
Antep/Umut Polat
PATİKA- Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Antep Şubesi, Suriye’de inanç ve kimlik eksenli saldırılara karşı panel düzenledi. Panelde, Suriye’den Türkiye’ye uzanan siyasal kuşatma, Alevilere ve Kürtlere dönük saldırılar ile yargı eliyle derinleştirilen hukuksuzluk rejimi tartışıldı.
‘Asimilasyona karşı ortak direniş’
Panelist Mehmet Erkek, Kürt ve Alevi halkların tarihsel olarak inkâr ve asimilasyon politikalarının hedefi haline getirildiğini belirtti. Bu politikaların tesadüfi değil, sistematik bir devlet aklının ürünü olduğunu ifade eden Erkek, örgütlü mücadelenin zorunluluğuna dikkat çekti. Alevi toplumunun yalnızlaştırılmak istendiğini vurgulayan Erkek, ezilen tüm kimliklerin ortak mücadele hattında buluşmasının tarihsel bir sorumluluk olduğunu söyledi.
‘Aleviler iktidarda değil, hedefte’
Panelde konuşan Cuma Erçe, Suriye’de Alevilerin iktidarda olduğu yönündeki söylemin bilinçli bir çarpıtma olduğunu belirtti. Beşşar Esad’ın Alevi bir aileden gelmesinin, ülkede Alevi bir siyasal yönetim olduğu anlamına gelmediğini vurgulayan Erçe, “Eğer Aleviler iktidar olsaydı, bugün Lazkiye’de katliam tehdidi altında olmazdı” dedi.
Erçe, Heyet Tahrir el-Şam (HTŞ)’nin özellikle Lazkiye ve çevresindeki Alevi yerleşimlerini hedef alan saldırılarına dikkat çekti. HTŞ’nin geçmişten bu yana selefi-cihatçı ideolojik çizgisi doğrultusunda Alevileri “meşru hedef” olarak kodladığını belirten Erçe, bu yaklaşımın yalnızca askeri bir çatışma pratiği değil, inanç temelli bir tasfiye anlayışı olduğunu söyledi.
Lazkiye kırsalında köylere dönük baskınlar, zorla göç ettirme girişimleri ve sivil yerleşim alanlarının hedef alınmasının bölgedeki Alevi nüfusu sindirmeye dönük sistematik bir politika olduğunu ifade eden Erçe, “Bu saldırılar bir güvenlik operasyonu değil, demografik ve siyasal mühendisliktir” dedi.
HTŞ’nin kontrol ettiği alanlarda farklı inanç ve kimliklere yaşam hakkı tanımayan bir yönetim modeli kurduğunu belirten Erçe, bu yapının yalnızca askeri bir güç değil, aynı zamanda toplumsal alanı yeniden dizayn etmeye çalışan ideolojik bir örgüt olduğunu söyledi. Kadınlara, azınlık inanç gruplarına ve muhalif yapılara dönük baskının aynı konseptin parçaları olduğunu vurguladı.
Rojava’dan yükselen güçlü tepkiye karşın Antep ve İstanbul’dan aynı düzeyde bir dayanışma sesi çıkmamasını eleştiren Erçe, Türkiye’deki Alevi kurumlarının ve demokratik kamuoyunun daha görünür bir tutum alması gerektiğini ifade etti. Alevilere dönük saldırıların münferit değil, bölgesel ölçekte şekillenen siyasal bir konseptin parçası olduğunu belirten Erçe, yalnızlaştırma politikasına karşı daha güçlü ve örgütlü bir dayanışma çağrısı yaptı.
‘ESP’ye yönelik operasyonlar siyasal tasfiye’
Erçe, Ezilenlerin Sosyalist Partisi’ne (ESP) yönelik operasyonları “siyasal soykırım pratiği” olarak değerlendirdi. Operasyonlarda gözaltına alınan ve tutuklananlar arasında Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’nde görev alan Alevilerin de bulunduğunu hatırlattı. Pir Sultan geleneğinin tarihsel olarak devrimci mücadeleyle yan yana durduğunu vurgulayan Erçe, sosyalistlere, devrimcilere ve muhaliflere dönük operasyonların tesadüfi olmadığını söyledi. Bu sürecin demokratik siyaseti tasfiye etmeye dönük bir müdahale olduğunu ifade etti. Erçe, Alevilere, Kürtlere ve sosyalistlere yönelen baskı politikalarının birbirinden bağımsız değil, aynı merkezli siyasal bir hattın parçası olduğunu söyledi.
‘Yargı bağımsızlığını yitirdi’
Antep Baro Başkanı Bülent Duran ise konuşmasına yeni Adalet Bakanı Akın Gürlek’i ve “hizmet ettiği siyasal aklı” reddettiğini belirterek başladı. Selçuk Kozağaçlı’nın, Akın Gürlek’in başkanlığını yaptığı mahkemeye yönelik “Siz mahkeme değilsiniz” sözlerini hatırlatan Duran, bunun hukuki değil siyasal bir yargılama pratiğinin ifşası olduğunu söyledi.
Selahattin Demirtaş hakkında verilen AİHM kararının uygulanmaması ile Can Atalay hakkında verilen Anayasa Mahkemesi kararlarının yok sayılmasının açık bir anayasal kriz olduğunu belirten Duran, hukukun yurttaşı değil iktidarı koruyan bir mekanizmaya dönüştüğünü ifade etti. Yerel siyasette faaliyet yürüten çok sayıda kişinin “örgüt üyeliği” suçlamasıyla yargılanmasını siyasal alanın daraltılması olarak değerlendiren Duran, bunun demokratik siyaseti tasfiye etmeye dönük bir yaklaşım olduğunu söyledi.
Ezidi kadınlar ve Suruç: Cezasızlık politikası
Ezidi kadınların satılmasıyla ilgili olarak Antep Barosu’nun suç duyurusunda bulunduğunu ancak failler hakkında kısa sürede beraat kararı verildiğini hatırlatan Duran, bunun cezasızlık politikasının açık bir göstergesi olduğunu belirtti. Suruç Katliamı davasına da değinen Duran, failler yargılanırken duruşmaları takip eden ailelerin uzun namlulu silahlarla bekletildiğini ifade etti. Adalet talebinin dahi baskı altına alındığını söyleyen Duran, sistemin katilleri koruyan, adalet arayanları ise hedef alan bir pratiğe yöneldiğini vurguladı.








