
Komprador tekelci burjuva sınıflar cephesinde, anayasa değişikliğinden bahsetmek ya da anayasa değişikliği önerisi hazırlayıp bu değişikliğin gerçekleştirileceğinin teminatını vermek, esasta burjuva iktidar dalaşında muhalefetin iktidar karşısında elini güçlendirilme maksadı taşısa da bu, fiilen anayasanın gerici-faşist karakterini itiraf etmek, dolayısıyla devrimci sınıf itirazının haklı olduğunu onaylamak anlamına da gelir. Anayasa değişikliği önerisi biçim açısından bu anlama gelirken, değişiklik önerisinin içeriği ise, öze dair bir tartışma zeminidir. Ki, bu öz, hâkim sınıflar devletinin üstüne oturduğu parametrelerden belirleyici unsur olan tekçi paradigmanın korunarak sürdürülmesi ve pekiştirilmesi bakımından, ‘‘Altılı Masa” bloğunun sınıf ve siyasi karakterine de tamı tamına uygundur. Ve ondan daha fazlasını beklemek en hafifiyle siyasi körlüktür. Burjuvazi anayasasını kendisi için yapar, işçi sınıfı ve halk kitleleri için değil! Bu, bu kadar keskin ve tartışmaya yer vermeyecek kadar kesindir…
Fakat anayasa değişikliği, sadece ve sadece iktidar dalaşında el güçlendirmenin basit bir unsuru olarak kullanılmıyor ise ve eğer bir toplumsal talep ve basınç altında kalınarak bunun da etkisiyle gerçekleştiriliyor ise, bu anayasa değişikliği ne kadar biçimsel ve göstermelik olursa olsun, zorunlu olarak ve cılız da olsa kısmi yumuşama ve biçimsel değişim nüveleri taşır. Dolayısıyla anayasa değişikliği önerisinde cılız da olsa bir yumuşama-değişim söz konusudur. Bu, daha önce siyasal süreç analizlerinde yapmış olduğumuz bir tespittir de. Anayasa değişikliği maddelerinden bağımsız olarak, ama en azından, “cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi” denilen açık-faşizm veya koyu faşizm pervasızlığında biçimlenen ucube tek adam sultasından, onun bir gömlek gerisi olan kaba ve uydurma ‘‘parlamenter sistem” – “güçlendirilmiş parlamenter sistem” peçesiyle örtülmüş parlamenter maskeli faşizme dönüş anlamında (bu kadarıyla da olsa) bir değişimdir.
“Parlamenter sistem” yerine, ‘‘güçlendirilmiş parlamenter sistem” denilmesi bile, burjuvazi açısından bir geri adımdır. Gerek bu boyutuyla ve gerekse tek-tek maddeler bağlamındaki değişiklikler itibarıyla, anayasa değişikliği burjuva devletin tahkim edilerek pekiştirilmesi anlamına gelir ki, bu değişiklik veya tahkimat burjuvazinin kendi sınıf ihtiyaçları temelinde ve burjuva zeminde yapılan bir onarımdır. Buradan halk kitleleri ve ezilen ulus ve azınlıklar lehine olsa olsa biçimsel olarak geçici “yatıştırma” amacından daha fazlasını içermez.
‘‘Altılı ittifak” denilen ve hiç de tesadüf olmayan, bilakis gizli ajandasıyla manidar olan benzemezler ittifakı, belli bir dönem itibarıyla “Cumhur İttifakı” denilen iktidar erkine karşı inisiyatifi ele geçirmiş olup, bu avantajı geliştirdiği siyasi manevralarla sürdürmektedir. Sistematik tempoyla geliştirip yetkin burjuva siyasetle uyguladığı hamleler sayesinde adeta gündemi bloke ederken, bunalmış olan iktidara da adeta “ecel terleri” döktürmektedir. Erdoğan-Bahçeli liderliğindeki AKP/MHP ve yedek lastiklerden teşekkül olan iktidar güruhunun faşist manipülasyon ve ırkçı-faşist katliamcı işgal saldırganlığına rağmen, “Altılı Masa” burjuva siyaset yeteneğini sergilemeye devam etmektedir. İktidar imtiyazına artık daha yakın olan veya olduğunu gören bu burjuva ittifak, anayasa değişikliği önerisini kamuoyuna deklere eden hamlesiyle hem geniş toplumsal kitlelere dokunmayı ve hem de iktidarı kendi gündemine yedekleyerek inisiyatifi elde tutmayı başarmış görünüyor.
Ne ki, bu başarı, sadece somut politik güncelde mevcut iktidara karşı gelişen başarı özelliğiyle sınırlı bir muhteva taşımamakta, doğrudan devrimci sınıf hareketini etkileyen bir özellik taşımaktadır ki, halk kitlelerinin yedeklenmesi temelinde devrimci sınıf mücadelesinde orta-uzun vadede tasfiyeci tahribatlar yaratan bir muhteva taşımaktadır. Bu nedenle, mevcut faşist iktidarın teşhiri ve bu iktidara karşı mücadelenin yanında, aynı sınıf dokusu ve siyasi karakteri taşıyan burjuva parlamentarist muhalefete (altılı ittifak) karşı da siyasi bir teşhirin yürütülmesi ve gerçek yüzünün kitlelere gösterilmesi gerekmektedir. Aksi halde devrimci siyasetten söz etmek anlamsızdır…
Buna rağmen, ‘‘iktidar dururken muhalefetle uğraşmak da neyin nesi” şeklinde kaba yüzeysel bir tepkinin gündeme gelebileceğini öngörmekteyiz. Soruya vesile olan bu yaklaşımımızın sebeplerini bizzat ‘‘altılı ittifakın” oluşumundaki senaryoyu, iç yüzünü, siyasal misyonunu ve komprador tekelci karakterini vb. deşifre ederek, özellikle oynadığı rol ve dayandığı zemin bağlamında açıklamaya çalışacağız
“İktidarı bırakıp muhalefetle uğraşmakta neyin nesi” sorusunun cevabı
Gerek yetkin burjuva siyasetle ele geçirdiği inisiyatif temelinde ve gerekse de altı benzemez, olarak ittifak yapmalarındaki nedenleri analiz etmek ihtiyaçtır. İhtiyaçtır çünkü, bu ittifak parlamenter sisteme geri dönme iddiasına bağlı ilkelerle açıklansa da klik ve gerici çıkarları açısından bir araya gelmesi son derece zor olan bu bileşen, aslen bir proje temelinde ilgili emperyalist güçlerce örgütlenip bir araya getirilmiştir.
Son derece bilinçli bir plan ve projeyle bir araya getirilmiştir ki, her bileşeni toplumun farklı kesimlerine hitap eden siyasi aktör durumundadır. Yani, toplumun her kesiminden oy alabilecek bir yapıya-bileşene sahiptir. Ve bu, yapısıyla sıradan bir ittifak değil, seçimleri kazanarak iktidara gelebilecek bir bileşendir. Kesinlikle iktidarı almaya odaklı proje temelinde bir araya gelmiş-getirilmiştir. Getirilmiştir çünkü, normal koşullarda bir araya gelmeleri oldukça zordur. Dolayısıyla, “üst akıl” tarafından oluşturulan bir kurgunun portresidir ‘‘altılı ittifak”, onun gerçek niteliği budur; yumuşak karnı da bu gerçekliğidir.
Dillendirildiği üzere, Akşener-İYİ Parti faktörü içteki büyük çelişki kaynağı olarak altılı İttifakın yumuşak karnını temsil etmemekte, dağılmasını olanaklı kılan da değildir. Altılı ittifakın dağılması esasen söz konusu değildir. Çünkü, altılı ittifak de tıpkı mevcut iktidar gibi esasen emperyal güçler tarafından tasarlanmış bir proje olarak bizzat iktidarı almaya uygun bir bileşen tasarımıdır. Daha açığı, altılı ittifak, bileşeninin iradesi dışında kendilerine sunulan bir projedir ve onu sürdürmekle yükümlü kılınmıştır. Altılı bileşen kendilerine sunulan bu olanağı, verilen imtiyazı reddedecek kadar bonkör ve bağımsız değildirler. Bu özellikleriyle bu ittifak geniş kitlelerin manipüle edilerek düzene yedeklenmesinde ciddi bir rol oynamaktadır. Dahası, geliştirdiği siyasetler, verdiği vaatler ve açıkladığı anayasa değişikliği gibi popülist siyaset ve manevralar yoluyla kitlelerde büyük yanılsamalara yol açıp, geniş kesimlerde ciddi yanılgılar yaratmaktadır. Ve bu, kitlelerin ‘‘Millet İttifakı”nın peşine takılmasındaki negatiflik kadar, aynı kitlelerin düzene yedeklenmeleri bakımından da önemli bir sorundur…
Altılı ittifakın karanlık yüzü, Madımak Katliamı ortakları-sorumluları, 90’lı yılların seri katliam ve kayıpların sorumluları, Erdoğan sultasının eri olarak 7 Haziran sonrası katliamlara imza atan kurucu devlet geleneğinin takipçileri olmak özelliklerine sahip olmak özellikleriyle sınırlı olmayıp; emperyalist barbarlarla ilişki içinde olup onların suç ortaklarıdırlar. Karanlıkların karanlığı Erdoğan-Bahçeli güruhunun katliamcı faşist iktidarına karşı kitlelerin desteğini almakla yetinmeyen ve emperyalist güçlerden icazet amaya uzanan bu muhalefet bloğu da kısa göreli bir dönem sonra aynı karanlığı büyütecek olan yeni halk düşmanı iktidar olacaktır. Bütün bunlar, komprador tekelci burjuva niteliği ve emperyalist güçlerle ilişkisi bakımından, altılı ittifak da işçi sınıfı ve emekçi halk kitleleri nazarında teşhire müstahaktır: Bundan kaygı yer yoktur. İşte, ‘‘iktidarı bırakıp muhalefetle uğraşmak da nesi” diyen soruya verilecek yanıtın özeti budur.
Okun sivri ucu faşist iktidara çevrilirken burjuva muhalefetin teşhirden muaf görülmesi düşünülemez!
Hiç şüphesiz ki, iktidarı bir kenara bırakmış da esas hedefimiz olmaktan da çıkarmış değiliz. Ne ki, mevcut iktidar siyaseten felç olup adeta “ölü döşeğinde” yatan ‘hasta adam’ gibidir. “Yirmi yılı geçti, artık yeter, biraz da başkası yapsın” görüşü kitlelere nüfuz etmiştir ki, bu algının mevcut koşullarda değişmesi mümkün görünmüyor. Geniş kitlelerin bilincine oturan ve bizzat kendi çıkarsamalarıyla yaptıkları “20 yıl oldu artık yeter” mütalaası iktidarın değişmesi için gerekli olan kitle dayanağının hazır olduğu anlamına gelir. Bu durumdaki iktidardan gelecek beklemek ya da iktidarda kalacağını tasavvur etmek boş bir düştür. Kısacası, kitlelerin bu algısıyla karşı karşıya olan iktidar zaten gidici ya da objektif olarak gitmiş durumdadır. Tek tehlike iktidar gidicidir bilinciyle mücadeleyi bırakmaktır.
İktidarın tersine, muhalefet ise iktidar adayı olarak güçlenerek iktidara yürümekte, en önemlisi de demokrasi-özgürlük-hak-hukuk-adalet safsatasıyla cilaladığı “güçlendirilmiş parlamenter sistem” hikayesine uygun anayasa değişikliği önerisiyle de kitleleri manipüle edip düzen içine çeken somut bir tehlike olarak yükselmektedir. Buna karşın, okların sivri ucunu bugünden muhalefete çevirmek doğru değil, mevcut iktidara çevirmek ise doğru olanıdır. Lakin, muhalefet de demokratik nitelik taşımadığı gibi, burjuva faşist düzen partileri ve komprador tekelci burjuva sınıf kliği niteliğiyle, ebetteki mücadeleden muaf tutulamaz. Daha somut olarak ideolojik-siyasi tasfiyecilik bakımından ve geniş kitlelerde karşılık bulan büyük manipülasyonculuğu, dolayısıyla kitlelerin düzene yedeklenmesi rolüyle mutlaka teşhir edilmeli, mücadeleden tecrit görülmemelidir, görülemez de…
“T.C.” devleti, her klik ve siyasi partisiyle komprador tekelci burjuva sınıflardan büyük burjuvazinin devletidir. Bu sınıfların temel görevi, baskı örgütü olan faşist devletlerini koruyup sürdürmektir. Kuşkusuz ki, bu egemen sınıflar, devletin olanak ve imtiyazlarından azami derecede yararlanmayı ihmal etmez, bilakis esas alırlar. Bunu için veya iktidar pastasından aslan payını almak için dalaşa girerler. Aralarındaki dalaşın sürdürülmesinin aracı olarak ise, siyasi partiler biçiminde örgütlenirler. Ki, siyasi partilerinin varlık gerekçesi, aralarındaki iktidar ve yönetme imtiyazını ele geçirmede birer araç olarak rol oynamaktır. Ve bu rol devleti koruyarak müdafaa etmekten de bağımsız değildir. Özcesi, bu külliyatın tümü, sınıf dokuları, siyasi karakterleri ve tüm rolleri gereği kendi sınıf devletlerinin çıkarlarını esas almaktır; bunun gereğini yapmaktadırlar. Tam da bundan ötürü ne muhalefetinden ne de anayasa değişikliklerinden vb. vs. kayda değer ciddi bir değişim ve tutarlı bir yumuşama beklenemez, beklenmemelidir. Kısmi ve göreli bir yumuşama süreci ve bazı cılız değişimler genel olarak mümkündür. Ekonomik-siyasi kriz şartları, toplumsal muhalefetin içten içe kabarma eğilimi taşıması, genel konjonktürel şartlar ve en önemlisi de burjuvazinin sistemini tahkim ederek çıkarlarını en iyi şekilde temsil etme ihtiyacı temelinde, bu göstermelik ve biçimsel değişimler ya da yumuşamalar sürecini mümkün kılmaktadır…
Devrimci tutumda taktik-stratejik pozisyon, bu gerçeklere uygun olarak biçimlenmek durumundadır. Politik olarak bu duruşun bir biçimi, bütün bu komprador tekelci burjuva türevlere karşı, ‘‘Emek ve Özgürlük İttifakı”nı geliştirerek, seçimlerden sokak eylemlerine kadar her türden meşru devrimci tarzla mücadeleyi yükseltmek olmalıdır…




