
“Kadınlar günü proleterlerin
Burjuva düzenine ve onun
Temeli olan kapitalizme karşı
Sosyalizm uğrunda yaptıkları
Sınıf savaşımının gerektirdiği
Günlük gereksinimleri temel
Tutularak örgütlenmelidir.”
Clara Zetkin
8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü, yalnızca tarihsel bir anma değil; baskıya, sömürüye ve ataerkil tahakküme karşı yükselen uluslararası bir direniş çağrısıdır. 1910’da Clara Zetkin’in önerisiyle uluslararası bir mücadele günü olarak şekillenen 8 Mart, bugün dünyanın birçok yerinde hala bedel ödenerek sahiplenilen bir direniş günüdür.
Dünya genelinde kadınlar eğitim, sağlık ve iş gücüne katılım vs. baktığımızda erkeklere kıyasla daha düşük ücret almakta, kayıt dışı ve güvencesiz işlerde daha yoğun çalışmakta, bakım emeğinin büyük bölümünü ücretsiz olarak üstlenmekte, şiddet ve ayrımcılığa maruz kalmaktadır. Özellikle pandemi sonrası dönemde ekonomik krizlerin ve savaşların yükü kadınların omuzlarında daha ağır hissedilmiştir. Çatışma bölgelerinde kadınlar hem doğrudan şiddetin hem de yoksulluğun en çok etkilenen grubu haline gelmiştir. Bu noktada kadınlar küresel çapta hak alma mücadelelerini çeşitli araçlarla sürdürürken; bu hakları masa başından çok sokakta alınabileceği noktasındaki kararlılıkları ve dinamik güç oldukları gerçekliği de ayan beyan orta yerde duruyor.
Tarihin durdurulamaz akışına karşı türlü sömürü biçimlerine maruz kalan kadınlar, günümüzde kapitalizmin geldiği aşamasının sadece kendilerine değil bir bütün yerkürenin yok oluşuna dayandığını görerek mücadele bilincini kuşanmalıdır. Kapitalizm küresel ölçekte yıkımın eşiğinde saldırıların keskinleşeceği mesajını bizlere sürekli verirken, buna karşı örgütlenmenin mesajını da ezilen halklar ve kadınlar vermek durumundadır.
Nereye bakarsak bakalım yıkım, talan, yerinden edilme, yersiz yurtsuz bırakılma, göç ettirme, katledilme, şiddetin her türlü boyutuyla uğraşan halkları görürüz. Girdiği çıkmazı alt etmenin yolu daha fazla sömürü ve talandır diye düşünen kapitalistler, bugün dünyayı ve halkları kendi yazdıkları ve kendi oynadıkları bir oyunun seyircisi haline getirme çabası içindeler. İstedikleri yerlere girme, ele geçirme, istedikleri beyanlarda bulunma, hiçbir temel insan hakkını düşünmeden yaptıkları ve ortaya çıkan kirli pervasız ilişkilerle artık hiçbir yerleri dikiş tutmaz hale gelmiş durumdalar.
Ekonomik krizin faturasını ezilenlere ödetmenin bin bir çaresini düşünürken, aynı zamanda da soykırımlar gerçekleştirmekten savaş tehditleri savurmaktan geri kalmıyorlar. İklim değişikliği kapıda durmaz ve artık içeri girmişken hala dünyayı ve içindeki tüm canlıların yaşam hakkını gasp etmeye yönelerek altın aramaları, petrol çıkarmalar, nükleer tesisler yapma, ormanları yok etmeyle devam ediyorlar.
Sınıf mücadeleleri tarihi zengin direnişleri bağrında taşımaya devam ediyor, bu tarih bize, 1 Mayıs’ı, Ekim Devrimini, Paris Komününü, Büyük Proleter Kültür Devrimini ve 8 Mart’ı verdi. Bu günleri sıradan anma günlerinden çıkarıp direniş ve mücadele perspektifi ile ele almak gerekiyor. “Kadınların kurtuluşu, insanlığın kurtuluşudur” derken, sınıf bilincini, cins bilinciyle birleştirip toplumsal kurtuluşun öncüsü olabilmektir aslolan.
Dünyada Kadın Direnişinin İzleri
Etrafımızda cereyan eden direnişler, özellikle İran, Rojava ve Afganistan gibi coğrafyalarda kadınlar, yalnızca eşitlik değil, var olma hakkı için mücadele etmektedir. 2022 yılında Mahsa Amini’nin katledilmesi, İran’da kadınların öfkesini ve yıllardır biriken direnişini kitlesel bir başkaldırıya dönüştürdü. “Jin, Jiyan, Azadî” sloganı yalnızca bir protesto ifadesi değil; kadın bedenine, kimliğine ve yaşam tarzına yönelik devlet denetimine karşı radikal bir özgürlük talebidir.
İran’da kadınlar başörtüsü zorunluluğuna, kamusal alandaki ayrımcılığa ve siyasal baskıya karşı sokakları terk etmemiştir. Üniversitelerde, liselerde, iş yerlerinde süren bu mücadele; kadınların sadece hak talep eden değil, rejimin ideolojik temelini sorgulayan bir özneye dönüştüğünü göstermektedir. İranlı kadınların direnişi, Ortadoğu’da patriarkaya karşı en güçlü siyasal meydan okumalarından biri haline gelmiştir.
Rojava’da kadın mücadelesi, yalnızca hak arayışı değil, alternatif bir toplumsal model inşasıdır. Burada kadınlar, eş başkanlık sistemi, kadın meclisleri ve öz savunma birlikleriyle siyasal ve toplumsal yaşamın kurucu öznesi olmuştur. IŞİD’e karşı verilen mücadele ve bugün gerici güruh sözcülerinden Colani başkanlığında kurulan hükümetin Aleviler ve kadınlara karşı giriştikleri saldırılar hepimizin çok yakın zamanda gördükleriydi. Katil sürülerinin kadının saç örgüsüne dahi saldırmaları içinde bulundukları akıl ve zihniyetin açık göstergesidir. Ama kadınlar dünyanın her yerinde o saç örgülerini birlikte ördüler ve birleştirdiler. Bu da kadınların edilgen, baş eğen değil dönüştürücü bir güç olduğunu ortaya bir kez daha koymuştur.
2021’de Taliban’ın yeniden iktidarı ele geçirmesiyle Afganistan’da kadınlar eğitimden, kamusal hayattan ve birçok temel haktan sistematik biçimde dışlanmıştır. Kız çocuklarının orta ve yükseköğretime erişimi kaldırılmış, kadınlar pencereleri kapatılmış duvarlar arkasına konulmuştur.
Afgan kadınları sessiz kalmamıştır. Küçük gruplar halinde dahi olsa sokak gösterileri düzenlenmiş, yeraltı eğitim ağları kurulmuş, sosyal medya üzerinden küresel dayanışma çağrıları yapılmıştır. Bu koşullarda atılan her adım, ağır bedeller taşımasına rağmen, direnişin sürdüğünü göstermektedir.
Afganistan’da kadın olmak, bugün adeta politik bir kimlik taşımak anlamına gelmektedir. Kadınların her görünürlüğü, başlı başına bir itirazdır.
İran’da Molla rejimine meydan okuyan genç kadınlar; Rojava’da kadın savaşçılar; Afganistan’da gizli sınıflarda kız çocuklarına ders veren öğretmenler… Hepsi aynı mücadelenin farklı yüzleridir. Sadece eşitlik değil, özgürlük ve onur talep etmektedir.
8 Mart Bir Direniş Manifestosu
Kadınlar edilgen mağdurlar değil, tarih yazan öznelerdir. Ve dünyanın birçok yerinde kadınlar, özgürlüğü beklemiyor; onu örgütlüyor, savunuyor ve inşa ediyor. Latin Amerika’dan Avrupa’ya, Orta Doğu’dan Afrika’ya kadar pek çok coğrafyada kadınlar sokaklarda, sendikalarda, üniversitelerde ve dijital platformlarda örgütlenmektedir. Özellikle genç kuşak feminist hareketler, sosyal medyayı etkili bir araç olarak kullanarak küresel dayanışma ağları kurmaktadır.
Kapitalizme, özel mülkiyet dünyasının yaratımı olan erkek egemen sisteme ve tüm eşitsizliklere karşı temel perspektif mücadele hattının örülmesi ve güçlendirilmesidir. Mücadele uzun soluklu ve sürekli olmalıdır. Politikleşen kadın toplumun gerici değer yargılarına göre değil özne olmuş toplumsal kurtuluşu düşünen bir kadın olarak yer alır mücadele alanlarında. Sistemi hedef alan, bir yönelimle Lenin’in de dediği gibi “kadınların kavgaya katıldığı yerde kitleler daha çok katılır” belirlemesinden yola çıkarak 8 Mart’a bakmalıyız.
Kaynak/Halkın Günlüğü








