
Bahattin Seçilir/İstanbul
Kapitalizmin derinleşen ekonomik-siyasal krizinin işçi-emekçi sınıflar üzerindeki baskıyı artırdığı bir dönemde, uzlaşmacı ve bürokratik sendikal anlayışlar da giderek sermayenin baskı ve mobbing mekanizmalarına eklemlenmiş durumda. Bu tabloya karşı Atakum Belediyesi İşçi Dayanışması, işçi sınıfını yalnızca “temsil edilen pasif bir kitle” ya da “aidat makinesi” olarak gören tasfiyeci sendikal çizgiye karşı yeni bir örgütlenme hattı örüyor. Sendikal demokrasiyi sandığa sıkıştırılmış bir formalite olmaktan çıkarıp günlük yaşamın içinde işleyen bir denetim ve mücadele mekanizması olarak tanımlayan İşçi Dayanışması, Kavel’den 15–16 Haziran’a uzanan tarihsel sınıf mücadelesi geleneğinden besleniyor ve aşağıdan yukarıya kolektif bir işçi iradesi inşa etmeyi hedefliyor.
Atakum Belediyesi İşçi Dayanışması ile sendikal bürokrasi, işçilerin örgütlenme ihtiyacı ve mücadele olanaklarını konuştuk.
İşçi Dayanışması nedir? Neden ortaya çıktı?
İşçi Dayanışması: İşçi Dayanışması, işçilerin kendi sözünü, iradesini ve örgütlülüğünü yeniden kurma ihtiyacından doğdu. Mevcut sendika yönetiminin 8 yıllık pratiği biz işçileri sadece aitdatçısı olarak görmesi, bizleri bir başka mecralarda sıçrama tahtasına dönüştürmesi, işçileri yalnızlaştırmış pasif edilgen bir hale getirmiş olması, var olan haklarının çok ama çok geriletilmiş olması dolayısıyla kendisine karşı getirilen eleştirileri işverenle danışıklı bir şekilde mobingler uygulayan iş birlikçi tutumudur. Uzun yıllardır emekçiler adına konuştuğunu söyleyen birçok yapı, zamanla işçilerden uzaklaştı. Kararlar dar çevrelerde alınmaya, işçiler ise sadece onay vermesi beklenen bir kitleye dönüştürülmeye çalışıldı. Biz ise bunun karşısında duruyoruz. Çünkü biliyoruz ki işçilerin kurtuluşu, işçilerin kendi eseridir. Dayanışmamızın temel amacı, işçilerin söz sahibi olduğu, karar süreçlerine doğrudan katıldığı, demokratik ve mücadeleci bir birliktelik yaratmaktır.
İşçiye bakışınızı ve dayanışmayı nerede konumlandırdığınızı anlatabilir misiniz?
İşçi Dayanışması: Bizler hali hazırda uzun süredir alın teri, bilek zoru ile çalışan işçileriz. Bizler işçileri temsil edilmesi gereken pasif bir kitle olarak görmüyoruz. İşçiler bizzat mücadeleyi kuran, üreten ve dönüştüren öznelerdir. Bir fabrikada, depoda, limanda ya da büroda çalışan emekçiler yalnızca emek gücü değildir; aynı zamanda bilgi, deneyim ve yaratıcılık sahibidir. Bu nedenle bizim anlayışımızda yönetmek ve yönetilmek ayrımı değil, birlikte karar almak ve birlikte mücadele etmek esastır. Dayanışma, birkaç kişinin talimat vermesi değil; yüzlerce işçinin ortak aklının ortaya çıkmasıdır. Üzerine basarak söylüyoruz ki dayanışma bizim anahtarımız bizi başka direnişlerle ortaklaştıracak yeni mücadele yollarına götürecek temel ilkemizdir.
Sendikal demokrasi sizin için ne ifade ediyor?
İşçi Dayanışması: Sendikal demokrasi seçimden seçime oy kullanmak değildir. Demokrasi, işçinin her gün söz söyleyebilmesi, yöneticileri denetleyebilmesi ve gerektiğinde değiştirebilmesidir. Bir sendika üyelerinden korkuyorsa, eleştiriyi bastırıyorsa, kararları kapalı kapılar ardında alıyorsa orada demokrasi yoktur. Bizim mücadelemiz yalnızca ücret artışı için değil, aynı zamanda işçinin kendi örgütü üzerinde söz ve karar sahibi olması içindir.
İşçi Dayanışması’nın mücadele anlayışı nedir?
İşçi Dayanışması: Biz mücadeleyi yalnızca hak kayıplarına karşı verilen savunma savaşı olarak görmüyoruz. Mücadele aynı zamanda yeni bir yaşam kültürü yaratmaktır. İşçiler birbirini rakip değil yoldaş olarak görmeye başladığında, yalnız bırakılan arkadaşına sahip çıktığında, bilgiyi ve deneyimi paylaştığında gerçek dayanışma ortaya çıkar. Bu yüzden işyerlerinde yalnızca hak aramıyoruz; güveni, ortaklığı ve kolektif gücü de inşa etmeye çalışıyoruz.
Bugün emek hareketinin en büyük sorunu nedir?
İşçi Dayanışması: En büyük sorunlardan biri örgütsüzlük kadar umutsuzluktur. İnsanlara yıllarca “bir şey değişmez” denildi. Oysa tarihe baktığımızda bütün kazanımların mücadeleyle elde edildiğini görüyoruz. Kavel’den 15-16 Haziran’a, büyük grevlerden direnişlere kadar hiçbir hak yukarıdan verilmedi. Hepsi aşağıdan gelen örgütlü güç sayesinde kazanıldı. Bugün de değişen bir şey yok. İşçiler bir araya geldiğinde, konuştuğunda ve birlikte hareket ettiğinde dengeler değişmeye başlar.
Son olarak işçilere ne söylemek istersiniz?
İşçi Dayanışması: Hiçbirimiz tek başımıza güçlü değiliz. Ama yan yana geldiğimizde üretimi durduran, hayatı değiştiren ve geleceği kuran bir güce dönüşüyoruz. İşçi Dayanışması’nın çağrısı tam da budur: Korkunun yerine cesareti, yalnızlığın yerine dayanışmayı, itaatin yerine kolektif iradeyi koymak. Çünkü dayanışma bir slogan değil, birlikte kuracağımız yaşamın adıdır. İşçiler yan yana geldiğinde yalnızca haklarını savunmaz; kendi geleceklerini de kurmaya başlarlar.









