
Emperyalist paylaşım savaşı hakkında iki senaryo var. Biri kötümser, diğeri iyimserdir. İkisi senaryoda gerçeğe uygundur. Belirleyenleri değişken olmakla birlikte, emperyalist süreç karmaşık ve aktörleriyle öngörülemezlikler taşımaktadır. Dolayısıyla, “paylaşım savaşı patlak verir mi, vermez mi” sorusuna, iki artı iki eşittir dört eder şeklinde kolayca yanıtlanacak kadar sade değildir. Lakin bu durum, yaşanan gelişme ve ipuçlarını takip ederek muhtemel sonuç ve gelişmeler hakkında öngörülerde bulunmayı yadsımaz…
Prensip olarak iyimser düşünmek doğrudur. Fakat iyimser olmak gerçekten kaçmak ya da onu göz ardı etmek anlamına gelmez; tehlikeyi örtüp sorumlulukları unutmak ve görevlerimizi savsatmak anlamına hiç gelmez. Gerçeklerden kaçan iyimserlik bizleri ham hayalciliğe hapseder. Biz, rasyonel olana ve lehteki bulgulara bağlı bilimsel analiz ve gerçeklere güvenle iyimser olmak isteriz. Emarelere bakarak onların işaret ettiği gelişmeleri okumaya çalışır ve ipuçlarına bakarak öngörülerde bulunuyoruz ki, yanılmama gibi bir idamız yoktur. Bilim, her daim yanılgı payı bırakır. Dolayısıyla yorum ve analizlerimiz isabetli olabileceği gibi, tamamen hatalı da çıkabilir. Mutlaklık ve kesinlik diye bilme aykırıdır, yoktur…
Birinci Senaryo
Aşırı ve anarşik üretimin dayattığı yeni pazar ve hammadde ‘‘ihtiyacı‘‘, kontrol edilen pazarlarda eşitsizliklerin derinleşmesi, buna bağlı olarak pazar açısından kıymeti vazgeçilmez olan kilit bölgelerin dizayn edilmesi, güç dengelerinin yeniden tahkim edilmesi için ve son tahlilde dünya hegemonyasını ele geçirme veya elde tutma ya da pekiştirme uğruna gözünü karartan aç gözlü emperyalist haydutlar, dünyayı büyük kaos ve felakete doğru hızla sürüklemektedirler. Dünyanın/insanlığın felakete doğru sürüklendiği genel doğrudur, fakat genel doğru, altında başka doğrular da barındırmaktadır. Dünyanın felakete sürüklendiğinin alametleri mevcut olsa da bu felaket, felaketin yaratıcılarına imtiyaz tanımayacak ve kendilerine iltimas geçmeyecek kadar amansız ve korkunç içeriğe/kapsama sahiptir. Nükleer, kimyasal, biyolojik gibi devasa kıyımcı silahlar dikkate alındığında hiçbir haydut gücün yaşanacak muhtemel felaketten muaf kalamayacağı açıktır.
Dünyanın tek hegemonu da olsa, hiçbir barbarlık felaketten tecrit kalamaz, kimseyi teğet geçmez. Dolayısıyla, yaklaşan felaket aynı zamanda emperyalist haydutların da sorunudur denebilir… Dahası, emperyalist pazar paylaşımını, en azından şimdiki durumda dünya savaşına girmeden, ama onun işlevini önemli oranda gören yaygın, sistematik ve kronikleşmiş lokal savaşlar ve bu savaşların sonuçlarıyla yürütülebilir… Emperyalist paylaşım savaşı resmen patlak verse bile, bu savaşın eski savaşlar gibi olmayacağı iddia edilebilir. Örneğin, ABD emperyalizmi uyguladığı vergi baskısıyla birçok ülkeyi teslim alıp yanına çekebiliyor, örgütleniyor ve en önemlisi de vergi siyasetiyle istediği sonuçları esasta alıyor. Ticari savaş dedikleri siyasette ABD emperyalizmi Çin’e karşı aynı başarıyı sağlayamasa da birçok ülkeye karşı yaptırım gücünü gösterdi; Erdoğan üzerinden Türkiye-Kuzey Kürdistan ve bunun gibi birçok ülkeyi kontrolü altına alıp bağımlılıklarını adeta perçinledi. Özcesi, ticaret savaşları, silahlı savaşın elde edeceği birçok sonucu elde etmekte ve siyasetin şiddet biçimi olan savaş fiilen ertelenmektedir. Bu durum paylaşım savaşının eskisi gibi olmayacağının bir göstergesi/göstergelerden birisiyken, klasik tarzda bir paylaşım savaşının patlak vermeme olasılığını da destekleyen olgulardır…
Bunlara göre, felaketten başka bir şey olmayan emperyalist paylaşım savaşı, iki olasılıklı olma geçerliliğini muhafaza etmektedir. Yani, savaşın beklenen yakın zamanda ya da orta vadede patlak vermesi ne kadar güçlü olasılık ise, patlak vermemesi de (birinci olasılık kadar güçlü olmasa bile) ona yakın bir olasılıktır. Bir olasılığın güçlü/esas yan olması diğer olasılığı mutlak biçimde devre dışı bırakmaz. Mevcut durumda ise, aralarında nüanslar olsa da iki olasılığın arasında büyük uçurumun olmadığı söylenebilir. Savaşın patlak verme olasılığı ‘’burun farkıyla’’ önde olmakla birlikte, an itibarıyla ve ortadaki gerçekliklere göre iki olasılık arasında bir dengeden söz etmek esasta yanlış olmaz…
İkinci ikili olasılık da şudur; a)-savaş beklendiği gibi emperyalist baş haydutların katılımıyla değil, karakol devlet ve kukla iktidarlar üzerinden nispeten kontrollü, sınırlı ve tek-tek lokal savaşlar biçiminde sürdürülebilir; bu metot benimsenebilir. b)-Büyük savaş, baş haydutların bloklar şeklinde bizzat ve doğrudan savaş sahnesinde yer aldığı biçimde gerçekleşebilir…
Bu ikili olasılığı belli bir dengede tutan gerçeklik şudur; mevcut silahların niteliği ya da yıkım gücü, pervasızca kullanıldıklarında kullanan tarafı da yutacak ve dünyayı yaşama çoraklaştıracak kadar ürkütücü olmasıdır. Ki bu gerçek başat haydutlar için de çıplak biçimde geçerlidir. Dolayısıyla, bloklar şeklinde topyekûn katılıp pervasız silahlar kullanarak başlattıkları bir savaşın kazananı olmayacak, kaybedeni herkes olacak. Bunun için, mevcut gelişmeler bir paylaşım savaşının patlak vermesini tamamen olanaklı kılsa da çoraklaştırıcı-kıyımcı silahların pervasızca kullanılmasının yaratacağı sonuçları göze alamayacaklarından karakol devletler üzerinden yürütülen bir savaşla paylaşımı gerçekleştirmeyi yeğlemeleri de tamamen mümkündür. Hatta bu sürecin yürürlükte olduğunu söylemek de aslen yanlış olmaz.
Rusya-Ukrayna savaşının, Rusya ile NATO ya da Rusya ile Avrupa arasında yaşanan bir savaş olduğu söylenebilir. Öte taraftan Suriye’de Rusya’nın geri çekilerek inisiyatifi ABD emperyalizmine teslim etmesi ve öte tarafta Ukrayna savaşında ABD’nin Rusya emperyalizmine adeta teslim etmesi bu paylaşımın bir biçimiyle yürüdüğü/yürütüldüğü anlamına gelir. Dolayısıyla yeni paylaşım savaşının bu zemindeki gelişmelerle cereyan etmesi mümkündür. Bir taraftan lokal savaş/çatışmalar, diğer taraftan bu savaşların neticelerine uygun ayrıcalık ve aynı zamanda karşılıklı çıkarların gözetildiği belli dengelere dayalı anlaşmalar… Mevcut durum tam da budur… Suriye-Ukrayna denklemi hem karşılıklı imtiyazların gözetildiği ve hem de lokal savaşın/çatışmaların sonuçlarına uygun anlaşmaların yapıldığına işaret eder. Rusya Suriye’de pozisyon yitirmeyi ve garantörlüğünü terk etmeyi kabul etti, ABD’de Rusya’nın Ukrayna’da imtiyaz kazanmasına göz yumdu ki, bu karşılıklı bir anlaşmayı da göstermektedir.
Bir başka gerçek de şudur; emperyalist savaşın her niteliği ve biçimi dünya halkları ve mazlum uluslarında büyük bir anti-emperyalist tepki ve bilincin gelişmesine, sosyal patlamalarla devrimlerin gelişmesinin zeminini sıkılaştırarak sağlamlaştıracaktır. Çünkü, emperyalist gerici savaşların en ağır faturası devrimci halk kitleleri ve mazlum uluslarına çıkarılır ki, savaşlarda birbirine kırdırılan da bu kesimlerdir. Elbette emperyalist gerici savaşların en büyük acısını yaşayan mağdurları ise, kadınlar, çocuklar ve savaş dışı siviller olacaktır. Kısacası, bu gerçekler sınıfsal siyasi devrimleri tetikleyerek emperyalist barbarları ve gerici uzantılarını korkutarak büyük savaştan sakınmalarına vesile olabilecek tali bir neden de bu gerçektir…
İkinci Olasılık Durumundaki Senaryo
İyimser olsak da reel gerçekte öne çıkan kötü olasılığı esas alarak pozisyon almak ve hazırlanmak durumundayız. Emperyalist gerici savaşa karşı mücadele ve mücadelenin somut biçimlerine dönük tartışma, son tahlilde önlenemeyen gerici savaşı devrimci iç savaşla karşılamaktır ki, bu da asıl görevdir.
Emperyalist paylaşım savaşı, bizzat emperyalist haydutlar tarafından alenen dillendirilirken, bloklarca yapılan hazırlıklar, örgütlenmeler, izlenen politikalar ve uygulanan saldırgan stratejilerle de desteklenip doğrulanmaktadır. Kısacası, haydut güçler (müttefikleri de) açıkça ve çok belirgin biçimde savaşa hazırlanmaktadırlar. Kesinleşmiş bir savaş ya da ilan edilmiş bir dünya savaşı yaşanıyor olmasa da aktüel olan savaş tehlikesi bütün ülkeleri/devletleri bu tehdide dönük hazırlıklar yapmaya sevk etmektedir. Yani gelecek tehlike ve önünü görememe durumu bütün devletleri savaş olasılığına göre hazırlanmaya itmektedir ki, bu da savaş atmosferini egemen kılmaktadır…
Ülkelerinde halkı savaşa hazırlamaya dönük çalışmalarını bir kenara bırakırsak, savaşa hazırlandıklarının emareleri şöyle özetlenebilir:
1- Hemen her ülke/devlet savaşa-silaha büyük bütçeler ayırmaktadır. Sıra dışı bir silahlanma yarışı sürmektedir. Paralel olarak, yeni gerici/faşist yasalar çıkarıp hak gasplarına gitmekte, baskıcı ve güvenlikçi politikalar benimseyerek milliyetçi eğilime girmelerine yol açmaktadır. Bu, birçok Avrupa ülkesinde faşist iktidarların işbaşına gelerek faşizme yönelmelerini güçlendirmektedir.
2- Emperyalist blokların karşılıklı olarak örgütlenmelerindeki belirgin artış ya da yoğunlaşma somut göstergelerden bir diğeridir. Bu örgütlenme güç dengelerini lehlerine çevirme ve olası bir savaşta müttefiklerini çoğaltmanın adımı olarak da anlam kazanmaktadır.
3- Ticaret savaşları ve özellikle ABD emperyalizminin vergi/gümrük tarifelerinde izlediği siyaset, tahakküm alanını büyüterek ilgili ülkeleri yanına çekme gayesi taşımakla birlikte, savaşa hazırlanmanın diğer göstergesidir.
4- Halihazırda vekalet savaşları biçiminde süren savaş ve çatışmalar var ki, bunların ilgili emperyalist blok ya da güçlerden bağımsız olmadığı, dolayısıyla bunların dolaylı savaşı olduğu, aynı zamanda bu savaşların hammaddeye ulaşma, pazar ve tahakküm alanlarını büyütme amaçlı savaşlar olarak büyük savaşın koşullarını beslediği mütalaa edilebilir. Mevcut savaşlar öylesine desteklenip sürdürülen savaşlar değilken, bunların birbirilerini kuşatma, daraltma ve kendi nüfuz alanını büyütme amaçlı da olduğu aşikardır…
5- Trump gibi bir faşistin kendisini ‘’barış güvercini’’ olarak pazarlayıp propaganda etmesi de alelade bir soytarılık değil, gerçek yüzünü, yani savaş saldırganlığını gizlemeye dönük bir manipülasyon olduğu alenidir. Bu manipülasyonla, dünya halkları ve uluslarının desteğini alarak olası savaşa bu destekle girmeyi hedeflemektedir. Savaş kışkırtıcılığını meşrulaştırmak için ‘’savaşlar bitiren Trump’’ algısı yaratılarak dünya halkları ve uluslarını manipüle etmeye çalışmaktadır.
6- Ukrayna savaşı büyük savaşa ciddi bir basamak oluşturmaktadır. Ayrıca Putin’in Avrupa savaş istiyorsa biz buna hazırız’’ şeklindeki açık beyanları da boş salvolar değildir. Özellikle ABD, İngiliz-Fransız-Almanya emperyalistlerinin Ukrayna’ya verdiği silah desteği de son tahlilde bunlarla Rusya’nın fiilen karşı karşıya gelmelerine uygun zemindir…
Mevcut gelişmeler bağlamında emperyalist paylaşım savaşının patlak vermesi güçlü olasılıktır. Bu gelişmeler savaşı yakın bir gelecek olarak işaretlemektedir. Fakat madalyonun diğer yüzünü de es geçmemek gerekir ki; eski klasik bir dünya savaşını tercih etmeyecekleri, yani bizzat kendilerinin açık taraflar olarak girdikleri ve bütün silahlarla kapsamlı olarak topyekûn yürütülen bir savaşın yaşanmayacağı güçlü olasılıktır. Zira bunun sonuçları kendilerini de yutan felaket olacak ve kazananı olmayan bir savaş olacaktır bu. Bunun için benimsememeleri daha güçlü olasılıktır. Dolayısıyla vekalet savaşları biraz daha kapsamlı olarak tercih edilecek ve kendileri kısmi olarak, esasta silah yardımlarıyla vb. iştirak edecektir.
Kontrollü, yani tüm silah ve olanaklarıyla topyekûn bir savaştan ziyade, görece sınırlı ve silahların da vekaletçilerin topraklarında denendiği, kimi parçalarda kendilerinin de bizzat müdahil olduğu bir savaş benimsenecektir. Savaş öncesi denenen ticaret savaşları ve lokal savaş girdabı aslında büyük siyasi/askeri savaş olasılığını zayıflatan ve dünya çapında askeri savaşla alınacak sonuçları alan bir savaş biçimi olarak öne çıkmaktadır diyebiliriz… Mevcut gidişat normalde paylaşım savaşının patlak vermesine son derece uygundur. Fakat bu zemine karşın, karar vericiler günün şartlarında gerçek bir felakete dönüşecek bu savaşı göze almaktan imtina etmek zorunda kalmakta, siyasi olarak karar verememektedirler…
Ancak, pek çok ülke burjuvazisi kendi halkına, ‘’yiyecek stoklayın’’ vb. biçiminde telkinlerde bulunarak ‘’savaşa hazırlık yapın’’ diyerek kendi ülke halkını psikolojik olarak savaşa hazırlamaktadır. Başlamamış olan savaş psikolojik olarak adeta yaşanmaktadır… Burjuvazinin ikiyüzlü olduğu (halkı psikolojik olarak savaşa hazırlama telkini/tavrıyla) savaş yandaşlığı ve kışkırtıcılığıyla bir kez daha teyit bulurken, Komünistler ise savaşa karşı çıkma ve onu engelleme çabasıyla insanlığın geleceğini temsil ettiklerini bir kez daha kanıtlamış oluyorlar…
Sonuç olarak; iyimser bakış açısıyla yapılan yorumları ve büyük paylaşım savaşı olasılığını zayıflatan yaklaşımları vb. bir kenara bırakarak, emperyalist savaşın patlak vereceğini esas alan kavrayışla soruna yaklaşmak durumundayız. Zira olası bir dünya savaşında ve bu savaşın yeni biçimler altında yürütülmesini varsaysak bile, her halükârda öyle ya da böyle yaşanacak bir savaşta en azından faturanın dünya halkları ve mazlum uluslarına çıkarılacağı, işçi ve emekçileri ve mazlum ulusları birbirine kırdırılacağı kesindir. Masum siviller, kadın ve çocuklar savaşın en büyük mağdurları olacak, büyük bir daram yaşanacaktır.
Emperyalist gerici savaşa karşı, ulusal çapta ve dünya ölçeğinde gerekli örgütlenmelerin oluşturularak yoğun bir teşhir faaliyeti ve kararlı bir mücadelenin örgütlenerek yürütülmesi şarttır. Tarihsel bir sorumluluk ve görevdir. Kuşkusuz ki komünist devrimci güçler mevcut mevzileriyle muhtemel bir savaşı önleme kuvvetine sahip değildir. Ancak tutarlı olarak yürütülecek emperyalist gerici savaş karşıtı mücadelenin dünya halkları tarafından sempatiyle karşılanıp destekleneceği tamamen muhtemeldir. Küçük güçler büyük güçler haline gelebilir, getirilebilirler. Bunun sırrı, dünya halkları ve mazlum ulusların desteğini alacak olan kararlı mücadele ve tutarlı bir duruş sergilemektir… Dahası, zayıf ya da güçsüz olmak, savaşmadan yenilgiyi kabul etmeyi haklı kılmaz, bilakis savaşarak kazanmaya odaklanmayı gerekli kılar. Savaşı engelleyemesek de tarihsel tutumla bu savaşa karşı çıkmak, gerektiğinde devrimci savaşla yanıt vermek durumundayız. Girdiğimiz her savaşı kazanacağız şeklinde bir savaş kuralı yoktur. Yenilme pahasına da olsa mücadele etmek ve savaşmak tarihsel ve sınıfsal tutum olarak şart, şart olduğu kadar tarihi görev ve sorumluluktur…
Bu yazı Halkın Günlüğü Gazetesi‘nin Ocak-2026 tarihli 56. sayısında yayımlanmıştır.









