
Sosyalist Meclisler Federasyonu (SMF), Amed Zindanı’nda 18 Mayıs 1973’te işkencede katledilen Komünist Önder İbrahim Kaypakkaya’nın 53. ölümsüzlük yıl dönümünde yazılı açıklama yaptı. Açıklamada, Kaypakkaya’nın ideolojik-politik hattının bugün de devrimci mücadele açısından yol gösterici olduğu belirtilirken, emperyalist savaş politikalarına ve NATO kuşatmasına karşı mücadeleyi büyütme çağrısı yapıldı.
Açıklamada, “Tarih, asla sadece egemenlerin yaldızlı harfleriyle yazılmış bir masal değildir. O dilsiz karanlığın bağrında sessizliğe mahkûm edilenlerin tırnaklarıyla kazıyıp çıkardığı o keskin kopuş anlarının toplamı, bugün yürütmekte olduğumuz haklı mücadelenin de zeminini oluşturmaktadır. Tam da bu nedenle, masa başı aydınlarının elinde bir uzlaşma oyununa dönüştürülmek istenen teorik mirası, statükonun o sahte huzurunu parçalayan uzlaşmaz çelişkileriyle birlikte, yani hayatın ve kavganın tam ortasından kavramak tarihsel bir zorunluluktur” denildi.
‘Kaypakkaya geleceğe cesaretle bakmanın pusulasıdır’
“Türkiye-Kuzey Kürdistanı’nın tozlu yollarından Munzur’un sarp yamaçlarına kadar uzanan o derin damar, bize hakikati her daim fısıldamaktadır” denilen açıklamada, “Bu topraklarda köklü bir zihinsel kopuşun adı olan İbrahim Kaypakkaya, hâkim olan burjuva gerici geleneğin paslı zincirlerini kırarak geleceğe cesaretle bakmanın pusulasıdır. O’nun çıkışı, mevcut olanın sınırları içinde çözüm arayan tüm revizyonist eğilimlere karşı en radikal reddedişi ifade eder. Dokunulmaz kabul edilen tüm tabulara meydan okuyarak, egemen olan geleneksel resmi görüş paradigmalarına neşter vuran bu irade, bugün de kurumumuzun ideolojik ve pratik hattına rehberlik etmeye devam etmektedir. İbrahim Kaypakkaya, yetmişlerin başında o güne kadar fısıldananları bir neşter gibi tarihin bağrına sapladığında, bizlere sadece bir teorik analiz bırakmamıştır çünkü yıkıcı bir teori, ancak yıkıcı bir pratikle birleştiğinde dünyayı değiştirecek maddi bir güce dönüşebilir. Kemalizme dizilen güzellemelerin devrimci hareketi esir aldığı bir kesitte resmî ideolojinin kodlarına dokunmak, dogmanın yerine dinamizmi, statikliğin yerine hareketi, korkunun yerine ise bilincin o buz gibi soğukkanlılığını yerleştirmektir. Bu çıkış, mevcut sınırların içinde nefes almaya çalışmayıp, sınırı bizzat ortadan kaldırma cüretidir” ifadelerine yer verildi.
Açıklamada, “Aynı bilimsel netlik ve devrimci tavır, ulusal sorun kapsamında Kürt ulusal sorununun tahlilinde de en ileri komünist mevzi olarak önümüzde durmaktadır. Ezilen ulus üzerindeki milli baskıya karşı ezilen ulusların tam hak eşitliğini ve kendi kaderini tayin hakkını kayıtsız şartsız tanımak, yarım ağızla dillendirilen çözümlere ve sosyal-şoven yaklaşımlara indirilmiş en büyük darbedir. Kurumumuz, bir fikrin ancak onu savunanın yaşamıyla ete ve kemiğe büründüğünde ölümsüzleştiği bilinciyle, teori ile pratiğin bu parçalanamaz birliğini mücadelesinde esas alır” denildi.
‘Dünya halklarına yönelik yıkım ve katliamların arkasındaki güç NATO’dur’
“Bugün ölümsüzlüğünün yıl dönümünde İbrahim Kaypakkaya’yı ve bu kopuş çizgisini selamlamak, onu asla donmuş ya da dondurulmuş bir dogma olarak görmek demek değildir” denilen açıklamanın devamında şu ifadelere yer verildi: “Kaypakkaya’yı temsil etmenin bilimsel tutumu, onu somut şartların değişim dinamikleriyle birleştirerek ileriye taşımaktan geçer. Bugün ne keskin slogancılıkla ne de dogmatik ezberlerle yürünebilir. Çünkü dünya ve bölge halkları, emperyalist paylaşım ve saldırganlık dalgasının en hırçın evrelerinden birini yaşamaktadır. Filistin’den Ortadoğu’nun ezilen halklarına kadar uzanan bu vahşi hegemonya dalaşının ve savaş politikalarının merkez üssü ise dünya halklarına yönelik yıkım ve katliamların arkasındaki temel güç olan NATO’dur.”
Savaş örgütü NATO’ya ve emperyalist kuşatmaya karşı Kaypakkaya’nın anti emperyalist tutumu bugünde rehberimizdir!
Coğrafyamız için dışsal bir tehdit olmanın ötesinde, doğrudan egemenlik mekanizmalarının merkezine yerleşmiş bu askeri pakt, önümüzdeki süreçte bu topraklarda yeni suçların hazırlığını yapmaktadır. Ankara’da yapılması planlanan NATO zirvesi, kitleleri boyunduruk altına alma ve küresel kölelik zincirlerine bir yenisini ekleme çabasından ibarettir. Sömürülen kitlelerin, sermaye sınıfının ve emperyalist odakların çıkarları uğruna feda edecek tek bir canı, akıtacak tek bir damla kanı olamaz. Emekçilerin sofrasındaki ekmeği küçülten, gençlerin yarınlarını karartan, kadınların ve her cinsten ezilenlerin özgür iradesini hedef alan ve doğayı metalaştıran bu kuşatmaya karşı gösterilmesi gereken yegâne devrimci refleks, toplumsal kurtuluş mücadelesini sokakta ve eylemde yükseltmektir. Askeri zirvelere ve ekolojik yıkımı perdeleyen emperyalist mekanizmalara karşı birleşik direniş cephesi örmek, sermaye ve sömürgecilik karşıtı tarihsel köklerimizin omuzlarımıza yüklediği devrimci bir görevdir. Kurumumuz, sınıf mücadelesinin karmaşık ve çelişkili doğasına uygun özgün siyasetlerle, güncel gelişmelerin ışığında bu tarihsel sorumluluğu yerine getirme kararlılığındadır.
‘Mevcut olanı yıkmadan yeniyi kuramazsınız’
İbrahim Kaypakkaya’nın o sarsılmaz iradesinin ve analitik zekasının bıraktığı miras, bugün hâlâ çelişkilerin ortasında yolunu arayan her zihin için pusula görevi görmeye devam ediyor. Mevcut olanı yıkmadan yeniyi kuramazsınız. Bu sarsılmaz iradenin ışığında, ölümsüzlüğünün yıl dönümünde İbrahim Kaypakkaya yoldaşın şahsında; devrim, sosyalizm ve komünizm mücadelesinde toprağa düşen tüm kutup yıldızlarımızın aziz hatıraları önünde saygıyla eğiliyoruz. Kurumumuz, her sonun aslında daha büyük bir başlangıcın tohumlarını içinde taşıdığı bilinciyle işçi sınıfı başta olmak üzere tüm emekçileri, ezilenleri, kadınları ve gençleri emperyalist savaşa ve NATO ablukasına karşı sınıf mücadelesini büyütmeye çağırmaktadır. Nehir akıyor, yatak değişiyor; hakikat ise tüm çıplaklığıyla kavganın tam ortasında duruyor.”






