büyük olasılıktır…
Bu bağlamda, salt negatif-kötümser durum ve koşullardan söz etmek tespitin yarısı olarak eksik/yanlış kalır; iyimser-pozitif gelişme ise sürecin diğer yanı olarak tamamlayıcı bir gerçektir. Çelişmenin ikinci yüzü olarak negatif ile pozitif yan her süreçte istisnasız biçimde vardır. Her türlü karamsarlık temelsizdir. Dolayısıyla, yukarıda “sorunlarımıza’’ dair yaptığımız negatif açılım tablosundan bağımsız olmamak üzere, madalyonun diğer yüzü olan pozitif gelişme yelpazesinden söz etmek yanlış değil, bilakis objektif gerçeğin ifadesi olarak isabetlidir. Pozitif gelişmeye dikkat çekmek devrimci moral-motivasyon açısından gerekli olduğu kadar, gerçek devrimci gelişmenin tespit edilmesi açısından da değerlidir. Değerlidir çünkü, devrimci siyasetin yönelim belirlemesi, görev ve konumlanışını düzenlemesi, gelişen sürece ayak uydurması ve benzeri gibi, sınıf mücadelesinde ileri mevzilerde pozisyon almak gelişmeleri doğru okuyarak tespit etmekten geçer.
Fakat, bu süreçte çelişmenin esas yanı hala “sorunlarımız’’ çerçevesinde tarif ettiğimiz devrimci hareketin zayıflıklarında anlam kazanan negatif yandır. Sürecin pozitif gelişme yanı ise çelişmenin tali yanıdır. Lakin, çelişmenin esas yanı ile tali yanı belli şartlarda birbirine dönüşür, dönüşmesi tamamen mümkündür. Bu bağlamda, stratejik öneme sahip proleter devrimci nitelikte siyasi parti aracının değiştirme dinamiği olarak tarihsel rolle devreye girip çelişmeye ve dolayısıyla sürece müdahalede bulunması tayin edici önem taşır. Diri dinamik enerji olarak gençliğin bu tarihi mücadelede rol üstlenmesi ise başka bir gereksinim ve hatta belirleyici etmenlerdendir…
İşte burada devrim sorunu dediğimiz sorun, proleter devrimci parti-örgütlerin sorununa bağlanır, bunlar şahsında gerçeğe bürünür. Yani, devrim veya devrimin sorunları fiilen Komünist devrimci parti-örgütlerde cisimleşir. Devrim kendiliğinden bir süreç olmadığına göre ve bizzat proleter devrimci partiler tarafından örgütlenip geliştirildiğine göre, sorunun özü bu partilerde, bu partilerin sorunlarında karşılık bulur.
Devrimci değiştirme eyleminin teori-pratiğini temsil ederek gerçekleştiren ve hayata geçiren müdahaleci özne proleter devrimci parti-örgüttür. Devrimci halk kitleleri ve işçi sınıfı bu sınıf örgütleri vasıtasıyla devrimci müdahale eylemini gerçekleştirirler. Lakin, proleter devrimci parti/örgütlerin nitel-nicel bakımdan yeterlilik/yetersizlik durumu, bu müdahalenin yapılması ya da yapılmamasında belirleyici faktör olarak öne çıkar. Özcesi, sorunlarımız devrim sorunu, daha açıkçası devrimcilik sorunu olarak proleter devrimci partilerde somutlanır. Zira, sorunun esası, nesnel şartlardan değil, sübjektif güçlerin/öncü-önder güçlerin yetersizliğinden kaynaklanmaktadır…
Sebepleri şimdilik saklı kalsın, reel durum devrimci hareketin tasfiyeci illet tarafından adeta ipotek edilmiş, üstüne ölü toprağı serilmiş olan ağır şartlardan geçiyor. Bu koşulların aşılması, değiştirilmesi gerekiyor. Bu kolay değil zordur fakat imkânsız hiç değil…
Devrim/devrimcilik sorunu olarak tarif ettiğimiz tasfiyeci sürecin devrimci harekette yarattığı tahribatlardan biri, militan niteliğin geçmişe gömülerek demokratik nitelikte devrimcilik üretme ve bu durumun büyük ölçekte kanıksanarak kabullenilmesi durumudur. Bu ideolojik-siyasi kırılmanın bir biçimi ve yansımasıdır. Tam da burada devrimcilikte bir nitelik sorunu yaşandığı izlenmektedir.
Siyasal İktidar Perspektifiyle Devrimci İddiaları Kuşanmak ve Cüret Etmek!
Bu durum pratikte neye denk gelir veya somut gerçekte nasıl gözlemlenir? Devrimci parti-örgütleri ve bunların faaliyetlerini temsil ederek yürüten devrimcilerin önemli bir çoğunluğu, hepsi değil önemli bir çoğunluğu ideolojik sağlamlık ve siyasi netliklerini/keskinliklerini köreltmiştir. Dolayısıyla devrimcilikte ikircikli ve tereddütlü durmaktadırlar. Şartlı, temkinli, tedrici ve garantici devrimcilik yapmaktadırlar. Belli zamanını ayırma anlamında mesaici ve dengeleri güden makul bir devrimcilik sergilemektedirler. En önemlisi de aktivist ve üyelerden kadrolara kadar esas eğilimi yansıtan bu çoğunluk; bir ayağı devrimcilikte, öteki ayağı sistemde/burjuva düzen ve özel yaşamda, tam bıçak sırtında durmaktadır. Bir vesileyle barikatın bu tarafına ya da öteki tarafına atlayacak ya da düşecek biçimde, sınırda, bıçak sırtında durmaktadır. Burjuva yaşamla devrimci yaşam arasında denge sağlayıp bu döngüyü sürdüren günün yaygınlaşmış devrimcilik tarzı gelişme üretmez; devrimi hiç üretmez. Bu devrimcilik, sadece profesyonel devrimcilikle kıyaslanıp eleştirilmesi gereken değildir, vasat bir devrimcilik profili olarak yadsınması gerekendir. Hiç değilse üye ve kadro niteliği açısından bu devrimcilik tarzının yadsınması, yadırganması ve kuşkusuz ki geliştirilerek olağan devrimcilik seviyesine taşınması şartla gereklidir.
Bedel ödemeyi göze almayan, zorluğu göğüsleyemeyen, kurulu yaşamından ödün vermeyen, diğer değişle rahatının bozulmasını istemeyen, kısacası hem devrimcilik yapmak ve hem de devrimciliğin zorluk ve sonuçlarını göze almamak, konfor alanını korumak; işte devrimcilikte yaşanan tasfiyeci tahrifatın bir başka sonucu da budur. Hem dereyi geçmek hem de ıslanmamak…
Aynı tahrifatın uzantısı olarak, yetki ve inisiyatifi severek kullanmak ama sorumluluk ve görevden mümkün olduğunca sakınmak, faaliyet ve çalışmaları gevşek tutup sıkı-sıkıya sarılmamak, görev ve çalışmalara “olursa olur olmazsa olmaz’’ düzeyinde önem vermek, bencil hırslarda gelişkin ama kolektif işlerde ısrarlı ve iddialı olmamak; tasfiyeci tahribatla zuhur eden gevşek ve esnek devrimciliğin bazı özellikleri de bunlar gibidir…
Devrimcilikte iddiasızlık en ciddi sorunlardandır. İddialı olmamanın altında özgüven zayıflığı yatar. Öz güvene sahip olmayan bir devrimci, devrimciliğin hakkını vermekte zayıf kalır. Zira devrimcilik bir güven/özgüven sorunudur da. Bütün zorluklara, ağır şartlara, acımasızlıklara göğüs germe, onlara karşı mücadele etme kararlılığıdır devrimcilik. Ayakları üstünde durmak, tek kaldığında yol ve yönünü çıkarma, en zor koşullarda yol açan, yol bulan kararlılık ve cürettir devrimcilik. Dolayısıyla özgüven sorunu devrimcilikte tayin edici bir ögedir… İddiasızlığın diğer temeli ise, inançsızlıktır. Kazanmaya, zafere yürümeye, devrimin gerçekleşeceğine inanmamaktır. Bu inançsızlık, devrime ve devrimci görevlere sıkı sarılmamanın, kendine, yoldaşlarına ve devrime güven duymamanın temelidir. İnanan ve kendine güvenen iddialı olur, tersinden inanmayan ve öz güvene sahip olmayan iddialı olmaz/olamaz.
Buğday Toplamak İçin Buğday Ekmek Gerekir…
Bütün bunlar toplamında açığa çıkan can alıcı ihtiyaç, devrimciliğin ve proleter devrimci parti/örgütlerin nitel-devrimci özüne uygun olarak tahkim edilmesi, keskin devrimci bilinç ve ruhla donatılmasıdır. Bu, bir dizi örgütsel-siyasi çalışmanın yürütülmesi başta olmak üzere, ideolojik-teorik kavrayışın derinleştirilmesine dönük çalışmanın yürütülmesini, teori ile pratiğin eş güdüm içinde geliştirildiği planlı yoğunlaşma sürecine denk gelir. Ancak daha ivedi olarak, önderlik ve kadroların bu süreçten önce veya bu süreci beklemeden kendisini sarsıp ön açıcı pratiğe girme/pratiği geliştirme rolüyle ileri çıkmaları gerekmektedir. Bu bağlamda, önderlikten bağımsız olmamak kaydıyla, kadrolar yukarıda kısaca bahsettiğimiz iddiasızlık ya da iddialı olmama silikliğinden, kendiliğindencilikten, idare edici yetinmecilikten bir an önce kurtulmaları, daha da önemlisi burjuva yaşam ile devrimci yaşam arasında bocalama halinden keskin biçimde kopmaları gerekir. Bu devrimcilik ile devrimci olmayan arasında yapılacak bilinçli bir tercih meselesidir ve tamamen bir nitelik sorunudur.
Nitel olanın geliştirilmesi bugün en büyük ihtiyaçtır. “Niceliğe değil, niteliğe bak’’ sözü bugünün ilacıdır. Nitelik nicelikten çok daha temel bir sorun ve niceliği de geliştirecek olan üretici kaynaktır. Bugün tasfiyeci tahribat ve tahrifat maruz kalınarak yitirilen/kaybedilen en değerli unsurlardan biri hiç kuşkusuz ki niteliktir. Nitel devrimcilik müzmin olarak eriyip zayıfladığı için, parti-örgütlerde de nitelik sorunu derinleşmiştir. Devrimci hareket ve her bir bileşeni büyük oranda nitel devrimcilik sorunundan muzdariptir. Bu durumun aşılması yaşamsal bir sorundur. Önderliğe ve kadroya atfettiğimiz sorumluluk bu yaşamsal önem nedeniyledir. Durdurulamayan daha fazla nitelik yitimi kaçınılmaz olarak başka bir niteliğin oluşmasına/başka bir niteliğe varır. Derhal harekete geçip önlem almanın, öne çıkıp “buzu kırmanın’’ zorunluluğu burandan kaynaklanır. İçerde ve nitelik zaviyesinden büyüyen tehlike en büyük ve en yıkıcı tehlikedir.
Devrimcilik, değişen ve değiştiren, ilerleyen ve ilerleten, yıkma-yapma eylemini yeniyi ve geleceği inşa etme perspektifiyle ele alan özüyle büyük bir niteliktir. Nitelik ya da nitel sorunun yaşandığı şartlarda nitel-devrimci adımların atılması elzemdir. Nitel problem nitel çözüm adımlarıyla çözülür. Devrimci nitelikte zayıflama varsa, çare nitel-devrimciliğin üretilmesi, geliştirilmesidir. Buğday toplamak için buğday ekmek gerekir…
Devrimci niteliğin örgütlenerek geliştirilmesinde kolektif eylem planı esastır. Lakin kolektif hareketin sağlanması son tahlilde devrimci bireylerde, bireylerin toplamında vücut bulur. Dolayısıyla, tek-tek her yoldaşın, her kadronun durmaksızın nitel gelişme doğrultusunda ve niteliği geliştirme perspektifiyle adımlar atması, geriliklerinden kopuşu örgütlemesi son derece kıymetlidir… İstisnai şartlarda da olsa, bireyin/devrimci bireylerin kendilerinden başlatmış oldukları kopuşsal adım eylemi, kolektif eylemi geliştirmek için “bardağı taşıran damla’’ olabilir, bir kıvılcım olma esprisiyle elzem rol oynayabilir. Her yoldaşın daha fazla zaman kaybetmeden kendisinden başlayarak devrimci niteliği büyütme doğrultusunda adımlar atması tercih değil, zorunlu görevdir. Enerjimizi dar kısır sorunlara, düşman olmayanlarla uğraşmaya, hatta kendi-kendimize harcamaktansa, devrimci faaliyet ve örgütlenmelere kullanarak devrimci niteliği yaratıp büyütmeye harcamak bilinçli devrimci tutum olarak yeğdir…
Bu yazı Halkın Günlüğü Gazetesi‘nin Haziran-2026 tarihli 61. sayısında yayımlanmıştır.








