Politik geleneğimizde yabancılaşmaya dair kırılan fay hatlarının ana hatlarıyla üç alanda boy verdiği tespitini daha önceki “Devrim ve Yabancılaşma” adlı makale dizilerimizde dile getirmiştik. Ana başlıkları ile bunlar; ideolojik kavramlar dünyasında anlam başkalaşımı, pozitif olmayan kültürel değişim ve tarih bilincinde yabancılaşma şeklindeydi. Biz bu tespitlere “Sosyal entropide artma” ilkesini de eklemek istiyoruz. Yani ifade etmek istediğimiz, açığa çıkan sosyal verimlilik ve kalitenin düştüğü ilişkiler ağıdır.
Bilindiği üzere geleneğimiz elli yaşındadır ve elli yılı doldurmuş toplumsal olgular, tarih biliminin resmi hadiseleri olmaktadırlar. Bu demektir zaman bir tarihin konusu olacak kadar uzun akmıştır ve değişime uğramıştır. Aslında burada zamanı değişken kılan, bizzat ekonomik etkinlik ve ilişkilerin değişen doğasıdır. Eğer ekonomik alt yapıda hareket olmasaydı biz zamanın değiştiğini anlayamazdık. Eski üretim ilişkilerinin ve dolayısı ile geçmiş zamanın ürettiği tarihsel bilinç ile zamanımızın ruhu anlaşılamaz. Aynı şekilde kültür ve değer üretimi böylesine donuk bir tarihsici anlayışla üretilemez. Eğer savunduğumuz “kutsal” değerler bizleri devrimci bir dönüşümden alıkoyuyorsa ve bir değer fetişizmine rağmen şeyleşme ve sosyal çöpleşme süreçlerine karşı direnç gösteremiyorsak, taşıdığımız bazı değerlerimizin gericileşmeye başladığı anlamına gelir. Burada yüksek sesle belirtmek isteriz ki, zaten gerçek hayatta devrimcilik üretmeden devrimci bir değer üretmenin yolu yoktur. Geçmişin anılarına tutku ile bağımlılığın davaya bağlılık olmadığını da burada belirtmek gerekiyor. Geçmişin anılarını analitik bir tarzda tahlile vurup bir senteze varamamak ve geçmişin ruhlarını günümüzün imdadına çağırmak ideolojik acizlik değildir de nedir? Değerlere bağlılık, geçmişte sınıf mücadelesinde yiten halk kahramanlarının kendi çağdaş zamanlarındaki tarihsel verilere bağlılık değildir. Eğer öyle olsaydı, yaklaşık yarım asır sonra Marks ve Engels’in kuramını teorik ve pratik anlamda geliştirmesi nedeniyle Lenin, Marks ve Engels’in yoldaşı olmaz ve onların tarihte oynadığı role, onların değerinde bir tarihsellikle katkı yapan olarak anılmazdı. İşte burada bağlılık, devrimci bir temelde geliştirmek, değiştirmek anlamına geliyor.
Biz bilgiye pratik yolu ile müdahale edip anlamaya çalıştıkça doğal olarak bilgi değişecektir. Bizlerden önceki sosyalist demokrasi mücadelesinin hayatta olmayan neferlerinin bıraktığı tecrübelerin diyalektik ve tarihsel materyalist analizi, yitip gidenlerimize karşı gerçekleştirebileceğimiz en anlamlı anmadır. Bizi iki yüzlü dindarlardan ayırt edecek “şehit anma” ritüellerinden özgürleştirecek ve proleter ışık ve değerlerle örülmüş maddeci bir yaşama götürecek yol budur. Sınıf mücadelesinin şanlı tarihinde yaşamlarını feda eden devrimci ve komünistleri anma biçimleri, bizlerin gericileşen ve çürüyen yönlerimizi örtmenin bir aracı olamaz. Halkın Komünizm kahramanlarını kendisini tekrar eden ritüeller ile kültleştirmesi anlaşılır bir durumdur. Çünkü tarihin şifresini çözecek anahtarın kendisi olduğu bilincine henüz erememiş yoksul halk kitleleri, kendi kurtuluşunun yolunu bir avuç kahraman nezdinde dışsallaştırır. Bu durum tarih boyunca genelde böyleydi ve buraya kadar olanı anlaşılabilir haldedir. Ama görevi Sosyalist demokrasiyi bugünden yarına inşa etme yolunda yeni toplumun sorunlarını çözme yükümlülüğü olan yaşamdaki politik öncülerin bu durumu aşamamaları ve adeta ana eğilim olan ağlama duvarından başlarını kaldıramamaları anlaşılır bir durum değildir. Eğer bir bağlılık değeri sadece duygu üretiyor çelişki ya da sorun çözme yeteneği gösteremiyorsa, bağlılık burada değer olmaktan uzaklaşarak yerini bağımlılık biçimlerinden birine bıraktığı bir patalojik hadisenin konusu olmaktadır. Başlangıçta bahsettiğimiz kırılan fay hatlarından tarih ile ilgili olanı, yabancılaşmaya dair bölünmenin baş çelişkisi durumundadır. Hatta diğer değişim alanlarına dair durumu belirleyen ortam, tarih bilincine dair yabancılaşmış bilinçtir.
Gelenek sosyolojisinin tarih bilincine dair sapma iki alana ayrılmaktadır. Birincisi, maddelerin geçmişte kalmış hareketlerini dondurup günümüze umutsuzca uygulamaya çalışan ve gittikçe klan özellikleri göstererek marjinaleşmeci eğilim, ikinci olarak da, geçmiş tarihimizin devrimci mirasını zamanın modasına uymadığı gerekçesiyle utangaçça ret eden liberal küçük burjuva reformizmi şeklindedir. Bu durum sınıf bilinçli işçiler açısından kamuoyu önünde açıkça anlaşılır bir durumdadır. Tarihi Marksist bir açıdan bütüncül bir bilim olarak görmeyip tikel alanda burjuvalaşmak noktasında her iki ana eğitimde birleşmektedirler. Çürümekten en fazla şikâyetçi olanların çürüme üretmeye meyilli olduğu garip bir çağın orta yerindeyiz. Bu aynı zamanda sosyalist kurumlarda yeterli fikir özgürlüğü olmadığından yakınan kesimlerin farklı eleştirilere tahammül ve sabrı gösteremediği bir ortama da işaret olmaktadır. Newton mekaniğinin belirlenimindeki bir siyaset bilimi ile geleneğin sorunlarının aşılamayacağı bir gerçektir.
Bir daha ki makalemizde bu mekaniğin siyaset dilini nasıl yapılandırdığını güncel politik yaşamdan örnekleri ile çözümlemeye çalışacağız…
