Connect with us

Editörün Seçtikleri

“TC” Egemenler Sisteminin Katliamcı Geleneğinin Yolu Üzerinde, Sivas ve Suruç Katliamları!

Onlar “düş yolculuğumuzun” yarım kaldığını düşünsünler. Ezilenlerin öfkesi, sadece maruz kaldıkları baskı ve sömürüden bilenmiyor, tarihsel olarak yaşanmış, gericiliğin insanlık suçunun envanteri olan, katliam-soykırımların devrimci tecrübesinden de bileniyor.

Özel mülkiyet dünyasının kapitalizm şafağında oluşan burjuva ulus devlet paradigması, iki temel kolon üzerinden kendisini sağlamlaştırır. İlk ayak güvenlikçi militarist (bunun tek biçimi burjuva devletin resmi militarist güçleri değildir. Kontra- paramiliter çeteleşme ve özel harp kurumları da resmi askeri örgütlemeleri bütünlüklü olarak örgütlenmektedir) politikalar iken, bir diğeri de, güvenlikçi militarist politikaları, egemen ulusun milliyetçi- şoven- ırkçı ideolojik çizgisi üzerinden örgütlenmesidir. Burjuva ulus devlet, bu iki ana kolon üzerinden kendi egemenliğini icra ederken, gelişen ulusal/ sosyal hareketlere karşı, tüm yönetsel organları kanalıyla sindirme siyaseti güder.

Direnç gösteren ulusal/ sosyal hareketleri tasfiye etmek için, kurumsal önderliklerine, politik savaş güçlerine, kadro ve militanlarına karşı, devlet egemenliğinin tüm kurumlarını savaş aygıtı olarak devreye koyarken, kimi dönemler, etnik, ulusal, sınıfsal, inançsal farklılıklar üzerinden, özellikle sınıf hareketinin dinamikleri olan toplumsal güçlere kitlesel katliamlar uygular. Bu gibi katliamlar, birçok politik hesap üzerinden devreye konulur. Kimi dönem, toplumsal politik gündemleri saptırmak ve esilen sınıf ve halk katmanları içinde mezhepsel-etnik çatışmaları körüklemek için bu gibi katliamları kontra güçler kanalıyla devreye koyarken, kimi dönemler de, geniş toplumsal kesimleri sindirmek için kitlesel katliamlara başvururlar. Ya da burjuva iktidarın kendi politik süreci için bazı avantajlı konumlar yaratmak ve uygulamayı planladığı politik süreç konusunda toplumda bir “rıza” üretmek için, kitlesel katliamlara baş vurduğu olmuştur. Tıpkı 12 Eylül askeri faşist cuntası süreci için, Maraş Katliamını oluşturduğu gerekçelerden biri olarak gerçekleştirmesi gibi.

Yani, faşizm ya da bir başka burjuva iktidarlar döneminde, baş vurulan katliamların arka planında, burjuva politik süreç vardır. Burjuvazinin dönemsel politik ihtiyaçlarının ölüm ve işkencelerle icra edilmesi bunun bir ayağı iken, bu gibi kuralsız saldırılar üzerinden ideolojik-politik olarak toplumsal dinamiklerin teslim alınmaya çalışılması ikinci temel ayak olarak öne çıkar. Bu gibi kitlesel kıyımların, bazen “dış tehdit”, bazen de “iç tehdit” gerekçesiyle yapılması, burjuva devlet için öne çıkan çelişkide bir yönlendirme yaratmak için biçimsel farklılıktır. Temel mesele, ezilen ve sömürülen yığınları, sömürü-baskı kıskacında yönetme amacıdır. Burjuva ve türevi iktidarların güncel politik ihtiyaçları, her dönem hedef haline getirdiği toplumsal dinamik güçlerde bir farklılık yaratabilir. Ama son tahlilde amaç, kitlesel katliamlar yolu ile devrimci, komünist, ezilen ulusal mücadele güçlerinin politik sürecinde yarılmalar yaratmak ve örgütlü-potansiyel kitle tabanını sindirmektir. Ermeni soykırımından, Dersim katliamına, Maraş katliamından, Ankara Gar katliamına, Sivas’tan Suruç’a uzanan katliamcı devlet geleneğinin özeti, kısaca yukarıda vurguladığımız politik-ideolojik-siyasal planlamalardır.

Sivas Katliamı!

1990’lı yıllar, Kürt ulusal hareketi ve komünist hareketin önderliğindeki gerilla savaşına karşı, faşist iktidarın “Düşük Yoğunluklu Savaş Stratejisi” ile kapsamlı yöneldiği yıllardır. Dönemin hükümetinin gerilla mücadelesi karşısında acze düştüğü bu tarihsel kesitte, devrimci, komünist ve Kürt ulusal mücadelesinin örgütlü-örgütsüz potansiyel tabanı, kontra ve resmi militarist güçlerce hedef haline getirilmişti. Köy yakmalar ve insansızlaştırma, faili belli gözaltında kayıplar, sokak infazları, katledilen gerillalara yapılan işkenceler, geliştirilen savaş stratejisinin rutin uygulamalarıydı. Faşizm, insanlık suçu işleyerek, devrimci mücadeleyi bastırmaya çalışırken, toplum içinde kamplaşmaları derinleştirmek, suni çelişkiler yaratmak için, tarihte birçok ihtiyacı dahilinde katlettiği Alevi katliamına baş vurmuştur.

2 Temmuz 1993 yılında, faşist “TC” devleti tarafından alt yapısı hazırlanarak organize edilen, sistemin ırkçı ideolojisinin esiri olan “gerici” kitleler harekete geçirilerek gerçekleştirilen vahşi bir katliamdır: Sivas Madımak Katliamı. Pir Sultan Abdal anmaları ve etkinlikleri esnasında Madımak Oteli’nde kalanlara yönelik devlet destekli ve organizeli bir saldırıdır. Otelin, bağnaz-gerici kitle tarafından ateşe verilmesi (devletin güvenlik güçlerinin gözü önünde) otelde bulunan insanların, yazar ve sanatçıların diri diri yakılmasıyla gerçekleşen ve 33 kişinin ölümüyle sonuçlanan bir vahşet “TC” egemenler sisteminin katliamlarla tescilli tarihine eklendi. İnsanlık tarihine utanç verici kara bir leke olarak geçen bu katliamın bırakalım faillerinin açığa çıkarılıp yargılanmasını, birçoğu devlet katında milletvekilliği, bakanlık ve üst düzey bürokrat- yöneticiliklerle ödüllendirildi. Şu anda da yine bu görevlerini sürdürenler mevcuttur. 23 yıllık AKP iktidarında bunlar hep ödüllendirildi veya arananların birçoğu da el altından her türlü işlerini yürüterek normal bir vatandaş gibi yaşamlarını sürdürdüler. Zaten katliam sonrası, Cumhurbaşkanı olan Demirel’in bu işte “tahrik var” diye açıklama yapması, yine dönemin başbakanı Çiller’in “çok şükür dışardaki vatandaşlarımıza bir şey olmadı” diyerek, yakanları değil de, yakılanları suçlamaları veya bugünkü iktidar sahibi Erdoğan’ın, adeta bir tiyatroya çevrilmiş -uzatılmış yargılamanın zaman aşımına uğratılıp katillerin affedilmesine “Milletimize hayırlı uğurlu olsun” diyerek sevinç ve memnuniyetini dile getirmesi; “TC” devletinin bu katliamdaki rolünü ve suç ortaklığını çok net olarak göstermektedir.

Aslında “TC” devleti tek ırk, tek din, dil, bayrak paradigması üzerinden, diğer ulus, azınlıkların ve farklı dini inançlara karşı katliam ve kırım üzerinden kendini var edip, inşa etmiş bir devlettir. Bu bilinç ve gelenekleri önceli olan Osmanlı’dan devralmış, talancı- istilacı bu zihniyeti bugüne kadar sürdürmüştür. Dolayısıyla, “TC” devleti kuruluşundan itibaren bu tekçi- gerici- faşist devlet sistemine uymayan-itiraz eden- karşı durup direnen ve kabul etmeyen toplumsal kesimlerin asimilasyon, teslim alma, katliam ve soykırımlarla tasfiyesi üzerinden yol almış ve bugünlere gelmiştir.

Osmanlı’nın dağılma sürecinde, “TC” devletinin Osmanlı’dan devraldığı istilacı- kıyıcı yönetim anlayışını, kapitalist dünyanın ulus devlet modelinde kalıba döken ve ulus devletin ideolojik zihniyeti olarak merkezileştiren Türk-Sünni İslam paradigmalı egemenlik, diğer azınlık ve ulusları, inanç ve kültürel farklılıkları, katliam- kıyımla Türkleştirme siyasetiyle kendisini üretmeye çalışmıştır. Ermeniler, Süryani ve Rumlara karşı yürüttüğü katliam ve soykırım politikaları tam bir etnik temizlik ve tasfiye politikalarıdır. Siyasi, ekonomik ve kültürel olarak; “TC” devleti soykırıma tabi tuttuğu başta Ermeniler olmak üzere çeşitli millet ve inançlardan halkların kanına, canına ve malına çökerek, sermaye birikimini buradan sağlamış ve palazlanmıştır. Bu katliam ve soykırım süreçlerinde sinsi- taktik bir politika izleyerek, hileci- pragmatist bir tarzda Kürt Ulusuna bazı vaatlerde bulunup diğer toplumsal kesimlerden ayırma ve koparma politikası dönemsel olarak bir ölçüde başarılı da olmuştur.

Türk-İslam Birliği

Tekçi “TC” devletinin kuruluş genetiği ve harcında iki ana- temel damar ve politik hat vardır. Biri, Türkçülük, diğeri cihatçı İslamcılıktır. Faşist zihniyetinin harcını bu iki politik akım birlikte oluşturur. Tarihsel olarak baktığımızda bu iki politik hat ve akım, faşist devletin politikalarına yön vermiş ve tayin etmiştir. Tarihsel olarak bazen biri öne çıkmış, diğeri geri pozisyonda kalmış ama hep birbirini tamamlamıştır. Örneğin, 23 yıllık AKP iktidarında, Sünni İslamcılık daha önde durduğunu ve Türkçülüğün biraz daha geride durduğunu görüyoruz. Daha çok dini referansların öne çıkarıldığını, iç kamuoyuna ve uluslararası alanda izledikleri siyasetten okuyabiliyoruz

Yani şunu ifade edebiliriz ki; tekçi devletin kuruluş felsefesi , üzerine oturduğu siyasi- ekonomik- politik ve kültürel şekilleniş, kuruluşundan itibaren iç ve dış siyasette izlediği siyasi, ideolojik, politik, kültürel ve askeri güvenlikçi saldırgan politikaları daha iyi anlamak, kavramak ve buna göre siyasi, ideolojik ve örgütsel hat oluşturmak, ; bu devletin ” bekası” ve kuruluş paradigması olan, “Türk- İslam Sentezini” başka bir ifadeyle Türk-İslam Birliği tezini iyi kavramak ve tanımak gerekir.

Tarihsel olarak Osmanlı İmparatorluğunun dağılma süreci 19.yüzyıl sonları ve 20. yüzyıl başlarına tekabül eder. Bu dağılma aşamasında Osmanlı içinde bir akım güçlenmeye başlar. Türk-İslam Birliği temelinde bir devlet kurma arayışı ve yönelimi ortaya çıkar. Türk-İslam birliği ve örgütsel olarak da İttihat- Terakki bu kuramı savunur ve hayata geçirmek için harekete geçer. Zaten 1. Emperyalist Paylaşım Savaşı’na Almanlar cephesinde girerek yenik de çıkmış ve elde avuçta fazla bir şey de kalmamıştır. Ama bu tekçi ve ırkçı anlayışın karşısında Anadolu’ da yaşayan diğer ulus ve azınlıkların ekonomik, siyasi gücü ve nüfus yoğunluğunun tasfiyesi gerçekleşmeden, belirlenen modele uygun bir devleti kuramayacaklarını düşünen İttihat-Terakki kadroları, soykırım ve tasfiye planlarını devreye sokarlar.

Çeşitli ulus- milliyet ve inançlardan halkların yaşadığı bir coğrafyada tekçi-milliyetçi ve şoven bir zihniyetle dayatılan bu süreç katliam ve soykırımların yolunu açarak, Ermenilere, Süryanilere, Rumlara ve Alevilere yönelik ayrımcı, baskıcı ve toplumda nefret dili ve ötekileştirici politikalarla geri kitleleri de harekete geçirilerek, ezilen ulus- halklar katliam ve soykırımlardan geçirildi.

Ermeni soykırımından Sivas ve Suruç katliamına, bu katliamlardan günümüze kadar yapılan katliam sürecinde gördük, yaşadık ve biliyoruz ki; bu gerici faşist zihniyetin en acımasız- vahşi katliamlarından birisiydi Sivas Katliamı. Sonradan bir subayın itiraf-açıklamalarından devletin ve kontra gerillasının bizzat tertiplediği- katıldığı bir katliamdır. Osmanlı’dan bu yana yapıldığı gibi, yine devlet bu katliamla Alevileri sindirmeye ve teslim almaya çalışmış, devrimci ve komünist hareketin Alevilerle kurduğu tarihsel bağın güncel potansiyeli kırılmak istenmiştir. Ama Aleviler bu katliama daha geniş-kitlesel ve daha güçlü örgütlülükler yaratarak cevap vermişlerdir. Diğer yandan kuşkusuz bu saldırı sadece Alevilere dönük bir saldırı da değildi. Aynı zamanda Türkiye- Kuzey Kürdistan’da tüm devrimci-demokratik-sosyalist-komünist güçlere de dönük bir saldırıydı.

Suruç Katliamı!

Suruç katliamı, 20 Temmuz 2015 tarihinde Urfa’ya bağlı Suruç ilçesinde meydana gelen, AKP iktidarının bölgedeki siyasal-ideolojik ortağı IŞİD’in kanlı bir saldırısıdır. Cihatçı IṢİD barbarlığı tarafından gerçekleştirilen bir intihar saldırısıdır. Bu saldırıda 33 örgütlü- yüreği özgürlük ütopyası ile atan genç katledilmiştir. Hedef alınan Sosyalist Gençlik Dernekleri Federasyonu (SGDF) üyeleridir. Bu katliam Türkiye-Kuzey Kürdistan’da 2015 yılında en kanlı saldırılardan biri olarak tarihe geçti.

Saldırı, Kobanê’ye yardım götürmek üzere bir araya gelen sosyalist gençlik gruplarının hedefe konmasıyla gerçekleşti. Devrimci sosyalist gençlerin Kobanê’deki savaş sonrası var olan savaş yıkımını onarmak, devrimci dayanışmada bulunmak amacıyla düzenlenen yardım kampanyalarının maddi birikimini, alana götürmek için yola çıkmışlardı. Amara Kültür Merkezi bahçesinde basın açıklaması yaptıkları esnada, AKP iktidarı tarafından beslenen, görev için “ölü hücre” olarak bekletilen IŞİD’li bir intihar bombacısının saldırısıyla, insanlık için “düş yolculuğuna” çıkan 33 sosyalist katledildi.

Bu saldırının hedef ve amacı:

a) Kobanê’de IṢİD’e karşı savaşan Kürt Ulusal Güçleri ile devrimci enternasyonal dayanışmada bulunan devrimci mücadele, ittifak ve çabayı engellemek ve baltalamak.
b) Kobanê’nin yeniden ayağa dikilmesini ve inşasını destekleyen devrimci aktivistleri, devrimci-demokratik güçleri engellemek. Yaptıkları kanlı eylemlerle korku ve panik yaratmak.
c) Türkiye-Kuzey Kürdistan’da IṢİD karşıtı ve Kürt hareketine destek veren, onun ulusal demokratik hak ve özgürlüklerini savunan tüm demokrasi güçlerine, devrimci sosyalist güçlere gözdağı vermek.

Bu süreçte arka arkaya yapılan (Ankara Gar-Diyarbakır, İstanbul-Antep vb. katliamlar) katliamların esas hedef ve amacı, Türkiye devrimci sosyalist hareketiyle Kürt Ulusal Hareketi’nin kurdukları ortak devrimci mücadele ittifakı ve hattını sabote etmek ve engellemekti. Kitleler üzerinde korku panik yaratmak ve sindirmekti. Devletin amacı da Suriye sahasında koruyup kolladığı cihatçı güçleri- IṢİD’i devreye sokarak, Kürt hareketini- sol-sosyalist güçleri geriletmek ve tasfiye etmekti.

Ama tam tersine bu saldırı ve kanlı katliamdan sonra Suruç’ta ölümsüzleşenler için çok güçlü ve kitlesel bir sahiplenme, toplumda oluştu. Devamında “Suruç Aileleri” örgütlenmesi temelinde yürütülen, “Suruç’ta adalet, herkese adalet”, “Hiçbir düş yarım kalmayacak” gibi devrimci politik kampanyalarla (katliamdan bu yana) yıllardır düzenli olarak sürdürülmektedir.

Sonuç olarak gerek Sivas katliamında gerekse Suruç katliamında veya siyasal ve toplumsal olarak önemli şoklar yaratan diğer katliam ve provokasyonlarda faşizmin parmağı, (MİT- Kontrgerilla veya paramiliter çetelerle) dolaylı- dolaysız hep olmuştur. Yapılanın, devreye sokulan icraatın politik arka planında yatan; uyguladıkları strateji -taktik politikalarına zararlı, tehlikeli gördükleri demokrasi ve devrimci güçleri, geriletmek veya tasfiye etmek. Ve sahip oldukları sömürücü, katliamcı ve soyguncu devletlerini korumak ve tahkim etmektir.

Sonuç olarak, onlar “düş yolculuğumuzun” yarım kaldığını düşünsünler. Ezilenlerin öfkesi, sadece maruz kaldıkları baskı ve sömürüden bilenmiyor, tarihsel olarak yaşanmış, gericiliğin insanlık suçunun envanteri olan, katliam-soykırımların devrimci tecrübesinden de bileniyor. Ezilenlerin tarihsel belleği, sınıfsız ve sömürüsüz bir dünya mücadelesinde güçlü bir miras olarak yer alıyor.

Bu yazı Halkın Günlüğü Gazetesi‘nin Temmuz-2025 tarihli 51. sayısında yayımlanmıştır.






Mart 2026
P S Ç P C C P
 1
2345678
9101112131415
16171819202122
23242526272829
3031  

More in Editörün Seçtikleri