Connect with us

Emek

‘İSİG mücadelesi sınıfsal bir mücadeledir ve kadın işçilerin bu konuda daha çok mücadele etmesi gerekiyor’

İSİG Meclisi İstanbul Sözcüsü Serpil Ünal, 8 Mart’ta kadınları kapitalist sisteme ve iktidarın gerici politikalarına karşı sokaklara ve alanlara çağırarak, “8 Mart, kadınların sınıfsız, sömürüsüz, eşit ve özgür yaşayacağı bir dünyayı kurma mücadelesidir. Emeğimiz, kimliğimiz ve geleceğimiz üzerine hakimiyet kurmaya çalışan kadın düşmanı politikalara karşı sokaklarda, meydanlarda, evlerde ve iş yerlerinde bir arada olmaya, örgütlenmeye, mücadeleye” dedi.

Yadigar Aygün/ İstanbul

Kadınlar, küçük atölyelerde, merdiven altı işletmelerde, güvencesiz ve tehlikeli işlerde çalışmak zorunda kalıyor. Çoğu zaman sigortaları olmuyor, kayıt dışı çalıştırılıyor. Yoksulluk da kadına karşı kullanılıyor. Bir kadın ne kadar yoksulsa o kadar düşük ücrete çalıştırılıyor. Yoksulluk kadına bir şiddet olarak işyerinde tekrar dönüyor. Kadın işçiler, çocuk işçiler, işyerlerinde önlem alınmadığı için iş cinayetlerinde katlediliyor. Dilovası’nda 4 kadın, üç kız çocuğu ve en son bir erkeğin canından olması bir kere daha gösterdiki işyerlerinde önlem alınmadığı ve denetim yapılmadığı için kadın ve çocuk işçiler katlediliyor. 15 yaşındaki Hilal Özdemir, Boğaziçi Üniversitesi’nde çalışırken katledildi. MESEM’lerde ve işyerlerinde çocuk işçiler katlediliyor. İş yerlerinde, kadınları ve çocukları koruyacak İSİG önemleri yok.

İşyerlerinde işçi sağlığı iş güvenliği önlemleri erkek işçilerin fiziki özellikleri, durumları dikkate alınarak hazırlanmış; bu önlemlerin tümü uygulansa bile kadınları ve çocukları korumuyorlar. Erkek egemen sistemin işçi sağlığı ve iş güvenliği önlemleri elbette ki kadınlar açısından yeterli olamıyor; çocukların zaten çalıştırılmaması gerek. 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü yaklaşırken İSİG Meclisi İstanbul Sözcüsü Serpil Ünal ile kadın işçilerin işyerlerinde yaşadıkları sorunları, iş cinayetlerini, iktidarın ve sermayenin politikalarını konuştuk.

İSİG Meclisi İstanbul Sözcüsü Serpil Ünal

Kadın işçiler işyerlerinde hangi zorlukları yaşıyor? Aldıkları ücret, kira, fatura, gıdaya yetiyor mu? Ayrımcılık, cinsiyetçi söylem, taciz, baskı, mobing yaşıyorlar mı? Merdivenaltı, kaçak yerlerde neler yaşıyorlar?

Serpil Ünal: Kapitalist sistemde işçi sınıfı genel olarak bir cendere içinde; özellikle de ülkemizde sürekli artan ağır iş yükü, ücretlerin giderek düşürülmesi, işyerlerindeki baskı, mobbing, aşağılama ve hatta şiddet çalışma koşullarının bir parçası hâline gelmiş durumda. Bunu, emek hareketini takip ettiğimizde irili ufaklı grev, direniş ve eylemlerde görebiliyoruz. Kadın işçiler, erkek işçilere oranla her zaman daha zor koşullarda çalışıyor. Emperyalist kapitalist sistemde başta kadınlar ve çocuklar ucuz yedek iş gücü olarak görülüyor. Kadının emeğini görünmez kılan sistemde, kadın çalışsa da “eve biraz katkı sağlayan”, “bir pazar parası ekleyen” olarak değerlendiriliyor. Bu nedenle de erkeklerle aynı işi, hatta daha ağır ve daha fazlasını yapsa bile patron, verebileceği en düşük ücreti kadın işçilere veriyor. Çünkü kadınlar daha az itiraz edebiliyor. Bunun en başta gelen nedenlerinden biri yoksulluk ile kadına biçilen toplumsal rol ve baskıdır.

Kadınlar ne kadar ihtiyaç sahibi ve yoksulsa, o kadar ağır şartlarda ve düşük ücretlerle çalıştırılıyor. Bunun yanı sıra, genel olarak işçilerin en temel sorunlarından biri olan güvencesizlik ve İSİG önlemlerinin alınmaması, kadınlar açısından çok daha yoğun yaşanıyor. Kadınlar eğitimden koparılıyor ve bu da onları daha güvencesiz, daha ağır işlerde çalışmaya itiyor. Kadınlar, evin işlerini ve aile bireylerinin bakımını da üstlendikleri için genellikle evlerine yakın ve vasıf gerektirmeyen işletmelerde çalışmak zorunda kalıyor. Birçoğu yevmiye usulü, derme çatma, kaçak binalarda ve ruhsatsız iş yerlerinde, kayıt dışı çalıştırılıyor. Aldıkları ücret ise gerçekten ‘harçlık’ düzeyinde kalıyor; belki bir elektrik veya su faturası ödeyebiliyor, belki bir pazar görebiliyor. Ya da çocuklarının istedikleri veya ihtiyaç duydukları şeyler için para biriktirmeye çalışıyor.

Belki en son kendisi için bir şey almayı düşünebiliyorlar. Bu koşullarda çalışan kadınlar iş yerlerinde baskıya, mobbinge, aşağılama, hakarete ve tacize de maruz kalıyor. Kadınlar, inançları, etnik kimlikleri ve kadın olmaları nedeniyle ayrımcılığa, ırkçı ve aşağılayıcı söylemlere, hakarete maruz kalıyor. Her fırsatta bir bahane bulunup yevmiyelerinden kesinti yapılıyor. Çünkü yoksulluk ve toplumun kadına biçtiği rol, onun bir haksızlığa itiraz etmesini engelliyor. Herhangi bir durumdan yakındığında patron kapıyı gösteriyor; eşi veya ailesi ya kadını suçluyor, ya da çalışmasına izin vermiyor. Bu da kadınların tamamen evin dört duvarı arasında yoksulluk ve şiddetle baş başa kalması demek.

Dilovası’nda kadın ve çocuk işçiler katledildi. İktidarın ve sermayenin politikalarını biraz değerlendirir misiniz? İşçileri katledenler kimlerdir? Asıl sorumluları kimlerdir? İş cinayetleri davalarında hangi hak ihlalleri yaşanıyor?

Serpil Ünal: Dilovası’nda Ravive Kozmetik’te yaşanan katliam, aslında ilk değil; ne yazık ki benzer pek çok örnek var. Masquare Gece Kulübü, Kartalkaya Oteli, daha öncesinde Büyük Coşkunlar Havai Fişek Fabrikası, Marmara Park ve Davutpaşa, sadece aklıma gelenler. Dilovası’ndaki olayda işçilerin üçü çocuk, altısı kadın ve biri erkek olması; mahallenin ortasında yanıcı ve patlayıcı malzemelerin kullanılıyor olması; buna rağmen iş yerinin derme çatma, kaçak bir yapı olması; iş yerinin ruhsatının olmaması; binanın İŞKUR’un hemen yanında bulunması; bütün bunların mahalleli tarafından bilinmesine ve çeşitli kurumlara defalarca bildirilmiş olmasına rağmen hiçbir denetim yapılmaması ve önlem alınmaması, olayın en dikkat çekici yanlarıydı. Olayın hemen ardından patronların kaçmaya çalışırken yakalanması ise gündemde kalmasına neden oldu.

‘Sermaye ve devlet katliama davetiye çıkarmış’

Sermaye sahipleri en büyük karı artı değerden elde ediyor. Yani işçilerin emek gücünden ve sermaye her zaman daha ucuz iş gücü arayışında. Ekonomik krizler, savaşlar, afetler ve işsizlik sermaye için ucuz iş gücü fırsatı demek. İSİG önlemleri patronlar için bir maliyet kalemidir ve mümkünse hiçbir önlem almadan, masraf yapmadan, sigorta yapmadan işçileri çalıştırmak ister. Bu da sayısını bilemediğimiz binlerce iş kazasına, meslek hastalığına ve iş cinayetlerine neden oluyor. Devlet ve iktidar ise sermayenin koruyucusu durumunda. Dilovası’ndaki kaçak, ruhsatsız parfüm dolum deposunun İŞKUR’un iki bina ötesinde olması, iktidarın politikasının ne olduğunu çok net gösteriyor. Binaya kaçak kat çıkılmış, derme çatma bir düzen kurulmuş, iş yerinin ruhsatı yok ve işçilerin hiçbiri sigortalı değil. Defalarca birçok merciye şikayette bulunulmasına rağmen tek bir denetleme yapılmamış. Tam aksine, patronun istediği gibi işletmesi, para kazanması için her şey görmezden gelinmiş. Sermaye ve devlet, katliama adeta davetiye çıkarmış. Bu katliamın sorumluları kimlerdir derseniz, asıl sorumlu işletmenin sahibi yani patron ve varsa diğer yetkili müdür, amir, şef vb. kişiler. Ancak bununla birlikte kamu kurumlarının yöneticileri de bu katliamdan en az patron kadar sorumludur. Ravive Kozmetik’in hemen yanındaki İŞKUR, ÇSGB il ve ilçe müdürlükleri, Çalışma Bakanlığı, belediye, valilik, kaymakamlık, maliye gibi pek çok kamu kurumu yetkilileri de denetleme görevini yerine getirmedikleri için katliamın sorumlularıdır.

İşyerlerinde önlem ve denetim neden önemlidir? İSİG önlemleri neden önemlidir? Kadın işçiler için iş yerlerinde İSİG önlemleri alınıyor mu?

Serpil Ünal: İSİG Meclisi olarak biz “İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği” diyoruz, dikkat ederseniz. İSİG önlemleri, hem üretilen ürün veya hizmetin nitelikli ve güvenilir olması hem de bunu üreten işçilerin bedensel ve zihinsel sağlıklarının korunması için önemlidir. Ürün veya hizmetin üretildiği iş yeri, kullanılan makine ve aletler, koruyucu giysi ve donanımlar gerektiği gibi nitelikli olursa; iş kazalarına karşı risk analizi yapılır ve gerekli önlemler alınır; ayrıca bunlar denetlenip eksiklikler giderilirse, ürün ve hizmet nitelikli olur ve işçiler de sağlıklarını koruyarak verimli çalışabilir. Aksi takdirde iş kazaları, meslek hastalıkları ve iş cinayetlerinin yaşanması kaçınılmazdır. Fakat devlet ve sermaye “İş Sağlığı ve Güvenliği” olarak ifade ediyor. Neden? Çünkü ne devletin ne de sermayenin işçinin sağlığı veya canı ile bir ilgisi var. Onlar için işçiler, makinenin bir parçası ya da bir alet gibidir. Hatta bir makine parçası, bir alet veya üretimde kullanılan herhangi bir malzeme, işçinin canından ve sağlığından daha değerlidir.

İSİG, önlemleri kadın işçiler için daha az

Patronlar, İSİG önlemlerini bir maliyet kalemi olarak gördükleri için ve devlet tarafından denetleme yapılmadığı için, iş yerlerinin çoğunda İSİG önlemleri ya kısmen alınıyor ya da hiç alınmıyor. Ancak büyük fabrikalarda, kurumsal işletmelerde ve sendikalı, TİS imzalanan işletmelerde İSİG önlemleri uygulanıyor. İSİG önlemleri açısından kadın işçiler daha kötü durumda. Çünkü kadınların büyük çoğunluğu daha güvencesiz ve daha kötü koşullarda çalışıyor. Kadın emeğinin değersiz görüldüğü bir ortamda, İSİG önlemleri söz konusu dahi olmuyor. Kaldı ki, kısmen İSİG önlemleri alınan iş yerlerinde de kadın işçiler söz konusu olduğunda bu önlemler uygulanmayabiliyor. Örneğin, erkek işçilere korunma amacıyla verilen donanım kadın işçilere verilmeyebiliyor ya da kadınların çalıştığı bölümler daha sağlıksız koşullarda olabiliyor. Daha da önemlisi, bir iş yerinde tüm İSİG önlemleri alınmış olsa dahi, bunlar erkek işçilere göre planlanmış önlemler oluyor. Oysa çalışırken kadın ve erkek işçiler açısından farklı durumlar ortaya çıkabiliyor. Fiziksel güç, beden yapısı ve diğer pek çok farklılık dikkate alınarak önlemler alınması gerekir. Örneğin, kadın işçilerin gece çalıştırılması yasaya aykırıdır. Fakat pek çok iş yerinde kadın işçiler gece de çalıştırılıyor; gece vardiyası olmasa bile çok geç saatlere kadar mesaiye kalmaya zorlanıyor. Kadın işçiler, erkeklerin bile taşımakta zorlandığı koli, varil ve paletleri taşımak zorunda bırakılıyor.

Türkiye’de ekonomik kriz giderek derinleşiyor, kadın yoksulluğu da artıyor. İktidarın, kadın yoksulluğunu önleyecek politikaları var mıdır?

Serpil Ünal: Ekonomik krizler, savaşlar, doğal afetler ve benzeri durumlar sermaye için ucuz iş gücü bulmak açısından birer fırsattır. Özellikle kadınlar, istendiğinde evinin dört duvarı arasına ilk gönderilen, yoksulluğa mahkûm edilecek yedek ve ucuz iş gücü ordusudur. Türkiye’de ücretli çalışanların büyük çoğunluğu artık asgari ücret civarında çalışmak zorunda. İşsizlik çığ gibi büyüyor ve yoksulluk giderek artıyor. Yoksulluğu her anlamda kadınlar daha fazla yaşıyor. Yoksulluk, kadınlar açısından süreklileşen ve artan bir şiddet haline geliyor. İktidar, yoksulluğu önlemek bir yana, sürekli kadını yoksullaştırma politikaları üretiyor. Her alanda kadın düşmanı politikalar uyguluyor; eğitim sistemini kız çocuklarını ve kadınları eğitimden koparacak şekilde düzenliyor, İstanbul Sözleşmesi’nden çekiliyor, kadınları yok sayarak “Aile Yılı” ilan ediyor, nafaka tartışmaları yürüterek kadınları evin dört duvarı arasında karanlığa, yoksulluğa ve şiddete mahkûm ediyor. Çünkü ancak bu şekilde, iktidarın dinci-gerici politikaları sayesinde sermayeye ve iktidara itaatkâr, ucuz iş gücü sağlanabiliyor. İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği mücadelesi sınıfsal bir mücadeledir ve kadın işçilerin bu konuda daha fazla mücadele etmesi gerekiyor. Çünkü mevcut İSİG önlemleri genellikle erkek işçiler dikkate alınarak belirlenmiş durumda. Kadın işçilerin çoğunlukta olduğu, sendikalı ve toplu sözleşmeli bazı iş yerlerinde kadınlara yönelik İSİG önlemleri kısmen sağlanabiliyor; fakat bunun için de ciddi bir mücadele gerekiyor.

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nün önemi nedir? 8 Mart için kadın işçilere, kadınlara bir çağrınız var mıdır?

Serpil Ünal: 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nün tarihine baktığımızda, karşımıza tam da yukarıda değindiğimiz gibi korkunç bir katliam, bir iş cinayeti çıkıyor. 8 Mart 1857 tarihinde ABD’nin New York kentinde 40 bin dokuma işçisi, daha iyi çalışma koşulları için greve başladı. Trigle Gömlek Fabrikası’nda polisin işçilere saldırması, işçilerin fabrikaya kilitlenmesi ve sonrasında çıkan yangında 129 kadın ve 23 erkek işçi hayatını kaybetti. Bugün de bir iş yerinde işçiler haklarını aradıklarında karşılarına sermaye ve devlet şiddeti çıkıyor: polis ve jandarma saldırıları, işkenceli gözaltılar, grev ve eylem yasakları hatta tutuklamalar… Polonez işçileri, Agrobay işçileri, Queen Tarım işçileri, kadın işçilerin öncülük ettiği mücadelelere örnek olarak gösterilebilir. Kadınların mücadelesi yüz yıllardır bir sınıf mücadelesidir. İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği önlemlerinin alınması, insanca çalışma ve insanca yaşama mücadelesi, hatta onur ve haysiyet mücadelesidir.

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü, emperyalist kapitalist sisteme ve iktidarların dinci-gerici, kadın düşmanı politikalarına karşı bir sınıf mücadelesi; kadınların sınıfsız, sömürüsüz, eşit ve özgür yaşayacağı bir dünyayı kurma mücadelesidir. İş cinayetleri de kadın cinayetleri de politiktir, sınıfsaldır ve kadın-erkek birlikte bu temelde bir mücadele vermek zorundadır. Güçlü bir mücadele için bilinçli ve örgütlü bir mücadele şarttır. 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nde, iş cinayetlerine, ağır çalışma koşullarına, düşük ücretlere, yoksulluğa ve emeğimiz, kimliğimiz, geleceğimiz üzerinde hakimiyet kurmaya çalışan kadın düşmanı politikalara karşı; sokaklarda, meydanlarda, evlerde ve iş yerlerinde bir arada olmaya, örgütlenmeye ve mücadeleye…



Mart 2026
PSÇPCCP
 1
2345678
9101112131415
16171819202122
23242526272829
3031 

More in Emek