
Yadigar Aygün / İstanbul
İktidar ve güdümündeki sermaye, işçi sınıfı için madenlerde, fabrikalarda, tersanelerde ve işyerlerinde mücadele eden, emek veren, işçi direnişlerini örgütleyen ve bu direnişlerde öncü rol üstlenen sendikacılara yönelik bir tutuklama furyası başlattı.
Umut-Sen Örgütlenme Uzmanı Başaran Aksu, BİRTEK-SEN Genel Başkanı Mehmet Türkmen, Limter-İş Genel Başkanı İleri Devrim Yurtsever, Limter-İş Genel Sekreteri Beycan Taşkıran, Limter-İş önceki dönem Genel Başkanı Kanber Saygılı ve Aydın Kılıçdere, Limter-İş önceki dönem Genel Sekreteri Hakkı Demiral, Limter-İş YK üyesi Kenan Hesas, KESK/Haber-SEN MYK üyesi İbrahim Halil Doğan, İşçi Emekçi Birliği’nden Serpil Topal, Bağımsız Maden-İş Sendikası Hukuk Birimi Görevlisi Doğukan Akan ve yaşam savunucusu Esra Işık tutuklandı.
DGD-Sen Genel Başkanı Neslihan Acar ve Umut-Sen Sözcüsü Murat Bostancı ile mücadeleci sendikacılara yönelik artan baskı, gözaltı ve tutuklamaları konuştuk.
Mücadele eden sendikacılar hedefte
DGD-Sen Genel Başkanı Neslihan Acar, mücadeleci sendikacıların tutuklanmasına dikkat çekti. Acar, iktidarın sendikacılara yönelik gözaltı ve tutuklamalarını şu sözlerle değerlendirdi: “Özellikle içinden geçtiğimiz süreçte geçim sıkıntısı ve savaş koşulları nedeniyle ekonomik kriz giderek derinleşiyor. Bir Orta Vadeli Program (OVP) açıklandı ve bunun kesintisiz sürmesini istiyorlar. Türkiye’nin uluslararası tekellerin bir çiftliği haline getirilmesi yönünde iktidarın çeşitli taahhütleri var. Sendikasızlık, ucuz işçilik ve güvencesizlik üzerinden, emek maliyetini neredeyse sıfıra indirdiği bir tablo vaadiyle sermayeyi buraya çekebiliyorlar. Ve bunun da sorunsuz biçimde devam etmesini istiyorlar.”
Aslında bugün Antep havzası adeta bir cehennem. İş cinayetlerinin yaşandığı, işçilerin asgari ücreti dahi alamadığı, kayıt dışı çalışmanın yoğun olduğu bir havzada Mehmet Türkmen iki kez tutuklandı. Türkmen’in hem işçilerin içinden çıkması hem de bir işçi temsilcisi olması, kendisinin de çocukluktan beri tekstil işçisi olması nedeniyle doğrudan hedef haline getirildi. Limter-İş Sendikası ise yıllardır tersanelerde yürüttüğü direnişler ve hak alma mücadeleleriyle öne çıkıyor; bu mücadelelerin önemli bir bölümü kazanımla sonuçlandı. Tersanelerde iş cinayetlerine ve emek sömürüsüne karşı sürdürülen bu mücadele nedeniyle Limter-İş üyeleri de tutuklandı. Başaran Aksu’nun da geçtiğimiz günlerde tutuklanması bu tablonun bir parçası. Aksu’nun, pazartesi günü yüzlerce işçiyle birlikte Ankara’da, sarı sendikaya bağlı bir işletmeye karşı Bağımsız Maden-İş Sendikası’yla yürüyüş gerçekleştirecek olması iktidarı tedirgin etti.”
‘Bu saldırıları birleşik mücadele ile püskürtebiliriz’
Acar, iktidarın baskı, gözaltı ve tutuklama politikalarına karşı birleşik bir mücadele hattı kurulması gerektiğini vurguladı. Acar, “Herkesin topyekûn bu saldırılara ve tutuklamalara karşı ses çıkarması gerekiyor. Saldırı, tutuklanan arkadaşların şahsında değil, doğrudan mücadeleyedir. Bu saldırılara karşı ortak bir mücadele hattı örmemiz gerekiyor. Biz mücadele edenlerle yan yana gelerek birleşik bir mücadele hattı kurmaya ihtiyaç var. Bu saldırıları ancak birleşik mücadele ile püskürtebiliriz. Mehmet Türkmen, Başaran Aksu, Devrim Ayık, Kanber Saygılı, Esra Işık mücadele ederken tutuklandı. Arkadaşlarımızın, dostlarımızın, yoldaşlarımızın derhal serbest bırakılması gerekiyor. Bu rezilliğe son verilmelidir. Bu kadar açık yürütülen bu tutuklama furyası halkta oluşan tepkiyi büyütüyor. Arkadaşlarımız derhal serbest bırakılsın” diye konuştu.
‘İktidar tüm güçleriyle sermayeyi koruyor, kirli ittifakları söz konusu’
Umut-Sen Sözcüsü Murat Bostancı, iktidar ile sermaye arasındaki ilişkiye dikkat çekti. İktidarın sermayeyi koruduğunu ve mücadele edenlerin hedef haline getirildiğini belirten Bostancı, şöyle konuştu: “Başaran ve birçok sendikacı tutuklandı. Mehmet Türkmen, Kanber Saygılı ve çok sayıda sendikacı gözaltına alındı ve tutuklandı. Aslında iktidar, doğrudan mücadeleci sendikaları hedef alıyor. Bunun nedeni, iktidarın patronlarla ve holdinglerle iç içe geçmiş bir yapıya sahip olmasıdır. Aralarında bir ittifak, hatta kirli bir ittifak söz konusu. Çevre, toprak, tarım ve işçi hakları birbirinden ayrı değil; hepsi iç içe geçmiş durumda. Bu durum holdingleri, patronları ve sermayeyi rahatsız ettiği için hedefte mücadele eden kesimler oluyor. Migros direnişlerinde olduğu gibi devlet, tüm aygıtlarıyla, kolluk güçleri dahil, doğrudan sermayeyi koruyor. Aslında burada açık bir ittifak söz konusu. Bu yüzden de mücadeleci, direngen sendikacılar hedef alınıyor.”
‘Parçalı değil, birleşik mücadele hattı şart’
Bostancı, tutsak edilen sendikacıların, gazetecilerin, hak savunucuların derhal serbest bırakılması gerektiğini belirtti. Bostancı, “Sadece sendikacılar değil gazeteciler de benzer baskılarla karşı karşıya. Sistemi sorgulayan, araştırma yapan gazeteciler için de gözaltı ve tutuklama bir tehdit unsuru haline gelmiş durumda. Milletvekili Can Atalay aylardır tutuklu. Avukat Selçuk Kozağaçlı yıllardır tutsak. Tüm bunlar, ülkede ciddi bir çürümenin olduğunu gösteriyor. Bu çürümeye karşı ise çözüm parçalı mücadele değil, daha geniş bir mücadele hattı kurmaktan geçiyor. Çünkü mesele yalnızca belirli kişilerle sınırlı değil. Bugün Başaran Aksu ya da Mehmet Türkmen tutuklanıyorsa, yarın daha ‘makul’ görülen sendikacılar da benzer şekilde hedef alınabilir. En küçük bir hak arama girişiminin dahi cezalandırılabileceği bir noktaya gidiliyor. Gözaltına alınan ve tutuklanan sendikacılar, gazeteciler ve tüm hak savunucuları için daha fazla ses çıkarılmalıdır. Daha güçlü bir kamuoyu oluşturulmalıdır. Aksi takdirde, tek tek yapılan operasyonlarla insanların susturulmasının önü açılacaktır. Tutsak edilen mücadeleci sendikacılar, gazeteciler, hak savunucuları serbest bırakılmalıdır” diye konuştu.









