
Eğer sadece sıradan bir bilim merakı değil, dünyayı anlamak ve değiştirmek isteyen bir komünist iddiası varsa orta yerde, fiziki ve toplumsal maddi sistemlerin kendi yıkımını döllemesinden öğrenmek bir zorunluluktur. Ama asıl olarak umudu bilimsel anlamda besleyecek olan, bahse konu olan sistemlerin nitelik ve format değiştirmesini görmekten ziyade, iki farklı hal arasındaki ilişkiye dair hareketin yönünü ve doğasını keşfetmektir. Çünkü sistemler kurulur ve bozunur ama maddi yasaların yol açtığı hareketin doğası ve yönü kararlı kalır.
Özel görelilik kuramının kanıtlanmış sonuçları bizlere gösterdi ki, bir kaynaktan çıkan ışığın hızı, kaynağın ya da gözlemcinin ışık hızı yönünde deviminden bağımsız olarak sabittir. Burada Newton’un mekanik ve determinist evreninin aksine, aynı yönde devinen dizgelerde ki hızların birbirleri üzerine eklenme durumunun evrensel geçerliliği olmadığının anlaşılması, maddenin bir hali olan enerjinin hıza bağlı belli şartlar altındaki kararlı tutumuna iyi bir örnektir. Yıldızlar ve gezegenler bozunduktan sonra artta kalan toz ve gaz materyal rastgelelik prensibiyle kaderine terk olunmaz. Tek tek toz parçacıkları arasındaki olasılıksal ilişki, maddi yasalarının yol açtığı harekete gelince, kendisini belli koşullar altında ön görülebilirliliğin ufku içerisindeki zorunlu bazı yasaların olgusal sonuçlarına terk eder. Toplumsal süreçlerde de diyalektik buna benzer çalışma özellikleri gösterir.
Sınıflı toplum tarihinin belli özgün koşullarında, ilk kez iktidarı ele geçiren proletaryanın geçmişte yenilmiş olması, ona oluş ve eylem kazandıran tarihsel maddi koşullar varlığı nedeniyle tekrar iktidara yönelmeyeceği anlamına gelmiyor. Geçmişte devlet biçimi olarak ilk kez denenen proletarya diktatörlüğünün yine devlet mülkü tarafından ele geçirilip dönüştürülmüş olması, maddi hareketin yönünün, bu toplumsal tarihsel evreye başka yeni araçsal sentez ile varılıp geçilemeyeceğini gösterdiğini hangi safdil iddia edebilir? Enternasyonal proletaryanın, mülksüzleştirenlerin mülksüzleştirileceklerine dair tarihsel toplumsal ihtiyaç ve zorunluluğun bir ifadesi olarak patlayacak ikinci devrim dalgasında, eski araçların deneyimi üzerinden gerçekleştirecek yeni devrimci sentez ile bu tarihsel eşik aşılacaktır. Devrim sorununu çözmek, Sosyalist demokrasiyi inşa etmek ve dolayısı ile komünist topluma giden yolun üzerindeki engelleri aşmak için proletarya hareketinin değiştirmeyeceği, yenilemeyeceği, geliştirmeyeceği ve ilk defa denemeyeceği hiçbir devrimci aparat yoktur.
Yıkım ya da yenilgi, komünistler için sadece kazanma ülküsünün iyi bir okulu olabilir. Tıpkı fiziki süreçlerde olduğu gibi, hiçbir yenilgi ve gerileme tekillik özelliği göstermez. Maddenin ve dolayısıyla ideoloji ve felsefenin tekil alanı yoktur. Evrende en kararlı element olmasına rağmen demir bile koca bir yıldızın ölümüne sebebiyet vermeden önce belli koşullar altında verimsizde olsa füzyona girer ve nikel üretir. Böylece, 26 proton ve 30 nötrondan oluşan bu kararlı yoğunluk, kendi gerçekliğini oluşturan nitelik ile son bir çelişmeye düşer. Eğer yıkım olmasaydı madde kendisini durmadan dönüştürerek üretemez ve formatlayamazdı. Yıkım, niceliğin niteliğe, niteliğin ise niceliğe durmadan dönüşümünün ifadesi olarak yeni oluşanın karşısında yer alır. Hiçbir eski parça yeni sistemde yer almaz. Yani geçmişin nesnesine doğru zamanda yolculuk gerçekleşmez. Her eski, kendisinden önceki eskiyi yıkıma sürüklemiş ve yeninin yerini almış olan eskidir. Asla dinlenmek bilmeyen atomların hareketleri tıpkı toplumsal yasaların yol açtığı hareketin grafiği gibi düz bir çizgiyi izlemez, helozoniktir ve kendi varoluşunu tek bir hamlede gerçekleştirmez. Mesela büyük patlamada hidrojen, helyum ve bir miktar lityum gibi hafif elementler ortaya çıktı. Ancak atom numarası 4 olan berilyumdan daha ağır elementlerin ortaya çıkması uzun bir zaman aldı. Basitten karmaşığa doğru uzay/zaman yolculuğunun içerisinde kendisini özel nükleer sistemler kurarak sentezledi. İlk yıldızlar hafif elementlerden oluşumları için başlangıçta birkaç milyon yılda hidrojen yakıtlarını tüketerek sönüyorlardı. Milyarlarca yıl yaşayabilecek kadar ağır element üretebilecek konuma gelinceye kadar sayısız süreçlerde yıkıma uğradılar. Basitten karmaşığa doğru bir sentezlenme, maddenin varoluş biçiminin ana yönünü tayin etmektedir.
Madde, geleneksel aklın ve sağduyunun aksine, politik totemlerin sihirci yaratıcılığına ihtiyaç duymayacağı bir şekilde, özgün şartlar altında ve doğa yasaları tarafından koşullanmış belli zıt parçacıkların ilişkisi temelinde kendisini yeniden üretebilmekte ve ayrıca başka bir maddeye dönüşebilmektedir. Bu değişim süresizdir ama bir kumar ruletinin olası sonuçlarından daha fazla olasılığı sevmektedir. Yalnız bu olasılık yelpazesinin yol açtığı sonuçlar, idealizmin ön gördüğü nedensiz, donuk ve mucizevi bir yaratılış ile değil, bizzat doğanın diyalektiğinin canlı işleyen yollarından gerçekleşir.
Devrimci felsefecinin görevi, doğanın çalışma prensiplerine dair bilinci durmadan ilerletmek ve toplumsal alana dair bilgi teorisi ve praksisin geliştirilmesinde temel harç haline getirmektir. Ne madde, ne bilim, ne insan ve de ne devrimler mükemmeldir. Diyalektik Materyalizm devrimci ruhunu, maddenin bu mükemmel tekillikte ve statik olmayan çelişmeli halinden alır. Bir yıldızın hayatı, merkez kütle çekim kuvveti ile ifade bulan kendi içine çökme çabası ile nükleer füzyonun açığa çıkardığı enerjinin genişleyip uzaklaşma çabası arasındaki devasa çelişmenin sınırlarında geçer. Tabiri caiz ise tahterevalliyi dengede tutan bu zıt yönde olan karşılıklı çekişmedir. Örneğin Marks’ın, “Metaların mübadele süreci” ile ilgili çözümlemelerinde Astronominin söz konusu ettiğimiz çalışma yasaları ile ilgili izlerine bariz bir şekilde rastlamak mümkündür.
Marks, mübadele sürecindeki metaların birbirlerini çeken ve dışlayan çelişkili ilişkilerinin yarattığı hareketin oluşturduğu elipse benzer biçimsel bir çerçeveden bahseder. Metaların gelişimi ve başkalaşımı, sükûnet ve uyum teorilerinin aksine, zıt eğilimlerde keskinleşme ve yoğunluğun yol açtığı, gezegenlerinkine benzer eliptik bir yörüngeden bahsetmektedir. Eğer hareket varsa, orada çekmeye ve itmeye dayalı celişkisel bir birlik hali var demektir. Buradan anlayacağımız başka bir sonuçta, madde yeni bir formasyona dönüştüğü zaman bile, kendi içerisinde ki göreceli birliğe rağmen iç cebelleşmesi hıncahınç devam ederek nicelik biriktirmekte ve yeni bir niteliğe yol açacak yıkımı döllemektedir. Bu demektir ki madde, sadece karşıtları ile ilişkilenip kendisini yeniden oluşturmuyor, aynı zamanda karşıtını üreterek kendi formasyonel niteliğini yıkıma sürükleyip başka olasılıklara kapıyı aralıyor…









