Connect with us

Editörün Seçtikleri

“Mutlak Butlana” Neden ve Nasıl Gelindi!

Butlan kararıyla kayyum Kılıçdaroğlu, CHP’nin başına yeniden oturtularak, yeniden yapılanma süreci önündeki burjuva klik direncini engellemeyi planlamaktalar. Meselenin diğer yanı da seçim sürecinde iktidarı zorlayacak olan burjuva muhalif klik aday ve kadrolarının etkisizleştirilmesidir.

yazı

Uzun zamandır, CHP’nin son kurultayı üzerinden tartışılan ve merakla beklenen “mutlak butlan” kararı nihayet açıklandı. Bu kararın yasalara uygun olarak alınmadığı kuşku götürmez. İlgili mahkeme tarafından alınmadığı da net. Karar, İBB operasyonu sürecinde sarayda alındı CHP’yi kendi arkasında hizalanması için hep tehdit unsuru olarak kullanıldı. CHP bu tehditlere “boyun eğmeyip”, eski sistemde -parlamenter sistemde- ayak direyince açıklandı. Ve bu açıklamayla ”TC” siyaset dünyasında yeni bir süreç başlamış oldu. Sürecin neye ve nasıl evrileceğine dair şimdiden net bir çıkarsama yapmak zor. Ancak bu sonuca varılmasının temel nedenlerine kısacada olsa bir göz atacak olursak, sürece dair kimi çıkarsamalarda bulunmak hiçte zor olmayacak. Bu nedenle kararın alınmasına vesile olan kimi yerel, bölgesel ve küresel gelişmeleri tarihsel materyalist bir perspektifle ele almak gerekmektedir. Aksi durumda ana sıkıştırılan yüzeysel değerlendirmenin ötesine geçilemez.

2024 Ekim’i öncesi yıllarda yaşadığımız halkın oylarıyla seçilmiş belediye başkanları, milletvekilleri, belediye meclis üyelerinin sabahın köründe tutuklanmaları, görevlerinden alınmaları ve yerlerine kayyımların atanması operasyonları, Mart ’24 yerel seçimlerinden sonra yön ve hedef değiştirdi. Kent Uzlaşısı politikası gereği Kürt hareketiyle uzlaşı içinde belirlenen ve desteklenen Ahmet Özer vd. belediye başkanları ve belediye meclis üyeleriyle başlayan bu süreç, Mart ’25’te Ekrem İmamoğlu ve İBB operasyonuyla burjuva klikler arasındaki iktidar dalaşını keskinleştirerek ve derinleştirerek devam etmesi manası taşıyordu. Hemen her gün yapılan operasyonlarla yeni bir belediye başkanı, meclis üyesi, bürokratı, çalışanı ve bağlantılı iş insanı tutuklandı, yerlerine kayyımlar atandı, mallarına el konuldu ve konulmakta. Herhangi bir yolsuzluğu ve gayri ahlaki ilişkileri olanlar tutuklanma ve mallarına el koyma tehditleriyle iktidar bloğuna geçmeye zorlanması, tehdit ve şantajlara boyun eğdirilmesi, iktidarın burjuva klik dalaşında kullandığı başat yöntemlerdendi.

Yaşanmakta olan bu sürecin hukuki olup olmadığı veya iddialarının gerçek olup olmadığı gibi tartışmalar bizim açımızdan anlamsızdır. Çünkü biliyoruz ki, gerici faşist ve burjuva devletlerin hukukları, özel mülk dünyasını ve ilişkilerini düzenleyen ve bunun geleceğini garantiye alan egemen sınıfların hukuklarıdır. Bu hukuk, İktidarı elinde tutanların ezilen halkları, ulus ve azınlıkları/inançları, devrimcileri, komünistleri, kısacası kendinden olmayan tüm muhalifleri susturmak ve bunlar üzerindeki devlet terörünü sürdürmenin aracıdır. Gerici faşist ve burjuva hukukunun asıl amacı ve hedefi buyken, aynı zamanda iktidardaki burjuva klik, iktidarını diğer kliğe kaptırmamak içinde devreye sokar. Bunu yaparken, özellikle bir durumdan başka bir duruma geçiş sürecinde (geçiş sürecini ilerleyen bölümde ayrıca ele alacağız) mevcut hukuku bir kenara atar ve iktidarını koruyacak olan fiili hukuk yaratır. Mirasçısı oldukları soykırımcı Enver Paşa’nın ”Yok kanun, yap kanun” sözüne sadık kalarak, kendisini herhangi bir yasayla sınırlamaz. İktidarını riske edecek olan tüm yasaları ayakları altına alır ve paçavraya çevirirler. Bu bağlamda, giderek derinleşen klik dalaşında saray şürekasının yaptıkları hukuki midir, değil midir tartışması anlamını yitirir. Gök kubbede boş bir seda olarak kalır.

Bunun yanı sıra yine biliyoruz ki sermaye, bir yandan yoğun emek sömürüsüyle gasp ettiği artı-değerle büyürken, diğer yandan vurgun, yağma, talan, dolandırıcılık ve doğayı tahrip ederek te kasasını doldurur. Daha fazla kar elde etmek ve büyümek için her yolu kullanır. Belediyelerin ellerindeki karlarına kar katacak olanakları da kullanır. İktidarda olan iktidarın büyük, belediye yönetimini ele geçirense küçük olanakları kendisi, yakın çevresi ve destekleyicisi sermaye gruplarının zenginleşmesinin kaldıracı yapar. Ayrıca bu zenginlik kaynaklarını kendi kliğinin iktidar olması içinde kullanır. Bu özel mülk dünyasının değişmez kuralıdır. Saray kliğinin saldırılarına maruz kalan CHP kliği de bu kuraldan muaf değil. Dolayısıyla tutuklanan muhalif klik başkanlarının bütünüyle temiz ve hak-yemez olduğu gibi söylemler hiçte gerçekçi değildir ve olamaz. Saray kliği ne kadar yağmacı, talancı, vurguncuysa burjuva muhalefet kliği de o kadar yağmacı, talancı ve vurguncudur. Yani İktidar ve ortaklarının amacı bunları önlemek ve yapanlardan hesap sormak değildir. Bu eksende yaratılan tartışmalarla burjuva kliklerin kendilerine “meşruluk” reçetesi yazmaları, yalan ve riyakarlığın başka düzlemde sürdürülmesidir. Bu operasyonlarda başlıca iki amaç gütmektedir.

Devletin ve Rejimin Yeniden Yapılanması!

”Bugün geçmişte, gelecek bugünde saklıdır” önermesi esasen bugün yaşananlara ışık tutmaktadır. Bu tarihsel materyalist önerme unutulursa, egemen sınıfların ve onların temsilcisi durumunda olan iktidar ve muhalefet kliklerinin kendi aralarında derinleşerek ilerleyen iktidar dalaşı da yeni ”çözüm” süreci de doğru bir bakış açısından yoksun kalır. Bu anlamda sürecin Türkiye, Kuzey-Kürdistan emekçi halkları/işçi sınıfı açısından, Kürt ulusu ve gerici burjuva muhalefeti ne gibi daha zorlu ve tehlikeli bir geleceğin beklediğini, buna bağlı olarak sürecin önümüze koyduğu görevleri belirleme ve doğru konumlanma gerçekleştirilemez. Bu nedenle geçmişe dönüp kısaca da olsa kimi hatırlamalar yapmak gerekir.

Hatırlanır, iki binlerin başında uç veren devletin yeniden yapılanması tartışmaları Temmuz 2014’de başlatılan ”Çözüm Süreci”yle birlikte tartışılan yoğun bir gündem haline geldi. Burjuva ideologlar ve yazar-çizerler kendi cephelerinden, devrimci ve komünist güçler ise, kendi sınıfsal cephelerinden bu süreci yorumladılar. Bir yıl sonra ”Çözüm Süreci” masası, iktidar tarafından devrildikten sonra yeniden yapılanma konusu da gündemden düştü. Her ne kadar gündemden düştüyse de fiili olarak devam ettirildi. İç dinamikler, bölgesel ve küresel gelişmeler ve buna bağlı olarak oluşan yeni güç dengelerine paralel olarak kâh hızlanarak, kâh yavaşlayarak bugünde devam etti/ ediyor.

Emperyalist-kapitalist sermaye, 2008 kriziyle neo-liberal ekonomi-politikanın çökmeye başlaması üzerine yeni bir yol arayışına girdi. Türkiye, Kuzey-Kürdistan özgülünde Gezi Ayaklanması olarak yaşanan ve ”Arap Baharı” ayaklanmaları, sonrasında gelen pandemi bu yol arayışı sürecini hızlandırdı. Sermayenin örgütlenmiş zor aygıtı olan devlette bu yeni yol arayışına bağlı şekillenmek zorundaydı. Aynı zamanda süreci taşıyacak, sermayenin hareket hızını yavaşlatan karar mekanizmalarını (parlamento vb. gibi) ortadan kaldırarak, yerine hızlı kararlar alıp hızla harekete geçecek, küresel ve bölgesel gelişmeler karşısında hızını kesen yüklerden kurtulan yeni bir iktidar modeli gerekiyordu. Bu yönelime en uygun klikler iktidara getirildi. Zaten iktidarda olan ve bu politikanın uygulanışına hizmette kusur etmeyecek olanlarsa yedek güçlerle takviye edilerek iktidarlarını korudular. 2015 seçimlerinde AKP’nin yaşadığı hezimetin hemen ardından MHP’nin iktidara yamanması, ardından en şiddetli şekilde ”TC”yi parlamenter diktatörlükten başkanlık/sultanlık diktatörlüğüne geçişi, bunun en açık tezahürüydü. Hindistan’daki, geniş bir alanda iktidar olan ve giderek daha geniş alanlar yayılan Maoistlere karşı iktidara getirilen ırkçı faşist diktatör Modi’yi de bu siyaset kapsamında ele almak gerekir.

Bu politikanın ana hedefi, yeni yol arayışı sürecin önünde engel teşkil edecek olan başta devrimci ve komünistler, silahlı ve silahsız muhalefet güçleri, kitle katliamları da dahil, her yol kullanılarak tasfiye etmekti. Çeşitli vaat ve aldatmacalarla sürece dahil edilecek olanları ise, yumuşak politikalarla tasfiye etmek. Bu politikanın temel karakteristiği, devlet denen aygıtın göstermelikte olsa taşıdığı yüzündeki peçeden kurtulup, kendisini var eden özüyle, yani çıplak zoru dizginsiz bir şekilde öne almasıdır. Egemenlerin bu ana hedefini yaşayarak deneyimledik. Kırlarda gerillalara yönelik katliamlar, kentlerde yoğunlaşan tutsak etme operasyonları, en geniş toplumsal kesimleri de hedefleyen tehditler ve şantajlar, korku salmalar eşliğinde toplumu sindirme saldırıları sonucu devrimci güçler olarak mevzilerimizden kopartılarak dar bir alana sıkıştırıldık. Toplum korku iklimine sokularak hakkını arayamaz hale getirildi. Kürt Ulusal Hareketi, yeni bir çözüm aldatmacasıyla oyalanma girdabına sokuldu. Saray rejimi sosyalist-devrimci ve Kürt ulusal hareketini güçten yoksun bırakma siyasetini, rakip burjuva kliği geriletme, çaptan düşürme siyaseti bütünlüğünde ele aldı.

Klikler Dalaşı, Salt İktidarı Koruma-Kaybetme Dalaşı Değildir!

Evet, Saray ve müttefikleri iktidarlarını kaybetme korkusu yaşıyorlar. 2024 yerel seçimleri bu korkuyu büyüttü. Çünkü muhalefet kliği beklenmedik bir sonuç elde etmiş, yerel yönetimlerin büyük çoğunluğunu kazanarak burjuva siyasal arenasındaki dengesizliğe bir “denge” getirerek pastadaki payını çoğaltmıştı. Artı, burjuva “muhalif” klik arkasında giderek güçlenen kitle desteği oluşurken, kendi kitle tabanı zayıflıyordu. Üstelik “yeni” ve “güçlü” bir lider ortaya çıkmıştı. Bu durum gerçekleştirmeye çalıştıkları yeniden yapılanmayı da tehdit eder seviyeye ulaşmıştı. Saray ve ortakları bunu kabullenemezdi.

Dolayısıyla bu korkularından kurtulmak ve iktidarlarının devamını sağlamak için muhalefet kliğini ve “güçlü” adayını itibarsızlaştırma, kendi içinde bölmek, kaosa boğmak, kitle tabanında güveni yok etmek için öteden beri elinden gelen her şeyi yaparken öne çıkan yeni lideri ve destekçilerini, çoğunluğu uydurma olan gerekçelerle tutuklayarak saf dışı ettiler. Bu sınıfsal bir reflekstir. İktidarı sürdürme refleksidir.

Seçimler sonrası Ö. Özel de ”yumuşama” politikasını uygulamaya başladı. Ancak iktidarın büyüyen korku duvarında yankılanan bu politika, iktidara mevcut durumu lehine çevirmek için devreye sokacakları yeni politikalarını hazırlama zamanı kazandırdı. Butlan davası ve arkasında gelen operasyonlar CHP kliğini boşluğa düşürürken, imdadına Saraçhane’de dövüşe dövüşe polis barikatlarını yıkan gençlik yetişti. Gençliğin bu ayağa kalkışı, ekonomik demokratik kuşatma altında iktidardan hoşnut olmayan kitleleri de harekete geçirdi ve CHP’de bundan güç alarak tutumunu sertleştirmeye başladı. Çelişki giderek şiddetlenmeye başlayınca iktidar cenahından ”Ankara’da siyaset” yapma çağrıları yapılmaya başlandı. Bu çağrılar miting alanları ve sokaklarla cevaplanınca iktidarın tahammül sınırları aşıldı ve muhalefeti bütünüyle çökertme mekaniği devreye sokuldu. Ve butlan kararının açıklanmasıyla, süreç “yeni” bir evreye taşındı.

CHP’ye yönelik çökertme saldırılarının bir nedeni iktidarı kaybetme korkusuyken diğer nedeni de yukarıda belirttiğimiz gibi, emperyalist-kapitalist sermayenin dönemsel ihtiyaçlarına uygun bir devlet ve rejim yapılanması meselesidir. Başkanlık/Saray rejimi, parlamentoyu devre dışı bırakarak muhalefeti saf dışı bıraktı. Devletin bütün yönetici kadrolarını yeni rejime göre dizayn etti. Yani Saray ve şürekası devletleşti. Parlamenter sistemde var olan muhalif kliğin iktidar ortaklığını ortadan kaldırdı. Yani “muhalif” burjuva kliği devlet organlarından süpürdü. Varlıkları sembolik bir hal aldı. Hiçbir sermaye grubu ve temsilcisi parti bunu kabul etmez. CHP’de vücut bulan sermaye kesimi 2024 yerel seçim sonuçlarında cesaret alarak eski ayrıcalıklarını yeniden elde etmek ve pastadaki payını çoğaltmak için parlamenter sisteme geri dönme talebini daha güçlü ifade etmeye başladı. Bütün bunlar iktidarın daha şiddetli saldırılarıyla karşılık buldu. Böylelikle başkanlık/saray sultası rejimiyle klikler arası çelişki yeni bir muhteva kazandı ve buna uygun biçim aldı.

Kılıçdaroğlu’nun, bu yeniden yapılanmaya karşı ciddi bir itirazı olmadı. Sadece pastadan alınan paydan mahrum bıraktırılmasına itiraz etme üzerine kurulu bir muhalefet yürüttü. Ciddi bir muhalefet politikası ortaya koymadı. Bu nedenle yürüttüğü muhalefet tarzı iktidarı da çokta rahatsız etmedi. Butlan kararıyla kayyım Kılıçdaroğlu, CHP’nin başına yeniden oturtularak, yeniden yapılanma süreci önündeki burjuva klik direncini engellemeyi planlamaktalar. Meselenin diğer yanı da seçim sürecinde iktidarı zorlayacak olan burjuva muhalif klik aday ve kadrolarının etkisizleştirilmesidir.

CHP ve arkaladığı sermayenin önünde iki yol var. Ya iktidarla anlaşarak devletin ve rejimin yeniden yapılanmasında anlaşarak aralarındaki çelişkiyi karşılıklı olarak kontrol edilebilir bir seviyeye düşürecek ve “Ankara’da siyaset yapmaya” dönecekler. Ya da iktidarın uyguladığı tazyik saldırılarıyla boğuşup duracaklar.

Son Söz olarak…

Her halükârda başta ABD emperyalizmi ve bölgesel düzeyde Netanyahu ve paralı Arap Mollalarıyla uyumlu bir şekilde devletin ve rejimin yeniden yapılanmasını yeni güçlerle tahkim edecekler. Bu tahkimatta yeni güç adayı Kürt Ulusal Hareketi üzerinden plan kuruyorlar. İmralı görüşmeleri ve sonrası gelişmeler, Özal sonrası hızla büyüyen ve şişen sermayenin hayalini kurduğu yayılmacı emellerinin gerçekleştirilmesi üzerine kurulmuş bir yol haritasıdır. Ancak bu yolda hem kendi içlerince ve hem de Kürt Ulusal Hareketiyle ortak noktada buluşmakta zorluklar yaşamaktadırlar. İmralı ve iktidar ortakları güçlü devlet olma, diğer bir deyişle devletin daha güçlü bir şekilde tahkim edilmesiyle sınırlanan bir yaklaşımla hareket ederken, Kürt Ulusal Hareketin mevcut önderliği sorunun çözümünü demokrasinin geliştirilmesinin bir parçası olarak görüyor ve bunu talep ediyorlar. Bu da sürecin işleyişini kilitleyen bir faktör.

Diğer bir faktör ise, AKP-MHP arasında da hakeza süreçten beklentilerin farklılık arz etmesi ve bu beklentilerin dayatılmasında ortaya çıkan anlaşmazlıktır. MHP güçlü devlet merkezli yaklaşırken. AKP buna ek olarak iktidarını korumak için Kürt Hareketinin bütün güçleriyle kendisine yedeklenmesini istiyor. Bu olmadan adım atma niyetinde değil. Bu da sürecin ilerlemesini engellemektedir.

Kürt Ulusal Hareketi ve kitlesi daha önceki çözüm süreci ve Rojava deneyimi pratiğinden hareketle haklı olarak AKP’ye güvenmiyor. Bu nedenle AKP’nin bu isteğine şimdilik uzak duruyor. Ki, hareket AKP’nin bu isteğini kabul etse dahi, taban kitlesinin bunu kabul etmesi oldukça zor görünüyor.

Bütün bunlar önümüzdeki süreçte iktidardan düşme korkusunu bir nebzede olsa yatıştırmış olmanın rahatlığıyla yeniden yapılanma/ faşist diktatörlüğü yeniden tahkim etmeye hız verecektir. Bu sosyalistler-devrimciler ve tüm toplumsal kesimlere yönelik saldırıların daha da şiddetleneceği demektir.

Boşa çıkarmak ve süreci tersine çevirmek için hazırlıklı olmak ve buna göre konumlanmak, sürecin devrimci siyaseti gereğidir.

Bu yazı Halkın Günlüğü Gazetesi‘nin Haziran-2026 tarihli 61. sayısında yayımlanmıştır.



Haziran 2026
PSÇPCCP
1234567
891011121314
15161718192021
22232425262728
2930 

More in Editörün Seçtikleri