
Yadigar Aygün/ İstanbul
Dersim Belediyesi’nde kayyım yönetimi ile DİSK Genel-İş arasında imzalanan Toplu İş Sözleşmesi (TİS), Sosyalist Meclisler Federasyonu’nun (SMF) 2019-2024 döneminde uyguladığı halkçı ve emekten yana belediyeciliğin tüm kazanımlarını ortadan kaldırdı. Belediye emekçilerinin mücadeleyle elde ettiği haklar tek tek gasp edildi. Kadın emekçilerin ayda bir gün regl izni iptal edildi. 15-16 Haziran İşçi Direnişi nedeniyle verilen haziran ikramiyesi kaldırıldı. Hafta sonu mesaisi 2 yevmiyeden 1 yevmiyeye düşürüldü. Çalışma süresi yeniden 8 saate çıkarılarak 7 saatlik kazanım yok edildi. Dersim Belediyesi’ne atanan kayyımın emek düşmanı politikaları bunlarla da sınırlı kalmadı. Belediyeye 22 Kasım 2024 tarihinde kayyım atanmasının ardından, Eş Başkanlar Birsen Orhan ve Cevdet Konak’ın yerine getirilen kent valisi Bülent Tekbıyıkoğlu’nun ilk icraatı işçileri işten çıkarmak oldu.
Dersim Belediyesi’nde çalışan Hıdır Yıldız da 24 Mart 2025 tarihinde işten çıkarılmıştı. Yıldız ile yalnızca kendi yaşadığı haksızlığı değil, aynı zamanda kayyım yönetiminin işçi ve emekçilere dönük sistematik bir saldırıya dönüşen politikalarını konuştuk.

DİSK Genel-İş Dersim Şubesi kimin yanında saf tutuyor?
Hıdır Yıldız: DİSK Genel-İş Dersim Şubesi yönetimi, kayyımla el ele vererek işçi sınıfı ve emekçilerin büyük bedeller ödeyerek kazandığı hakları korumak yerine gasp edilmesine ön ayak oldu. Kayyımın emek düşmanı politikalarına karşı çıkmak ve işçi sınıfının haklarını savunmak yerine, kayyımın işçi düşmanı uygulamalarını imzaladı. DİSK Genel-İş Dersim Şubesi; işçilerin 7 saat çalışma hakkından, kadınların kazanmış olduğu regl izinlerinden ve işçi sınıfının büyük zaferi olan 15-16 Haziran İşçi Direnişi’nden vazgeçti. Ayrıca kayyımın işten çıkardığı işçiler direnirken de onların yanında yer almadı. Sendika yönetimi direnen işçilere önlüklerini dahi vermedi; direniş alanlarına adım atmadı. Hatta bazı sendika yöneticileri, işçiler oturma eylemi yaparken direniş alanından geçmelerine rağmen işçilere selam dahi vermedi. DİSK Genel-İş Genel Merkezi ve Dersim Temsilciliği, işçilerin hafızasında işçi düşmanı politikaları ve bu politikaları toplu sözleşmelerle desteklemeleriyle anılacaktır. Oysa sendikaların görevi işçilerin haklarını korumak, işçi mücadelesini ileri taşımaktır. Fakat DİSK Genel-İş Dersim Şubesi yönetimi, kayyımla iş birliği yaparak masada işçi sınıfının emeğini sermayeye peşkeş çekti. İşçiler kazanılmış haklarını kaybederken, DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu ve DİSK yönetimi ise sessizliğe bürünmüş durumda.
Dersim Belediyesi’ne atanan kayyım tarafından işten çıkarıldınız. Bu durum işçi ve emekçileri nasıl etkiledi? Siz hangi sorunları yaşadınız? Kayyım politikasını değerlendirir misiniz?
Hıdır Yıldız: Kayyım, Dersim Belediyesine atandığı ilk günden bu yana işçi ve emek düşmanı politikalarını sürdürmeye devam ediyor. Daha önce kayyım olarak atanan Bülent Tekbiyikoğlu, kamuoyuna yaptığı açıklamalarla Dersim halkını ve işçileri kandırmıştı. İşten çıkarıldığımız günden itibaren, kayyımların bu ülkede yalnızca bir irade gaspı olmadığını; bu gaspın aynı zamanda emek düşmanı politikaları da devreye sokacağını biliyorduk. Nitekim ilk kayyım Bülent Tekbiyikoğlu bu konuda bizi yanıltmadı. Esasen sorunu yalnızca atanan kayyım kişisiyle açıklamıyoruz. Kayyım siyasetini kendine siyasi malzeme hâline getiren AKP ve MHP iktidarının işçi düşmanı politikalarının yereldeki uygulayıcı emir erleri olarak görüyorum. İşten atıldıktan sonra bir süre oturma eylemlerimiz oldu ve taleplerimizi mümkün olduğunca kamuoyuna aktarmaya çalıştık. Bu süreçte, ülkenin içinde bulunduğu ve her geçen gün derinleşen ekonomik krizin etkilerini herkes gibi ben de yaşadım. Ailemin ve kendimin temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanıyorum. Ayrıca üniversite öğrencisi olmam, yaşadığım ekonomik sıkıntıları daha da derinleştiriyor.
‘Bir sendika düşünün….’
Hıdır Yıldız: Kayyımların isimleri değişse de uygulamaları aynı şekilde emek düşmanı politikalarla sürüyor; işçiler üzerinde baskı, mobbing ve tehdit gibi saldırılar devam ediyor. En son yapılan toplu sözleşme de bunun açık bir göstergesi olmuştur. Kayyım, fütursuzca işçilerin haklarına saldırmakta ve imzalanan toplu sözleşmeyi aymazca savunmaktadır. Burada elbette bu toplu sözleşmeye imza atan DİSK Genel-İş Dersim Şubesi yönetimini ayrıca değerlendirmek gerekiyor. Bir sendika yönetiminin nasıl olur da bu kadar işçi sınıfına düşmanlaşabileceğini, kazanılmış hakları nasıl kaybettiklerini ya da sermayeye nasıl peşkeş çektiklerini kamuoyuna verdikleri mutluluk pozlarıyla göstermiş oldular.
Bir sendika düşünün: Kadınların kazanmış olduğu regl izinlerinin kaldırılmasını kabul ediyor. Bir sendika düşünün: Çalışma saatlerinin düşürülmesi için mücadele yürütüp bunu kazanmışken, sonra kayyımla el ele verip 7 saatlik iş süresini 8 saate çıkarıyor. Bir sendika düşünün: 15-16 Haziran gibi tarihsel bir direnişle sermayeyi korkutan bir mücadele mirasının yansıması olan hakkından vazgeçiyor. Yevmiyelerin düşürülmesine, kayyımla masada işçi sınıfının emeğinin sermayeye peşkeş çekilmesine onay veriyor. Ve daha birçok hakkın ortadan kaldırılmasına imza atan işçi düşmanı bir sendika yönetimiyle karşı karşıyayız. Tüm bu ve benzeri saldırılar, işçi sınıfının kayyım siyasetiyle nasıl yok edilmeye çalışıldığını açıkça göstermektedir. Önceki kayyım vali Bülent Tekbiyikoğlu gibi yerine atanan kayyım vali Şefik Aygül de işçi ve emek düşmanı yönelimiyle sermayeye hizmet ettiklerini ortaya koymuştur.
7 saatlik çalışma kaldırıldı. Regl izni kaldırıldı. 15-16 haziran ikramiyesi ve çok sayıda işçi sınıfının kazanımları kaldırıldı. Kayyım işçi sınıfının hangi kazanımlarını yok etti? Bu haklar neden önemliydi? Dersim’de emek güçlerine bir saldırı mıdır?
Hıdır Yıldız: Üyesi olduğumuz sendikanın bu konudaki tutarsızlığı ve aymazlığı yeni bir boyut kazanmıştır. Bahsettiğiniz tüm haklar, işçi sınıfının büyük emek ve bedeller ödeyerek bugüne taşıdığı ve daha da ilerisini hedeflediği haklardır. Kayyım aslında görevini yaptı; emek düşmanı, işçi sınıfı düşmanı olduğunu kayyım siyaseti devreye girdiği ilk günden bugüne layıkıyla yerine getiriyor. Kadınlara tanınan regl izninin iptal edilmesi, kadın düşmanlığı politikasının açık bir yansımasıdır. 15-16 Haziran İşçi Direnişi’nin ruhundan korktu ve bu nedenle onun adını ya değiştirdi ya da tamamen yok saydı. Ekonomik krizin her geçen gün daha da derinleştiği bu dönemde, emeğinin karşılığını alamayan işçilerin hafta sonu mesaisi de 2 yevmiyeden 1 yevmiyeye düşürüldü.
‘Kayyım bir irade gaspıdır, hırsızlıktır, emek düşmanlığıdır’
Hıdır Yıldız: Ülkemiz koşullarında zaten uzun olan çalışma saatlerinin 8 saatten 7 saate düşürülmesine dahi düşman olan bir yönetimle karşı karşıyayız. Çünkü bu talepler ve kazanımlar, dünya işçi sınıfının olduğu gibi ülkemiz işçi sınıfının da tarihsel mücadelelerle elde ettiği haklardır. Kayyım, yalnızca 7 saati tekrar 8 saate çıkarmakla yetinmemiş; işçi sınıfının yarattığı değerleri ve kazanımları da doğrudan hedef almıştır. Elbette bu durum, işçi sınıfına yönelik yaklaşımı açısından yabancı olduğumuz bir şey değildir. Sermaye her zaman işçi sınıfının emeğini gasp etmiştir. Bugün kayyım vali Şefik Aygül de sermayenin istediği şekilde hareket ederek işçi sınıfına ve onun emeğine nasıl bir düşman olduğunu bir kez daha göstermiştir. Halka karşı yapılan güzellemeler ise bu saldırıların üzerini örtme çabasından başka bir şey değildir. Ancak başta Dersim halkı olmak üzere, biz belediyeden atılan işçiler çok iyi biliyoruz ki kayyım bir irade gaspıdır, bir hırsızlıktır, bir emek düşmanlığıdır.
Uzun süredir kayyım nedeniyle işsiz kaldınız. Kayyım politikalarına karşı işçi sınıfına, işçilere ve emekçilere bir çağrınız var mıdır? Kayyım politikalarıyla neden mücadele etmek gerekir?
Hıdır Yıldız: Kayyım politikası nedeniyle ben ve benim gibi binlerce arkadaşım farklı belediyelerde işsiz kaldı. Yaşamlarını sürdürmekte zorlanan işten atılan işçilerin bir an önce işlerine iade edilmesi, üyesi olduğumuz sendikanın temel gündemi olması gerekir. Ancak ne yazık ki bugün, sermayenin karşısında işçi sınıfının haklarını korumak ve güçlendirmek için kurulmuş olan sendikalar, işçi sınıfı düşmanlığında adeta sermayeden yana tavır takınarak görevlerinin tam tersini yapmaya devam ediyor. Dersim’de üyesi olduğum DİSK Genel-İş Sendikası da işten atıldığım ilk günden bu yana direnişimizi sahiplenme noktasında tutarlı bir adım atmış değildir. Aksine, direnişimizi kırmak ve bitirmek için elinden gelen her şeyi yaptı. Eylem yapmamamız gerektiğini, eylem yaparsak bugün el pençe durduğu ve işçi sınıfına ihanet ederek imzaladığı toplu iş sözleşmesini tehlikeye atacağımızı söyledi. Böylece gösterdi ki aslında asıl korkusu, direnişimizin kendi bürokratik çıkarlarını tehlikeye atmasıydı.
‘İşçi düşmanı politikaları desteklemekle anılacak’
Hıdır Yıldız: Sendikayla süreci yürüttüğümüz dönemde sendika yönetimi bize kendi önlüklerini bile vermedi; direniş alanımıza destek amacıyla gelmedi, ziyaret dahi etmedi. Hatta kimi sendika yönetici üyeleri oturma eylemimizin olduğu alanın önünden geçip bize selam vermeye bile tenezzül etmedi. Bugün DİSK Genel-İş Genel Merkezi ve Dersim Temsilciliği göstermiştir ki işçi sınıfının hafızasında, işçi düşmanı politikaları ve bu politikaları toplu sözleşmelerle desteklemeleriyle anılacaklardır. Sendikamız, kayyım politikalarının işçiler üzerinde uyguladığı baskılara karşı tek bir ses bile çıkarmamıştır. Şu anda bile birçok arkadaşımız üzerinde mobbing uygulanmakta, istemleri dışında yer değişiklikleri yapılmaktadır. Tam da bu ve benzeri saldırılar karşısında, tüm işçi sınıfının önce kayyım siyasetine, sonra da kayyımla iş yürüten sendika bürokrasisine karşı mücadele etmesi ve bu yapıyı alaşağı etmesi gerekmektedir. Bir kez daha buradan ifade ediyorum: Dersim DİSK Genel-İş Sendikası’nın imzaladığı işçi düşmanı toplu iş sözleşmesi, işçi sınıfı açısından büyük bir ayıptır. Bulunduğumuz her yerde bu toplu iş sözleşmesini, onu dayatan kayyım politikalarını ve bu politikalara boyun eğen sendika yönetimini teşhir etmeye devam edeceğiz.







