
Tufan Göründü / Neoliberalizmin İflası Üzerine Altı Deneme – Bülent Somay
Bu kitapta esas olarak üstünde durduğum noktalar şunlar: 1. Neoliberalizm çağında bilginin üretilmesi, iletilmesi ve dağıtılmasında yaşanan ve entelektüel mülkiyet, medya ve üniversite çevresinde yoğunlaşan derin kriz; 2. Buna bağlı olarak “Hakikat” dediğimiz, başlangıcından bugüne felsefenin esas konusunu teşkil eden ve birbirimizle anlaşabilmemiz için zorunlu olan kavramsal zemini oluşturan şeyin kaybolma eğilimine girmesi; ve 3. “Popülizm” diye adlandırdığımız, bir bakıma binyıllardır çeşitli adlar altında varolan, ama daha somut bir açıdan bakıldığında da son yarım yüzyıldır hızla yükselen yeni politik/kültürel oluşum(lar). Bunlar aslında yapmamız gereken tartışmaya bir önsöz bile sayılmaz; daha ziyade bir döküm, bazı soruların, bazı metodoloji arayışlarının yüksek sesle söylenmesi. Bundan sonrasını ise bu konuların tümünde söyleyebileceklerimiz, yapacaklarımız belirleyecek; çünkü mücadelenin sonucunda ne olacağı, mücadele boyunca yapılanların ta kendisidir, ne eksik ne fazla.
Mutlaka kaçınmamız gereken tek şey ise susup (ya da birkaç yüzyıldır ezberlediğimiz klişeleri tekrarlamakla yetinip) olacakları seyretmek ve tarihin müthiş bir iyi niyet ve merhametle bizi masum seyirciler, elinden bir şey gelmeyen gözlemciler ya da “yenik kahramanlar” olarak yargılamasını çaresizce beklemek.
Bülent Somay
Kitabın tanıtım bölümünden
Künye: Tufan Göründü, Yazar: Bülent Somay
Metis Yayınları, 224 Sayfa

Diyarbakır ya da Sodom’un 5 No’lu Zindandaki Bin Günü– Recep Maraşlı
Bir film izledim… ve filmde olup bitenlerin, yani “kurgulanan”ların “yaşanan”lara bu kadar çok benziyor oluşu karşısında iliklerime kadar ürperdim.
Marquie de Sade’ın 1904 yılında yayınlandığında büyük sansasyon yaratmış Sodom’un 120 Günü veya Sefahat Okulu isimli kitabına dayanan, Pierre Pasolini’nin yönettiği, 1975 yapımı bu film, 1943-1945 yılları arasında Kuzey İtalya’da Nazi işgal kuvvetleri tarafından kurulmuş olan faşist Salo Cumhuriyeti’nde (İtalyan Sosyal Cumhuriyeti) geçmekte.
Filmde anlatılanlar, 1981-83 yıllarında Diyarbakır 5 No’lu Askeri Cezaevi’nde yaşayanların “vahşet dönemi” diye niteledikleri, yaklaşık bin gün süren bir dönemde yaşandı… Yani Esat Oktay Yıldıran Cumhuriyeti’nde…
Acaba Diyarbakır 5 No’lu Cezaevi’ni siyasal-sosyal bir deney merkezi olarak tasarlayanlar bu filmi izlemiş miydi? İzlememişlerse bu, faşizmin insan kişiliğini aşağılamaktaki evrensel anlayışını anlamak bakımından dehşetli bir örnek olmalı.
Diyarbakır 5 No’lu Askeri Cezaevi, cezaevinden öte, tutsakların siyasal, etnik ve cinsel kimliklerini yok ederek, aşağılayarak teslim alınmasını amaçlayan özel bir “şiddet laboratuvarı”ydı. Burada yaşatılanlar insanın hayal gücünü hayli zorlayacak türdendi… Elinizdeki kitapta bu yaşanılanların küçük bir kısmı yazıldı; yaşayanların bedenlerinden ve hafızalarından…
Kitabın tanıtım bölümünden
Künye: Diyarbakır ya da Sodom’un 5 No’lu Zindandaki Bin Günü, Yazar: Recep Maraşlı
Dipnot yayınları, 134 Sayfa

Telaş Bandosu – Semih Öztürk
“Her şey nasıl başladıysa öyle bitti Gazella. Kendi kendine. Sakince. Ne bir eksik ne bir fazla. Bana yalnızca anlatmak emredilmişti. Yürüdüm. Paçalarımda çamur. Cebimde ekmek. Tuz. Peynir. Hüsnüyusuf tohumu. Herkese yetecek kadar dünya vardı oysa. Umut ve silah taşımak yasaktı. Yürüdüm. Anlatmak ve bağışlanmak için.”
Semih Öztürk, karakterlerinin hayat karşısındaki korkularını, tedirginliklerini, özlemlerini ve meraklarını temsil eden gürültülerin içindeki ahengi göstermeye çalışıyor. Hem ağızlarından her çıkanı dinliyor, hem de ruhlarının
derinlerinde saklanmış utangaç sesleri öne çıkmaları için telkin ediyor. Sonrası neşeyle el çırpmalar, caddeleri üzgün üzgün adımlamalar…
Telaş Bandosu, rengârenk duyguların bütünü, son ki üç dört!
Kitabın tanıtım bölümünden
Künye: Telaş Bandosu, Yazar: Semih Öztürk
İletişim Yayınları, 87 Sayfa










