Connect with us

Analiz

Deniz Zan yazdı | Algoritmik İktidar Siyaseti: Dijital Dünyada Teknolojik Tahakküm, Veri, Güç ve İtaat- 1

Günümüz kapitalist ilişkilerini analiz ederken “teknoloji değişti, teori de değişsin” yaklaşımı bilimsel sosyalizmden uzaklaşma riskini taşır. Bu nedenle Marx’ı dijital üretim ilişkileri bağlamında yeniden okumak gerekir. Teknolojinin dönüşümü, Marx’ın değer teorisini geçersiz kılmaz; aksine artı-değer ilişkisinin yeni biçimlerde sürdüğünü gösterir.

Yazar/Deniz Zan

Dijital kapitalizm evresinde iktidar hegemonyaları, fiziksel fabrikalardan veri sunucularına ve algoritma dizinlerine kaymaktadır. “Algoritmik iktidar”, karar mekanizmalarının yönetimi ile toplumsal davranışların ve kitle hareketlerinin yönlendirilmesini mümkün kılan veri işleme sistemlerini ifade eder. Bu sistem, yalnızca bir yönetim biçimi olmaktan çıkmış; sınıflar üzerinde kapsamlı bir tahakküm ve denetim aracına dönüşmüştür. Marx’ın “Sermaye, her şeyden önce kendi mezar kazıcılarını üretir” tezi, günümüz koşullarında hızla gelişen teknolojik yapılanma ile yeni bir boyut kazanmıştır. Bu yapı, klasik emek sömürüsü araçlarını sürdürmekle kalmamış; toplumsal algıyı dijital bir meta hâline getirerek bireyleri veri nesnelerine dönüştürmüştür. Algoritmik iktidar siyaseti, geleneksel artı-değer üretim biçimlerini güncel koşullarda yeniden işleyerek baskıcı, yönlendirici ve düzenleyici yeni araçlar üretmiştir. Bu mekanizmalar; toplumsal belleği, örgütlenme alanlarını ve siyasal bilinç kanallarını kontrol altına almaya yönelik yöntemler geliştirmektedir. Süreç, yeni iletişim teknolojileri üzerinden şekillenmekte ve kitleler üzerindeki denetim alanını genişletmektedir.

Diyalektik bir perspektiften bakıldığında sermaye sistemi, kendi çelişkilerini derinleştirirken aynı zamanda yeni bir çatışma alanı üretmektedir. Bu alan, klasik savaş yöntemlerinin ötesinde, dijital ve hibrit unsurları da içeren yeni bir mücadele biçimi yaratmaktadır. İktidarlar, teknolojik gelişmeleri hem özel sektör iş birlikleriyle hem de askeri ve bürokratik bünyelerinde oluşturdukları güvenlik ve strateji birimleri aracılığıyla yönetmektedir. Büyük veri ağları üzerinden toplumsal dinamikler izlenmekte; bireyler sağlık, eğitim ve kamu bürokrasisi gibi alanlarda oluşturulan veri kayıt sistemleri sayesinde sistemin bilgi sağlayıcılarına dönüştürülmektedir. “Gizli hapishane” benzetmesi, Michel Foucault’nun panoptikon analizine dayanır. Ancak günümüz koşullarında gözetim, merkezi bir kule modelinden ziyade dağıtık veri ağları üzerinden işlemektedir. Gözetim, yalnızca izleme değil; sınıflandırma, puanlama ve yönlendirme süreçleriyle birlikte çalışmaktadır.

Bunun en somut örneği, Ukrayna’da yürütülen savaşın fiziksel boyutuna eklenen dijital ihbar ağlarıdır. Özellikle küresel oyun kurucuların savaş öncesinde Ukrayna’da kurduğu dijital veri paylaşım ağları, ülkeye giren tüm güçleri birer ihbar ve istihbarat öznesine dönüştürerek devasa bir dijital istihbarat alanı yaratmıştır. Bir diğer çarpıcı örnek ise İran’dır. İran yönetimi, her türlü direniş ve başkaldırıya karşı ulusal internet güvenlik sistemleri kurmuş; ancak bu işleyiş, karşı-örgütlenme tarafından tersine çevrilmiştir. İktidar güçlerini deşifre eden ve devletin veri tabanlarını hackleyen ekipler, politik bir zeminden bağımsız gelişen gönüllü ağlarıyla 2022’de İran devlet televizyonunun canlı yayınını ele geçirmiştir. Ekrana dini liderin hedef tahtasındaki görüntüsünü yansıtan siber-aktivistler, iktidarın en önemli propaganda aracını işgal ederek sokaktaki halka büyük bir moral ve motivasyon sağlamış; sistemin kirli propaganda ağlarını çökertmeyi başarmıştır. Bir diğer ifadeyle, düşmanı kendi silahıyla vurmuşlardır.

Günümüzde yapay zekâ uygulamaları ve platform temelli iletişim ağları, toplumsal algının şekillendirilmesinde önemli rol oynamaktadır. Kişiselleştirilmiş içerik dağıtımı ve veri temelli analizler, kamusal tartışma alanını parçalı ve filtrelenmiş bir yapıya dönüştürebilmektedir. Türkiye’de son 15 yılda siyasal yapının merkezileşmesiyle birlikte dijital iletişim alanı da kurumsal olarak yeniden yapılandırılmıştır. Özellikle 2013’teki Gezi Parkı protestoları sonrasında bilgi akışı üzerindeki kontrol mekanizmaları güçlendirilmiştir. 2018 yılında Cumhurbaşkanlığı bünyesinde kurulan İletişim Başkanlığı ve ona bağlı Dezenformasyonla Mücadele Merkezi (DMM), kamusal söylemin yönetimi ve bilgi doğrulama süreçlerinde etkin rol üstlenmekle kalmamış, dezenformasyona karşı mücadele örtüsü altında bizatihi kendisi halk kitlelerinin yönlendirilmesinde dezenformasyonun üssü olmuştur. Bu ve benzer iktidar kurumları eleştirel yaklaşımlara göre merkezi söylem üretim araçları olarak işlev görmektedir.

Dijital Çağda Devrimci Örgütlenme

Günümüz kapitalist ilişkilerini analiz ederken “teknoloji değişti, teori de değişsin” yaklaşımı bilimsel sosyalizmden uzaklaşma riskini taşır. Bu nedenle Marx’ı dijital üretim ilişkileri bağlamında yeniden okumak gerekir. Teknolojinin dönüşümü, Marx’ın değer teorisini geçersiz kılmaz; aksine artı-değer ilişkisinin yeni biçimlerde sürdüğünü gösterir. Egemen mülkiyet ilişkileri ve sınıf çelişkileri mevcudiyetini devam ettirmektedir. Dolayısıyla yapılması gereken, Marx’ın teorik tespitlerini dijital üretim araçları ve veri temelli birikim süreçleri içinde yeniden değerlendirmektir. Yanı sıra, Lenin, Ne Yapmalı? eserinde merkezi yayın organı Iskra’nın örgütlenme için bir iskelet işlevi göreceğini belirtmişti.

Günümüzde bu yaklaşım, dijital iletişim ağları üzerinden örgütlü ve bilinçli bir kamusal alan inşası olarak yeniden düşünülebilir, düşünülmelidir. Ancak dijital mücadeleyi yalnızca teknik bir çatışma alanına indirgemek yerine, siyasal ve toplumsal zemine oturtmak gerekir. Veri ağlarına sızma, devlet kurumlarını felç etme veya sabotaj gibi yaklaşımlar, siyasal meşruiyet ve toplumsal destek açısından önemlidir. Dijital mecrada örgütlenme; güvenli iletişim, alternatif yayıncılık, veri güvenliği bilinci ve kolektif bilgi üretimi gibi alanlarda yoğunlaşmalıdır. Teknolojik determinizmi reddeden bir yaklaşım, üretim araçlarının dijital boyutunu analiz ederken sınıf mücadelesini merkeze almalıdır. Bu bağlamda dijital alan yeni bir mücadele mevziidir; ancak belirleyici olan teknik üstünlük değil, ideolojik tutarlılık ve toplumsal meşruiyettir. Bu ideolojik zemin ise bilimsel sosyalizmin kuramsal birikimiyle doğrudan ilişkilidir. (Devam edecek)



Şubat 2026
PSÇPCCP
 1
2345678
9101112131415
16171819202122
232425262728 

More in Analiz