Connect with us

Makale

İzlememiz Gereken Politika Gayet Berraktır

Ukrayna’da bir işgalin olmadığı, orada, batılı emperyalistlerle Rusya’nın savaş halinde olduğu görüşü de oldukça revaçtadır. Serap gören bu görüş, emperyalizm çağında olduğunun farkında değil. Tüm dünyada, emperyalist güçlerin girmediği, rekabet halinde olmadığı, güçlerden birinin açık işgali durumunda, karşıt emperyalist gücün işgale karşı direnen güçleri şu veya bu biçimde desteklemediği tek bir kara ve su parçasının olmadığı gerçeğini görmezlikten geliyor. Arzın kılcal damarlarına, atom altlarına kadar sirayet eden çok uluslu finans kapitali güldüren bir durum bu.

Küreselleşme, Türkiye’de emperyalist işgalleri destekleyen devrimci bir kuşağın oluşmasına yol açtı. Bu destek genellikle örtülü, tül içinde, “tarafsız” bir görünüm arz ediyor. İşgalci emperyalist güç, dil ucuyla kınanıyor. Bunun yanında hemen işgale karşı direnen güçler de savundukları görüşlerinden dolayı kınanıyor, onların işgale karşı direnişleri, haklı ve meşru görülmüyor. Bu kuşak, Afganistan’ın ABD ve NATO işgaline karşı direnişine haklı ve meşru diyemedi, diyenlere de ağır bir şekilde saldırdı. Bugün aynı şey Ukrayna’da oluyor. Aynı kuşak, Ukrayna’nın Rus işgaline karşı direnişine haklı ve meşru diyemiyor. Diyenlere de saldırıyor. Afgan direnişine haklı dememesinin gerekçesi, direnişe önderlik eden Taliban’ın şeriatçılığıdır. Bu gerekçe Ukrayna’da, batının Rusya’yı kuşatma politikası ile direnişte yer alan bazı güçlerin neo-naziliğidir. Bunlar, işgale karşı, bir zamanlar bazı filmler için kullanılan deyimi kullanırsak, “sosyal içerikli”, direnişçiler arıyorlar. Bulamadıklarında iş sapa sarıyor.

 Bu kuşağın çoğunun, komünist partilerin mücadele tarihinden, izledikleri doğru ve başarılı ittifaklar politikasından da haberi yoktur. Bu tayfa bu kafayla Çin’de olsaydı nasıl davranırdı? Japon işgaline karşı faşist Çan Kay Şek’le ittifaka yanaşır mıydı? Arnavutlukta olsaydı, İtalyan işgaline karşı Kral Zogu taraftarları ve İngiliz işbirlikçisi aşırı milliyetçi Balli Kombetar ile ittifaka (Mukje Anlaşması) he der miydi? Böyle diyorum ama hiç belli de olmazdı. Çünkü, bomba ve mermi yağmurunu dıştan seyrederek değerlendirenlerin o yağmurun içine girmeleri durumunda nasıl bir düşünsel ve davranışsal değişim içinde olacaklarını önceden kestirmek zor. 

Türkiye’de bu malum kuşak, afilli, kusursuz kuşak, işgaller karşısındaki tavrını artık ulusların kendi kaderlerini tayin hakkına göre vermiyor. İşgale karşı direnen güçlerin ideolojik ve politik çizgilerine bakarak veriyor. Bu çizgi ileri mi, geri mi? Hal böyle olunca, ulusların kendi kaderlerini tayin hakkı, o hakkın kullanılmasına önderlik eden gücün ideolojik ve politik çizgisine tabi kılınarak kurbanlık bir ilke derekesine düşürülüyor. Bu kuşağın içinde zaten, küreselleşme gerçeğinden dolayı ulus kavramının bittiğini, buna bağlı olarak ulusların kendi kaderlerini tayin hakkı gibi ilkelerin de geçerliliğini yitirdiğini söyleyen kalabalık bir kesim de vardır. Zaman denilen nesneyi zerreciklerine ve yarattığı harikalara değil de kıçına bakarak anlamaya çalışan bir kesime benziyor. Okuyor, anlamıyor, aniden veryansın ediyor.,

Ukrayna’da bir işgalin olmadığı, orada, batılı emperyalistlerle Rusya’nın savaş halinde olduğu görüşü de oldukça revaçtadır. Serap gören bu görüş, emperyalizm çağında olduğunun farkında değil. Tüm dünyada, emperyalist güçlerin girmediği, rekabet halinde olmadığı, güçlerden birinin açık işgali durumunda, karşıt emperyalist gücün işgale karşı direnen güçleri şu veya bu biçimde desteklemediği tek bir kara ve su parçasının olmadığı gerçeğini görmezlikten geliyor. Arzın kılcal damarlarına, atom altlarına kadar sirayet eden çok uluslu finans kapitali güldüren bir durum bu. 

Tam bir garabet manzarasıyla karşı karşıyayız. Bana mı öyle geliyor yoksa bilmiyorum. Büyük işçi devrimlerinin yıkılışından, insanın ve doğanın geniş çaplı tahribatından kaynaklanan ideolojik ve politik krizin sarıp sarmaladığı dağınık devrimci demokratik güçlerin önemli bir bölümünün garabetidir bu. Bunlar, devrimleri dış bir etki olarak yıkan batılı emperyalist güçlerin karşısında yer alan Rusya, Çin, Kuzey Kore, Küba ve Vietnam gibi güçlere can simiti gibi sarılıyorlar. Rusya’yı ve Çin’i emperyalist olarak görmüyorlar. Çin’in sosyalist olarak kaldığını zorlama teorilerle kanıtlamaya çalışıyorlar. 

Bir kartal, bir çaylak yuvasına saldırdığında, yuvadakilerin “hoş geldin yüce kartal” diyeceklerine ihtimal vermiyorum. Ya dağılır, yuvadan kendilerini atarlar, ya da koyun koyuna girerek, yumaklaşarak savunma pozisyonunu alırlar. Bugün Ukrayna’da olan budur. Kimisi yuvadan fırlayıp komşu yuvalara sığınıyor, kimisi de yuvada kalıp kenetleniyor, direnme, var olma mücadelesi veriyor. Kenetlenenlerin içinde, milliyetçisinden, anarşistine, yurtsever demokratından komünistine ve faşistine kadar her türden eğilim ve düşünce mensupları, yapıları var. Bomba ve mermi sağanağı ayırım yapmıyor. Direnen her kıpırtıyı sarıyor, etkisizleştiriyor.

“Bu yuva, çaylak yuvasıdır. Çaylakları sevmem. Kartal haklıdır.”  Mübalağa sanatını kullanıyorum ama ne yazık ki birçok yaklaşım bunu çağrıştırıyor.

Karşı olduğumuz her siyasi gücün her davranışı haksızdır, gayrimeşrudur diye bir gerçeklik yoktur. Çan Kay Şek, yürüttüğü anti- komünist saldırı kampanyalarıyla on binlerce komünisti imha etti yıllarca. Bunların hiçbiri haklı ve meşru değildi. Ne zaman ki ulusun kendi kaderini tayin hakkı, Japon işgali ile çiğnenmeye başlandı, komünist partisi kendi celladı olan faşist Çan Kay Şek’i, işgale karşı ittifaka zorladı ve beyaz generallerin de baskısıyla ittifaka yanaştı, işte o zaman haklı ve meşru bir davranış hattına girdi. Çünkü o hat, komünist partisi ile birlikte Japon işgaline karşı direnme hattı idi. Tabi bu hat çok sürmedi, işgalden sonra aslına rücu etti.

Bugün düşmanın olan, şartların derin ve dramatik bir değişimiyle yarın müttefikin olabilir. Siyaset şartları, şartlar siyaseti biçimlendirir. Siyaset, cebelleştiği düşmana, din adamının şeytana baktığı gibi bakamaz. Komünist siyaset, halka ve halk kavramı içinde yer alan hiçbir sınıfa, din adamının meleğe baktığı gibi bakamaz. Zıtlardan oluşan her şey, zıddıyla münkeşiftir. Zıddıyla ayan olur, keşfolur. 

Senin bu davranışların ve düşmanlarımla bana karşı olan faaliyetlerin, beni kuşatıyor, savunmamı tehlike altına sokuyor. Onun için seni kendi güvenliğim adına, şehirlerin ve de neo-nazilerinle birlikte işgal ediyorum. Rusya bunu diyor ve işgal ediyor. 

 Peki biz ne diyoruz?

 Rusya haklı. 

Ulusların kendi kaderlerini tayin hakkını çiğnemenin hiçbir haklı gerekçesi olamaz.

Sen bana bağlısın, benim bir parçamsın. En azından arka bahçemsin. Lenin, seni boşuna boşadı. Düşmanlarım şimdi seni kapmak istiyor. Buna izin vermiyor ve seni işgal ediyorum. 

Peki biz ne diyoruz?

Putin haklı.

İzlememiz gereken politika gaye berraktır. Ukrayna’nın mevcut işgale karşı haklı direnişini desteklemek; dünya halklarına, Ukrayna’da bugün baş düşmanın işgalci güçler olduğunu anlatmak; Rus ve batılı emperyalistlerin Ukrayna üzerindeki geçmiş ve güncel emellerini de ısrarla teşhir etmek.



Ocak 2026
PSÇPCCP
 1234
567891011
12131415161718
19202122232425
262728293031 

More in Makale