Connect with us

Kadın

HDK Yürütme Kurulu Üyesi Esengül Demir: Kadının özgürlüğü için toplumsal dönüşümün adı sosyalizmdir

Halkların Demokratik Kongresi Yürütme Kurulu Üyesi Esengül Demir, kapitalist ve ataerkil sistemin erkek-devlet şiddetini arttırdığını vurgulayarak, “Kadının tam anlamıyla özgür ve eşit yaşaması için yalnızca hukuki düzeyde değil, ekonomik ve toplumsal düzeyde de dönüşüm gereklidir. Bu dönüşümün adı sosyalizmdir” dedi.

Yadigar Aygün/ İstanbul

Kadın katliamları yalnızca bireysel şiddetin ya da aile konusunun bir ürünü değil, kapitalist sistemin ve ataerkil sistemin derinleştirdiği sosyal-kültürel çürümenin ve ekonomik krizin, yoksulluk, kadın yoksulluğunun doğrudan bir sonucudur. Kapitalizm, iktidarın politikaları, yargıdaki cezasızlık politikası ile Türkiye’de her gün en az 3 kadın katlediliyor. Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu, kadın cinayetleri raporuna göre, 1-31 Ekim tarihleri arasında 27 kadın katledildi, 5 kadının ölümü ise şüpheli olarak kayıtlara geçti. Bu yılın ilk 10 ayında ise 317 kadının katledildi. Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü’ne sayılı günler kaldı. Her yıl olduğu gibi bu yılda kadın örgütleri, LGBTİ+’lar sokaklarda, alanlarda olacak. Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Yürütme Kurulu Üyesi Esengül Demir ile erkek-devlet şiddetinin nedenlerini ve çözüm önerilerini konuştuk.

Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Yürütme Kurulu Üyesi Esengül Demir

AKP iktidara geldiği günden beri kadın politikalarını ‘aile’ kavramıyla paralel ilerletiyor. Bu politikaların bir sonucu olarak 2025 ‘Aile Yılı’ olarak ilan edildi. Ancak “Aile Yılı”nda yüzlerce kadın katledildi. İktidarın kadın politikalarını nasıl görüyorsunuz?

Esengül Demir: Biz HDK Kadın Meclisi olarak, mevcut iktidarın kadın politikalarını, “aile” söylemi ve gelenekçi normlar ekseninde şekillendirilen, kadını kamusal ve özel alanda denetim altında tutan bir yönelim olarak değerlendiriyoruz. “2025 Aile Yılı” ilan edilmiş olsa da aynı süreçte yüzlerce kadın katledilmiş, koruma mekanizmaları devreye girmemiştir. Bu durum, anlatılanın kadınları destekleyen bir politika değil tam tersine, kadınların özgürlük ve özneleşme haklarını geri çeken, onları itaat ve bağımlılık haline indirgemeye dönük bir çizgi olarak okunmalıdır. “Aile” biçiminde sınırlandırılarak yürütülen kadın politikaları, kadınların bedeni, kimliği ve emeği üzerindeki denetimi artırmaktadır. Bu çerçevede, kadınlara eşit yurttaşlık hakkı tanımak bir yana; onların toplumsal varlığı daraltılmış, “koruma” adı altında pasifleştirilmiş bir hale getirilmiştir. Böyle bir politika çizgisi, kadın özgürlüğüyle barış, emek ve demokrasi mücadelesini birleştiren bizler için kabul edilemezdir.

Son birkaç yılda kadınların kazanımlarına yönelik ciddi saldırılar yaşandı. İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılırken, 6284 sayılı yasa ise sadece kağıt üzerinde işliyor. Yargı ise kadın cinayetlerinin üzerini örtmekle meşgul. Kadın cinayetlerinde cezasızlık politikaları hakkında ne düşünüyorsunuz? AKP döneminde kadınlar hangi kazanımlarını kaybetti?

Esengül Demir: Kadın cinayetlerinde ve kadına yönelik şiddet vakalarında cezasızlık hâli sistemik bir sorundur. Örneğin, Rojîn Kabaiş dosyasında göğüs ve iç vajinal bölgede iki farklı erkeğe ait DNA tespit edilmiş olmasına rağmen, soruşturma süreci yok sayılmış, “bulaşma ihtimali” gibi kaygı doğuran ifadelerle dosya sürüncemede bırakılmıştır. Bu örnek, yalnızca bir genç kadının yaşam hakkı ihlalinin değil; aynı zamanda devletin, yargının, adalet mekanizmalarının kadın yaşamını korumada başarısız olduğunun da göstergesidir.

İktidar döneminde kadınların kazandığı hakların fiili olarak işlevsizleştiği görülmektedir:

*İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılması kadınları şiddete karşı koruma sözü veren uluslararası çerçevenin terk edilmesi anlamına gelmiştir.

*6284 Sayılı Kanun etkili bir şekilde uygulanmamaktadır; koruma kararları verilse dahi uygulanmamakta ya da kadınların fiili güvenliği sağlanmamaktadır.

*Yargı mekanizmaları, erkek egemen zihniyetle hareket ederek failin lehine indirimler uygulamakta, mağdurun sesini duyurmamakta ısrarlıdır. Bu durum, kadınların “hava atılan bir kazanım” olarak değil; gerçekten yaşanabilir ve güvenli haklara sahip olmasının önünde engel oluşturur.

Kadınların kazanımları yalnızca yasal düzeyde değil, kurumsal olarak korunmalıydı ancak bugünkü tablo, kadınların dezavantajlı konumlarını yeniden üretmektedir.

Kadınlar iş yerlerinde hangi sorunları yaşıyor? Ekonomik kriz kadın işçi ve emekçileri nasıl etkiliyor? İş yerlerinde taciz, cinsiyetçi söylem ve ayrımcılığa maruz kalıyor mu?

Esengül Demir: Kadın işçi ve emekçiler üzerindeki baskı çok katmandır: Düşük ücret, kayıt dışılık, güvencesiz çalışma biçimleri yaygındır. Ekonomik kriz dönemlerinde özellikle kadınlar en kırılgan hanelerde yer alır; bakımevi yükü artar, ücret eşitsizliği derinleşir, kadına yönelik çalışma sistemleri daha da esnekleşir. Bu durum, kadınları sadece iş yerinde değil halkın sosyal, ekonomik ve bireysel hayatında sistematik olarak dezavantajlı duruma sokar. İş yerlerinde taciz, cinsiyetçi söylem ve ayrımcılık hâlâ yaygın şekilde görülmektedir. Kadınların hem ücret, hem terfi, hem de çalışma koşulları bakımından dezavantajlı oldukları gibi; ses çıkarma hakları da sınırlıdır. Kadınlar “uyumsuz”, “aşırı iddialı”, “uyumlu olmalı” gibi stereotiplere göre sınıflandırılmakta; sistemin taciz, mobbing, sonuçsuz bırakılan şikâyet mekanizmaları bu durumu pekiştirmektedir. Bu, yalnızca iş hayatındaki bir sorun değildir kadınların kamusal alandaki gücünü kıran, özgürlüklerini kısıtlayan bir mekanizmadır.

Erkek-devlet şiddetine karşı hangi politikalar olmalıdır?

Erkek-devlet şiddetiyle mücadele etmek için yalnızca bireysel müdahaleler yeterli değildir, sistemik dönüşüm gerekir. Bizim önerilerimiz şunlardır:

*Koruma kararlarının gerçek anlamda uygulanması, denetlenmesi ve etkin kılınması. Kağıt üzerinde kalan korumalar değil, kadınların yaşamlarını güvence altına alan adımlar atılmalıdır.

*Ceza yargılamasında “iyi hal indirimi”, fail-devlet bağlantıları gibi erkek egemen kurtarıcı mekanizmalarla mücadele edilmelidir. Rojîn Kabaiş örneğinde görüldüğü gibi, DNA analizleri yapılmış ama “bulaşma” gibi ifadelerle failin soruşturmadan kaçması mümkün kılınmıştır.

*Ekonomik bağımsızlığa vurgu yapılmalı: Kadınların iş gücüne eşit, güvenli ve kayıtlı katılımı sağlanmalı; bakım emeği kamusal hizmet olarak örgütlenmeli; toplumsal bakım yükü eşit paylaşılmalıdır.

*Eğitimden medyaya kadar tüm kamusal alanda patriarka karşıtı, eşitlikçi yaklaşım benimsenmeli. Yargı, emniyet, sağlık tüm kurumlar toplumsal cinsiyet duyarlılığıyla yeniden yapılandırılmalıdır.

*Şiddetle mücadele politikaları, barışla ve demokrasiyle bağlantılı olmalıdır. Çünkü erkek-devlet şiddeti yalnızca özel alanda değil, savaşta, göçte, yoksullukta, devlete bağlı şiddet biçimlerinde de kendini göstermektedir. Biz kadınlar, özgürlük, eşitlik ve barış talebimizi birlikte yükseltmeliyiz.

Şiddete karşı kadınların örgütlenmesi neden önemlidir? Şiddetin önlenmesi için neler yapılmalıdır?

Esengül Demir: Kadınların örgütlenmesi hayati önem taşır: Örgütlenmek, bireysel mağduriyeti kolektif güç haline dönüştürmek demektir. Biz HDK Kadın Meclisi olarak “yan yana”, “birlikte” diyorsak bunun nedeni şudur: Şiddet yalnızca bireysel bir saldırı değildir; toplumsal, kurumsal, sistemik bir sorundur. Kadınların örgütlenmesi, şunları sağlar:

*Bilgi, dayanışma ve görünürlük hattı kurar kadınlar yalnız olmadıklarını bilirler.

*Adalet taleplerinin kamusal gündemde yer almasını sağlar şiddet “örtbas edilemez”, görünür olur.

*Söz ve karar alma süreçlerinde yer almayı güçlendirir kadınlar yalnızca hedef değil, özne olurlar.

Şiddetin önlenmesi için yapılması gerekenler:

*Toplumsal cinsiyet eşitliği müfredatları yaygınlaştırılmalı; çocukluktan itibaren erkek egemenlik kültürüne karşı eğitim sağlanmalıdır.

*Medyada cinsiyetçi temsiller, aile ideali alıntıları, kadın­erkek ilişkisinin itaat-boyun eğme biçimlerine indirgenmesi gibi anlatılar değiştirilmelidir.

*Kadına yönelik şiddet vakaları şeffaf biçimde kayıt altına alınmalı ve devletin bütün kurumları bu verilere göre politika üretmelidir.

*Kadınların ekonomik, sosyal ve siyasal bağımsızlığı için somut araçlar sunulmalıdır: kadın kooperatifleri, kamusal bakım hizmetleri, esnek olmayan çalışma koşulları, kayıt dışılığın sonlandırılması gibi.

*Ayrıca yerel düzeyde kadınların örgütlülüğü güçlendirilmelidir: mahallelerden üniversitelere, işyerlerinden dijital platformlara kadar kadın alanları çoğaltılmalıdır.

Şiddete karşı kadına yönelik bir diğer kaynak; kapitalist ve ataerkil sistemdir. Kapitalist sistem yıkılmadan kadınlar tam anlamıyla özgür olamayacak. Sosyalizmin inşa edilebilmesi için kadınlar neler yapmalıdır?

Esengül Demir: Biz HDK Kadın Meclisi olarak, patriarka, kapitalizm ve militarizmin kadın üzerindeki baskı alanlarının iç içe geçmiş olduğuna inanıyoruz. Bu üçlü yapı üretim ilişkilerinin eşitsizliği, bakım emeğinin sömürüsü, erkek devletin şiddeti kadınların yaşam hakkını, özgürlüğünü ve eşitliğini sistematik olarak ihlal ediyor. Bu nedenle, kadının tam anlamıyla özgür ve eşit yaşaması için yalnızca hukuki düzeyde değil, ekonomik ve toplumsal düzeyde de dönüşüm gereklidir. Bu dönüşümün adı sosyalizmdir.

Kadınlar için atılması gereken adımlar şunlardır:

*Kendi özgürlük örgütlülüklerini kurmak kadınların özgürlük mücadelesi, yalnızca kadınlara değil; emekçilere, halklara, gençlere, LGBTİ+ bireylere dönük bir sınıfsal-demokratik mücadele hattıyla birleşmelidir.

*Kadınların özgürlüğüyle halkların özgürlüğünü birbirinden ayırmamak; çünkü deklarasyonumuzda da vurgulandığı üzere “Kadınların kurtuluşu halkların özgürlüğünden, halkların özgürlüğü kadınların kurtuluşundan ayrı değildir.”

*Üretim araçlarının paylaşımı, toplumsal bakım emeğinin kamusallaşması, kadınların emeğinin tanınması ve sömürünün sonlandırılması bunlar yalnızca gündelik iyileştirmeler değil, sistemin dönüştürülmesidir.

*Ayrıca militarizm-karşıtı, savaş karşıtı bir mücadele hattı örgütlenmelidir; çünkü kadın özgürlüğü yalnızca evde ya da işyerinde değil, savaşın ve şiddetin olmadığı bir toplumda mümkündür.

Kısaca; sosyalizmin inşa edilmesi kadın özgürlük mücadelesinden bağımsız değildir; kadınlar bu mücadelenin hem öznesi hem de kurucusu olmalıdır.

Son olarak 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü için kadınlara bir çağrınız var mıdır?

Esengül Demir: Evet çağrımız nettir: 25 Kasım’da Türkiye’nin her yerinde alanlarda olacağız! “Yaşasın kadın dayanışması, yaşasın özgürlük!” diyerek alanları dolduralım. Rojîn Kabaiş’in dosyasındaki adalet arayışından, her gün öldürülen kadınların isyanına kadar hepsinin sesi olalım. Tüm kadınları, Türk, Kürt, Arap, Laz, Ermeni, göçmen, genç, yaşlı; emekçi, öğrenci, örgütlü ya da örgütsüz, alanlara çıkmaya, seslerini yükseltmeye çağırıyoruz. Çünkü kadınlar özgürleşmeden toplum özgürleşemez. “Jin, Jiyan, Azadî” (Kadın, yaşam, özgürlük) şiarı ile birlikte mücadeleyi çoğaltalım.



Ocak 2026
PSÇPCCP
 1234
567891011
12131415161718
19202122232425
262728293031 

More in Kadın