
Devrim, mücadelenin temel gerekçesi ve tutarlı sonucu, mücadele ise devrimin tabii prensibi ya da yaşamsal gereksinimidir. Devrimin geliştirilmesi mücadelenin geliştirilmesiyle doğru orantılıdır. Mücadelenin geliştirilmesi sorunu, objektif ve sübjektif nedenlere bağlı olarak yaşanan genel bir sorunsaldır. Devrimler tarihiyle yaşıt olan bu sorunsal, eşitsizler arası mücadelenin objektif sebeplerine dayanmakla birlikte, subjektif sebeplerin etkisiyle de beliren bir olgudur. Stratejik öneme haiz bu sorun, proleter devrimci hareket başta olmak üzere, tüm devrim ve demokrasi güçlerinin maruz kaldığı ve kafa yorduğu öncelikli gündemlerdendir.
Mücadele, devrim sonrası süreçlerde de geçerliliğini koruyan özelliğiyle ya da devrimlerin sürdürülmesi sürecinin temel dinamiğini temsil etmesinin ötesinde, siyasi devrimler sürecinden sonraki farklı süreçlerde nitelik değiştirerek yeni biçimler altında devam etmesi nedeniyle devrimler sürecini aşan genel bir sürece denk gelir. Bu bağlamda, mücadele sorunu sonsuz gelişme sürecini kapsayarak değişimin temel yasası olarak başlı başına bir sorundur. Dolayısıyla mücadele en genel argüman ve en genel bir sorundur…
Bu sorun yalnızca bir parti-örgütün değil, bütün devrimci hareketin ortak problemi, sınıfın, halkın ve hatta tüm insanlığın problemidir. Gelişmenin, değişmenin ve bilimin bir sorunu; doğru ile yanlışın, gericilik ile devrimcilik arasındaki temel sorundur. Ancak yakın ve yakıcı sorun olarak mücadele sorunu, öncelikle komünist ve devrimci hareketin ideolojik-siyasi-örgütsel zeminde seyreden en genel bir sorunudur; objektif ve nesnel bir gerçektir. Komünist ve devrimci hareketin hiçbir katmanı, hiçbir parçası bu sorundan muaf değildir. Bundandır ki, demokrasi, devrim ve sosyalizm perspektifli mücadelenin ortak sorunları ancak bu dinamiklerinin ortak mücadele kararlılıkları, birikimleri ve kazanımlarıyla karşılanabilir demek tamamen doğrudur.
Birlik, cephe, güç birliği ve ittifak eksenli siyaset ya da kurumsal örgütlenmeler bu zeminde önem kazanır. Mücadele bütün demokrasi ve devrim hareketinin ortak bir sorunuysa, sorunun muhatabı yalnızca komünist hareket değil, devrimci sınıf hareketinin tümüdür. Komünist hareket öncü-önder rolü ve bilimsel çizgisiyle bu sürecin temel rotasını belirleyerek temsil eden stratejik unsur olsa da son tahlilde mücadelenin diğer bileşen ve dinamikleri, ittifak ve müttefiklerinden itici güçler bu süreçten men ve muaf görülemezler. Çünkü mücadele sorunu bütün mücadele güçlerinin sorunudur.
Karşı-devrimci zor-şiddet, kaçınılmaz olarak devrimci zor ve şiddeti koşullar
Devrim ile karşı-devrim iki cephe olarak mücadele içindedir. Mücadele bu iki sınıf cephesi arasında cereyan eder. Proletarya ve müttefikleri devrim cephesini, burjuvazi ve bilumum gerici sınıf güçleri karşı-devrim cephesini temsil ederler. Aynı sınıf güçleri, ortak sınıf çıkarları temelinde tek sınıf cephesinde yer alırlar. Bu sınıf düşmanlığı temelinde tabii bir süreç ve bir sınıf tavrı sorunudur. Burjuvazi gibi, proletarya da sınıf çıkarları temelinde kendi sınıf güçlerine dayanır, bunlar içinde örgütlenir ve örgütlü mücadeleyle sınıf egemenliğini hedefler…
Bu süreç amansız bir mücadeleye tanık olur. Devrim mücadelesi maruz kaldığı faşist baskı ve şiddetin ürünü olarak hırçın bir biçim alır. Mücadelenin gelişim süreci farklı biçimler barındırsa da bu mücadele son tahlilde kanlı biçim alır. Karşı-devrimci zor-şiddet, kaçınılmaz olarak devrimci zor ve şiddeti koşullar. Bu, sınıflar arasındaki mücadelenin yabanıl doğaya bürünmesidir. Mücadele dar ve geniş anlamda tanımlanmaya muhtaç olup, genel ve özel olarak tanımlanması ve incelenerek kavranması gereken etkili bir silah ya da kavrayıcı bir argümandır…
Mücadele tarif edilen kavramsal içeriğiyle birçok belirleyeni barındıran ve içerdiği unsur bileşeniyle geniş yelpazede karşılık bulan zengin yapısıyla kapsayıcı bir argümandır. Mücadele, teorinin yön verdiği bir pratik ve eylem hali, bilinçten beslenen bir disiplin sorunudur. Ağır bedel ve tecrübeler üzerine kurulduğu kadar, tecrübe ve kazanımlar üreten büyük bir fabrika ve birikimlerle dolu bir hazinedir. Keskin ve katı normlarıyla eğitici bir okul, bir eğitmen, dinamik bir öğrenim ve gelişim sürecidir. Mücadele, tanımlanmış amaç ve hedefler ekseninde saptanmış olan stratejik ve taktik görevlerin icrasıyla değiştirme eyleminde tayin edici rol oynayıp kolektif irade-eylem birliğiyle biçimlenen örgütlü bir kuvvet harekettir. Egemenlik imtiyazı temelinde siyasi iktidar mücadelesine dayanan bu kuvvet hareketi, iki düşman sınıf arasındaki sınıf savaşımından başka bir şey değildir.
Mücadele artık savaşa dönüşmüş demektir; savaş bu mücadelenin en üstün biçimi olarak gündeme gelmiş, silahlı savaş halini almıştır. Zor-şiddet ilkesi bu savaşımın temeli ya da temel bir belirleyenidir. Siyasetin kanlı biçimi olan savaş, sınıf çelişkilerinin en üstün çözüm metodu olarak egemen biçimdir. Ne var ki, mücadele ne salt savaşa ne de salt devrime indirgenemez; bunları kapsamakla birlikte daha geniş yelpaze ve farklı süreçlere hitap eden en genel muhtevaya sahiptir. Lakin, gerçek sorunumuz devrim ve devrime tabi mücadele niteliği taşıyan sınıf mücadelesidir. Sınıf karakteri taşıyan mücadele, parçacılığa, tek yanlılığa ve kategorik tasniflemeye aykırı olarak, zengin muhtevaya sahip bütünlüklü bir konsepttir…
Mücadele meselesine biraz daha yakından bakarak somut sorunlarındaki yansımalarını anlamaya çalışalım. Şiddet eylemiyle karakterize olan sınıf mücadelesinin doğası acımasız, mekânı sınırsız, konusu geniş, biçimi ve örgütlenme araçları zengindir…
Buna göre;
1) Her biri bir sınıfı temsil eden düşman taraflar, uzlaşmaz sınıf karşıtlıkları temelinde birbirini yok etmeye dayanan acımasız bir savaş yürütürler. Silahlı savaş temelinde cereyan eden bu şiddet hareketi kanlı, yıkıcı ve tahripkâr bir biçim alır. Genel karakterini siyasi iktidar mücadelesinden alan bu savaş tam manasıyla amansız ve acımasızıdır. Bu, keskin sınıf çelişkilerinin ürünü olmakla birlikte, siyasi iktidarı konu alan savaşın koşulladığı bir sonuçtur. Gerici sınıflar kendi rızasıyla iktidarı devrimci sınıflara vermeyeceğine göre ve dünya sistemi olarak örgütlenmiş olan emperyalist dünya gericiliği gönüllü olarak sistemlerini tasfiye etmeyeceklerine göre, iktidarın ele geçirilmesi ve sosyalist sistemin kurularak komünist topluma doğru ilerlemenin sağlanması devrimci zor-şiddet yolunu izlemek zorundadır. Bu süreç haklı devrimci savaşlarla gerici savaşların acımasızlıklarına tanık olacaktır. Devrime ve devrimler için mücadelelere karar verenler bu acımasız savaşlara girişmek, her türden gericiliği bu acımasız savaşlarla tasfiye etmeye kalkışmak durumundadırlar. Bunu reddeden görüş devrimci ve mücadeleci olamaz…
2) Fabrikalardan sokaklara, okullardan mahallelere, kırlardan şehirlere demokratik kitle örgütlerinden kooperatiflere, açık alanlardan kapalı alanlara/illegalden legal alanlara, hapishanelerden işkence hanelere, savaş siperlerinden parlamentoya, barışçıl biçimlerden barışçıl olmayan biçimlere, reformlardan devrimci mücadelelere kadar farklı biçimler barındıran bütün alanlar mücadelenin mekanlarıdır. Mücadele hiçbir alandan men edilemez, yasaklanamaz, dışlanamaz. Düşmanın olduğu her yerde mücadele gerekli ve geçerlidir. “İlkesel olarak hiçbir mücadele biçimi reddedilemez.” Bu biçimlerin karşılık bulduğu alanlar mücadele alanlarıdır. Temel prensip olarak kitlelerin yoğun olarak bulunduğu alanlar mücadele ve örgütlenmenin yoğunlaşacağı sahalardır. Dahası, sınıf çelişkilerinin tezahür ettiği her üretim alanı, her yaşam alanı, her sömürü alanı reddedilemez mücadele ve örgütlenme alanıdır. Kitleleri bilinçlendirmeye, gerçekleri açıklamaya, gerici sınıf ve iktidarların siyasi teşhirini yapmaya, örgütlenmeyi geliştirmeye, ajitasyon-propaganda yürütmeye uygun olan her biçim, her araç ve her alan mücadelenin gelişeceği geçerli zemindir. Bütün bunlarda, kimi alan ve biçimler esas ve öncelikli olmakla birlikte stratejik değer taşır, kimi alan ve biçimler ise tali ve taktik değer taşırlar. Fakat bu, tek yanlı olarak stratejik alan ve biçimlere hapsolup, tali ve taktik alan ya da biçimleri ötelemeyi gerektirmez. Bunun aksi görüş temelden yanlıştır…
3) Sınıf mücadelesi, gerici sınıf iktidarlarını yıkıp proleter iktidar biçimlerini kurmak üzere devrimci savaşa dayalı sınıf devrimini temel görev olarak konu edinir. Gerici sınıflar sistemini tasfiye edip devrimci sınıflar sistemini kurma mücadelesini devrimci teori, bunun ışığında belirli ilkeler, stratejik ve taktik siyasetler, devrimci program ve buna bağlı merkezi görev ve tali görevler, temel örgütlenme ilkesi, esas örgütlenme biçimleri ve tali mücadele biçimleri, mücadele araçları ve yöntemleri vb. sınıf mücadelesinin edindiği içerik ve niteliği, üzerinde yükseldiği biçimleri ve dayandığı ilke ya da esasları oluşturur. Bu yelpazeye serpilen tüm görevler, bu yelpaze üzerinde biçimlenen bütün örgütlenmeler ve aynı zeminde kullanılan araç ve siyasetler, mücadelenin devrime bağlı kapsamını ifade eder. Bu kapsamdaki görevlerin her biri mücadelenin konusu olarak geniş bir alanı oluşturur…
Lakin bütün bu ayrıntılar toplamında, mücadele temel konu olarak son tahlilde siyasi devrime odaklanır. Bunu silahlı devrimci savaş ve devrimci eylem yoluyla şiddete dayalı mücadeleyle gerçekleştirir. Bu bağlamda, mücadelenin konusu siyasi iktidar ve bunun için başvurulan devrimci savaşta anlam kazanır. Mücadelenin konusu siyasi iktidar perspektifinde özetlense de bu konu devrimi olanaklı kılan ve geliştirerek destekleyen bütün mücadele ve örgütlenme biçimleri, bu uğurda kullanılan bütün araç ve yöntemler; en nihayetinde sınıf çelişkilerinin doğrudan ve dolaylı biçimde yansıdığı tüm sorunların çözümü veya tasfiye edilmesi için verilecek her türlü mücadele tarzı sınıf mücadelesinin konusudur. Sınıf çelişkileri ve bundan kaynaklanan sorunların devrimci yolla ortadan kaldırılmasını içeren her eylem, her çalışma, her örgütlenme ve her görev bu mücadelenin konusudur. Bu konuyu daraltan, muhtevasını şu veya bu anlayışla cılızlaştıran her yaklaşım tarzı sorunludur. Mücadele konuları, büyük ya da küçük, nitel ve nicel, esas-tali, stratejik-taktik görevler ayrışımına tabi tutulabilirler. Ancak bunların hiçbiri küçümsenip ötelenemez ya da tamamen önemsiz görülerek kayıtsızlıkla ele alınamazlar. Büyük yürüyüşlerin küçük adımlarla başladığı, nicel birikimlerin nitel patlamalara yol açtığı ve biçimin aynı zamanda bir öz sorunu olduğu unutulmamalıdır…
4) Mücadele araçları ve örgütlenme biçimlerini bilinen ve kullanılan geleneksel biçimlerle sınırlı tutmak gelişim yasasına aykırı bir yaklaşımdır. Alışkanlığa dönüşmüş biçimlere hapsolmak ve denenmiş yöntemlere saplanıp kalmak, yeni yöntem ve araçların geliştirilmesine kapalı olmak anlamına gelir. Bu, silah ve avantajlarımızı kullanmamak, gücümüzü sabit tutmak demektir. Dolayısıyla bundan sakınmalıyız. Somut koşulların somut tahlili Marksizm’in yaşayan canlı ruhudur. Somut koşullar hazır reçetelerler yönetilemezler. İlgili koşulların özgün ve özel olarak tahlil edilmesi, incelenmesi ve anlaşılması gerekir ki, bu, ilgili koşullara dönük somut plan, siyaset ve çözümlerin geliştirilmesinin canlı yoludur. En zengin araç ve biçimlerin kullanılması bu zeminde mümkün olur ve mücadelenin itici güçlerini oluştururlar… Bunda sınırlama hakkı, sadece amaca uygunluk şartı temelinde özgünlük kazanır. Yani, amaca uygun olan ve somutta mücadeleyi geliştirerek devrime hizmet eden her araç, yöntem ve biçim tereddüt edilmeden kullanılmak durumundadır. Bunu kavramak önemli, kavramamak ise dogmatik talihsizliktir…






