
Rusya emperyalizmi Putin dönemiyle birlikte ciddi bir toparlanma sürecine girdi. Bu sürecin belli bir aşamada, bizzat Putin tarafından ‘’dünyanın artık tek kutuplu olarak görülemeyeceği’’ açıklaması yapıldı. Ki, bu açıklama doğrudan ABD emperyalizminin dünya jandarmalığını hedef alarak, Rusya emperyalizminin de dünya jandarmalığına aday olduğu anlamına geliyordu. Nitekim, havlu atmış olan Rusya emperyalizmi toparlanarak güçlenmiş, ABD emperyalizmine karşı başka bir emperyalist güç veya başat güç olarak başını çektiği emperyalist blok (Şangay Beşlisi) örgütlenmesiyle yeniden sahneye çıkmıştı.
ABD’nin Soros üzerinden planlayıp yürüttüğü söylenen meşhur renkli devrimler, Putin Rusya’sı tarafından tersyüz edilerek boşa çıkarıldı. Çok daha sonraları sahneye çıkan ‘’Arap Baharı’’ safsatasıyla isimlendirilip geliştirilen süreç de yine Rusya’nın rolüyle Suriye ayağında resmen sabote edildi. Hatta Erdoğan iktidarı şahsında ‘’TC’’ de bu dönemi takiben ABD’den uzaklaşarak Rusya’ya yanaşma eğilimine girdi. Diğer stratejik hamlelerle BOP-GOP projesi de çökmüştü. Suriye’de Rusya’nın inisiyatifi ele geçirmesiyle ABD kısmen veya taktiksel olarak geri adım atarak geriledi, adeta yalnızlaşıp bölgedeki prestiji zaafa uğrarken, Rusya’nın pozisyonunu ileri çıktı.
Ne var ki, ABD emperyalizmi gerek ekonomi olarak gerekse de askeri olarak devasa gücünü koruyan ve bu anlamda dünya hegemonyasını esasta sürdüren durumdadır. Dolayısıyla taktiksel geri çekilmeler veya taktik yenilgiler ve Rusya’nın toparlanarak güçlenmesi, hatta operasyonel askeri güç olarak meydana daha güçlü çıkması, ABD’nin emperyalist amaçlarından, genel saldırganlık stratejilerinden vazgeçtiği anlamına gelmez, gelmemektedir. Nitekim bugün Ukrayna’da patlak veren, yarın başka bir yerde hortlatılacak olan gerici dalaş, çatışma ve savaşlar da bunu teyit etmekte, bunun sonuçları olarak yaşanmaktadır. ABD güç ve nüfuzunu koruyup hegemonyasını sürdürürken, Rusya’da ciddi bir güç olma sürecini tamamlamıştır.
Dünyanın siyasi gündemi emperyalist siyaset tarafından belirlenmektedir!
Rusya emperyalizminin Ukrayna işgaliyle olguya dönüşen, ABD ve AB’li emperyalist blokların Ukrayna’yı desteklenmesi ve Rusya karşıtlığında örtüşen tavırları, bizzat taraf olarak yaptıkları tehditkar açıklamaları ve silah stoklarını eritme ya da yeni nesil silahlarını deneme gibi bir çok amaçla alenen silah gönderip savaş tamtamları çalarak kışkırttıkları emperyalist gerici savaş, katliamcı-kıyımcı niteliğiyle halklara karşı somut bir suç ve tehdit iken, dünya halklarına karşı da aynı gerici tehdidi barındırmaktadır. Olguya dönüşen bu gerici gelişmeye karşı proleter devrimci tavır ne olmalıdır sorusuna yanıt vermek elzemdir. Fakat bundan önce, yaşanan gelişmenin koşullayıcı zemini, nedenleri ve niteliği hakkında, kısaca emperyalizm bağlamında kısa bir değerlendirme yapmak zorunludur.
Tek kutup olarak emperyalizm, küresel bir dünya sistemidir. Bu sistem, gerici çıkar, nüfuz ve hegemonya dalaşına bağlı yaşanan iç çelişki ve çatışkıları temelinde, arasında bölünmüş ya da karşılıklı olarak örgütlenmiş olan emperyalist gericiliklerden ibaret farklı siyasi güç ya da odaklarca temsil edilmektedir. Farklı siyasi bloklar zemininde olmak kaydıyla, tek sınıf kutbunu oluşturan emperyalist dünya gericiliği, dünya proletaryası ve halklarından oluşan devrimci dünya kutbunun düşmanıdır. Proleter sınıf devrimleri ve sosyalist kutbun emperyalist dünya gericiliğine karşı somut bir örgütlenme ve tehdit oluşturmadığı koşullarda, emperyalist güç ve bloklar arası çatışma öne çıkan egemen eğilim olarak dünya şartlarını tayin eder, objektif olarak eden bir durumdur. Dünyanın siyasi şartları esasta emperyalist gericilik tarafından belirlenmektedir. Ne ki, bu durum, devrimci dünya kutbu tarafından yürütülen sınıf mücadelelerini ortadan kaldırıp yok eden değil, bilakis aktüel tutarak gelişmesini koşullayan nedendir. Dolayısıyla, emperyalist gericiliğin dünya şartlarını belirleme gerçeği, değişmez-değiştirilmez bir gerçeklik değil, geçicidir. Devrimci sınıf cephesi, objektif olarak bir sosyalist kutup örgütlülüğüne sahip olmasa da sınıf olarak bir kutuptur ve dünya şartlarını belirlemede mevcut mücadelesiyle tali düzeyde rol oynayan ikinci siyasi kutuptur.
Bu ne demektir: her siyasi odağıyla emperyalist bloklar tek gerici sınıf kutbunu oluşturmaktadır; ikinci kutup devrimci sınıfların temsil ettiği proleter sınıf kutbudur. Emperyalist gericilik her ne kadar dünya sistemi olarak egemen de olsa, devrimci sınıf kutbu vardır ve stratejik olarak emperyalist gericiliği tarihin karanlığına göndermeye adaydır. Dahası, emperyalist gericiliğin işgal-ilhak ve savaş saldırganlığı egemen de olsa, devrimci sınıf savaşları bu gerici savaş saldırganlığını alt ederek savaşları ortadan kaldırma dinamiğine sahiptir. Haklı savaşlar er ya da geç haksız savaşları yenerek savaşsız bir dünya kuracaktır. Ancak reel olarak emperyalist gericilik egemendir ve dünyayı kana bulayarak talancı barbar saltanatını sürdürmektedir. Yaşadığımız mevcut şartlar, yaşanan gerici savaş ve saldırganlıklarla fiilen ve geçici olarak emperyalist gericiliğin emanetindedir. Bu emanet mutlaka geri alınacaktır! Çünkü emperyalist gericilik sistemi sürdürülemez, kabul edilemez, köhne bir sistemdir.
Sömürgeci vahşi talan eğilimine paralel gelişen dünya pazarına tahakküm ederek egemen olma ve bu çapta bir nüfuz ve hegemonya kurma hırsı, tekelci emperyalist sermayenin doyumsuz iştahından bağımsız olmayıp, onun kanlı ilhak-işgal, gerici savaş ve barbar saldırganlığını koşullayan köhnemiş kıyımcı karakteridir; temel karakterinin besleyenidir.
Bu ne anlama gelir: Emperyalist dünya sistemi ve/veya emperyalist dünya gericiliği egemen oldukça;
a)-Onun farklı sermaye ve güçleri arasındaki bölünme, örgütlenme ve bloklaşma kaçınılmaz olarak gündemde olacaktır,
b)-Buna bağlı olarak onun iç çelişki ve çatışmaları, gerici dalaş, savaş ve saldırganlığı, büyük bir tehdit olarak devam edecektir,
c)-Sömürgeci işgal-ilhak ve gerici savaş saldırganlığında vücut bulan bu tehdit, katliam ve kıyım barbarlığı temelinde esasta dünya halkları ve mazlum uluslarını hedefleyecek, nüfuz ve hegemonyaya bağlı gelişen iç çatışma ve dalaşa dayanan gerici savaşları esasta emekçi halklar ve mazlum uluslar üzerinden yürütülecektir,
d)-Klasik bir dünya savaşı yaşanmadığı müddetçe (ki, bunu tercih etmeleri oldukça zordur, çünkü bunun sonuçları kazanan taraf bırakmayacak kadar tahripkâr olup sınıf devrimlerine yol açacaktır…), emperyalist gerici savaşlar lokal-bölgesel savaşlar kroniği biçiminde cereyan ederek eksik olmayacaktır,
e)-Bütün bu süreçlerde yaşanan gerici savaşların ağır faturası işçi sınıfına, emekçi halklara ve mazlum uluslara çıkarılır,
f)-Halklar ve uluslar arasında yapay sorun ve çelişkiler yaratıp kışkırtarak çıkardığı gerici savaşlarla tahakküm eder ve tahakkümünü derinleştirerek sürdürür,
g)-Kadınlar ve çocuklar tüm tecrübelerce kanıtlandığı üzere bu savaş ve saldırganlığın en büyük kurbanları olarak en acımasız kıyıma maruz kalır-bırakılır. Çünkü, emperyalizm doğaya, insana ve masum olan her şeye, özgür ve aydınlık geleceğe düşmandır ve o, kriz, kaos, bunalım, buhran, savaştan beslenir. O, açlık, zulüm, ölüm, karanlık demektir.
Rusya’nın işgalci saldırganlığı asla kabul edilemez!
AB’li emperyalistler dahil olmak üzere, özellikle ABD emperyalizmi, Rusya emperyalizminin toparlanıp gelişmesini sindirmedi. Zira, Rusya emperyalizminin gelişmesi, emperyalist dünya haydudu ABD emperyalizmi tarafından kendine dönük bir tehdit olarak telakki edildi ve bu, milli güvenlik stratejisi belgesinde resmi olarak ve alenen beyan edildi. Rusya’ya dönük bu tehdit tanımı, bir anlamda Rusya emperyalizminin gelişmesinden duyulan korkuya dayanırken, esasta ABD’nin ‘’tek kutuplu dünya’’ safsatasıyla elinde tuttuğu dünya hegemonyası ve dünya jandarmalığı nüfuzunu sürdürme ya da kimseyle paylaşmama istemine dayanmaktadır.
Bundan hareketle, ABD emperyalizmi bütün stratejilerini Rusya-Çin merkezli emperyalist bloğa ve özellikle de Rusya emperyalizmine karşı ya da onu sınırlayarak gelişip yayılmasını sınırlama üzerinde biçimlendirdi. Nitekim, ABD emperyalizmi Ortadoğu’dan, Kuzey Afrika ve Latinlere, Balkanlardan Kafkasya’ya, Rusya’nın devlet sınırları ve nüfuz alanlarına dönük bir dizi strateji devreye sokularak pratik adımlar gerçekleştirdi. Ne ki, özellikle eski Sovyet ülkeleri ve yakın komşularına dönük ve Suriye’de ABD’nin bu adımları Putin Rusya’sı tarafından adeta geri püskürtüldü. Suriye’de esasta Rusya’ya karşı yaşadığı bozgundan sonra ABD, doğrudan Rusya’yı hedefleyen temelde yeni çatışma alanlarına göz dikerek buralarda çatışmalar kışkırtıp stratejilerini uygulamada hızlandı. Ukrayna sorunu esasta bunların sonucu veya bunlardan biridir. Ki, Rusya emperyalizmi ABD’nin kendisine dönük bu yönelimi okuyarak ve bizzat somut biçimde hissederek somut yanıt verdi.
Bu gerçeklik neyi kanıtlar: Ukrayna’da Rusya’nın gerici işgaliyle cereyan eden gerici savaş, esasta ABD (hatta AB) ile Rusya arasında yaşanan bir savaştır. Savaşan Ukrayna ulusu ve halkları iken, savaş ABD ile Rusya’nın savaşıdır. Ukrayna’nın somut olarak yürüttüğü savaş ABD vekalet savaşıdır. Emperyalistler genellikle kriz ve çatışmalarını bizzat kendileri değil, uzantısı güçler veya maşaları eliyle yürütür, savaşı oralara nakleder, faturasını da ora ulus ve halklarına çıkarır, yükler. Bir kez daha altını çizmekte fayda var ki, bu gerçekliğe rağmen Rusya’nın işgalci savaş saldırganlığı aklanıp hoş görülemez, dolayısıyla Ukrayna’nın işgale karşı savaşı da meşruluğundan ve haklılığından bir şey yitirmez. İşgalci saldırganlığın esas gerekçesi, Ukrayna’nın AB’ye üyelik için hazırlanması (ki, ortaklık anlaşması zaten mevcuttur) ve elbette mevcut iktidarın ABD yanlısı olup onun stratejilerine uygun olarak Rusya aleyhine rol oynamasıdır. Rusya emperyalizminin, ABD emperyalizminin kendisine dönük stratejileri engellemesi veya buna dönük adımlar atması emperyalist mantalitenin gereği iken, işgalci saldırganlığı asla kabul edilemez; ABD emperyalizmiyle dalaşını diğer uluslar üzerinden, onları işgalci saldırganlığa tabi tutarak yürütmesi benimsenemez. En önemlisi de Ukrayna’nın AB’ye girmek istemesi tamamen Ukrayna’nın bileceği iştir, onun bağımsız iradesidir. Rusya’nın bu gerekçeyle işgalci savaşa girişmesi asla kabul edilemez, haklı ve anlaşılır bir tarafı olamaz.
Örtülü ve kısmen de kontrollü olarak sürdürülen çatışma ve savaşlar yeni tipte dünya savaşıdır
Rusya emperyalizminin bu saldırganlığında oyun kurucu olan ve koşullayan ise ADB emperyalizmidir. ABD emperyalizminin Rusya’ya dönük politika ve stratejisini başka ulus ve halklar üzerinden yürütmesi savaş kışkırtıcılığı ve sorumluluğunun başat nedenidir. Kısacası, işgal ve savaştan Rusya ve ABD-AB’li emperyalistler sorumludur. Bu savaş, Ukrayna’nın değil, onlarındır. Bu bağlamda, işgale karşı mücadele ve savaşmak meşru iken, Ukrayna halklarının kendi iş birlikçi kukla burjuvazisine ve egemen iktidarlarına karşı savaşması da doğru, gereklidir. Ukrayna ulusu ve halkları emperyalist çıkarlar uğruna ve bizzat onların savaşını yürütmek durumunda değildir. İşgale karşı savaş öncelikli iken, kendi işbirlikçi burjuva iktidarına karşı savaşmaları da görevdir.
Putin’in orduya verdiği talimatla Rusya askeri Ukrayna’ya girerek resmen bir işgal gerçekleştirip gerici bir savaş başlatmış oldu. Bu, Rusya emperyalizminin operasyonel sahada attığı ciddi bir adım ve adeta yeni bir dönemin işaretidir. Operasyonel özelliği dediğimiz işgalci saldırganlıktır ki, Rusya’nın emperyalist dünya gücü olarak dünya üzerindeki belirleyenler arasında daha kuvvetli pozisyonda alacağı anlaşılmaktadır. Rusya’nın askeri olarak daha etkin ve askeri bakımdan sahada olacağı ilanıyla birlikte, savaş ve işgal düzeyinde askeri saldırganlığını geliştireceği anlamına geliyor. Yaşanan durum, Rusya’nın askeri sahada daha görünür adımlar atabileceğinin de bir göstergesidir ki, bu, yumruğunu masaya vurduğu anlamında okunabilir ki ABD’den AB’ye ve NATO temsilcisine kadar ilgili emperyalist güç ve blokların tehditkâr açıklamaları da bu korku, panik ve okumanın ürünü olarak gündeme geldi, gelmektedir. En önemlisi de Rusya’nın bu işgal saldırısı büyük bir savaşı olası ve olanaklı kılan bir değer taşımaktadır. Yapılan açıklamalar da bu olasılığın mümkün olduğunu doğrulamaktadır.
Büyük savaş patlak verir mi? Patlayan zaten o büyük savaştır. Silah, destek ve savunma temelinde hepsi işin içindedir ve içinde olduklarını da alenen beyan etmektedirler. Buna karşın Putin kararlı görünmektedir ki Rusya’nın tavrı genel olarak kendine güven temelinde emin adımlar ve risk oranı az olan politikalar temelinde gelişmektedir. Ancak Ukrayna işgali savaşın derinleşmesine ya da derinleşerek uzamasına yol açacak bir savaş hamlesi olarak tehlikelerle doludur. Rusya işgal ve savaş başlattığına göre, bundan sonuç almadan savaşa son vermesi zor görünmektedir. Ancak karşısındaki blokların Ukrayna’ya verdiği destekler düşünüldüğünde savaşın kısa değil, daha uzun sürmesi olasılıktır. Fakat, klasik bir dünya savaşının tercih edilmediği veya göze alınmadığı bilinmektedir. Ki zaten sürdürülen savaş ve savaşlar aslen bir paylaşım savaşıdır. Örtülü ve kısmen de kontrollü olarak sürdürülen çatışma ve savaşlar yeni tip bir dünya savaşıdır.
Bugün, Rusya emperyalizminin Ukrayna işgali, bu işgale vesile edilen gelişmeler, bu gelişmeleri koşullayan gerici strateji, amaç, çıkar ve siyasi dalaşlar, özcesi yaşanan savaş ve saldırganlık, bunun yarattığı tüm tehdit ve yaratacağı tüm acı sonuçlar kesinlikle emperyalist gericilikten bağımsız değildir; bilakis emperyalizmin ürünüdür. Ukrayna işgali ve savaşı başta olmak üzere, bütün acıların ve gericiliklerin kaynağı emperyalizm ve emperyalist gericiliktir. Ukrayna işgali şahsında birinci dereceden sorumlu olanlar, Rusya, ABD, AB’li emperyalistler iken, ikinci dereceden sorumlular ise, emperyalist strateji ve oyunlara alet olan, olmayı kabul ederek emperyalist güçlere yaslanan ve onların kışkırtmalarına zemin sunan Ukrayna’nın işbirlikçi burjuvazisi ya da iktidarıdır.
Rusya yanlısı iktidarı düşürüp iktidara-devlet başkanlığına gelen Zelenski, ABD ve AB’li emperyalistlerle işbirliği içinde hareket ederek Rusya emperyalizmine karşı pozisyon alıp, iktidarı şahsında Rusya aleyhine ve ABD, AB lehine şartlar barındıran bir Ukrayna gerçeği yarattı. Kuşkusuz ki, bu, Rusya emperyalizminin işgalciliğini haklamaz. Lakin, Rusya’nın gerici saldırganlığı gerekçesiyle, Zelenski’nin emperyalizmin kuklası iktidarı ve emperyalist haydutlar arası dalaşta Ukrayna’yı bir çatışma alanına dönüştüren gerici politika ve pozisyonu ya da bu çatışmanın bir parçası olmaya vesile olan işbirlikçi rolü de görmezden gelinemez.
Bütün bunlardan çıkarılması gereken sonuç nedir;
Gerici işgal-ilhak, savaş ve saldırganlığı şahsında emperyalist gericiliğe ve tümden emperyalizme karşı proleter sınıf savaşları temelinde proleter devrim bayrağını kaldırarak kararlı bir savaş yürütmenin yaşamsal bir görev olduğu zorunluluğunu; yani, anti-emperyalist mücadele cephesinin örülerek, bu zeminde anti-faşist, anti-kapitalist devrimci savaşın geliştirilerek sınıf devrimi alternatifini yükseltmemizi emreder, bu;
Bir; Rusya emperyalizminin Ukrayna’ya askeri saldırısı, topraklarına girmesi ve içişlerine müdahale edip Ukrayna’nın egemenlik haklarını çiğnemesi gerici bir işgal ve savaştır. İki; Rusya emperyalizmi, ABD ve AB’li emperyalistlerin kendisine dönük yürüttüğü strateji ve saldırıları gerekçe ederek, bunun faturasını Ukrayna’ya çıkarma, ora halklarını katliamdan geçirme hakkına sahip değildir. İşgal ve saldırısını bu gerekçelerle meşru gösteremez. Emperyalist dalaş uğruna ulus ve halklar katliama tabi tutulamaz, kurban edilemez. Üç; ABD ve AB’li emperyalistlerin Rusya emperyalizmi ile yaşadığı gerici dalaş ve çatışması, bu manada gerici çıkarları temelinde yürüttüğü dalaşı Ukrayna üzerinden yürütmesi, Ukrayna’yı Rusya’nın kuşatılması veya sınırlanması stratejisi gütmesi, Ukrayna’yı kendi çıkarları doğrultusunda bir çatışma alanı olarak kullanması ve savaş kışkırtıcılığı yaparak ora işbirlikçi iktidarını kendi emellerine ortak edip bir piyon olarak kullanması vb. vs. işgal saldırganlığına zemin yaratıp vesile yaratan bir başka gericilik ya da işgaldeki sorumluluktur. Bu emperyalist blokların oynadıkları gerici rol, onları işgal ve savaş saldırganlığı karşısında doğrudan sorumlu kılar; sorumludurlar. Dört; Rusya emperyalizminin işgaline karşı mücadele ne kadar doğru ve zorunlu bir tavır ise, ABD ve AB’li emperyalistlerin savaş kışkırtıcısı, işgale vesile yaratan, gerici çıkarları ve aralarındaki dalaş doğrultusunda başka ulus ve halkları savaşa sürükleyen oyunları şahsında onlara karşı mücadele de o kadar gerekli, zorunlu ve doğrudur. Beş; Ukrayna işgaline karşı çıkmak ve işgalci saldırganlık ve savaşa karşı mücadele etmek proleter devrimcilerin enternasyonalist tavrı, devrimci görevi ve gericiliğe karşı mücadele sorumluluğudur. Altı; Ukrayna’nın işbirlikçi burjuva iktidarına rağmen, Ukrayna’nın ulus ve halk olarak işgale karşı mücadele etmesi ve savaş yürütmesi tamamen meşrudur. İşgale karşı mücadele hangi sınıf tarafından yürütülürse yürütülsün haklıdır. Burjuva önderlikte de olsa haklıdır. Desteklenip desteklenmemesi somut bir meseledir. Yedi; İşgale karşı çıkmak, işgale uğrayan ülkenin işbirlikçi (işgalci emperyalist güç dışında başka bir emperyalizme bağımlı olan) iktidarını desteklemek anlamına gelmez. Bu ikisi aynı değil, ayrı şeylerdir. İşgale karşı çıkma tavrı ilerici iken, bu, işgale karşı çıkan iktidar veya burjuvazinin ilerici olduğu anlamına gelmez. Bu durumda, işgal karşıtlığını haklı görüp desteklemek farklı, burjuvazi veya iktidarın sınıf karakteri ve siyasi niteliğini ilerici görüp onu desteklemek daha farklıdır. Salt işgal karşıtlığı bir iktidar ya da burjuvaziye tam bir ilericilik vermez. Ukrayna’nın gerici iktidarı değil, işgale karşı çıkma tavrı haklı-ilericidir. Desteklenmesi gereken şey, iktidar değil, işgal karşıtlığı veya işgale karşı mücadeledir. Özcesi, işgale karşı kayıtsız kalamazken, işbirlikçi gerici iktidarın niteliğine karşı da kayıtsız kalamayız. Bir tutumu haklı görüp desteklemek ayrı, o tutumu sergileyen işbirlikçi burjuvaziyi-iktidarı tümden ilerici görüp desteklemek ayrıdır. Kuşkusuz ki, birincisi doğru, ikincisi yanlıştır.
Sonuç olarak; proleter devrimcilerin tavrı, tartışmasız biçimde işgal-ilhak ve gerici savaş saldırganlıklarına karşı kararlı bir mücadelenin yürütülmesi, bunun için anti-emperyalist mücadele cepheleri geliştirmesi görevlerinde biçimlenmelidir. Bu tavrın diğer parçası ise, emperyalist dünya barbarlığının tümüne karşı mücadele bilinciyle hareket edilmeli, işgal ve işgalci güce karşı mücadele ederken, onun kaynağı olan emperyalist dünya gericiliğini tümden mücadele hedefine koymalıdır. Aynı zamanda, yerel-yerli gericiliklerin emperyalist güçlerin piyon ve maşası olarak bu savaşlarda rol ve sorumlulukları gözden kaçırılmadan bu suçlulara karşı da mücadele edilmelidir. Özellikle her ulusun komünist ve devrimcileri kendi burjuvazisine karşı savaşı yükseltme sorumluluğuyla hareket etmelidir. Bu, işgale karşı mücadele önceliğini ortadan kaldırmaz.
İşgalin ötesinde, emperyalist gerici savaşlar gerçeğinde sınıf mücadelesi ve devrimleri perspektifiyle hareket etmek ve bu mücadeleyi yükseltmek zorunludur. Kuşkusuz ki, işgal koşullarında görev işgale karşı savaştır. Ancak işgalle birlikte, bu savaşların emperyalist gerici savaşlar olarak da karakter taşıdıkları, dolayısıyla gerici savaş niteliği taşıyan savaşlarda, bu savaşlara ortak ve taraf olma yerine, gerici savaşların tümüne karşı çıkma, kendi gerici burjuvazisine karşı da mücadele etmek komünistlerin unutmaması gereken tavırdır. Ukrayna işgal edilmiştir; bu işgale karşı mücadele esastır. Ama bu işgal veya savaş aynı zamanda emperyalist gerici savaş niteliği de taşımaktadır. Dolayısıyla komünist ve devrimcilerin emperyalist gerici savaşlarda taraf olması ve bu savaşlara kendi burjuvazisi ya da bir emperyalist güç cephesinden girmesi düşünülemez. Gerici savaş niteliklerinde, bu savaşların teşhir edilmesi ve bunlara karşı sınıf mücadelesi ve devrimlerinin geliştirilmesi esas görevdir.
Ukrayna işgali (ve işgal) meşru olmadığı gibi, işgale karşı mücadele haklıdır. Ama bu sürecin tüm sorumlu ve suçlu gericileri-gericiliklerine karşı genel bir mücadele gereklidir. Bunlardan hiçbiri lehine taraf-saf tutamaz, bu gericiliklerin cephesinde yer alarak savaşa giremeyiz. Günümüzde yaşanan işgal saldırganlıklarının esasta eski işgallerle bir ve aynı olmadığı, bunların emperyalist gerici blok ve güçler arasında yaşanan dalaş ve çatışmadan karakter aldıkları, bu niteliklerde biçimlendikleri göz ardı edilemez. Ve bugün yaşanan işgal saldırganlıklarının esasta emperyalist dalaşa bağlı olarak gelişen geçici işgaller olduğu, bu manada bu işgallerin işgal niteliğinden ziyade emperyalist gerici dalaş ve çatışmalar niteliğine sahip olduğu söylenebilir. O halde, bütün bunlara, somut işgale karşı mücadelenin yanı sıra, emperyalist gerici savaşlar niteliği bakımından yaklaşmak ve bu bağlamda gericiliklerin yanında yer almadan bütün gericiliklere karşı mücadele karakterini öne çıkarmak doğru olanıdır.









