
Bahattin Seçilir/ İstanbul
Kapitalizmin kültürel alanı da tahakkümü altına aldığı, sanatın fon politikalarıyla kuşatılıp metalaştırıldığı bir dönemde, Kültür Örüntüleri Kolektif Sanat Vakfı (KÖKSAV) geçtiğimiz aylarda kuruluşunu kamuoyuna duyurmuştu. Egemen estetik anlayışlara, piyasa belirlenimlerine ve kültürel tek tipleşmeye karşı bir itiraz olarak yola çıkan KÖKSAV, sanatı yeniden toplumsal bağlamına, dayanışmaya ve kolektif üretime döndürmeyi hedefliyor. Plehanov’un “Sanat, bir sınıfın çıkarlarını yansıtır” sözünü hatırlatan bu yaklaşım, sanatı yalnızca estetik bir alan olarak değil, aynı zamanda direnişin, emeğin ve özgürleşmenin yaratıcı gücü olarak görüyor. Biz de bu çıkış noktasından hareketle, Kültür Örüntüleri Kolektif Sanat Vakfı ile sanatın sınıfsal karakterini, kolektif üretim pratiklerini ve Avrupa’daki yeni kültürel örgütlenme biçimlerini konuştuk.
Marksist düşünür Plehanov’un da dediği gibi “Sanat, bir sınıfın çıkarlarını yansıtır ve toplumun üretim ilişkileriyle iç içedir.” Kültür Örüntüleri Kolektif Sanat Vakfı da böyle bir ihtiyaçtan doğdu diyebilir miyiz? Avrupa’da böyle bir oluşuma neden ihtiyaç duydunuz?
Sınıf ve “çıkar” kavramlarının yüzyılımızda aldığı biçimi ve içerdiği anlam derinliğini de gözetmek kaydıyla, evet, öyle diyebiliriz. Yalnızca Marksist kuramsal kategorilerin değil, olguların da teyit ettiği üzere, sanat hiçbir zaman toplumdan ya da üretim ilişkilerinden bağımsız bir alan değildir. Her dönemde egemen sınıfların değerleri, ideolojileri ve çıkarları sanatsal üretim biçimlerine bir şekilde sirayet etmiştir. Kültür Örüntüleri Kolektif Sanat Vakfı’nı kurmamızın can alıcı nedenlerinden biri de tam da bu belirlenmişliğe karşı yani sanatın piyasa koşullarına hapsedilmesine ve kültürel üretimin metalaştırılmasına köklü bir itirazdır.
Avrupa’da böyle bir oluşuma duyduğumuz ihtiyaç da esasen buradan geliyor. Piyasa değerlerinin iğdiş ettiği sanat ortamı yüzeyde çok özgür ve çoğulcu görünse de pratikte fon politikaları, kurum ilişkileri ve sponsor dengeleri gibi görünmez sınırlarla çevrilidir. Bu da sanatın eleştirel ve dönüştürücü gücünü törpülüyor. Biz bu tabloya karşı sanatı yeniden toplumsal bağlamına, dayanışmaya, kolektif üretime ve özgür düşünceye bağlayan bir zemin oluşturmak istedik. Ayrıca yılda üçer beşer kaybettiğimiz sanatçılara ait sanat ve yazın eserlerinin koruma altına alınması ve görünür kılınarak toplumun hizmetine sunulması da hedeflerimiz arasındadır.
Kısacası, KÖKSAV; kültürel örüntülerin ve sanatsal etkinliklerin yalnızca estetik bir ifade değil, aynı zamanda sınıfsal, toplumsal ve politik bir tutum olduğunu hatırlatma çabasından doğmuştur.
Kültür ve sanat anlayışınız nedir? Anlayışınızı yaygınlaştırmayı ve yaşatmayı nasıl hedefliyorsunuz?
Anlayışımızı; ileri, dinamik ve demokratik olanı bulup korumak, geliştirmek ve yaymak olarak özetleyebiliriz. “İleri” derken statükoyu, egemen estetiği ve her türlü baskıyı sorgulayan; “dinamik” derken yaşamın içinden akan, deneyime dayanan; “demokratik” derken ise herkesin erişimine, katılımına ve üretimine açık bir sanattan bahsediyoruz.
Bu anlayışı yaygınlaştırmak için yalnızca içerik değil, araç ve yöntemler de dahil olmak üzere alternatif bir kültür ekosistemi inşa etmeyi hedefliyoruz. Edebiyat kursları, resim-heykel atölyeleri, müzik-tiyatro şölenleri, çok işlevli yaşam ve kültür yerleşkelerine paralel biçimde, yayınevimiz aracılığıyla da bu anlayışı hem teoride hem de pratikte hayata geçirmeyi öngörüyoruz.
Yaygınlaşma ise kurumsallaşarak ve benzer kurumlarla dayanışma ağları örülerek gerçekleşecektir. Merkezinde gönüllülerin yer aldığı bu kolektif yapı, tüm sürecin hayata geçmesini sağlayacak asıl güç olacaktır.
Avrupa’da yaşayan göçmen ve diasporik topluluklarla nasıl bir kültürel bağ kurmayı planlıyorsunuz?
Göçmen ve diasporik topluluklar bizim için yalnızca bir “hedef kitle” değil, vakfın kendisini oluşturan öznelerdir aynı zamanda. Onlarla kurmayı planladığımız bağ, kültürel folklorik ya da nostaljik değil; organik bir dayanışma ve birlikte üretim ilişkisidir.
Programımızda da belirttiğimiz gibi, ezilen dil ve kültürler üzerine konferanslar, anadilde kurslar, emek söyleşileri, kadınlar, LGBTİ+’lar ve bu toplulukların hikâyelerini görünür kılacak belgesel çalışmaları yapacağız. Özellikle göçmen ve mülteci sanatçıların üretimlerini sergilemek, onlarla ortak projeler geliştirmek ve uluslararası dayanışma günlerinde eşzamanlı etkinlikler düzenlemek öncelikli hedeflerimiz arasındadır.
Fransa, Almanya, Hollanda, Avusturya ve İngiltere gibi dünyanın farklı coğrafyalarındaki gönüllü ağlarımızın, bu bağı doğrudan ve yerelde kurmamızın anahtarı olacağına inanıyoruz.
Politik sanat üretimi açısından kendinizi nasıl konumlandırıyorsunuz? Sanat ve direniş ilişkisine dair tarihsel ve güncel yaklaşımınız nedir?
Biz sanatı, güçlü estetik dokusu ve derin, devingen içeriği ile yaşamı dönüştürüp güzelleştirmenin bir aracı olarak gören toplumsal gerçekçi bir geleneğin içinde konumlandırıyoruz kendimizi. Gücümüzü ve ilhamımızı, hâkim iktidar odaklarından değil, yaşamın gerçek yaratıcılarının dipten gelen tarihsel hareketlerinden alıyoruz. Bu bir neşe, direniş ve yaratıcılık dünyasıdır. En tipik örneği de Paris Komünü’dür. Buradan K Roos’un “Ortak Lüks” kitabına da selam yollayalım. Bu bakımdan sanatı salt bir protesto aracına indirgemiyor, onu yaşamın her alanına yayılan bir direniş ve alternatif inşa pratiği olarak görüyoruz. 1 Mayıs ve 8 Mart sergileri, işçi sınıfı ve kadın hareketlerini konu alan film gösterimleri, emek temalı edebiyat çalışmaları, bu anlayışın somut yansımalarıdır. Direniş, sadece sokakta değil, bir resim atölyesinde, bir şiir, müzik kursunda, kolektif mutfakta da filizlenir. Amacımız karanlığa karşı geleceği bugünden kurmaya çalışmak, yeni bir yaşam olanaklarının filizlerini bir araya getirip yeşertmektir.
Kültürel alanda kadın, LGBTİ+ ve ezilen kimliklerle nasıl bir bağ kurma ve dayanışma hedefliyorsunuz?
Kadınlar, LGBTİ+ ve tüm ezilen kimliklerle kurmayı hedeflediğimiz bağ, sözde bir temsiliyet değil; yapısal ve organik bir dayanışmadır. Çalışma programımızda, kadınlara özgü 8 Mart ve 25 Kasım sergileri, işçi kadınlarla söyleşi ve kitap projeleri, kadın müzisyen ve sanatçıları öne çıkaran etkinlikler doğrudan yer alıyor. LGBTİ+ bireylerin sanatsal üretimlerini görünür kılacak, onların deneyimlerinden beslenen projelere ve atölyelere öncelik vereceğiz.
Vakıf çalışma gruplarımızın çoğunluğu, kadın arkadaşlarımızın emeğiyle yol alıyor. Ezilen kimliklerle dayanışmamız, onları “misafir” etmek değil; vakfın tüm karar alma mekanizmalarında (gönüllüler kurulu, yönetim, yerleşke meclisi) söz, yetki ve karar sahibi olmalarını sağlamaktan geçiyor. Bu süreç kendi olağan akışı içinde böyle ilerliyor. Başka türlü bir pratik mümkün değil. Kesişimsellik ilkesiyle, tüm bu mücadelelerin birbirinden bağımsız olmadığının bilinciyle hareket ediyoruz.
Kısa ve uzun vadede hangi etkinlikleri veya projeleri hayata geçirmeyi planlıyorsunuz?
KÖKSAV, kültürü ve sanatı toplumsal yaşamın dönüştürücü gücü olarak gören bir anlayışla çalışmalarını planlamaktadır. Vakfımızın önceliği, üretim, paylaşım ve dayanışma temelli bir kültür ortamı yaratmak; sanatsal ifade olanaklarını toplumun her kesimiyle buluşturmaktır.
Kısa vadede, tanıtım ve dayanışma etkinlikleriyle vakfın kuruluş ilkelerini görünür kılacak çalışmalara odaklanacağız.
Bu doğrultuda;
*edebiyat, resim, müzik, tiyatro ve sinema alanlarında atölye, sergi ve söyleşi dizileri,
*“ezilen dil ve kültürler”, “kadın ve emek”, “göç ve hafıza” gibi temalar etrafında konferans ve panel programları,
*Eleştirel, özgürlükçü, katılımcı ve emekten yana bir iletişim dili ve buna uygun medya araçlarını geliştirmek ve yaygınlaştırmak,
*dayanışma temelli kitap, dergi ve belgesel yayınları,
*yerel ve uluslararası düzeyde kolektif sanat şölenleri planlanmaktadır.
Uzun vadede ise, tüm bu üretimlerin sürekliliğini güvence altına alacak kurumsal yapılar hedeflenmektedir. Bu kapsamda;
*çok işlevli yaşam ve kültür yerleşkeleri,
*çok dilli bir yayınevi,
*toplumsal bellek arşivi,
*dayanışma fonu ve
*kültürlerarası iletişim ağları oluşturulacaktır.
KÖKSAV, tüm bu çalışmalarında gönüllü emeğe, kolektif katılıma ve herkesin söz ve üretim hakkına dayanan demokratik bir kültür anlayışını esas almaktadır.
Amacımız, sanatı yalnızca estetik bir alan olarak değil, özgür, eşit ve dayanışmacı bir yaşamın kurucu bileşeni olarak toplumsallaştırmaktır.
Türkiye’deki muhalif, alternatif kültürel ve sanatsal çevrelerle bağ kurmayı düşünüyor musunuz? KÖKSAV’ı Türkiye’de bu alanlarda görebilecek miyiz? Projeler ya da dayanışma alanları var mı?
Elbette. Dünyanın neresinde olursak olalım, Kavafis’in de dediği gibi aklımız “bu çorak ülkede.” Türkiye’deki muhalif ve alternatif kültür-sanat çevreleriyle, ezilen ve yoksul sınıflarla bağ kurmak, dayanışma içinde olmak ve ortak projeler geliştirmek temel önceliklerimizden biridir.
KÖKSAV’ı yalnızca Avrupa’ya “sıkışmış” bir oluşum olarak görmüyoruz. Türkiye’de benzer ruhu taşıyan gruplarla, sanatçılarla, yazarlarla ve kolektiflerle iş birlikleri yapmayı; ortak sergiler, atölyeler ve tartışma platformları düzenlemeyi planlıyoruz.
Örneğin, Türkiye’den sanatçıların Avrupa’da sergiler açmasına; Avrupalı ya da Türkiyeli gönüllü eğitmenlerimizin Türkiye’deki atölyelere katılımına olanak sağlamak istiyoruz. Uzun vadede Türkiye’de de bir KÖKSAV yerleşkesi veya ofisi açmak, nihai hedeflerimiz arasındadır.
Bizim için sınırlar, dayanışmanın önünde bir engel değil; onu daha da anlamlı kılan bir motivasyon kaynağıdır. Türkiye’deki dostlarımızı da bu kolektif üretimin bir parçası olmaya davet ediyoruz.
Ve son söz yerine diyoruz ki:
Sınır tanımaz devinimiyle kültür ve sanat cephesi, eşitsizliklerle sakatlanmış, örselenmiş, kalpsiz bir dünyaya itirazın en önemli mevzilerinden biridir.
Bu alanda faaliyet gösterecek olan KÖKSAV’ın dayanışmayla güçlendirilmesi ve Türkiye’deki dostlarımızın da aktif katkılarıyla etkin kılınması, yegâne dileğimizdir.








