Connect with us

Makale

Fikret Karavaz yazdı: Faşizm Üzerine Mitler Ve Gerçekler -3

“Medeniyetler Çatışması” tezi, finans- kapitalin hegemonik eğilimleriyle diğer sermaye biçimleri ve dünya halkları arasındaki uzlaşmaz karşıtlığı gizlemekte ve çelişkileri dinsel ya da ulusal ideolojik motiflerle karakterize edilen bir kültür çatışmasına indirgemektedir. Böylelikle de hem finans kapitalin jandarmalığını yapan ABD ve NATO militarizmine ve hem de kendisine bir ulusal pazar yaratma arayışında olan İslami gericiliğe faşist bir kitle tabanı yaratmak için ideolojik malzeme icat etmektedir.

İnsan toplumları, geçmiş çağlarda, nasıl ki doğadaki ve toplumdaki olayların gerçekleşme nedenlerini bilimsel olarak temellendiremedikleri tarihsel koşullarda, onlar üzerinde çeşitli mitler yaratmışlar ise günümüzde, egemen sınıfların ideologları da doğrudan sınıflı toplumun üretim ilişkilerinin ekonomi politiği ve bu ekonomi politik zemininde ortaya çıkan sınıf çelişkileri tarafından koşullanan siyasal olguları çarpıtmak, bu olguları, egemen sınıfların çıkarlar doğrultusunda,  sınıf çelişkileri yerine başka çelişkiler zemininde temellendirmek ve böylelikle egemen sınıfların bu olgular etrafında siyaset üretme olanaklarını geliştirmek için bilinç yanılsaması yaratan çeşitli ‘’modern mitler’’ üretme eğilimdedirler. Buna karşılık biz Marksistler, kitlelerin sınıf bilincini yükseltmek, onlara sınıf düşmanlarını bütün yönleri ve eğilimleri ile tanıtabilmek için, örneğin, faşizm kavramı gibi sınıf çelişkilerine ilişkin olgulara dair değerlendirmelerde, ideolojik olanla bilimsel olanı ayırt edebilecek ve burjuva ideolojisinin çarpıtmalarından etkilenmeden, tarihsel olguları, bilimsel bir zeminde temellendirebilecek bir epistemolojik yetkinliğe sahip olmak için azami bir çaba göstermeliyiz.

Medeniyetler Çatışması’’ tezi, Samuel Huntington tarafından işlenen, soğuk savaş sonrasına tekabül eden 1990’lı yıllardan itibaren Uluslararası ittifak ya da itilaflarda belirleyici olan unsurun ekonomi politik olgular değil, medeniyetler olmaya başladığını ve bu trendin 21. yüzyılda da devam edeceğini öne süren bir tezdir. Huntington, bu tezini ilk olarak 1993 yılında Foreign Afairs dergisinde yayımlanan bir makalesinde ele almış, ardından da 1996 yılında çalışmasını genişleterek kitaplaştırmıştır.

Samuel Huntington’a göre, bugünkü dünyada sınıf karşıtlıklarına dayalı çatışmaların nesnel zemini ortadan kalkmıştır. Ona göre, bugünün dünyasında yegâne haklı ve meşru dava, modern uygarlık ile “barbar uluslar” ve kimliksel aidiyetler arasındaki çatışmadır.

Fakat, El Kaide’nin, 11 Eylül saldırılarında, Dünya Ticaret Örgütü’nü ve 15 Kasım 2003’de İstanbul’da HSBC Bankı hedef alması, finans-kapital ile yerel sermayeler arasındaki çatışmanın ekonomi politik özünü ortaya koymakta ve bu çatışmaların siyasal analizi Samuel Huntington’un ‘’Medeniyetler Çatışması’’ tezini boşa çıkarmaktadır. Kaldı ki Orta Çağ’ın Haçlı Seferleri ve İslami Cihat üzerindeki “dinsel” ideolojik örtüyü kaldırdığımızda, bu örtünün altında, feodalizmin toprak mülkiyetine dayalı üretim tarzının, sürekli artan nüfusun yeni toprak ihtiyacını karşılamak üzere şekillenen “feodal emperyalizm’ in fetihçi ekonomi politik doğasının sırıttığını görürüz. Tıpkı bunun gibi, “medeniyetler çatışması’’ olarak propaganda edilen bütün ‘’dinsel’’ ya da ‘’ulusal kültürel’’ ideolojik motifli çatışmaların zemininde çağın ekonomi politiğinin çatışmaları vardır.

Samuel Huntington tam da faşizmin uluslararası siyasal üst yapısı olan Birleşmiş Milletler’ in ağzı ile konuşuyor. Emperyal kapitalizm koşullarında, uluslararası faşizmin ekonomi politik kaynağı olan finans kapitalle ile sömürge ve yarı- sömürge ulusların halkları arasında çatışmada, emperyal metropolleri ‘’uygarlık’’ olarak ve dünyanın geri kalan halklarını ise ‘’barbar’’ olarak gösteriyor. finans- kapitalin, gerek BM gibi siyasal, gerek Dünya Bankası ve İMF gibi -ki bunlara şimdilerde Şangay yapılanması da ayrı bir emperyal blok olarak dahil olmuştur.- ekonomi politik ve gerekse NATO gibi uluslararas militarist üst yapı organları aracılığıyla dünya pazarları üzerinde tam bir hegemonya yarattığı bu finans grupları ve bunların uluslar arası örgütleri vasıtasıyla dünya halkları arasındaki çelişkileri “medeniyeler çatışması” biçiminde teorize ederken, yaptığı şey, sosyal çelişmeleri ekonomi politik içeriğinden soyutlamak yoluyla, faşist demogoji makinesine eşsiz malzeme oluşturmaktır.  

“Medeniyetler Çatışması” tezi, finans- kapitalin hegemonik eğilimleriyle diğer sermaye biçimleri ve dünya halkları arasındaki uzlaşmaz karşıtlığı gizlemekte ve çelişkileri dinsel ya da ulusal ideolojik motiflerle karakterize edilen bir kültür çatışmasına indirgemektedir. Böylelikle de hem finans kapitalin jandarmalığını yapan ABD ve NATO militarizmine ve hem de kendisine bir ulusal pazar yaratma arayışında olan İslami gericiliğe faşist bir kitle tabanı yaratmak için ideolojik malzeme icat etmektedir. Hangi çağ olursa olsun, temelini ekonomi politiğin belirlemediği herhangi bir dinsel, ulusal, kimliksel bir “medeniyetler çatışması” yoktur ve olamaz. Huntinton’ un tezleri gibi tezler, Marksizmin etkisini zayıflatmak ve faşist demagojiye ideolojik malzeme devşirmek için üretilmiş bir tür ” modern mit” ten başka bir anlam ifade etmez.

Kapitalizmin “eşitsiz gelişme yasası”, sermayenin hem birikim ve hem uluslararası hareketindeki eşitsizlikler hem mali grupların kendi aralarındaki ve hem de mali gruplarla diğer sermaye biçimleri arasındaki çelişki ve çatışmaları da biçimlendirmekte ve dünya pazarlarının değişen konjonktürlerde farklılaşan dengelere göre, yeniden paylaşımı için militarist eğilimlere karakterini vermektedir.

 ABD ve AB emperyalist blokları, geçmişte, dinsel bir ideolojik formasyon altında, Sosyal Emperyalist blokla Afganistan gibi coğrafyalarda çatışmaya girmiş olan, Taliban gibi Vahabi İslamcı örgütlenmeleri, sosyal emperyalist bloğa karşı desteklerken, bugün, sosyal emperyalist bloğun dağılmasıyla, bu örgütsel yapılar ABD ve AB emperyalist bloğunu hedef almaktadırlar.

Faşizm olgusunu kavramak için finans-kapital şahsında mali oligarşi ve işbirlikçilerinin ekonomi politik, siyasal ve militarist eğilimlerini ve bu eğilimleri arasındaki diyalektik ilişkiyi anlamak gerekir. Faşizm, tek başına militarizmle karakterize, yekpare bir politik tercih değildir. Faşizm, finans-kapitalin ekonomi politik, siyasal ve militarist eğilimlerini gerçekleştirmek için örgütlenmiş burjuva askeri-bürokratik aygıtların, konjonktüre göre farklılaşan politikalarının toplamını yaşama geçiren burjuva devletin en üst tarihsel biçimidir.

Faşizm, burjuva askeri-bürokratik aygıtın biçiminde finans-kapital şahsında gerçekleşen nitel bir dönüşüme karşılık gelir. Nasıl ki sermaye birikiminde gerçekleşen nicel yoğunlaşma, banka ve sanayi sermayesinin içiçe geçmesiyle, tüm zamanlara ait emek değerleri üzerinde tarihsel bir ipoteğe karşılık gelen finans-kapitali ortaya çıkarmışsa, Kapitalizmin serbest rekabetçi aşamasına karşılık gelen ‘’burjuva demokrasisi’’ de tıpkı bunun gibi tarihsel misyonunu tamamlayarak, yerini, finans-kapitalin ekonomi politik, siyasal ve askeri eğilimlerine karşılık gelen mali oligarşi ve işbirlikçilerinin faşist devletine bırakmıştır. Bu, aynı zamanda, nicel birikimlerin nitel değişim yaratmasına ilişkin olan diyalektiğin yasasının burjuva devletin tarihsel biçimine ilişkin olarak gerçekleşmesidir.

Burjuva demokrasilerin faşizme evrimi, her farklı coğrafyanın tarihsel ve siyasal özgünlüklerine göre değişen biçimlerde gerçekleşse de bu geçiş biçimlerinden hiçbiri kapitalizmin emperyalizm aşamasına karşılık gelen burjuva devlet biçimi olarak faşizmin sınıfsal niteliğini değiştirmez. Burjuva siyasetinin farklı versiyonlarının politik iktidarındaki değişimler, finans-kapitalin mutlak egemenliği koşullarında, ancak, politika üretme tarzında siyasal- diplomatik yöntemlerin mi, yoksa, militarist yöntemlerin mi başat rol oynayacağına ilişkin politik tercihlerini biçimlendirir.

Faşizm, sınıfsal çelişkilerin yoğunlaşma, halk muhalefetinin gelişme derecesine ya da varsa ulusal sorundaki güç dengelerine göre politik tercihleri değişen bir hükümet etme biçimi değil devletin karakterini yansıtan sınıfsal özüdür. Bir başka söylemle, faşizm, politika değil burjuva devletin finans-kapitalin eğilimlerine göre örgütlenmiş biçimidir. Faşizm, sınıf mücadelelerindeki ya da varsa ulusal sorundaki güç dengelerine bağlı olarak, bazen tatlı-sert parlementarist, bazen de açık militarist yöntemlere başvurabilir. Bu yöntemlerden herhangi birinin verili bir sürecin karakterini belirlemesi, faşizmin, finans-kapital ve işbirlikçilerinin devlet biçimi olduğuna dair sınıfsal özünü değiştirmez.

Burjuva demokrasilerin faşizme evrimi süreci, 1945’de Birleşmiş Milletler ve Dünya Bankası, 1947’de İMF, 1949’da NATO’nun finans-kapitalin ekonomi politik, siyasal ve militarist eğilimlerini koordine etmek için uluslararası üst yapı organları olarak şekillenmesiyle tamamlanmıştır.

Bu, emperyalist faşist karakterdeki Uluslararası üst yapı örgütlerinden Dünya Bankasının ekonomi politik işlevine kısaca göz atmak, onun tamamen finans-kapitalin ekonomi politik eğilimlerini gerçekleştirmek için şekillenmiş emperyalist karakterini ortaya koyar.

Dünya Bankası, II. Dünya Savaşı’nın ardından 1945 yılında Uluslararası Yeniden Yapılanma ve Kalkınma Bankası (IBRD=International Bank for Reconstruction and Development) adıyla kurulmuş,[4] 1947 yılında Birleşmiş Milletler’ in özerk-uzman kuruluşlarından biri olma özelliği kazanmıştır.

Günümüzde dünya devletlerinin 188’i Dünya Banka’sının üyesidir. Bunlardan 11’i, Banka sermayesinin %55’ine sahiptir. Dünya Bankası Guvernörler Kurulu, İcra direktörleri Kurulu, Başkanlık organları tarafından yönetilmektedir. Guvernörler Kurulu, üye devletlerin atadıkları birer guvernör ve vekilinden oluşmakta ve yılda bir kez toplanmaktadır. İcra direktörleri Kurulu iki yıl için görevlendirilen 24 üyeli ve sürekli karar organıdır.

Zaman içinde bir grup haline gelerek Dünya Bankası Grubu (World Bank Group) adını alan kuruluşun bünyesinde beş ana kurum yer almaktadır.

Uluslararası Yeniden Yapılanma ve Kalkınma Bankası- IBRD 1945 yılında kurulmuş olan ve gelişmekte olan ülkelerin kamu sektörüne kredi açan bölümdür. Türkiye kuruma 1947 yılında üye olmuştur. Kişi başına GSMH’ye göre yapılan dört gruplu sınıflandırmada Türkiye 3. grupta yer almakta, böylece 5 yıl geri ödemesiz 17 yıla kadar vadeli kredi kullanabilmektedir. Türkiye’nin sermaye ve oy gücü %0,5 düzeyindedir.

Dünya Bankası, ‘’gelişmekte olan ülkeleri kalkındırma’’ sloganı etrafında, yarı-sömürge ülkeleri borçlandırma ve haraca bağlama örgütü olarak işlev görmektedir ve Uluslararası ölçekte finans-kapital hareketlerini koordine etmektedir.

2008’deki Mortgage Krizinden sonra, ABD Hükümeti’nin batan finans kuruluşlarını kurtarmak ve krizi durdurmak için emek-gücünün ücret gelirine ek vergiler getirmesi, finans-kapitalin anarşik eğilimlerinin ve bu eğilimlerin tetiklediği krizlerin yükünün emek kitlesine yüklenmesine dair en çarpıcı örneklerden biri olarak finans-kapital hegemonyasının ekonomik terörünü ortaya koymaktadır.

Şimdilerde, Birleşik Krallığın eski başbakanlarından Gordon Brown, İMF’nin rolünün yalnızca krizleri yönetmekle sınırlı kalmaması, aynı zamanda, İMF’nin finansal hareketleri denetleyici bir işlevi olması gerektiğine dair görüşler ileri sürmektedir. Bu olgular, emperyal devletler ve emperyalist kapitalizmin Uluslararası üst yapı organlarının müdahaleleri olmadan, neo-liberalizmin, finans-kapitalin anarşik doğasının yarattığı krizleri çözemeyeceğini ve faşist karakterli üst yapı organlarının, tamamen finans-kapitalin eğilimlerine göre politikalar ürettiğini açık bir şekilde göstermektedir.

Emperyalist metropollerdeki askeri-bürokratik aygıtların niteliğini “burjuva demokrasisi’’ olarak tanımlayan anlayışlar, bu askeri-bürokratik aygıtlarla finans kapitalin ekonomi politik, siyasal ve militarist eğilimlerini gerçekleştirmek için şekillenmiş BM, Dünya Bankası, İMF ve NATO gibi Uluslararası faşist üst yapı örgütleri arasındaki diyalektik ilişkiyi görmezden gelen ve emperyalist kapitalizmin faşist karakterli siyasal niteliğine bağlı olarak, varoluş koşulunun nesnel dayanaklarını yitirmiş olan “burjuva demokrasisinin evrenselliği’ ne ilişkin bir tür “modern mit’’ yaratan bir algı yanılsamasına karşılık gelmektedir.



Şubat 2026
PSÇPCCP
 1
2345678
9101112131415
16171819202122
232425262728 

More in Makale