Connect with us

Makale

Murat Çepni: Hazırlanan bütçe doğadan yana değil şirketlerden yanadır

HDP Ekolojiden sorumlu Eş Genel Başkanı ve İzmir Milletvekili Murat Çepni 2019 Bütçe teklifinin görüşüldüğü Meclis Genel Kurulu’nda Çevre ve Şehircilik Bakanlığı bütçesi üzerine konuştu. Murat Çepni hazırlanan bütçenin doğadan yana değil şirketlerden yana olduğunu söyledi.

HDP Ekolojiden sorumlu Eş Genel Başkanı ve İzmir Milletvekili Murat Çepni 2019 Bütçe teklifinin görüşüldüğü Meclis Genel Kurulu’nda Çevre ve Şehircilik Bakanlığı bütçesi üzerine konuştu. Murat Çepni hazırlanan bütçenin doğadan yana değil şirketlerden yana olduğunu söyledi.

Konuşmanın tamamı şöyle:

Ekonomik krizin faturasının emekçilerin sırtına yüklenmemesi için mücadele ediyoruz

Günlerdir, bu Meclis çatısı altında, büyük kısmı dolaylı vergilerden oluşan yani halkın cebinden toplanan vergilerin, gelirlerin bir avuç Saray Hanedanı üyesinin ve bir avuç sermayedarın çıkarları için değil; halklarımızın, emekçilerin, doğanın çıkarları için harcanmasını sağlamak için mücadele ediyoruz. Ekonomik krizin faturasının emekçilerin sırtına yüklenmemesi için, emeğin hakları için mücadele ediyoruz. Dışarıda da köylerini, derelerini, ormanlarını şirketlerin elinden kurtarmak için Aydınlılar, İzmirliler, Şırnaklılar, Trakyalılar, Karadenizliler, Artvinliler, Dersimliler, mücadele ediyorlar. Milyonlarca işçi emekçi de fabrikalarda, işyerlerinde, Flomar, TARİŞ, SüperPak, Cargill işçileri gibi direniş çadırlarında, bu mücadeleyi sürdürüyorlar.

Biz bu mücadelenin iki ayrı uygarlığın, iki ayrı sınıfın, iki ayrı yaşam felsefesinin mücadelesi olduğunu biliyoruz. Bir tarafta kapitalist uygarlık, diğer tarafta özgürlükçü-eşitlikçi uygarlık; bir tarafta sermayedarlar sınıfı, diğer tarafta emekçi ezilen sınıflar; bir tarafta tekçi, tahakkümcü, otoriter yaşam felsefesi, diğer tarafta doğayla, farklılıklarımızla uyum içinde çoğullukçu, özgürlükçü, barışçıl, ekolojist bir yaşam felsefesi.

Geziciler boyun eğmiyor

İşte bu yüzden, bütün baskılarınıza, gözaltı ve tutuklamalarınıza, işkencelerinize, yalanlarınıza, dolanlarınıza rağmen, diz çökmüyor bu halk, boyun eğmiyor! Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ, Sırrı Süreyya, İdris Baluken, Gülten Kışanak, Sabahat Karataş, ve daha onlarca vekilimiz, eşbaşkanlarımız, partililerimiz, boyun eğmiyor. Geziciler, Cumartesi Anneleri, Barış Anneleri boyun eğmiyor. Bugün açlık grevinin 36. Gününde olan Sevgili Leyla Güven, boyun eğmiyor.

Çünkü biz şuna inanıyoruz. “Eğer insanlığın çoğunluğu için yararlı olabileceğimiz yeri seçmişsek, hiçbir yük bizi kamburlaştıramaz; çünkü artık o herkes adına ödenen bir bedeldir; artık yoksul, kısıtlı, bencilce bir zevk duyamayız; ama mutluluğumuz milyonlara aittir. Eylemlerimiz sessiz sedasız; ama sonsuza dek etkisini sürdürecek ve küllerimizi soylu insanların çakmak çakmak gözlerinden çıkan yaşlar ıslatacaktır.”

Neoliberalizm doğa yıkımı yaratmaktan ve emekçileri azgınca sömürmekten başka bir şey yapmadı  

İçinde yaşadığımız dönemin arka planını kapitalizmin krizi oluşturuyor. 2008’de patlak veren küresel krizle birlikte egemen sınıflar, her yerde kemer sıkma tedbirleri uygulayarak krizin yükünü emekçilerin sırtına yükleme çabasına karşı direnişler, grevler yayılıyor. Küresel kapitalizmin en önemli kurumlarından IMF’nin 2016 yılında hazırladığı bir rapor dahi, 1980’lerin başından itibaren uygulanan neoliberal politikaların hatalı olduğunu teslim ediyordu. “Büyüme getirmeyen ve eşitsizlikleri derinleştiren” neoliberalizm, dünyanın her yerinde büyük doğa yıkımı yaratmaktan ve emekçileri azgınca sömürmekten başka bir şey yapmadı.

Kapitalist uygarlık, yaklaşık 200 yıllık gelişimi neticesinde, milyonlarca yılda oluşan dünyamızı yokoluş tehlikesiyle yüz yüze getirdi. Azami kar peşinde koşan şirketler ve hükümetler bir yandan insanların bütün yaratıcı potansiyellerini tahakküm altına alırken doğayı da en barbar şekilde tarumar etmektedirler.

Yaşadığımız ekonomik kriz, küresel olarak yaşanan iklim krizi, tarım krizi ve Ortadoğu’daki savaş koşulları, önümüzdeki yılların da emekçiler, ezilen halklar, kadınlar, gençler için ya yıkım, yokoluş ya da isyan yılları olduğunu açık bir şekilde göstermektedir.

Hazırlanan bütçe halklara gözdağı vermektedir

Hazırlanan bu bütçede emekçilere, ezilen halklara, kadınlara, ekoloji mücadelesi verenlere gözdağı vermek için hazırlanan bir bütçedir. Bu bütçe ile hükümet, krizin faturasını emekçilere, ezilen halklara ve doğaya yüklemek için savaş politikasını temel alacağının göstergesidir. Fransa’daki Sarı Yeleklilerin eylemine bakıp Gezi hatırlayıp, Gezicilere saldırmanız bundandır. Savunma ve güvenliğe ayırdığınız pay 2018 yılında %40 arttırarak yaklaşık 92 milyar TL’ye çıkarmıştınız. 2019 yılı içinse bu rakamlar %21 daha arttırarak yaklaşık 111 milyar liraya çıkarıyorsunuz. Bu durum bizim sürekli dile getirdiğimiz savaş hükümeti, savaş bütçesi söylemlerimiz bir anlamıyla kanıtlanmış durumdadır.

Bu bütçe doğadan yana değil şirketlerden yanadır  

Saray Hanedanı tarafından hazırlanan bu bütçe,

Emekten yana değildir.

Emekçiyi, yoksulu görmemektedir.

İşverenden, sermayeden, zalimden yana saf tutmaktadır.

Toplumsal cinsiyet bütçelemesi yapmamaktadır.

İnsan haklarından, eşitlikten yana değildir.

Kürt Sorununda çözüm başta olmak üzere demokrasi, özgürlük, barış istememektedir.

Bu bütçede tarımsal üretim ve destekleme yoktur. Çiftçiden değil, tüccardan yanadır.

Bu bütçe, karşı karşıya olduğumuz, her geçen daha büyük bedeller ödemek zorunda kaldığımız iklim krizini, doğayı da görmüyor. Bu bütçe, doğadan yana değil, şirketlerden yanadır.

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın bütçesi Diyanet bütçesinin çeyreği bile etmiyor  

“Kur’an okumayan çocuklar şeytanlarla beraberdir” diyecek kadar sapkınlaşmış birinin başında olduğu Diyanet İşlerine ayrılan bütçenin onda biri kadar çevrenin korunmasına harcanmıyor. Diyanet İşleri Başkanlığı’nın 2019’da kullanacağı bütçe; Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın 2 milyar 544 milyon liralık bütçesinin 4,1 kat üzerinde olacak. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın 2 milyar 573 milyon liralık bütçesi de Diyanet bütçesinin çeyreği bile etmiyor. Fakat iklim krizinden bizi böyle sapkın fikirlere sahip imamların yağmur duaları değil ağaçlar kurtaracak. 

Ama bu bütçede ağaçları, ormanları koruyacak, toprağın, suyun, denizlerin, nehirlerin, göllerin kirlenmesini azaltarak engelleyecek, küresel ısınmayı yavaşlatmak için fosil yakıt kullanımını ve havaya salınan emisyon miktarını azaltacak tedbirler yok.

İklim krizinin faturasını da yoksul halklara yüklemek istiyorlar 

Birleşmiş Milletler’e bağlı Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli’nin açıkladığı 2018 raporu, kapitalist uygarlığın yarattığı İklim Krizi’nin dünyayı yokoluşla karşı karşıya bıraktığını göstermektedir. Sıcaklık artışını 1,5 derece altında tutmak için sera gazı emisyonlarının 12 yıl içinde yarı yarıya azaltılması gerektiğini, 2030-2050 yılları arasında sıcaklığın 2 derece artması durumunda, iklim değişikliğinden etkilenecek ekosistemlerin büyüklüğünün 2 kat artacağını gösteriyor.

Kömüre ve fosil yakıtlara dayalı enerji politikası hem işçileri hem doğayı katlediyor

Bununla beraber, şirketler ve hükümetler, iklim krizine karşı sorumluluklarını üstlenmekten kaçınıyorlar. İklim krizinin faturasını da, yoksul halklara ve emekçi sınıflara yüklemek istiyorlar.

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı verilerine göre, zaman zaman Türkiye’de solunan havadaki kirlilik oranı normal değerin 9 kat üzerine kadar çıktı. Bazı illerde hava maskesiz solunamayacak kadar kirlendi.

Hava kirliliğine bağlı olarak yaklaşık 60-70 bin kişi inme geçiriyor. Hava kirliliği, henüz anne karnında olan bir bebeğin bile beyin gelişimini etkiliyor. Bu da çocuklarda konsantrasyon bozukluğu, hafıza bozukluğu, konuşmada problemler, dikkat dağınıklığı, kişilik değişiklikleri gibi problemlere neden oluyor.

Ama bu hükümet, sırf yandaşları daha kolay ama daha çok kar elde etsin diye kömüre, fosil yakıtlara dayalı bir enerji politikası sürdürmeye devam ediyor. Bu politika için Soma’da, Ermenek’te, Elbistan’da, Şırnak’ta, Zonguldak’ta yüzlerce madencinin kanına girildi. Hem emekçiler hem doğa katledildi.

Paris İklim Değişikliği görüşmelerinin hedefi olan küresel sıcaklık artışını 1,5 veya en fazla 2 santigrad derecede tutabilmek için, enerji arz ve tüketiminde ciddi ve radikal politika değişiklikleri gereklidir.

AKP’nin “enerji açığımız var” sözü yalandır

AKP, yıllardır, enerji açığımız var yalanı ile plansız ve şirketlerin çıkarlarını gözeten bir politika izlemiştir. Enerji talebi, çevre ve toplum çıkarları doğrultusunda planlanmıyor ve yönlendirilmiyor, enerji yatırımlarında toplumun değil, yalnızca kazançlarını azamileştirme amacında olan sermaye gruplarının çıkarları gözetiliyor.

Özel şirketlerin satış ve kazançlarını arttırmak, hem de talebi körükleyerek, yüksek talep tahminlerinin tutmasını sağlamak için, yaz-kış saati uygulamasını bile değiştirdiniz. Sadece bu yüzden 2,8 milyar liralık bir ekonomik maliyet ortaya çıkardınız.

Türkiye Elektrik İletim Anonim Şirketi’nin Aralık 2017 tarihli ve 2018-2027 dönemini içeren 10 Yıllık Talep Tahmin Raporu’nda ise, yıllık talep artışlarının giderek azalan bir eğilimde gerçekleşeceği kabul edilmiştir.

Fakat Bakanlık tarafından bu tahminleri yükseltilmiştir. Talep tahminlerinin, siyasi iktidarın izlediği, ihtiyacın çok üzerinde olmasına karşın; özel sermaye gruplarının elektrik üretim tesis yatırımlarının değişik teşviklerle destekleyen uygulamalarını gerekçelendirmek için abartılmaktadır.

Buna rağmen, hala enerjiye ihtiyacımız var, enerjide dışa bağımlılıktan kurtulmamız gerek denerek, onlarca HES; GES, RES, JES projeleri hazırlayıp duruyorsunuz, Akkuyu Nükleer Santrali’nin deneme üretimine başlatmaktan, Sinop’ta, üstelik yapımcı firmanın projeden vazgeçtiği haberlerine rağmen nükleer ve termik santaller kurmak için çalışıyorsunuz. Hâlbuki sadece mevcut iletim ve dağıtımdaki kayıplar giderildiğinde %50 oranında tasarruf etme imkânı vardır.

Ülkemizde yangınlar nedeniyle yok olan orman alanlarının 3-4 katı kadar bir orman yol, elektrik nakil hattı, HES, RES, Maden, çöplük gibi projelerce yok edilmektedir. 2004-2017 yılları arasında yangın sonucu yok olan orman alanı ortalama 8.420 hektar iken aynı yıllarda belirttilen projeler yüzünden yok olan orman alanı miktarı ortalama 28. 557 hektardır.

Orman katliamlarının bedelini milyarlarca fidan da dikseniz ödeyemezsiniz  

Yaptığınız orman katliamlarının bedelini milyarlarca fidan da dikseniz ödeyemezsiniz, karşılayamazsınız. Çünkü bir fidanın ağaç haline gelmesi için 30 yıl 40 yıl geçmesi lazım. Fakat iklim krizinden kurtulmamız için sadece 20 yılımız var. Belki o kadar da değil.

HES, GES, RES, JES yapmaktan vazgeçin, çünkü ihtiyaç yok!

Bunun için, birkaç tane şirketi zengin etmek için Aydın’da JES yapmaktan vazgeçin. Çünkü ihtiyaç yok. Akkuyu’da ve Sinop’ta nükleerden vazgeçin, çünkü ihtiyaç yok! Karadeniz’de daha fazla HES yapmayın. Çünkü ihtiyaç yok. Kuzey Ormanları’nı daha fazla yağmaya açmayın. Çünkü ihtiyaç yok. Eskişehir’de termik yapmayın, çünkü ihtiyaç yok.

Bilin ki, siz vazgeçmeseniz de, biz Edirne’den Artvin’e İzmir’den Şırnak’a her yerde ve her zaman karşınızda olacağız. Gezi’nin, Sarı Yeleklilerin ruhlarını kuşanıp mücadele edeceğiz. Sizin kapitalist uygarlığınıza karşı yeni bir yaşam öreceğiz.

 



Şubat 2026
PSÇPCCP
 1
2345678
9101112131415
16171819202122
232425262728 

More in Makale