
İhtiyaca yanıt vermek genel olarak yeğdir. İhtiyaçlardan söz edilirse, tıpkı sayılan devrimci görevler gibi, ihtiyaçlar da oldukça geniş/zengin bir yelpaze oluşturur. Bütün bu görev ve ihtiyaçları karşılamak ancak nitel ve nicel açıdan ciddi bir örgütsel-siyasi güçle mümkündür. Bu nedenle, ihtiyaçlar skalası içinde temel ihtiyaç ve görevi seçmek, merkezi halkaya endeksli görev ve ihtiyaca odaklanmak tek doğru yol-yöntemdir. ‘‘Dört yana yumruk sallamak” yerine, temel ihtiyaç olarak saptanan ana göreve odaklanmak isabetle doğrudur, yeğdir. Kanaatimiz o ki sosyalist güçlerin yürüttükleri tartışmalarda bu gerçek göz ardı edilmekte, devrimci kaygılarla da olsa hatalı yol izlenip hatalı bir tartışma yürütülmektedir…
Yürütülen tartışmalar devrimci kaygıya oturmaktadır. Bu nedenle yürütülen tartışmalar katıksız biçimde devrimcidir, saygındır; kesinlikle saygı duyuyoruz. Fakat devrimci kaygıyla yürütülen tartışmaların çözüm üretmesi için daha doğru ve isabetli yürütülmesi de bir o kadar önemlidir. Sorunu, ihtiyacı ve görevi doğru tespit etmek yürütülen tartışmalarda etkili çözümlerin geliştirilmesi için son derece önemlidir. Yürütülen tartışmalar taktire değerken, tartışmalarda ortaya konulan sorun kilit meseleye inmeyerek zayıflamaktadır. Kanaatimiz o ki çoklu devrimci ihtiyaçlara bakarak, bugünün yakıcı ihtiyacı olan temel halka ihmal edilmektedir. Eğer devrimci hareket bütününde geçerli olup da bura bileşeni tek-tek her parti/örgütün mustarip olduğu örgütsel güçsüzlük/siyasi zayıflık objektif çıplaklıkla ortaya konulursa, ihtiyaçlar içinde öne çıkan temel halka durumundaki ihtiyaç da görülmüş olur… Tartışmaların masaya yatırdığı sorunlar yumağında mihenk taşı mücadele güçlerini büyütüp kuvvetlendirmektir, yani tılsım örgütsel güçtür; örgüt-leri güçlendirmek, güç olmaktır…
Doğru Soruyu Sormak Yaşamsal İhtiyaçtır
Bugünkü sorun, görevleri tespit etmek ve bu görevleri yapıp yapmamaktan ziyade, esasta bu görevleri yapacak dinamiğin, yani devrimci mücadele görevlerini yürütecek olan devrimci örgütün görev yapacak güce kavuşturulması, bu güçte örgütlenmesi sorunudur ki, yürütülen tartışmalar bu sorunu esasta teğet geçmektedir. Bahis konusu güç ya da bu güçte bir örgüt tesis edilmeden yapılacak görevleri tartışmak sonuç vermekten uzak kalır. Yapılacak görevler belli olup tespit edilmektedir. Bu görevlerin yapılması da tabii devrimci sorumluluktur ve/veya devrimciliğin tabiatı gereğidir. Fakat devrimciliği ve devrimciliğe bağlı görevleri icra edecek güç ve yetenekte bir örgüt, dahası icra gücüne sahip bir örgüt/parti yoksa, görevlerin tespiti üzerine yürütülecek tartışmanın tümü özünde boştur. Zira bu, “doğmamış çocuğa don biçmeye” benzer…
Özcesi, görevleri tespit etmekten ve bu görevlerin gerçekleştirilmesine dönük tartışmadan önce, güçlü örgüt ya da örgütsel gücün nasıl geliştirilip yeterli duruma getirileceği tartışılmak zorundadır. ‘’Boşa kürek çekmemek’’ için tartışmayı doğru yerden yürütmek hayati gerektir. ‘’Görevler nelerdir’’ soruna yanıt aramak yerine, ‘’görevleri yürütecek güç/örgüt var mı, yoksa bu örgüt/güç nasıl oluşturulur’’ sorusuna yanıt vermek gerekir. Yanlış soruyla aranan gerçek bulunamaz, gerçeğe ulaşmak için doğru soruyu sormak elzemdir. Doğru soruyu sormak birincil, yaşamsal ihtiyaçtır. İçerde kaybettiğin anahtarı dışarda ararsan bulamazsın; onu içerde aramalısın…
Bu söylemlerimize karşı şu söylenebilir; küçük ve yetersiz de olsa, mevcut güçlerle devrimci görevleri yapmaya azmetmeliyiz. Zayıf/güçsüz olmamız devrimci görevleri yürütmenin önünde engel değildir vb. vs. şeklinde bir dizi cümle kurulabilir… Lakin biz, devrimci görevlerin yürütülmemesi ve hatta tartışılmamasını telkin etmiyor, söylemiyoruz. Bu görevlerin daha güçlü ve etkili biçimde yürütülmesi için vazgeçilmez ihtiyaç durumundaki örgütü/örgütsel gücü ya da güçlü örgütü tesis etmek gerekir diyoruz. Bu sorun hal edilmeden diğer sorunların hal edilemeyeceğini, güç/güçlü örgüt sorunu bağlamındaki temel görev hal edilmeden diğer görevlerin halledilemeyeceğini söylemekteyiz vb. öte taraftan, azmetme bilinci ve cüreti bakımından bu yaklaşım takdire değerdir. Fakat rasyonel olmak gerekirse, mevcut küçük güçlerle sözü edilen görevleri gerçekleştirmek çok gerçekçi durmamaktadır…
Elbette azmetmeli, elbette devrimci görevler yürütmek için dört başı mamur bir güçlenmeyi beklememeli, elbette bir taraftan asgari düzeyde güçlenme/güç yaratma sürecini işletirken, diğer taraftan eşgüdümlü olarak devrimci görevleri gerçekleştirmeliyiz. Ancak bütün bunların yanında, gerçeği atlamamalı, söz-davranış birliği kaygısını taşımalı, ikna edici ve inandırıcı olmayı itinayla gözetmeli, en önemlisi de diyalektik bilimini kullanarak devrimci açıdan en faydalı ve bilimsel olanı kullanmalı, bu yöntemi benimseyerek tercih etmeliyiz… ‘’Akıl ile cesareti birleştirme’’ esprisine uygun davranmalıyız. Sadece kararlı olmak, cüret ve azim etmek yetmez, bu bütün sorunları çözmez. Cüret ve azmimize aklı da eklemeliyiz. İkisinin pekişmesi o muazzam enerjiyi üretebilir, devrimin kahredici gücünü açığa çıkarabilir…
Güçlü Olarak Mücadele Edip Direnmek Çok Daha Etkilidir
En kararlı ve cüretkarından ‘’beş devrimciyle’’ koca İstanbul’u fethetmek mümkün olmaz. Fakat ‘’beş devrimci’’ biçiminde karikatürize ettiğimiz belli bir doğruluğa dayanan güç realitesi durumu alenen ortadayken, bu sorunu hal etmeye eğilmeden ve bu sorunu tartışmadan ve belki de tüm tartışmaların başına koyularak öncelikle tartışılmadan, görevler ve görevlerin yapılması tartışılıyor. Oysa bahsi geçen görevler, aslen asgari düzeyde örgütsel-siyasi güç olma rüştünü ispatlamış örgüt/parti tarafından gerçekleştirilebilir. Özcesi, çok temel ve gerçek manada hayati önem taşıyan güç/örgütlü güç veya güçlü örgüt (tek ya da ortak kurumsallaşma manasında) sorunu es geçilerek, sadece ve bolca yapılması gereken görevler tespit edilmekte, bu görevlerin nasıl yapılacağı sorunu dikkatten kaçmaktadır. Tıpkı bazı dostların, ‘’tasfiyecilik, devrimci kriz’’ gibi tartışmaların gündemde olduğu mevcut koşullarda ‘’devrim konseylerini kurmaktan’’ bahsetmesi gibi, sübjektif yaklaşılmakta, güçlü örgüt-ler ve güçlü mücadele dinamiği tesis etmeden ‘’şu yapılmalı, bu yapılmalı’’ biçiminde okkalı görevler sıralanmakta, tartışma bu zeminde seyretmektedir. Yani yanlış yere/soruna efor harcanmaktadır. Yazık ki, bu yaklaşım tartışılan/tartışılmayan sorunları çözmekte kaldıraç yaratamayacaktır…
Teslim etmek gerekir ki yürütülen tartışmalarda, ‘’güç birlikleri, birlikte çalışma, cepheler kurma, devrimci odak oluşturma’’ vb. şeklinde sorunun bir özüne yakınlaşan, tamamen olmasa da esasta doğru yaklaşan eğilimler görülmektedir. Kuşkusuz ki, devrimci parti/örgütlerin birlikte hareket etmesi, ortak mücadele birlikleri kurması vb. son derece değerlidir. Bu birlikler ciddi bir devrimci dinamik yaratabilir. Fakat örgütsel gücü veya örgütü büyütüp güçlendirme problemi salt buna indirgenemez. Her parti/örgütün kendi örgütlülük ve örgütlü güçlerine dönük somut ve yoğun çalışmalar yürütmesi es geçilmemesi gereken görevlerdendir. Örgütlenme çalışmalarını yoğunlaştırmalı, örgütsel gücü salt nicel bakımdan geliştirmekle yetinmemeli, nitel tahkimatını da kuvvetlendirmeliyiz. Zira nitel açıdan güçlü-sağlam olmayan bir bileşen, ne kadar büyük olursa olsun sokaklara çıkıp zorlayıcı mücadelenin öznesi olmaz/olamaz… Hepsinden de önemlisi kitlelere gitme, onları örgütlenme ve kalıcı örgütlenme ve kurumsallaşmalar yaratmak olmazsa olmazdır. Çünkü özellikle içinden geçilen süreç itibarıyla, devrimci görevlerin gerçekleştirilmesi için etkili mücadelenin ortaya koyulması ancak ve ancak kitleselleşmiş biçimlerle veya kitlelerle birlikte olanaklıdır. Bilinçli örgütlü güçlerin güç durumu düşünüldüğünde ilgili mücadele ve görevlerin özellikle bugün kitlesel biçim veya kitlelerle birlikte yürütülmesi gerektiğini söylemek yanlış olmaz… Misal, Kuyu tiplerine dönük mücadelenin on binleri bulan kitlelerle ve hatta daha azıyla yapılması, bu kitlelerin sokaklara çıkması biçiminde yürütülmesi fevkalade etkili, sonuç alıcı olur. CHP’nin meydanlara çıkardığı yüzbinleri, devrimci hareketin sokaklara çıkardığını tasavvur edelim mesela…
Özetlersek; örgütsel güç veya güç olarak dillendirdiğimiz parti/örgüt olmadan ve hatta yeterli olmadan, hâlihazırda görev olarak önümüzde duran devrimci ödevler esas oranda yapılamaz. Bu bağlamda örgüt gücüyle orantılı görevlerin saptanması, görevler ile icracı unsur arasında bir dengenin gözetilmesi daha rasyonel olacaktır. Örneğin emperyalist paylaşım savaşını püskürtme (bu zeminde uluslararası anti-emperyalist, anti-faşist ve savaş karşıtı örgütlenmelerin oluşturulması vb.) çerçevesinde, özü itibarıyla doğru olan ve ama gerçekle örtüşmeyen görevlerin saptanması son derece devrimci olmasına rağmen, bugünkü durumda irade beyanı ve tutum almaktan öteye pratik bir değer taşımaz; sembolik kalmayı aşmaz…
Sembolik de olsa, tavır-tutum alıp irade beyan etmek reddedilemez bir sorumluluktur. Fakat pratik değeri olan tavır-tutum ya da sonuç yaratan müdahale iradesini ortaya koymak daha başkadır. Bunun için örgütlenmeli, örgütsel gücü nicel ve nitel olarak geliştiren çalışmalara girmeli, illa da kitleleri örgütlemeli/kitleselleşmeliyiz… Evet güçsüz de olsak mücadele eder, direniriz. Ama güçlü olarak mücadele edip direnmek çok daha etkilidir ve bu yeğdir!…
Bu yazı Halkın Günlüğü Gazetesi‘nin Ocak-2026 tarihli 56. sayısında yayımlanmıştır.









