Connect with us

Analiz

Yiğidim Aslanım ile Teslimiyet ve Müesses Nizamın Açık Faşizme Dönüşümü

CHP, AKP-MHP faşist rejiminin mevcut burjuva yasaları da çiğneyerek yaptığı siyasal darbeye “sandıkta hesap soracağız” yanıtı vererek, fiilen teslim olmuştur. AKP-MHP faşist rejimi 19 Mart sonrası gelişen anti-faşist gençlik hareketini de CHP ile kontrol altına alarak, etkisizleştirmiştir.

yazı

Türk burjuva sınıfının ihtiyaçları doğrultusunda biçimlenen, Türk burjuva devletini de ideolojik olarak var eden bir müesses nizam vardır. Bu müesses nizam Türk burjuva sınıfının büyüme ve kendini güvence altına alma refleksleriyle biçimlenmiştir. Müesses nizam; süreç içerisinde, Türk burjuva devletinin resmi ideolojisini üretmiş ve kendi siyasal kutsallarını yaratmıştır.

Özel mülkiyet (emperyalizme bağımlılık ve burjuva sınıf egemenliği, dolaylı olarak mafya düzeni), Atatürkçülük, Sünni-İslamcılık, ezilen ulus düşmanlığı (Kürt, Ermeni, Rum ve Yahudi) müesses nizamın asli kutsallarıdır. Bütün bu kutsallar Türk burjuva sınıfının ihtiyaçları doğrultusunda kalıcı siyasetler olageldiler, emekçi halkı bu kutsallar üzerinden sömürdüler.

12 Eylül faşist darbesine kadar müesses nizamı temsil eden resmi ideoloji Kemalizmken, 12 Eylül sonrasında, Türk burjuva sınıfların çıkarları doğrultusunda resmi ideoloji Türk-İslamcılık olarak güncellenmiştir. Müesses nizama kutsal olarak 12 Eylül’le Sünni-İslamcılık eklenmiştir.

Türk burjuva devleti serüveni boyunca, düzen içi (kapitalizm içi) siyasal figürler, müesses nizamın reflekslerine uyumlu davrandığı sürece iktidar olma olanağı bulmuştur.

2016 sonrası müesses nizam ise kurucu resmi ideolojinin (Kemalizm) Türk egemen sınıfları için işlevli kısımlarıyla güncellenmiş resmi ideolojiyle (Türk-İslamcılık) sentezlenmesi ardından son görünümüne ulaşmıştır.

***

Temmuz 2016 sonrası, 12 Eylül’le resmileşen Türk-İslamcı resmi ideoloji daha da kurumsallaştırma olanağı buldu. Zorunlu AKP-MHP ilişkisi de Türk-İslamcılığın kurumsallaşmasını pekiştirdi. Bu ilişki zaten yarı-faşist kodlarla var olagelmiş Türk burjuva devletini, açık faşist diktatörlüğe elverişli hâle getiren bir siyasal zemine taşıdı.

AKP-MHP faşist rejimi başta emperyalist burjuvazi ve ona bağımlı TÜSİAD ve MÜSİAD gibi burjuva sınıf örgütlerini de memnun etti. Grevi yasak kılan, kitleleri bastıran, devrimci-komünist siyaseti felç eden faşist rejim, Türk burjuva sınıfına muazzam bir güvence sundu.

Bunun yanı sıra “şahsının” merkezinde olduğu rantiye ekibi, oligarşik bir zümre lehine ağırlık koyup, bütün devlet olanaklarını ve hatta kolluk güçlerini, mahkemeleri bu oligarşik zümrenin emrine verdi. Böylelikle bu zümrenin kâr marjının sürekli artırmasını sağladı, sağlıyor.

Rejim, toplamda bütün bir burjuva sınıfına güvence ve sağlıklı büyüme olanağı sunarken, diğer yandan da beşli çete gibi oligarşik bir zümreyi de açıkça kayırıyor. Kontrolündeki zenginlikleri, diğer sermaye çevrelerine kaşıkla verirken, bu oligarşik zümreye kepçeyle sunuyor.

Bunun dışında rejim, kılıfını bulduğunda muhtelif burjuva çevrelerin de mülklerine çökmekten geri durmuyor. Son olarak Can Holding ve Bilgi Üniversitesi vakası bu duruma en somut örnektir.

Kendine bağlı oligarşik zümreyi kayıran ve bazı burjuva çevrelerin zenginliklerine el koyan yaklaşım, burjuva sınıfını tedirgin etse de en nihayetinde AKP-MHP rejiminin emeğe karşı aldığı olağanüstü önlemler, burjuvazi açısından rejimin devamlılığına meşruiyet sağlamaktadır.

Bilindiği üzere, pandemiyle birlikte yoksullaşma, iş güvencesizliği ve işsizlik daha da kronikleşti. Bu denli bir ekonomik krizin de zor gücüyle bastırılması, burjuva sınıfı açısından AKP-MHP faşist diktatörlüğünü vazgeçilmez hâle getiriyor.

Ayrıca ABD Başkanı Trump’ın her fırsatta “şahsını” övmesi, ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın, Ortadoğu’da en işleyen yönetim modelinin “hayırsever monarşi” olduğunu söylemesi de AKP-MHP faşist diktatörlüğünün uluslararası/ emperyalist güvencesinin ne denli “sağlam” olduğunu gösteriyor.

***

CHP’nin büyük kentleri, son iki yerel seçimler sonucu yönetmeye başladığından bu yana, Türkiye’de burjuva egemenliği ikili iktidar durumu yaşıyor. Merkezi iktidar AKP’de kalmaya devam ederken, yerel iktidar CHP’ye geçti.

Özellikle ikinci yerel seçimde, CHP’nin İstanbul’da Kürt Hareketi’yle girdiği “kent uzlaşması” ittifakı, düzen dışı bir niteliğe sahip olmasa da müesses nizamı tehdit eden bir mahiyete sahipti. Gezi Ayaklanması’nda hafızalara kazınan meşhur BDP bayrağı tutan eylemciyle Türkiye bayrağı tutan eylemcinin birliği bu kez faşist rejimin İstanbul’da yenilmesine yol açmıştı.

CHP’nin pragmatik hesaplarla da olsa Kürt Hareketi’yle kurduğu ilişki Türk burjuva devletini ve egemen sınıfların mutlak egemenliğine aykırıydı. CHP iktidar ya da muhalefet olacaksa, bu müesses nizamın kutsallarına uygun olmalıydı.

AKP-MHP faşist rejiminin CHP’ye el koyup, Kılıçdaroğlu’na teslim etme süreciyle; Kürt Hareketi’ni Türkiye’deki demokratik cephenin dinamik unsuru hâlinden çıkarıp, Bahçeli’nin ağzından ilan edilen ikinci “barış” süreci aynı anda başlatıldı.

Kılıçdaroğlu’nun Ekmelettin İhsanoğlu hamlesiyle mutlak mutlanla sonuçlanan CHP’ye el koyma darbesinde aldığı rol arasında ideolojik-politik bir süreklilik vardır. Kent uzlaşısından sonra düzenin bütün figürlerinin AKP-MHP faşist rejimine uygun bir biçimde harekete geçmesi, toplam olarak müesses nizamın refleksidir.

Perinçek’ten Kılıçdaroğlu’na, Kılıçdaroğlu’ndan Özdağ’a/Dervişoğlu’na ve Bahçeli’ye bütün müesses nizam bileşenleri, AKP-MHP faşist rejimine karşı yükselen kitle hareketini hedef almaktadır.

Örneğin Özdağ ekibinin 19 Mart sonrası eylemlerden bu yana alanlarda sol-sosyalist siyasetler ve Kürtlere karşı sürekli kışkırtma işlevi görmesi müesses nizam içinde oynadıkları “muhalefet” rolüyle direkt ilişkilidir. Son ODTÜ provokasyonu da bu saptamanın sağlaması niteliğindedir. AKP-MHP faşist rejimi Özdağ’ı kitle hareketlerinin içine sokarak operasyon yapmaktadır.

***

Şimdi gelelim müesses nizamın operasyonlarla törpüleyerek teslim aldığı Özel CHP’sine. Hemen ifade edelim; CHP, AKP-MHP faşist rejiminin mevcut burjuva yasaları da çiğneyerek yaptığı siyasal darbeye “sandıkta hesap soracağız” yanıtı vererek, fiilen teslim olmuştur. AKP-MHP faşist rejimi 19 Mart sonrası gelişen anti-faşist gençlik hareketini de CHP ile kontrol altına alarak, etkisizleştirmiştir.

Bu nedenle mutlak butlan kararı sonrası, 19 Mart sonrasına benzer bir eylemlilik ortaya çıkmamıştır.

Bu arada AKP-MHP faşist rejimi yalnızca CHP’yi değil, bütün siyasal iradesini CHP’ye endeksleyen reformist solu da dolaylı olarak teslim almıştır. Çünkü CHP teslim olurken, bu teslimiyeti emekçi halka teşhir etmek yerine, CHP’yi ziyaret edip Özel’le pozlar vermek, siyasal olarak bağımsız bir irade sergilememek esas olarak teslimiyeti paylaşmaktır.

Bu nedenle, müesses nizamın açık faşizm için güçlü adımlar atıp, burjuva muhalefeti de açık faşizme hazır hâle getirdiği bir tarihsellikte, “Bir oy Kemal’e bir oy ………’e” şiarları atan oportünist siyasal çizgi de iflas etmiştir.

***

Gelinen aşamadan sonra, yaşadığımız coğrafyada en basit burjuva demokratik hak için bile kitleleri isyana çağıran bağımsız devrimci-komünist siyasetin inşası yaşamsaldır. Bunun için mecal var mıdır, bu da ayrı bir tartışmadır. Ama gerçek olan genel oy hakkı için bile faşizme faşizm demek ve ona teslim olan bütün düzen siyasetleriyle araya set çekmek gerekir. Müesses nizamı açıkça tehdit etmeyen her seçenek onun bir parçasına dönüşür.

Türk burjuva siyasetinde ara formların silindiği, açık faşist diktatörlüğün muntazam olarak kurumsallaştığı bu ortamda, bağımsız devrimci-komünist siyaseti inşa etmek ve müesses nizama karşı bütün demokratik unsurları da bu inşanın kuracağı birleşik cepheye dâhil etmek dışında bir seçenek yoktur.

Devrimci-komünist siyaset, müesses nizamın bütün öznelerini hedef alarak, burjuva muhalefeti emekçi halka teşhir ederek yeni bir yol açmayı deneyerek inşa edilmelidir. Aksi her durum teslimiyetin derinleşmesidir.



Mayıs 2026
PSÇPCCP
 123
45678910
11121314151617
18192021222324
25262728293031

More in Analiz