
PKK, Öcalan’ın çağrısını takiben Kongresini toplayıp fesih ve silahları bırakma kararı aldı. Açıkçası, Öcalan’ın “benim için kongre bitmiştir” mealindeki ifadesinden anlaşılacağı gibi, fesih ve silahları bırakma kararı önce Öcalan’ın inisiyatifidir, sonrasında ise PKK’nin 12. Kongresiyle bu kararı onaylayarak karar haline getirmesidir. Yani prosedür tamamlanarak karar demokratik biçime kavuşturulmuş, resmileştirilmiş oldu. Olan bu. İlgili kararların muhtevası, Kürt Ulusal Kurtuluş Mücadelesi (ve daha fazlası) adına tarihi bir kırılmayı ifade etmektedir. Kürt Ulusal Hareketi’nin büyük bir risk alarak kendisini tasfiye etmek kaydıyla girmiş olduğu mevcut süreç, Öcalan’ın açık ifadesiyle, bizzat “Bahçeli’nin çağrısıyla” başlamıştır. Bu başlı başına bir tehlike, bir belirsizlik, kaybetmeyi göze alma pahasına ve bilerek ladese tutuşmaktır. Sürecin Bahçeli’nin çağrısıyla ve Bahçeli tarafından başlatıldığı doğru kabul edildiğinde, süreç Kürt Ulusal Hareketi ve mücadelesi açısından bir “zar atma” niteliğinde mütalaa edilebilir zayıflıktayken, “demokratik toplum ve kardeşlik” olarak adlandırılan sürecin güvenilirliği açısından da ciddi soru işaretleri taşır. Ne var ki, Kürt Ulusal Hareketi mücadele varlığına ters orantılı olan mevcut yönelim ve kararlarla büyük riskler alan ve barındıran sürece veya keskin dönemece adeta gözlerini kapayarak girmiş, girebilmiştir…
Cereyan eden somut gelişme ve buna benzer gelişmelerin yaşanması bizler için ne sürprizdi ne de beklenmedik gelişmelerdi. Bilakis, sınıfsal dokuya bağlı olarak, stratejik zemin ve süreç içinde görece erken ya da geç ama tamamen mümkün olan, öngörülebilir gelişmelerdi bu yaşananlar… Sınıf dokusu veya doğası gereği, ulusal hareketlerin ekserisi benzer bir seyir izlemiş, izlemektedir.
Hiçbir gelişme ya da hiçbir süreç rastlantı eseri değildir. Her şey bir varlık nedenine dayanır, sebepsiz hiçbir şey yoktur. Tüm olay ve olgular mutlak suretle bir nedene, bir sebebe dayanır ve kesinlikle bir arka plana sahiptir. Sebepsiz/nedensiz hiçbir şey yoktur, açıklanmaz. Yoktan var olma ya da düşüncenin maddeden önce geldiği tezi idealist zırvadır; diyalektik ve tarihi materyalizm ve Marksizm (MLM) bilimine aykırıdır. Bütün teori ve görüşler maddi gerçekten doğar, maddi gerçekle örtüştüğünde maddi güce dönüşürler. Niyetler ve nesnel gerçekle örtüşmeyen ya da nesnel gerçeğin yerine koyulan sübjektif görüşler asla gerçekle bağdaşmazlar, bilimsel gerçek karşısında hükümsüzdürler. Tüm teori, düşünce, somut plan, program ve araçlar belli bir ihtiyaçtan doğar, tarihsel şartlarda anlam kazanırlar. Ulusal hareketler bundan muaf değildir. Ulusal Hareketin izlediği çizgi ve bu çizginin ürünü olarak gündeme gelen gelişmeler aynı diyalektik sürecin parçasıdırlar. O halde sorun, yani mevcut gelişmeler kesinlikle bir sınıf dokusu ve ideolojik-siyasi çizgi sorunudur. Tayin edici olan siyasi çizgidir. PKK’yi ulusal hareket değil de halk hareketi vb. şeklinde değerlendiren yaklaşımlar tabiatıyla mevcut gelişmelere anlam vermekte zorlanır, yaşananları beklenmedik gelişmeler olarak yorumlar, sürprize yorarlar…
Sınıf hareketi ve sınıf mücadelesinden değil, ulusal mücadele ve hareketten bahsediyoruz. Ulusal hareket ve mücadele, halkı dahil alsa da esasta halkın ve sınıfın değil, doğrudan ulusun sorunu veya sorunlarına endeksli bir orijindir. Ulusal sorunun özü pazar sorunudur. Ulus burjuvazisinin kendi pazarına sahip çıkma isteminden daha anlaşılır, kendine göre haklı ve genel olarak meşru bir arzu ve talebi yoktur. Ulus burjuvazisi farklı propaganda ve çağrılarla halk kitlelerini peşine takarak, burjuva çıkarları için harekete geçirir/geçirebilir. Fakat, halkın katılımı ulusal hareketi halk hareketine dönüştürmez. Ve unutmamak gerekir ki, ulusal hareketler proleter dünya devriminin yedeği, parçası ve ittifakıdırlar…
PKK sosyalizmden en çok etkilenmiş bir ulusal hareket olarak ve sosyal tabanı Kürt yoksul işçi-köylüsüne dayandığı için klasik ulusal hareketten farklı bir profil ortaya koyar/koyabilir ama bu onun özünü, ideolojik-siyasi çizgisini yani burjuva-ulusal sınıf dokusunu ortadan kaldırmaz… İşçisi, emekçisi, halkı, küçük-burjuvazisi, aşireti/aşiret reisi, toprak ağası ve her düzeyden burjuvazisiyle bir bütün bir ulusu düşünün, işte Kürt ulusal hareketi ve mücadelesi bu doku üzerinde biçimlenir. Bu proleter değil, burjuvadır; ulusal-demokratik nitelikte olması (ve hatta reel politikte devrimci rol oynaması da) bu gerçeği değiştirmez. İdeolojik-siyasi kırılganlıklar taşıması tam da burjuva ulusal sınıf dokusundan ve ideolojik-siyasi çizgisinden ileri gelir…
Ulusal hareketin devrimci sınıf hareketi ve özellikle de Komünist hareket gibi davranması elbette beklenemez. Özellikle Sosyalist bloğun veya güçlü sosyalist devletin olmadığı veya devrimlerin aktüel rüzgâr olmadığı tarihsel şartlarda ulusal hareketlerin burjuvazi veya emperyalizmle ilişkilere girmesi çok daha anlaşılırdır. Ulusal pazarına egemen/sahip olma temeline dayanan ulusal bağımsızlık, kendi devletine sahip olma, kendisini yönetme, yönetsel statülere sahip olma, diğer ulusal hak ve özgürlükler, ulusal hareket ve ulus burjuvazisinin mücadelesinin gerekçeleridir. Bunları veya bunlardan bazılarını elde etmek mümkün olduğunda veya bunları elde etmek için ulusal burjuvazi veya ulusal hareket egemen ulus burjuvazisiyle ya da emperyalist devletlerle ilişkilere girer, anlaşma ve uzlaşmalar yaparlar. Bu uzlaşma ve anlaşmalar temelinde, kendilerini fesh etme, mücadele biçimlerini değiştirme veya mücadeleyi bırakma süreçlerine girerler. Tıpkı Mustafa Kemal’in yarı işgali kaldırmak için İngiliz-Fransız emperyalistleriyle iş birliğine girmesi, anlaşmalar yapması gibi… Özcesi, proletarya önderliğinde olmayan ulusal burjuva önderlikli bütün ulusal hareketler istisnasız biçimde anlaşma, uzlaşma süreçlerine girmiştir. Bu uzlaşmalar temelinde mücadeleyi bırakmış, hatta genellikle silahlı örgütsel varlıklarını sonlandırmışlardır… PKK’nin bugün yaşadığı da anlaşma, uzlaşma sürecidir. Dünya ulusal hareketlerinin kimilerine göre, PKK elbette son derece geri bir anlaşma yapmıştır…
Lakin sürecin bu yanına dönük eleştiriler geçerli kalsa da esasen geriye düşmüştür. Ki, buna dönük eleştiriler az ya da çok yürütüldü. Geriye düştü çünkü, Öcalan’ın PKK 12. Kongresi’ne sunduğu “perspektifle”, sorun, Marksizm’in eleştirisi, sosyalizmin geliştirilmesi, Devlet-Komün tezleri babında son derece iddialı ama altı doldurulamayan ve “Demokratik Sosyalizm” gibi eğreti savlarla birlikte çok daha derinleşip başkalaşmış, aynı perspektifin ruhunu yansıtan “fesih ve silahlı mücadeleyi sonlandırma” kararından çok daha öne çıkmıştır… Fesih ve silahlı mücadeleyi sonlandırma kararı, son tahlilde PKK kongre iradesinin kararı olarak veya olması itibarıyla bizzat PKK’yi ilgilendirir. Fakat, PKK’nin yeniden yapılandırılmasına paralel olarak Marksizm’in de aradan çıkarılmasını ihmal etmeyen ilgili yönelim bambaşka bir soruna işaret eder ki, bu ciddi bir dizayn konsepti ya da planıdır…
Marksizm’e (MLM’ye) köklü ideolojik-teorik saldırı temelinde, onu sulandırarak yozlaştırmayı hedef alan yarı-anarşist, post-modern ve sivil toplumcu anlayışlardan beslenen ve hiç de masum olmayan bir “perspektif” sunmaktadır Öcalan. Marksizm’le açıktan hesaplaşmaya oturması, ilgili ideolojik-teorik akımlardan etkilenmenin ürünümüdür ve yine sosyalizm-komün meselelerine gösterdiği ilgi burjuva entelektüel ideologlarla karşılıklı etkileşimin bir sonucu mudur, bunu bilemeyiz. Ancak etki sebebi her ne olursa olsun, varılan sonuç ve sentezin içler acısı olduğunu söyleyebiliriz. Marksizm-sosyalizmle girilen bu hesaplaşmanın amaç olarak devrimci hedef ve sonuçlar doğurmayacağı, bilakis tasfiyecilikle ünlü olduğu aşikâr. PKK’nin feshi bu tasfiyeciliğin kanıtıdır. Tıpkı tarihte görüldüğü gibi, Marksizm ve Marksizm’i geliştirme adına hareket edip Marksizm’i revizyona tabi tutmaktadır “perspektif.” Proleter devrimcilerin Marksizm’in temellerine oynayan sağdan revizyon girişimlerine kayıtsız kalması tasavvur edilemez…
Marksizm’e dönük eleştiri, Marksizm’in geliştirilmesi, demokratik sosyalizm, komün-devlet ve sınıf mücadelelerine dönük tezleri ile sosyalizmin geçersizliği ve sosyalist teorinin geliştirilmesi iddiasıyla ortaya konan tablo, eleştiriye muhtaç olup, keskin ideolojik-siyasi bir tartışma ve eleştiri konusu olarak bütün eleştirilerin merkezine oturmuştur… Kısacası, adı geçen “perspektif” uzun ve ayrıntılı bir tartışma yürütmeye konu olacak kadar derin sorunlar taşımasına rağmen, eleştirilerimizi belli başlıklar altında özetlemekle ama kendi zaviyemizden öze dönük söylenmesi gerekenleri ifade etmekle yetineceğiz. Lakin “perspektif” metninin giriş bölümünde yer alan kimi noktaları önemli gördüğümüz ve bizzat önemli oldukları için es geçmeyeceğiz…
Geleceği biçimlendirecek stratejinin ruhu
Öcalan, sunduğu bu perspektifin esasen ön-özet bir metin olup yeni döneme geçiş kapsamlı muhtevası üzerinde çalışılarak incelenmesi ve geliştirilmesi gerektiğini ifade ederek bunu yapacağını, fakat bunun zaman alacağını, geçen zamanın sorunlara yol açacağını ve mevcut metnin sorunun ruhunu verdiğini/yansıttığını belirtmektedir. Yapılan vurgu(lar)dan anlaşılıyor ki, önümüzdeki kısa dönemde(Öcalan bu zamanı 1 ay olarak belirtiyor) mevcut “perspektifi” daha da “zengin eden” birçok “yenilik” ve gelişmeyle tanışacağız! Elbette ruhu yansıtan “perspektif” metninde bu gelişmelerin ipuçları yeterince var. Fakat spekülatif yorumlara girmeden, bunları kaynağından görmek için biçilen kısa zamanı beklemek yeğdir. Zira “perspektif” metni oldukça zor anlaşılan ve hatta anlaşılmayan bir dizi karmaşıklığa sahiptir. Ancak, “Perspektif” metninde yer alıp tarif edilmeye yeteri kadar açık olan, bu manada açıklanacak belgeye ruh veren mevcut içeriği yorumlamaktan imtina edemeyiz. Bu ruha bakacağız. Bu ruh, silahlı mücadele ve örgütün tasfiyesiyle son derece anlamlı başlayıp, sınıf mücadeleleri, sosyalizm ve Marksizm’in reddiyesinde, hem de sosyalizm ve Marksizm’in geliştirilmesi adına bunların reddedilmesinde karşılık bulmaktadır. İlerleyen bölümlerde bunları ele alacağız.
“Perspektif” metnindeki alt başlıklardan önceki giriş kısmında önemli gördüğümüz ve bizlerin görmesinden bağımsız olarak kendiliğinden önemli olan, dolayısıyla eleştirilmesi kaçınılmaz olan sorunlu yaklaşımlar, belli bir anlayışa dayanıp aynı anlayış bütünlüğü içinde cereyan etmektedir. Bu da, savaşın birincil temsilcileri olarak barışa da karar veren tek inisiyatif olanlar arasında olmak kaydıyla; Bahçeli’nin çağrı yaparak başlattığı ve Öcalan’ın gecikmeksizin yanıt verdiği, bu temelde geleneksel Kürtlüğün bitip tükenmesi gibi, PKK mücadelesinin de tıkandığı, bu tıkanmayı “yeni dönem paradigmasıyla” aşmak üzere, bizzat Öcalan’ın çağrısı ve istemi temelinde PKK 12. Kongresi’nin toplanarak feshini karar altına aldığı, böylece fiilen girilen bu sürecin “başlangıçtan daha ileri bir noktaya getirildiği” ve “devlet denetiminde” yapılan toplantıda programının hazırlandığı Kürt “sorunsalına” dair “yeni dönemin” yeni paradigmasına, perspektifine ve daha fazlasına dayanıyor…
Tarihe yaklaşımda çarpık tarih bilinci ve inkâr edilenlerin inkara sarılması
“Perspektifin” giriş bölümündeki tüm gayreti çabası, PKK’nin fes edilerek silahlı mücadelenin terk edilmesi suretiyle “demokratik siyaset yapma” orijininde geri çekilmeyi/geriye düşmeyi sağlamak, yani Türk burjuvazisiyle barış/uzlaşma temelinde düzen içi barışçıl mücadele stratejisine geçiş anlamına gelen ve “yeni dönem”, “yeniden yapılanma” denilen sağ tasfiyeci düşüşü meşrulaştırıp aklamaktır… Ki, bu uğurda fesih gerçeği bağlamında kendini yadsımaktan, Kürt isyanları ve tarihini yerip reddetmekten, bu isyanların “geleneksel Kürtlüğü” tükettiğini ileri sürerek dinsel/mezhepsel özelikleriyle birlikte, uydurma olan bu mezheplerin (Aleviliğin vb.) Kürt varlığının inkâr politikaları temelinde yapay olarak üretildiklerini savlamaktan geri durulmamaktadır…
Çarpık tarih bilinciyle ele alınmış, yakın tarih Kürt Ulusal İsyanları’na yerici ve hiçleştirici yaklaşan, hâkim sınıfların Kürt Ulusu inkarına karşı gelişen bu Kürt İsyanları’nı (“fesihle” taçlandırılmış ve Marksizm’le münakaşayı dert edinmiş olarak tasfiyeci olan) “yeni dönemin” geliştirilmesine feda eden, dolayısıyla birçok zorlamayı barındıran sorunlu yaklaşım tarzı, “perspektifin” giriş bölümündeki satırlarda adeta bağırmaktadır. Bu ele alış doğru tarih bilincinden yoksun olduğu kadar, ben-merkezci bakış açısının gölgesini koyu biçimde taşımaktadır…
İlgili Kürt İsyanları önderlerinden Şeyh Sait ve Seyit Rıza dinsel-mezhepsel nitelikleriyle mahkûm edilirken, tarihsellik ve koşullardan azade bu yapılmıştır. Oysa, dini-mezhebi niteliği ne olursa olsun, bunlar, son tahlilde birer Kürt isyan önderleri olup, kalkışmaları ulusal baskıya ve bu baskıyı uygulayan egemen sınıflara ve “TC” devletine karşı Kürt kimliğiyle giriştikleri bir ulusal başkaldırıdır. Ancak, “perspektif” çarpık tarih bilinciyle bu gerçekliği yok saymakta, bunları “geleneksel Kürtlüğün” bitmesi/bitirilmesi olarak tarif etmekle birlikte, bunların mezhepsel gerçeğini öne çıkararak temsil ettikleri mezhepleri “Kürtlerin varlık mücadelesini baltalamak için üretildiklerini” iddia ederek rencide etmektedir. Ama bu, aynı zamanda kendi tarihsel dayanaklarına da inkarla yaklaşmaktır…
Evet onlar “geleneksel Kürtlüğü” üretmekten ileri gidemediler diyebiliriz. Ama Onlar Kürtlük davasını güderek, Kürtlük adına isyan ettiler. Dahası, en azından Seyit Rıza ve Dersim İsyanı özgülünde, kendilerini “TC” devletinden görmeme ve ayrı olarak Kürt tarif etme, kendilerinin olmadığı bu devlete vergi ve asker vermeme, kendilerini idare etme gibi bir bilince sahip idiler. Tarihsel sınırlılıklar, toplumsal ve bilimsel gelişmeler seviyesi açısından bakıldığında, bu isyan önderlerinin geri yanları pekâlâ anlaşılabilir. Bugünün tarihsel koşullarıyla o günün koşullarını kıyaslamak doğru olmadığı gibi, tarihsellik içinde biçimlenen isyan ve ayaklanmalar da aynı ölçülere tabi tutulup kıyaslanamazlar… Kısacası, Öcalan bu zaviyeden bakmamakta, dolayısıyla yukarıdaki Kürt isyanları ve önderlerini doğru tarih bilinciyle değerlendirmemektedir…
Ulusal hareket nasıl biçimlenir ve nasıl açıklanır? Klasik deyimle ulusal sorunun özü pazar sorunudur. Ve ulusal hareket somutta farklı talep ve haklar ekseninde biçimlense de onun kendi pazarına egemen olma arzusuna bağlı olarak kendi bağımsız devletine sahip olma, bu devleti kurma onun genel eğilimidir. Bilinir ki, pazar özüne rağmen ulusal sorun zemininde doğan ulusal hareket bazen doğrudan bağımsızlıkçı eğilim ve devletini kurma hedefi/talebiyle ortaya çıkabildiği gibi, bazen toprak sorunu, kültür-dil sorunu ve hatta din sorunu gibi, ulusal baskının herhangi birini gerekçe yaparak ve bu temelde sınırlı taleplerle ortaya çıkar, çıkabilir. Ulus burjuvazisi, vatan-bayrak-dil-din elden gidiyor demagojisiyle ulusal kitleleri ve halk kitlelerini kendi imtiyazları etrafında toplayarak harekete geçirebilir, peşine takabilir. Ve bu ulusal hareketler bazı tarihi koşullarda tamamen gerici, dinci, iş birlikçi nitelikte biçimlenebilirler. Bu niteliklerinden bağımsız olarak, bunlar ulusal hareket veya ulusal isyanlar olarak değerlendirilir, bu özelliklerini yitirmezler. Önderliği dinci, gerici de olsa, ezen ulus burjuvazisine yönelen ulusal hareketler haklı ve meşru hareketlerdir. Bunların, ulusal-demokratik olan haklı, ileri yanları desteklenirken, burjuva imtiyazlarına dönük yanları desteklenmez… Yine, ulusal hareketler, sosyalist blok var ve devrim mücadeleleri aktüel akım ise, bu hareketle genel olarak devrim cephesinde yer alır, proleter devrimlerin yedeği ve ittifakı olarak pozisyon alırlar. Ama koşullar böyle değilse, ulusal hareketler kendilerini güvenceye almak ve taleplerini kazanmak vb. vs. için emperyalist güçlerle ilişkiye girebilir, ezen egemen ulus burjuvazisiyle anlaşma-uzlaşma siyasetine yönelirler. Ulusal hareketler son tahlilde burjuva olduğu için, bu doğası ya da sınıf dokusuna bağlı olarak ideolojik kırılmalar barındırırlar; genel olarak geri çizgiler izlemeye veya emperyalist devletlerle iş birliği ilişkilerine girmeye hazır ve yatkındırlar. Bu, onun sınıf dokusu ya da karakterine bağlı bir durumdur… Lakin Öcalan, tarihteki ilgili Kürt isyan hareketlerini, tek yanlı değerlendirmekle birlikte, bunları Kürt varlığına dönük mücadelenin engellenmesi için mezhepsel karakterde üretilmiş yapay mezheplerdir diyerek, bunların Kürt Ulusal İsyanları olduğunu boşa düşürmektedir. Çarpık tarih bilincinin yansıdığı yerlerden biri de budur… Kürt sorunsallığı temelinde yakın tarihe bakma adına (bizce geliştirilen yeni sürecin selameti adına) değerlendirilen ilgili Kürt isyanları tarihe gömülürken, PKK de gerçek durumundan farklı bir portre olarak negatif çerçeveye yerleştirilip, tıkandığı ilan ediliyor…
Mesele evirilip-çevrilip PKK’nin feshini doğrulamaya getirilmektedir ki, bunun için önce tarihteki ilgili Kürt isyanlarının defterinin dramatik biçimde dürülmesi gereksinim edilmiştir. Bu yapıldıktan sonra, “aranın arası dönem” yurtsever olarak değerlendirilip, Sait Elçi, Sait Kızıltoprak ve bu dönemde yer alan diğerlerinin iş birlikçi olmadıkları vurgulanmaktadır. (Bu vurgu, tabi ki, Şeyh Saitlerin iş birlikçi niteliklerine de bir atıftır.) Bu “aranın arası” dönemin bir PKK prototipi olduğunu da olumlu manada eklemektedir…
Nihayet son olarak, Öcalan ve/veya önderlik dönemine geliniyor. Uzun uzadıya anlatılıyor, esasta haklı olarak olumluyor bu dönemi… Burada biz konuşalım; hiç şüphesiz ki, PKK dönemindeki Kürt Ulusal Hareketi, tarihteki Kürt isyanlarından katbekat ileri, gelişkin ve moderndir. Önderlik niteliği ve temsili bakımından da Öcalan, Şeyh Sait ve Seyit Rızalarla kıyaslanmayacak kadar ileri ve gelişkindir. Hepsi Kürt ulusal direnişleri ve bu mücadelenin önderleri de olsa, farklı tarihsel koşulların ürünü olarak tamamen farklı nitelik edinmiştir ya da farklı niteliği ifade ederler. Daha da önemlisi, PKK, diğer ulusal hareketler içinde sosyalizmden en çok etkilenen, en modern, en demokratik bir ulusal harekettir. Kısacası, “perspektifin” bu dönemi olumlayan değerlendirmeleri bu çerçeve itibarıyla ve esasta doğrudur. Fakat bu döneme dair eleştirilmesi gereken hatalı, ben-merkezci ve zorlama değerlendirmeler vb. vs. de bir o kadar çoktur…
Öcalan, “Perspektifinin” ilgili yerinde; “elli yıldır anlatıyorum, yeniden anlatıyorum ve yeniden anlatıyorum ama anlamıyorsunuz” dedikten sonra, “önder olamıyorsunuz, yapamıyorsunuz, kavramamakta ve gerilikte ısrar ediyorsunuz; yeter artık” mealinde PKK veya kadro bütününe dönük değerlendirmelerde bulunarak, yeni bir dönemin başlatılmasını bunlarla gerekçelendiriyor. Öcalan ne demektedir “perspektifte”; “PKK Kürt varlığını kanıtlama ve özgürlüğün kapısını aralama hareketidir. Ve bu noktada tıkanma var işte.”
Oysa PKK elli yıldır bir savaş veriyor ve bu savaşı her bakımdan tahkim ediyor. Tıkandığı iddiası görelidir ve esasta tıkanmış değildir, kazanım ve gelişmesi, eylem ve savaş kapasitesi düşünüldüğünde öyle değerlendirilemez. PKK siyasette, taktikte, önderlikte ve savaşmakta ya da savaşı geliştirmekte son derece yetkin bir önderlik rolü ortaya koyuyor. Büyük savaşlar ve direnişler gerçekleştirdi. Kitleselleşmede, kurumsallaşmada, örgütlenmede alabildiğine zengin, yaygın ve kapsamlı bir güç tesis etti. IŞİD çetelerine karşı muazzam ve çıplak biçimde başarılı bir savaş verdi, bu savaşla uluslararası alanda büyük bir sempati ve meşruiyet kazandı. “TC” devletinin işgal ve ilhakçı saldırganlıklarına karşı, ağır kayıplar pahasına başarılı direnişler gösterdi. Hatta bizzat Öcalan’ın kendi beyanıyla, PKK mücadelesi Kürtlerin varlığını kabul ettirmiş, devlette kırılma yaratarak Bahçeli’nin çağrısı gibi bir sonuca yol açmıştır vb. vs… Bu özet bile Öcalan’ın aksini söylüyor. Dolayısıyla, Öcalan, PKK veya önderlik yapan kadrolara dönük zorlama eleştiriler yürütüyor. Zira PKK her şartta kendisini örgütleyerek büyük saldırılara yanıt verme yeteneği göstermektedir. Ve esasta da tıkanmış, yapamıyor, yürütemiyor değildir. Kürtlerin felç edildiği de diğer zorlama eleştiridir. Çünkü Kürtler en dinamik güç ya da en mücadeleci ve en fedakâr ulusal/toplumsal bir kesimi temsil etmektedirler…
Öte taraftan, “PKK Kürt varlığını kanıtlanma ve özgürlüğün kapısını aralama hareketidir. ” sözü temelden sorunludur. Birincisi, Kürt varlığı kanıtlanacak veya kanıtlanması gereken değildir. O vardır, kanıtlamaya muhtaç değildir. Tarihteki isyanlarıyla, ulusal yaşamıyla, toprağı-dili-pazarı-kültürüyle, tarihteki devletiyle, mevcut devletin kurucu öğelerinden biri olma iddialarıyla vb. vs. Kürt varlığı kanıtlanmaya muhtaç olmayan netlikte vardır. Olsa olsa inkârcı, tekçi, ırkçı-faşist Türk egemen sınıflarına kabul ettirilmesi gereken bir gerçekliktir ve en fazla böyle bir sorundan bahsedilebilir… İkincisi, “PKK Kürt varlığını kanıtlama hareketidir” iddiasının boşa çıktığını varsayarak geçersek, PKK kanıtlı/katıksız olan bir varlığı kanıtlama değil, bizzat ulusun özgürlüğünü kazanma ve özgürlüğü kazanma olmasa bile, Kürt ulusunu belli bir statüye kavuşturma, ulusal hak ve taleplerini kazanma hareketidir demek daha isabetli olur. Ki, PKK, Kürt ulusunun ulusal bilincinin gelişmesi, demokrasi ve demokratik mücadele kültürünün yükselmesi, ulusal bilinç ekseninde ulusal örgütlenmesi, biz dizi hak ve talebin kazanılması, bilhassa Kürt ulusunun kabul ve tanınmasını sağlama gibi birçok kazanım elde etmiş, ödediği bedellerle değer yaratmış, ilerleme sağlamıştır… Üçüncü olarak, PKK hem genel ve hem de “özgürlüğün kapısını aralama” görevine bağlı misyonunu yerine getirme açısından tıkandı demek fevkalade yanlış olur. PKK mücadelesiyle devlet üzerinde baskı kurarak geri adımlar attırmış, Kürt ulusunun hak ve özgürlüklerinde bir dizi gelişme sağlayarak rolünü oynamış, oynamaya da devam etmekteydi. Nitekim geçmişteki barış-çözüm süreçleri ve bugün gündeme gelen yeni süreç bu mücadelenin basıncı ve kazanımıdır…
Özetle, Öcalan’ın yukarıdaki eleştiri ve değerlendirmeleri, esas olarak Öcalan mimarlığında devletle girilen yeni süreci ve bu sürece bağlı olarak PKK’yi fesh edip silahlı mücadeleyi bırakma stratejisini doğrulayarak hayata geçirmek için başvurulan zorlama gerekçelerden ibarettir. Ve elbette PKK mücadelesi ve gerçeğine karşı bir inkâr da mütalaa edilebilir Öcalan’ın bu eleştirilerinde… Devam edecek.
Bu yazı Halkın Günlüğü Gazetesi‘nin Temmuz-2025 tarihli 51. sayısında yayımlanmıştır.








