Öncelikle makaleler formunda gündeme getirdiğimiz ön tez düzeyindeki analizlerimizi eleştirileriyle ilgi gösteren yoldaşlara teşekkür ediyoruz. Eleştirmek, toplumsal duyarlılık ve sorumluluk duygusu taşıdığı için, muhtevası nasıl olursa olsun bizler açısından değerli bir emektir. Biz zaten başından beri “mükemmel” bir teori ve pratiğin mümkün olmadığını bertmiştik. Düşünsel üretimde temel ölçü bilimsel normları titizlikle gözetmiş olsak da durumu daha anlaşılır ve aydınlık kılmak için hatalar yapmadan uğraşı anlaşılır kılmak mümkün görünmemektedir. Başka bir ifadeyle, biz analiz ve ön tez deneyimlerimizde ifade ettiğimiz her cümlenin mutlak değişmez doğru olduğunu tatbiki iddia etmiyoruz. Nitekim bir tezin anti-tezini bulması, bu konudaki eleştirilerden de anlaşılacağı gibi kaçınılmaz bir şeydir ve biz de tezden analiz aşamasına geçerek sentezlere varmanın olanağını bulacağız.
Burada mesele cesur davranarak yerleşmiş ya da eskimiş paradigmaları yıkmak ve yeni görüngüler ve olguların dayattığı kavram, ilişki ve yöntemlerin ışığında doğru yöne hareket etmektir. Eğer hareket yönünün doğruysa, bu yöndeki yürüyüşe akan kervan da yolda kendisini toparlayacaktır. Zira, her zamanın, kendini anlamaya çağırdığı bilimsel görüşler olacaktır. Yeni görüşlerin hiçbir birey ve otoritenin tekelinde olmadan bizzat devrimci sınıfın kollektif çabasının ürünü olarak ortaya çıkmaları onları zamanda daha güvenilir ve dayanıklı yapacaktır.
Modern fizikteki gelişmelerin Marksist felsefeyi eskittiğini iddia etmek, Marksizm’i diyalektiğin ruhu ve çalışma prensipleri içerisinde anlamamış olmaktan kaynaklanmaktadır. Einstein bir Mach’çıydı ve dolayısı ile Engels’ten felsefi olarak daha ilerde değildi. Yeni bilimsel buluş, teknoloji ve teoriler diyalektik materyalizmi eskitmemekte, sadece canlı bir bilimsel metot olduğu için onu gelişmeye itimlemektedir. Lenin’in “Materyalizm ve Ampiryokritisizm” eserinde de benzer şekilde belirttiği gibi; atom altı dünyaya dair yeni buluşlar ile maddeye dair klasik anlam ve kavram dünyamız derinleşip genişlemektedir. Kuantum fiziğindeki gelişmeler, diyalektik Materyalizm ile çelişmeye düşerek eski ile yeni arasındaki bir mücadeleye sebep olmamaktadır. Engels’i pozitivist olarak değerlendirmek, sözde doğru Marksizm’i bulmak için 1920lerde Almanya’da kurulan “Frankfurt Okulu” adlı entelektüel girişimin günümüzdeki etkilerinden kaynaklanmaktadır. Bu konuyu ileride bir makale ile açımlayacağımız için şimdi asıl konumuza dönelim.
Fizik ve felsefe ilişkisine dair 3. makalemize gelen eleştirilerden en önemlisi, atom altı zerrecikler dünyasında niceliğin niteliğe dönüşümü yasasının ortadan kalktığı yönündeki iddialardır. Kuant alandaki parçacıkların, Engels’in maddenin hareketine dair öngörüsünün aksine hareket ettiği yönündeki görüşler bilimsel değildir. Atom altında değişimin nicelikten niteliğe doğru olmadığı, aksine boşlukta, sebepsiz yere ve sanki bir akıl taşıyormuşçasına aniden olduğu yönündeki görüşler yanlıştır ve bu eleştiriyi getiren yoldaşlar aslında farkına varmadan idealizme düşmektedirler. Yani burada yüksek sesle ifade etmek isteriz ki, metrenin milyarda birindeki mesafelerden sonra diyalektiğin temel yasalarından biri olan niceliğin niteliğe dönüşmesi ilkesi ortadan yok olmamaktadır. İngiliz fizikçi ve felsefeci David Bohm; “Doğada hiçbir şey sabit kalmaz. Her şey sürekli bir dönüşüm, hareket ve değişim halindedir. Ancak önceden gelen öncüller olmadan hiçbir şeyin içinden hiçbir şeyin birdenbire çıkmadığını keşfediyoruz. Benzer biçimde hiçbir şey, kendisinden sonra var olan her şeye mutlak surette yol açmama anlamında bir iz bırakmadan kaybolmaz… Her şey başka şeylerden gelir ve başka şeylere yol açar” der. Bohm, bu durumun herhangi bir deney ve gözlemle çelişkiye düşmemiş bir prensip olduğunu da eklemektedir.
Atom altı parçacık doğası, hiçbir şeyin kendi kimliği ile kalmadığı sürekli hareket ve karşıtına dönüşüm halidir. Elektronun iç spini dış bir etki ile artırılmadıkça sabit hız ekseni ortadan kaldırılamamakta ve dolayısıyla durdurulamayan elektron değişime uğramamaktadır. Eğer spinde artırılma olursa, elektron sıçrama ile nitel bir değişime uğrayacaktır. Dönen bir kozmik zerrenin kütle, büyüklük ve hızının bütüncül bir ölçüsü olan “Açısal Momentum”, burada sayısal niceliğe denk gelmektedir. Atom altı dünyada niceliğin niteliğe dönüştüğünü ışık fotonlarının davranışına bakarak anlayabiliriz. Dalga denkleminin niteliğini belirleyen saniyedeki titreşim sayısıdır. Ve burada sayılar doğal olarak niceliğe denk gelmektedir. Çeşitli dalga sinyallerini belirleyen bu nicel değişimlerdir. Düşük frekanslı olan kırmızı ışıkta titreşim sayısının arttırılması halinde ışığın rengi portakal sarısına, sonra mora ve en sonunda da mor ötesi ve X ışınlarına doğru nitelik değiştirdiği gözlemlenmiştir. Gama ışınlarına doğru giden ışığın niteliğindeki değişimin son durağı, niceliğe tekabül eden frekans sayesinde gerçekleşmektedir. Kuant alanda maddenin nitelik değişimi, enerjinin nicelik değişimi ile gerçekleşir. Atom içerisindeki kuarkların çatışması bu enerji niceliğini belirlemektedir. Atomların kuantum doğası, birbirlerini iten ve çeken zıt kutuplardan oluşmaktadır. Doğal olarak hareketi doğuran bu kuvvet çatışmasıdır. Bu durum fizikist ve felsefi anlamda eski ve yeninin çatışmasına denk gelmektedir. Eğer artı ve eksi zıt kutupların kuanta değerleri, nicelik yitimine uğramayan sabit değerler olarak kalsaydı, doğa asla kendisini yeniden üretemezdi.
Biz diyalektik felsefeciler çok iyi biliyoruz ki, her maddi sistemde ki zıtların birliğinde, mücadele evrensel, birlik geçici bir durumdur. Yani tekil zerreler ve lokal sistemler için bu böyledir. Çünkü her şey her an kimlik değiştirmektedir. Atomun çekirdeğindeki artı yüklü protonlar ile çekirdeğin etrafındaki boşlukta dönen eksi yüklü elektronlar sürekli karşıtına dönüşmektedir. Masala kuantum mekanikçileri, güneş ışığından gelen zerreleri bile atom altı dünyadaki niceliği etkilediğini belirtmektedirler. Güneş ışığından gelen fotonlar elektronları çekirdekten uzaklaştırarak yüksek enerjili üst katmana sıçratır. Enerji soğurarak hareketi değişen elektron eski yörüngesine dönerken fotonlardan aldığı enerjiyi aynı miktarda ışık olarak geri yaymak zorundadır. İşte maddenin niteliksel olarak değişimini, enerjinin nicelik değişimi olan bu bahsettiğimiz “Emisyon Spektrumu” belirlemektedir.
Ayriyeten başlangıçta bahsettiğimiz, atom altında ki kuarkların yaydığı kinetik enerjinin yükselmesi, zerrecik dünyasındaki değişimin nicelik değerlerini oluşturmaktadır. Eğer atomun çekirdeğinde bulunan yüzsüz parçacık olan nötrondaki aşağı kuarklardan biri yukarı kuarka bozunmasaydı, nötron yine çekirdekten bulunan protona durmadan dönüşemezdi. Yani nötron ilk olarak nicelik değerlerinde yıkıma uğramaktadır. Bu bulgu bile başlı başına Engels yoldaşın maddenin hareketi ile ilgili temel prensiplerini doğrulamaya yetmektedir. Kuntum mekaniği, Engels’in doğa ile ilgili diyalektik anlayışını paradoksa sürüklememiş, sadece yeni bilimsel bulguların ışığında şekillendirilip geliştirilmesine duyulan ihtiyacı gündeme getirmiştir. Gerçekten de Kuantum mekaniği, diyalektik materyalizmin geliştirilmesi için çok zengin fırsatlar vermektedir.
