Connect with us

Analiz

Eski-Yeni İkilemi ve İlerlemenin Diyalektiği-2

Teknoloji tarihi yalnızca makinelerin ve dijital araçların tarihi değildir. Aynı zamanda sosyal hiyerarşilere dayalı toplumların, iktidar ilişkilerinin, emek süreçlerinin ve insan-doğa ilişkisinin de tarihidir. Bu nedenle asıl mesele, teknolojinin ne kadar gelişeceğinden çok, hangi toplumsal ilişkiler içinde, kimlerin çıkarları doğrultusunda ve nasıl bir gelecek ufkuna doğru evrileceğidir.

yazı1

İlerleme(cilik)

Modern tarihin en tartışmalı kavramlarından biri de kuşkusuz “ilerleme” kavramıdır. Kökleri Rönesans’a, hatta Antik Yunan’a ve daha da gerilere uzanan ilerleme fikrinin, sistemli bir tarih ve siyaset felsefesi, bütünlüklü bir tarih ve toplum teorisi olarak formüle edilmesi, “Aydınlanma Çağı” olarak adlandırılan döneme denk gelir.

Özellikle 18. yüzyıldan itibaren, Hristiyanlık nezdinde kutsallaştırılan tanrı merkezli düşünce kalıplarının ve hurafelerin geriletilmesi, bilim ve sanayide yaşanan gelişmelerle birlikte, insanlığın tarih boyunca daha ileri, daha rasyonel ve daha gelişmiş bir aşamaya doğru ilerlediği düşüncesi yaygınlık kazanmıştır.

Ancak 20. yüzyılda yaşanan dünya savaşları, kesintisiz biçimde süren sömürgecilik deneyimleri, açık faşizm dönemleri, soykırımlar, ekosistemde meydana gelen büyük tahribatlar ve günümüzde yeniden üst düzeylere tırmanan savaş gerilimleri, bu kavrama yönelik köklü eleştirel sorgulamaları da beraberinde getirmiştir.

İlerleme ve aynı kökten beslenen ilericilik kavramlarından söz ederken, düşünce dünyasından ekonomiye, bilimden kültür ve sanata, politik alandan toplumsal yaşama dek uzanan geniş bir kapsama alanıyla karşı karşıya olduğumuzu kabul etmek gerekir.

Tarihsel planda çoğu kez sola eğilimli bir siyasal felsefe ve reform hareketi olarak da değerlendirilen ilerlemecilik; ekonomik ve teknolojik ilerlemecilik ekseninde sosyal liberalizmden sosyal demokrasiye, kimi Hristiyan demokrat ve muhafazakâr toplumcu akımlardan kapitalizmi reforme/rehabilite etmeyi amaçlayan çeşitli siyasal yapılara kadar uzanan geniş bir ideolojik-kültürel çeşitlilik sergiler.

Peki, bağrında “Kim için?”, “Ne uğruna?”, “Ne pahasına?” ve “Hangi toplumsal hedefler doğrultusunda ilerleme?” gibi çok sayıda soruyu barındıran ilerleme(cilik), sanayi kapitalizminin tarih sahnesine çıkışından bu yana giderek sömürgeleştirilen yeryüzü ve ezilen insanlık açısından ne ifade etmektedir?

Siyasal düşünce ve eylem tarihinde, özellikle de 19. yüzyıldan itibaren emperyalist-kapitalist egemenliğin farklı varyantları, tıpkı burjuva liberalizmi gibi, kendi programlarını “ilerleme”; sömürgecilik vahşetini “medeniyet götürme”; kapitalist modernleşmeyi ise “kalkınma” ve “ilerleme” olarak sunageldiler.

Aynı şekilde, “bizim” denilen coğrafyada ortaya çıkan İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin (Birlik ve İlerleme Cemiyeti) gerçekleştirdiği, politik ve kültürel mirası günümüze kadar ulaşan büyük suçlar, kitlesel kıyımlar ve yağma hareketleri de “ilerleme”, “medenileşme” ve “gelişme” adına meşrulaştırılmadı mı?

Bununla birlikte, tarih boyunca ilerleme adına işlenmiş sayısız suça ve kavramın paradoksal serüvenine karşın, tarihin ve toplumsal evrimin hafızasında “ilerleme” adı verilen bir olgular ve dönüşümler bütünü de inkâr edilemez bir gerçeklik olarak varlığını sürdürmektedir.

***

Modern uygarlığın kurucu mitlerinden biri “ilerleme”dir. Aynı zamanda modernitenin bir tür sis perdesi işlevi gören en etkili ideolojik kavramlardan biridir. Çünkü emek dünyasının ve sömürgeleştirilen halkların ödediği ağır bedeller, çoğu zaman bu kavram sayesinde görünmez kılınır. Her değişimin olumlu gösterilmesinde, egemen sınıfların zora dayalı politikalarının teknik bir zorunluluk gibi sunulmasında önemli bir işlev görür.

“İlerleme” denildiğinde gerçekte kimlerin ilerlemesinden söz edildiği, bu ilerlemenin eşitlik, özgürlük ya da tahakküm biçimleriyle nasıl bir ilişki içinde olduğu sorularını tartışmadan önce, galiba teknolojinin “büyülü” seyrine bakmak gerekiyor. Zira ilerlemeden söz edilen hemen her zaman ve mekânda gözler neredeyse otomatik biçimde, hikmetinden sual olunmaz teknolojiye çevriliyor.

Bismiteknolojirrahmânirrahîm!

Her şey gibi teknolojinin de bir tarihi vardır ve bu tarih, teknik buluşların kronolojik sıralanışından ibaret görülemeyecek kadar karmaşıktır.

Karşı karşıya bulunduğumuz şey, yaklaşık üç milyon yıl önce ilk insan türlerinin taşları yontarak elde ettikleri kesici ve delici aletlerden, kuantum bilgisayarlara ve yapay zekâya uzanan tarihsel-toplumsal bir yolculuğun anatomisidir…

Ateşin bulunup denetim altına alınması; göçebe yaşamdan yerleşik yaşama geçiş sürecine eşlik eden sulama sistemleri, saban, değirmen ve depolama tekniklerinin geliştirilmesi; Mezopotamya’da tekerleğin, Antik Mısır’da anıtsal mimarinin, Antik Yunan’da mekanik sistemlerin ve Roma’da yollar, köprüler ile su kemerlerinden oluşan altyapı ağlarının inşası, insanlık tarihine damga vuran teknik sıçramalardır. Bunların önemli bir bölümü savaşların hizmetinde kullanılmış olsa da, yaşandıkları dönemin üretim, ulaşım ve örgütlenme biçimlerini köklü biçimde dönüştürmüşlerdir.

Benzer şekilde Orta Çağ’ın yel değirmenleri, kâğıt üretimi ve pusulası; Çin’de geliştirilen barut, matbaa ve diğer teknik yenilikler, ekonomik yaşamın ve toplumsal dönüşümlerin şekillenmesinde belirleyici roller üstlenmiştir.

Yüzyıllar içindeki bu yolculukta, matbaanın yaygınlaşmasıyla hız kazanan bilgi üretimi ve dolaşımı; bilimsel gelişmelerle kurulan yakın ilişki sayesinde ortaya çıkan buhar makinesi, fabrikalar ve mekanik üretim süreçleri gündelik yaşamı yeniden şekillendirmiştir. Demiryollarının, elektriğin, telefonun, içten yanmalı motorun ve seri üretim yöntemlerinin icadı ile bunların küresel ölçekte yaygınlaşması, günümüzün robotik sistemlerine, otomasyon teknolojilerine, yapay zekâ destekli uygulamalarına ve büyük veri ağlarına uzanan sürecin önünü açmıştır.

21. yüzyılın ilk çeyreğini geride bırakmaya başladığımız bugünlerde ise genetik mühendisliğinden mikrobiyolojiye, nanoteknolojiden yapay zekâ destekli akıllı tarıma kadar uzanan; özellikle de savaş sanayisinde yoğun biçimde kullanılan çok katmanlı bilimsel-teknolojik gelişmeler baş döndürücü bir hız kazanmış durumdadır.

Asıl soru şudur: Dev tekellerin egemenliğinde geliştirilen bilim ve teknolojinin toplumsal sonuçları ne olacaktır?

Teknoloji tarihi yalnızca makinelerin ve dijital araçların tarihi değildir. Aynı zamanda sosyal hiyerarşilere dayalı toplumların, iktidar ilişkilerinin, emek süreçlerinin ve insan-doğa ilişkisinin de tarihidir. Bu nedenle asıl mesele, teknolojinin ne kadar gelişeceğinden çok, hangi toplumsal ilişkiler içinde, kimlerin çıkarları doğrultusunda ve nasıl bir gelecek ufkuna doğru evrileceğidir.

*

Teknolojiperverlerin her teknolojik yeniliği peşinen ilerleme ilan etmeleri, ilerleme fikrini ise eşitlik ve özgürlük sorunsalından bütünüyle koparmaları, dev reklam kampanyalarıyla pazara sürülen her teknik ürünü neredeyse kutsal bir emanet gibi karşılamaları, “yeni” olsun da isterse zebra kuyruğu olsun anlayışıyla ona de dört elle sarılmaları olgusal gerçeği değiştirmiyor elbette. Değişen yalnızca, kapitalizmin kendi hakkında yarattığı sanal gerçekliğin daha geniş kesimler tarafından yeniden üretilmesi, meşrulaştırılması ve dolaşıma sokulması oluyor…

*

Her yeninin ilerici olmaması gibi, her eski olan da gerici değildir. Dolayısıyla ilerleme denilen olgu ve kavram, yalnızca eski-yeni karşıtlığı üzerinden değil; bunların hangi tarihsel ve toplumsal bağlamlarda ortaya çıktıkları, ne tür işlevler üstlendikleri ve kimlerin çıkarlarına hizmet ettikleri üzerinden anlaşılabilir.

Nitekim Fransa’nın haftalık Le Nouvel Obs dergisi, 4-10 Haziran 2026 tarihli sayısının kapağını yapay zekânın “Sahte Peygamberleri”ne ayırmıştı. Dosyada, “Karanlıklar Prensi” olarak nitelenen Elon Musk (54 yaşında, SpaceX ve Tesla CEO’su), “Beyaz Şövalye” Dario Amodei (43 yaşında, Anthropic CEO’su), “Kıyamet Tellalı Guru” Sam Altman (41 yaşında, OpenAI CEO’su) ve “İmparator” Mark Zuckerberg (42 yaşında, Meta CEO’su) öne çıkarılıyordu.

Bunlara ek olarak, “Vaftiz Babalarının Vaftiz Babası” Jensen Huang (63 yaşında, Nvidia CEO’su), “Pragmatik Kâhin” Satya Nadella (58 yaşında, Microsoft CEO’su) ve “Tekno-İyimser” lakaplı Sundar Pichai (53 yaşında, Alphabet/Google CEO’su) da aynı teknolojik evrenin başlıca aktörleri arasında yer alıyor.

Ancak dikkat çekici olan nokta şu ki; teknoloji mümini takipçilerinin aksine, bu mülti-milyarder “peygamberler”in kendileri dahi yapay zekâ konusunda son derece çelişkili, hatta yer yer kaygı verici değerlendirmelerde bulunabiliyorlar:

~ “Yapay zekâ, insan uygarlığının varlığı açısından temel bir risk oluşturmaktadır.”

~ “İşinizi bir yapay zekâ yüzünden kaybetmeyeceksiniz; fakat yapay zekâyı kullanan birinin yararına işinizi kaybedebilirsiniz.”

~ “İnsanlar, toplum ve sanayi için oyunun kurallarını değiştirecek yararlı yapay zekâ kullanım alanları bulmayı başarmalıyız.”

~ “Yapay zekâ neredeyse kesin olarak dünyanın sonunu getirecek; ama bu arada olağanüstü şirketler yaratmış olacak.”

~ “İnsanlar kaygılanmakta haklılar; çünkü kendi yapay zekâ yaratımlarımızın nasıl çalıştığını tam olarak anlamıyoruz.”

Özetle, yapay zekâyı insanlığın kaçınılmaz kurtuluşu olarak pazarlayanların önemli bir bölümü, aynı zamanda onun yaratabileceği toplumsal, ekonomik ve hatta varoluşsal riskleri de açıkça dile getirmekten geri durmuyor. Bu durum, teknolojiye ilişkin tartışmaların yalnızca teknik olanaklar üzerinden değil, toplumsal sonuçları ve güç ilişkileri üzerinden de yürütülmesi gerektiğini gösteriyor.

Sonuç Yerine

“Teknik ilerleme ile insani ilerleme aynı şey midir?”, “Toplumsal ve siyasal sorunlar teknik çözümlere indirgenebilir mi?”, “Bilim ve teknoloji, modern çağda dinlerin geçmişte üstlendiği kimi sembolik işlevleri mi devralmaktadır?” türünden sorulara sağlıklı yanıtlar üretilemediğinde, ezilen insanlığın eşitlik, özgürlük ve evrensel barış anlamındaki gerçek ilerlemesinin diyalektiği de gereği gibi kavranamaz.

Eskiyi, tarihsel birikimi ve hafıza devamlılığını savunmayı “eskiciliğe”, yeniyi, değişimi savunmayı ise körü körüne “yeniciliğe” indirgeyen kaba ve gayri bilimsel yaklaşımlar, sorunun özünü perdelemektedir. Çünkü bilim ve teknik, kimlerin denetiminde olduklarına ve hangi toplumsal hedefler doğrultusunda kullanıldıklarına bağlı olarak özgürleşmenin araçları hâline gelebilecekleri gibi, sermaye iktidarının meşrulaştırılmasının, tahakkümün, savaş ve büyük yıkım eylemlerinin, kitlesel manipülasyonun ve gözetimin araçlarına da dönüşebilirler. Hatta teknoloji, her derdin devası olduğuna inanılan ve eleştirel düşüncenin yerini iman derecesinde bir bağlılığın aldığı yeni bir seküler dinin de konusu olabilir. “Bismiteknolojirrahmânirrahîm” eksenli anlayışlar tam da böyle bir zihniyet dünyasına işaret etmektedir.

Oysa bilimsel ve teknik atılımların gerçekten bir ilerleme anlamına gelip gelmediği, ya da hangi ölçüde ilerlemeye hizmet ettiği, insanlığın tarihsel mücadeleler birikiminin ve kadim düşünsel mirasının doğru kavranmasıyla anlaşılabilir. Bunun ölçütü ise yapay zekâ güdümlü makinelerin, daha hızlı bilgisayarların ya da daha karmaşık algoritmaların varlığı değildir.

Asıl ölçüt; ezilen insanlığın maddi yaşam koşullarının ne ölçüde geliştiği, sömürü ilişkilerinin maddi dayanaklarıyla birlikte ne kadar gerilediği, toplumsal eşitlik alanının hangi düzeyde genişlediği ve insanların kendi yaşamları üzerindeki kolektif denetim ile özgürleşme olanaklarının ne ölçüde arttığıdır. Başka bir ifadeyle, özel mülkiyet temelli mevcut uygarlık içinde teknik gelişme ile toplumsal ilerleme, özgürleşme ve eşitlik arasında zorunlu bir özdeşlik ilişkisi yoktur.

Karanlık fabrikaların çoğalması, insanların atmosferin dışına turistik gezilere çıkabilmesi, akıllı makinelerin gelişmesi ve üretimin katlanarak büyümesi; eğer aynı hızla sömürünün, modern köleliğin, yabancılaşmanın, sınıfsal tahakkümün ve devlet biçimindeki örgütlü zorun da gerilemesini sağlasaydı, insanlık bugün bambaşka bir yerde olabilirdi. Ne var ki tarih, teknik gelişmenin toplumsal kurtuluşu kendiliğinden üretmediğini; özgürleşmenin ancak bilinçli toplumsal mücadelelerle mümkün olabildiğini göstermektedir.

Bütün bunların tersi olsaydı, ne iyi olurdu!



Haziran 2026
PSÇPCCP
1234567
891011121314
15161718192021
22232425262728
2930 

More in Analiz