Connect with us

Makale

Anton Ekmekçi Yazdı: Aptallık Çağının İllüzyonu/Postmodern Siyasanın Kumdan Şövalyeleri

Bir zamanlar politik faaliyete “adadıkları” sınırlı zamanlarının pişmanlığını yaşıyor olmaları üzerinden adamcılık merkezli bir kültürel geri dönüşle postmodernizmle ilişkilenen bu dokunun yerelcilik ve kimlikçiliğe ilişkin gericilik üretmeleri, sosyal bilimle ilgilenen herkese epey şey söylemek istemektedir. 

İnsanın nihayet tanrıyı göksel bir evrensel yaratıcılıktan soyutlayarak kendindeki insanın tekil suretine indirgediği çılgın bir bencil aşamadan bahsediyoruz. Bu durum, idealist insan bilincini tarihinde eşi görülmemiş büyük bir fırtına ve kaosun orta yerine sürüklemektedir. İnsanın gerçekte küçüldükçe kendisini tanrılaştırdığı ve inançsızlaştıkça kendisini devasa bir inancın ikonuna çevirdiği paradokslarla dolu bir aşama bu.

Antik çağda, “Yarı tanrı, yarı insan” varlıkların yaratıcısı olan Grek/Helenistik sentez, kapitalizmin son evresinde kendisini ünlü yapacak algısal figür ve markalarla dans eden insan kılığında geri dönmüştür. İnsan bilincinin antropolojik süreçlerinde ortaya çıkan yabancı bir varlığın, insan bedenini yetenekleriyle beraber ele geçirdiği bir zamandaymışız gibi; insanın bilgisizleştikçe kendisini bilgi deryasının kaptanı zannettiği ve kurtarılmaya muhtaç düştükçe kendisini mesih zannettiği bir durumun evredir. İyilik ve kötülüğün tekilleşip evrenden silindiği, sadece gücü olanların ve olmayanların varlığında, gücü şeytan ile dans ederek ele geçirenlerin üstün dehâlar olarak kabul edileceği ilizyonik bir çağın başlatıcıları mantar gibi çoğalmaktadır etrafımızda…

 Kurtuluş paradigmamızın maddi formasyonu olan proletaryanın tarihsel rolünü kendindeki insansal varlığa gelmiş tanrıya çeviren sapkınlaşmış sol motifli bilinçlerin kalkışmasını yöneten ideolojinin bir tarihi olmadığı için bir gelecekleri de yoktur. Geleneğimizin tarihine geçmişte bulaşarak sosyal formasyonunun dokusunda şu ya da bu sebeple takılı kalmış paralel klan örgütlenmesinin açık ideolojik mücadeleden kaçınarak halk zemininden bile kalmayıp, sermayeyi azıya almış aygıt orijinli düşmanca bir yöntem ile zihinsel tasfiyeciliğe soyunması işte böyle bir zamanın ruhu içerisinde hayat bulmaktadır. Son yıllarda gelenek çevresinde ve sosyalist kurumların etrafında öbekleşen postmodernizm taklitçisi bu dokunun sosyal entropisindeki artış bizlere oldukça ciddi bilimsel veriler vermektedir. Bir zamanlar politik faaliyete “adadıkları” sınırlı zamanlarının pişmanlığını yaşıyor olmaları üzerinden adamcılık merkezli bir kültürel geri dönüşle postmodernizmle ilişkilenen bu dokunun yerelcilik ve kimlikçiliğe ilişkin gericilik üretmeleri, sosyal bilimle ilgilenen herkese epey şey söylemek istemektedir.  İşçi sınıfının davasına karşı pozitif bir politik, ideolojik ve kültürel niyet taşımayan bu kesimlerin huşu ile kendi politik pazarını oluşturmaya çalıştığı bu çıldırma halinde, tabiki her şey mümkün olmalıdır! Hiç kimsenin, neyin ilerici, neyin gerici, neyin illüzyon ya da gerçek ve neyin hastalık ya da sağlık belirtisi olduğunu söylemeye hakkı yoktur. Hayatta geçerli olan tek şey, olguların ben odaklı üretimi ve piyasaya çerçici aceleciliği ile sürümüdür. Ona göre kendisinin içinde olmadığı bir gerçeklik, ya da içine kendisini sokarak özü çarpıtılmamış hiçbir olgu gerçek değildir. Dizginlenemez nesneleri saptırma ve pazar güdüsü öyle bir noktadadır ki adeta kutsal saydığı şehit ritüelleri bile bu pazarın karadeliğinden kendisini kurtaramamaktadır. Bu durum ölen bir insanın arkasından nasıl konuşulacağını unutmaktan öte, anılar kendi politik pazarının bir çerçi zerzevatına dönüşmektedir. “Toplumsal olmaktan uzaklaşmış ve kendin merkezli yapay bir şey üretirsen ancak bu dünyada bir şey olabilirsin.” noktasındaki hayat düsturu gittikçe faşizan bir histeriye dönüşmektedir. Böylelikle kendi ürettiği gerçeklik içinde yaşayan postmodern insan, halkın deyimi ile kendi yalanlarına inanan bir insana dönüşmektedir. Kendisinde tersinden asılı duran gerçekliğin devrimci bir eleştirisi ise düşmanca algılanmaktadır.

Buraya kadar anlattığımız kısımda, bu Hilkat garibesi kesimlerin devrimci aydınlara karşı olan yok edici düşmanlığının sosyo psikolojik parametreleri gizlidir. “Gerçekte kim olduğumu başkasının belirlemesine izin vermek yerine başkasını hiçlemeyi yeğlerim.” türünden bir hayat düsturunun gözlerini kararttığı kesimlerden bahsediyoruz. Devrimci aydınlanmacı ilerlemeyi engelleyemeyince, bu değerlerin taşıyıcısı olan varlıkları hedef almaktan asla çekinmemektedirler. Şüpheci ve güvensizdirler ve devrimci aydınların sözde maskesini düşürüp onların gerçekliğini ortadan kaldırmak için fanatik eylemler düzenleyen gizemli bir tarikatın müritleri gibi kendilerini görmektedirler. Ben odaklı gerçeklik üretimi kurtarıcı bir mesih rolü ile birleşince dinsel kaynaklı bir cahil cesareti üretmektedirler. Kişi burada belki hala bir insan-hayvan suretinde görünüyor olsa da kendisinin gizli güçlerle donatıldığını zanneden modernitenin bir soytarısına dönüşmektedir. Bu saptırılmış gerçekliğin sanal ağlardaki büyüsüne kapılıp ayine duran geniş yığınların varlığı, küçük burjuva sınıfından gelen postmodern devrimci, sanatçı, yazar ve bir miktar avare yarı proleter dümencinin yaşam alanı olmaktadır. Bu öyle bir dalgadır ki, üretilen gerçekliğin nesnellikle iyelik ilişkisinin yüz seksen derece açıyla farklı olduğunu bile bile bu girdaptan adeta kendisini kimse kurtaramamaktadır. Devrimci demokratik kurumların kadrolarının bir kesimini bile bu rüzgâr sürükleyerek uydurulmuş gerçekliğin nimetlerinden geri kalmayı engellemektedir. Gerçek hayatta devrimci teori ve pratik üretemeyen memur tipi politik aktivistlerin içine düşmekten kurtulamayacağı bir girdaptan bahsediyoruz. Çünkü komünist düşünce, kültür ve fiziki aktivite, ya da en azından yeni fikir ve kültür üretemeyen insan hayattan yeterince haz alamayacağı için sanal gerçekliğin ürettiği duygu hazına ihtiyacı olacaktır. Bu anlamda yüksek bir sesle söylemekten çekinmeyeceğimiz bir olgu vardır ki; sanal ağlarda modernitenin değirmenine su taşıyan post modern şehit anma ritüellerinin komünist kültür ve değerlerden uzaklaştığı gerçekliğidir. Bu durum bir günah çıkarma ve acizlikten öte, yozlaşmanın her şeyi kuşatıp tepelemekte olduğunun bariz emarelerine işaret eden bir gerçeklik olarak karşımıza çıkmaktadır. Bilinçli olmak yerine bilgili olmak, yani bilgi taşıyıcısı bir biyo kütüphane olarak yaşamanın değerden sayıldığı bir dönemin adıdır birazda postmodernizm. İzlenecek yüzlerce kanaldan tüketim filmlerinin seceresinin tutulup yorumunun postmodern entel perdeden yapıldığı, gezilecek müzelerin ve resim sergilerinin bir burjuva ayrıcalıklı yaşam imkanlarından doğduğunu perdeleyerek zorlu hayat kavgası içinde olan devrimcilerin işçi üzerinde bir kibir nesnesi olarak kullanıp yapay ileri- geri sınıflandırmaları uydurmak da bu dönemin en karakteristik özelliklerindendir. Bilgiyi anlamak için canlı güncel hayat ile bağını kurup değiştirmek yerine kitap biyografi ezberciliğinin, ünlü isimlerin fikirlerinin özetinin taşıyıcılığının, akademik ünvanın ve piyasa markacılığının yeni tipte devrimcilik olduğu yanılsaması ana akım durumundadır. Bir parçada demokratik yasal mücadele daha belirgin oldu diye, sanki bu konuda ezilen halklar ve uluslar adına tarihsel bir karar alıcı yetkisi varmış gibi sorumluluk duyarak, gezegenin tarihinde hiç olmadığı kadar tehlikeli bir savaş topuna döndüğü şu zamanda dünyadaki halk savaşlarının miladını doldurduğunu söylemek postmodern bencilliğin yol açtığı kendisindeki insanı tanrı saymaktan başka ne olabilir ki?.

Proletaryanın evrensel öğretmenlerini ve yakın tarihimizdeki Gonzalo gibi katkıcılarını ağzına almaktan gizli utanç duyan bir liberal devrimci modellemeden işçi sınıfına bir hayır gelmez. Markalar, logolar, dövmeler, Ünvarlar, film reytingleri, kitap baskı sayıları, büyük pazara sahip itibarlı yayın evleri ve para denen imkanın cenderesinden kurtarılmış bir devrimcilik mümkündür. Yabancılaşmaya yol açan bir etkinlik zahmetli ve sorunludur, oysa doğal olan daha yalın ve mutluluk vericidir. Postmodern ilizyonların gölgesinde boy veren kumdan kalelerin yıkılacağı şanlı günler yaklaşıyor. 



Şubat 2026
PSÇPCCP
 1
2345678
9101112131415
16171819202122
232425262728 

More in Makale