
Kuşkusuz devrimci mücadele içerisindeki en temel sorunlarımızdan biri kadının kurtuluşu mücadelesinin inişli çıkışlı halinin saflarımızda normal bir olguymuş gibi kabul görmesindeki derin açmazı inceleme ve bu düşünce yapısına kaynaklık eden saikleri ortaya çıkarmadaki yetersizliklerdir denilebilir. Bu eksikten yeni bir kavrayış yakalayıp ileriye atılma pratiğini güçlendirmeme, var olan sorunlu ezberin bozumu için somut durumu sorgulamada verili kabulü aşamama gibi sonuçları karşımıza çıkarırken, doğallığında aldığımız kararların, oluşturduğumuz perspektiflerin altını boşaltma anlamına gelmektedir. Öznenin(kadının) sahadaki zorunluluğuna duyulan ihtiyacın genel bir doğru olarak kabul görmesi de tek başına anlamsız kalmakta ve ne yazık ki bu durum hareketin-pratiğin özüne de zarar verme potansiyeli taşımaktadır.
Bu gerçekten hareketle kendi çıkmazlarımızı kadın tarzı ve iradesiyle değiştirme hedeflerimiz sınıf mücadelesinin ana yönlerinden birini oluşturmalıdır. Yoksa mevcut yetmezliklerimiz üstüne gitmek yerine sihirli ellerin bir dokunuşla düzelteceği bir mücadele biçimi hayal etmenin ne gerçekle, ne de kadın özgürlük mücadelesinde ölümsüzleşen kadın yoldaşların emeğiyle uzaktan yakından bir alakası yoktur, olamaz da.
Ezilen tüm cinsler için daha güçlü bir atılım ve daha güçlü bir kollektif özle kadın özgürlüğüne gidecek yolu ayak bağı olacak taşlardan arındırmalı; küçük ya da büyük, yeterli ya da yetersiz fakat her zaman ve her koşulda gücümüzün üstünde pratikler geliştirmeliyiz. Toplamda tüm ezilen cinslerin kurtuluşu olacak komünizm düşünün güçlü bir mevzisi ve devrime kan taşıyan en dayanıklı damarlarından biri haline gelerek iradeleşmeliyiz.
Sorun şu ki; kadının kurtuluşu- özgürlük mücadelesinin en zor dönemeçlerinden biri de kadının ya da daha geniş anlamda ezilen cinslerin kurtuluşları için yer aldıkları devrimci mücadeleyi teorik ve pratik olarak yeteri düzeyde önemsememe, iç çelişkileri ve çatışkıları görmezden gelerek dış koşullara teslim olma realitesinin büyük ağırlığının görülmemesidir. Teorinin, savaşın, politikanın erkeklerin tekelinden çekilip çıkartılması, ezilen kadının ve tüm cinslerin kullanımına sunulması yığınca çaba, emek ve özveri gerektirmektedir. Bunu başarıp maddi bir nitelik kazandırmak ise savaşta komutanlaşan, teoride yol gösteren-önderleşen ve politikada öncüleşen kadınlarla ancak yerini bulabilir.
Bu saydığımız genel doğrular tamda saflarımızda varlık gösteren sorumluluk bilincinin hala istenilen düzeyde anlaşılmadığının işareti olarak okunmalıdır. Kadınların sorumluluk almadaki atıllığı kadın psikolojisi, erkek egemen anlayışın asırlardır kendini dayatması, gerici toplumsal kuşatması vb. nedenler olarak açıklanırken, madalyonun diğer yüzünde ise bu “kadere” direnen, teslim olmayan ezilen cinsler mücadelesinin harikulade örneklerine de tanık olmakta-görebilmekteyiz. Kadının sorumluluk almaktan çekinmesi, sorumluluktan kaçması, kadın özgürlüğünün önüne başka kaygı ve gerekçeler sunması köleliğimizi ısmarlama istemlerin içine ellerimizle sunmaktan başka bir anlama gelmemektedir.
Sorumluluk almayan kadın yaşamda da mücadelede de edilgen olmayı kabul eder, mücadelenin dönüştürücü rolünü reddetmiş olur. Yönetilen psikolojisiyle söyleneni yapar ve yaptıkları zamanla alışkanlık haline gelerek, yetenekleri körelir. Üretimden-üretmekten uzaklaşır, yaratıcı ve yenilikçi yanını yitirir. Bu pratik tikel anlamda mevcut kadının yaşamını etkilemez, tekmil-i birden tüm ezilen emekçi kadınları mücadeledeki gücüne negatif bir yan eklemler.
Esasen kadınlar ancak sorumluluk ve inisiyatif almaya başladıklarında yetenekleri ve devrimci dinamikleri açığa çıkar. Sorunlara fikir üreten kadın devrimci yaşama müdahale gücünü geliştirirken, karar mekanizması haline gelir. Karar mekanizması olmak ise devrimci yanları, mücadeleyi ve kendini disipline edebilmeyi, yeni araç ve yöntemlere kafa yormayı, kollektif yaşama yönelmeyi, yüzeysel tarzın aşımına yönelik girişimlere yöneltir kadınları.. Erkek egemenliğine karşı çelişkiler daha canlı biçimde gün yüzüne çıkar ki bu da bizde mücadele azmini ve isteğini geliştirir. Ne kadar fazla erkek egemenlikli fikir, anlayış ve pratik varsa o kadar, hatta üstünde kadın mücadelesi ve savaşımı olacak demektir. Kadın özgürlük savaşımı bir azınlık sorunu değildir. Aksine devrimci savaşımın gelişmişlik düzeyi kadın mücadelesinin geldiği aşamayla ölçülebilinir.
Cins mücadelesi yürütmek, bunun bir parçası haline gelmek her kadının somut görevleri arasındadır. Kadının kendi sorununa yabancılaşması, kendi gerçeğinden uzaklaşması, bu alanı mücadelenin bir parçası görmemesi sorunlu bir yaklaşımdır. Kadın öğrenci de olsa köylüde olsa işçi de olsa sınıf çelişkilerinin hemen yanı başında, ezilen cins olmasından kaynaklı erkek egemen anlayışın tahakküm araçlarının sömürüsüyle karşılaşır. İlk ezme işlevselliğini taşıyan erkek egemenliği sistemle arasındaki bağdan kaynaklı güçlenerek yoluna devam ederken, kadını ezme halinden bir şey kaybetmez. Zamanla sönümlenmez ya da bir alana has tükenmez. Özü hep kalır koşullar neticesinde sadece biçim değiştirir. Bu nedenle kadın kendi öz sorununa, çelişkisine yabancılaşırken var saydığı biçimde komünizm mücadelesine katkı sunmaz- sunamaz. Hangi alanda savaşım yürütüyorsa yürütsün( legal, illegal, gerilla, milis vb) cins eksenli mücadele yürütmek zorundadır. Bütünlüklü savaşım bunu şart koşar, aksi sınıf mücadelesi gerçeğini görememe-anlamama anlamına gelmektedir.
Sorunlarla yüzleşmek ancak kazanımın teminatı için başlangıç olabilir. Büyüklüğüne küçüklüğüne bakılmadan her eksiklik gün yüzüne çıkartılmalı, kadın yoldaşlar hem genel çalışmalar içerisinde hemde örgüt-parti içerisindeki çalışmalarda belirleyici rol üstlenmelidir. Kadın kimliği iradeleştikçe gerçek özgürlük nüveleri mücadelemizde yer alacak, sınırlı devrimciliğin çıkmazları aşılacaktır. Daha bir kuvvetle iradeleşmeye giden kadın, mücadelesini hayata geçirmek için partiyle-devrimle gereken düzeyde bağını kurmuş olacaktır. Erkek egemen anlayışa karşı karar gücü olmak, erkek egemenliğinin sahalarının giderek daralmasına ve kadının sözünün ve eyleminin alttan üste partinin ve devrimin tüm hücrelerinde yer almasıyla sonuçlanacaktır. Bu nedenle “kadınlar yönetime kadınlar iktidara” perspektifi amaçla bütünleşen siyasi yönelimimiz olarak güçlü sahiplenilmelidir.
Cins eksenli mücadeleyi sınıf savaşımının en keskin mevzilerinden biri olarak görmek zorundayız
Kadınların sözü, düşüncesi ve pratiği; erkek egemen anlayışın sirayet ettiği her alanla ve düşünce yapısıyla kararlı savaşım verme ve kadın özgürlüğüne giden yolu kendi özgücüyle inşa etme anlamına gelmektedir. Unutmayalım ki erkek egemen anlayış; sınıf savaşının da, devrimin de, partinin de en büyük düşmanları arasındadır. Bu nedenle kadının verdiği cins mücadelesi başta kendisi ve sınıf mücadelesi olmak üzere topyekün bir savaş ve topyekün bir kurtuluş gerekçesidir. Ancak bu şekilde parti, devrim ve ezilenlerin mücadelesini geliştirebilir, devrimci dinamiklerle güçlendirebiliriz.
Cins eksenli mücadeleyi sınıf savaşımının en keskin mevzilerinden biri olarak görmek zorundayız. Sınıf savaşımı kadın mücadelesiyle iç içe geçmiştir. Birbirinden bağımsız düşünülemez, birbirinden koparılamaz. Sadece sınıf savaşımını başat aktör diye belirleyip cins çelişkisini tali görmek erkek egemen anlayışı üretmekten başka bir işlev görmez. Ya da tersinden sadece cins mücadelesini bu şekilde algılamak kadını diğer tüm çelişkilerin dışında tutmak kadın mücadelesini marjinalleştirme anlamına gelir. Kadın kimliğini savaşın bütünlüklü yanına karşı yalıtır, duyarsızlaştırır ve her alanda özneleşme realitasinin önüne engel koyar.
Bu savaşım nasıl ki kadının köle-köleleşme koşullarına karşı bir savaşımıysa, aynı zamanda erkeğin kölelik halinin yıkımının da savaşımıdır. Erkeğin ataerkil sistem içerisindeki erkek ayrıcalıkları sınıf ve ulus gözetmeksizin tüm erkeklerin kullanıma sunulmuştur. Bu nedenle tüm bu “ayrıcalıklar” erkek komünistin de, proleter ve emekçilerin de köleliği ve esareti anlamına gelmektedir. Özcesi onlarda özgür değildir. Çünkü özgürlük eylemi öyle ya da böyle “ezilenin ezilmesi” üzerine kurulamaz. Kadın özgürleştiği oranda erkek ayrıcalıkları yok olmaya yüz tutar. Ve bu ayrıcalıkların yok edilmesi, eşit komünal bir dünyanın yaratılması, özgür kadın ve erkeğin yaratılması anlamına gelmektedir.
Devrim mücadelesi ve parti etrafında kenetlenmiş her bir kadın var olan sürece kendini katmalı, erkek egemen anlayışın mayalandığı her alanda savaşım yürütmelidir. Özgürleşmek için yürüdüğümüz yolu kıyısından adımlamak yerine ataerkinin her biçimiyle (özelliklede saflarımızdaki ince haliyle) yüzleşmeli, kararlı bir duruş sergilemeli, sorumluluk ve inisiyatif alarak mücadelemizi ileriye taşımalıyız.
Taşın altındakini merak etmiyor, biliyoruz. Kadınlar olarak elimizi taşın altına koymayı biraz daha çaba ve inanma işi olarak görmeliyiz. Değişme ve değiştirme ile aramızdaki diyalektik bağı gereken düzeyde kurmalı, devrimci savaşa, kurtuluşumuza katkıyı iradi bir eylem haline getirmeliyiz.
Eşitler dünyasının yaratıcılarından olan bizler kurumsallaşmış kadın aklıyla, sorumluluk düzeyinin geliştirilmesiyle ve mücadelede kadının nitel ve nicel gücünün açığa çıkartılmasıyla zafer kazanabilir, kendi özgürlüğümüzü örgütleyebiliriz.
Yolumuz uzun ve meşakatli.. Bu yolda beraber yürümenin tüm avantajlarını kuşanarak, mücadelemizi geliştirme hedefini büyütelim.
Sevda Işıl Akbayır








