Connect with us

Analiz

Jeopolitikteki Tektonik Sarsıntılar ve Proleter Strateji…(2)

Devrimci proleter hareketler, değişim ve dönüşümle gelecek toplumun tarihsel öncülleri olmaya devam etmektedirler. Sermaye günümüzde bir atom tanesinin yakınlarındaki muazzam bir küçüklüğe hapsolmuş durumdadır. Bu kaçınılmaz bir son duraktır ve geriye gidilme şansı hiç yoktur. İşte kapitalin ölümcül krizi tam da burada başlamakta ve Engels’in Anti-Dühring’de bahsettiği, çöküşü başlatan iç diyalektik yasalar tam da burada devreye girmektedir.

yazı

Günümüzün şartlarında devrimci proletaryanın coğrafyaya dayanarak, psikolojik motivasyon ve ideolojik adanmışlık ile jeopolitikte bir denge oluşturması gittikçe zorlaşmaktadır. Sınıflar arasında gerçekleşen askeri, politik, örgütsel ve ekonomik alandaki hegemonya mücadelesinin kaderini, asıl olarak bilgi alanındaki hegemonya mücadelesinin kaderi tayin edecektir. Operasyonel bilginin ne anlama geldiğini ve “Praksis” kavramının operasyonel gücü olan bilgiden ayrı düşünülemeyeceğini, makale serimizin ilerleyen bölümlerinde göstermeye çalışacağız

Burada kastettiğimiz şey Antonio Gramsci’nin bahsettiği toplumsal üst yapıdaki hegemonya araçlarının kavranması ve proleter entelektüel bir üstünlük kurulması meselesi değildir sadece. Günümüzde devrimci proletarya bilgiyi sadece soyut bir aydınlanma aracı olarak değil, esas olarak jeopolitikte bir saldırı ve savunma aracı olarak kavramalıdır. Bilgi zaten günümüzde hem üretici güçlerin önemli bir parçasına dönüşmüş durumda ve hem de geçmiş yüzyılda burjuvazinin zayıf karnı olan kırsal coğrafyanın anlamını önemli oranda değiştirmiş durumdadır. Radyo dalgaları ve sinyal frekanslarından kaçamayan ezilen sınıf ve ulus hareketleri, fiziksel coğrafyayı bir korunak olarak kullanabilmelerinin tarihsel koşullarını yer yer yitirmektedirler. Biz bu durumu, Hindistanlı Maoist güçlerin son dönemlerde içine girdikleri gri süreç özgülünde işleyeceğiz tabii ki.

Modern jeopolitiğin Elburs Dağı’nda bir kartal yuvası gibi korunaklı Alamutların varlığına müsaade etmemesini, “Her şeyin Sonu” teorisinin bir argümanı yapan küçük burjuva devrimciliği, son yüzyıldaki modern sınıf savaşının askeri ve politik hattının, asimetrik olarak karmaşık ve öngörülemez bir zeminde, yakın parametrelerde iç içe geçme şeklinde patlayabileceğini hesaplayamıyorlar. Nasıl ki post-Marksistlerin iddia ettiği gibi; metrenin milyarda biri oranında, maddenin kuantum ölçeğinde diyalektik materyalizmin nicelik/nitelik yasası ortadan kalkmıyorsa, sermayenin bilgiyle bütünleşerek yoğunlaştığı günümüzde de toplumsal alandaki bu yasaya bağlı sıçrama, kopuş ve değişimler ortadan kalkmıyor. Bu konuyu anlamak için, tarihsel materyalist bir yöntem olarak bu tezimizi ekonomik temel ile gerekçelendirmek gerekiyor. Politik zor ile ekonomik hareket arasındaki gerilimde, en sonunda ekonomik hareketin politik zoru alt edeceği yönündeki bilimsel komünist görüşler, bu sorunun çözümünde yolumuzu aydınlatmaktadır. Oysa küçük burjuva devrimciliği sınıf niteliği gereği politik zora taptığı için, burjuvazinin yapay zeka yazılımlı ekonomik ve askeri teknolojisi önünde her geçen gün daha fazla diz çökmektedir. Ve her şeyin sonunu ilan eden bir teoriyi dini bir fetişizmle üreterek, tarihin materyalist yasalarını bükmektedir.

Küçük burjuva bilinç mekanik çalıştığı için, ekonominin toprak ile olan ilişkisinin geleneksel sınırlarında düşünmekte ve burjuva zenginliği sabit mülkiyet olarak algılamaktadır. Orta Çağ’da zenginlik demek ne kadar fazla toprağın ekilip biçildiğiyle ölçülebilen bir şeydi. Toprak atındaki ve üstündekilerle birlikte sabit bir mülkiyetti. Bir kralın ya da beyin gücü, sahip olduğu toprağın genişliğine bakarak tespit edilebilinirdi. Toprak tabii ki günümüzde hala önemlidir, ama sabit bir mülkiyet birimi olmaktan çıkmıştır. Ekonomi doğada gerçekleşen bireydir ve tabii ki doğa olmadan bir ekonomi düşünülemez. Ama günümüzde bir çip fabrikası ya da Lityum işletme tesisinin, geniş arazilerden daha değerli olması üzerine düşünmek gerekir. Buralara yapılacak bir politik etki, geniş bir coğrafyayı elde tutmaktan daha önemli sonuçları olacaktır. Mülkiyetin sabit biçimi değiştiğine ve akışkan bir özellik kazandığına göre, bu ekonomik yoğunluk kendi teknolojisinin zayıflıklarını ortaya çıkarmış olmasını bir tarafa bırakalım, her şeyden önce kendi mezar kazıcılarını da burnunun dibinde yeşertmiş olmalıdır. Sermaye ışık hızına ulaştıkça mekân anlamsızlaşıyor, ama bu durum kapitalizmin son bir darbeyle yıkılmasını olanaklı kılan ölümcül bir nokta olarak Aşil topuğunu ortaya çıkarıyor.

Aslında Marks, “Grundrisse”deki “Dolaşım Süreci” bölümünde sermayenin bu evrimsel geleceğini ön görmüştü. Marks burada; sermaye her türlü yerel kısıtlamayı yıkıp dünyayı pazarı haline getirirken, bir yandan da mekânı zamanla yok etmeye çabaladığından bahseder. Kuşkusuz Marks, bu sonuçlara mutlak düşüncede değil, kendi zamanındaki telgrafın, bilginin mekândan tamamen bağımsızlaşmasını sağlayarak, piyasa fiyatlarının küresel düzeyde anlık eşitlemesini gözlemleyerek ulaştı. Bir metanın üretim bandından çıkıp, satılmasına kadar geçen süre, sermaye için ölü bir zamandır. Bu nedenle kapitalizm zamanı teknoloji ile milimize etmek zorundadır. Günümüzde küçük burjuvazinin başını döndüren bu gelişmeler, kapitalizmin ebedi bir toplumsal yaşam biçimi olduğu yönündeki hastalıklı fikirlerin temelini oluşturmaktadır. Ama bu ara sınıfların sosyal ihanetine rağmen, tarihin materyalist yasaları açısından aslında durum tam tersidir. Çünkü sermaye, kendi gelişimi için yarattığı her yeni araçla, aslında kendi tarihsel sonunun koşullarını olgunlaştırmaktadır.

Geniş topraklara ve sanayi devriminin ilk dönemlerindeki yaygın bir fabrikasyon mekaniğine bağımlılıktan kurtulan sermaye, birkaç atomluk bir Nano çipin içine sığacak kadar yoğunlaşarak olağanüstü bir verimlilik sağlasa da aslında bu mekândan kopuş, ölümcül bir yarayı alabilmesinin olanaklı olduğu Aşil topuğunun ortaya çıkmasına yol açıyor. Nasıl ki doğadaki sürtünme, sayısız çarpışma ve sıkışmalar yeni tipte bir enerji formuna yol açıyorsa, ekonomik alamdaki bu yoğunlaşmada, kendisini içererek yadsıyacak olan yeni formların öncüllerini ortaya çıkarıyor. Her şeyden önce sermayenin hareketi bilgi formunda tekilleşerek, tüm dünyadaki üretim zincirini kendisine bağımlı hale getiriyor. Bu ise; kapitalizmin boynuna dolanan boğucu bir ipin varlığını tarihsel olarak olanaklı kılıyor. Çünkü hiçbir yedeği bulunmayan bu tekil alanda yaşanan bir aksama, küresel ekonomik sistemi felç edecek bir noktaya ulaşmıştır. Yeni bir formda ortaya çıkan burjuvazinin bu donanımlı mezar kazıcıları çalışmayı reddettiği andan itibaren, burjuvazinin bu nano alana sıkışmış teknolojiyi kendi olanaklarıyla yeniden çalıştırma şansı yok gibidir. Çünkü bilgi sermayesinin teknolojisi o kadar karmaşıktır ki bunu yıkıldıktan sonra yeniden organize etmek, taş devrine geri döndükten sonra oradan tekrar günümüz uygarlığına geri dönmek gibi bir şeydir.

Küçük burjuva devrimciliğinin özürlü bilinç yapısının kırılma alanlarından biriside tam burada başlamaktadır. Bunların başında, burjuvazinin bilgi tabanlı üretim araçlarının üzerindeki tekelinin, işçi sınıfını cahil ve bilgisiz bıraktığı yönündeki yanılsama gelmektedir. Bu burjuva baylar bu konuda öyle bir noktadadırlar ki büyük sermaye sahiplerini devasa akıllı ve bilgili kişiler, işçi sınıfının donanımlı kesimlerini ise, bu büyük aklın hizmetinde olan muhtaçlar sınıfı olarak görmektedirler. Oysa burjuvazi bilgi teknolojisinin sahibidir belki ama bu mülkiyet ilişkisi bağlamında bir sahiplik ilişkisidir. Her ne kadar yeni teknolojik işleyişin bilgisi algoritmalarda toplanıyorsa da bunun sistemi felç edecek kadar önemli bir miktarda proletaryanın uzmanlaşmış bir kesiminin elinde toplanmaktadır. Sistem o kadar karmaşık bir bilgi yığını üzerine kurulmuştur ki burjuvazi, kapitalizmin içsel çelişkisi nedeniyle istese bile bu karmaşıklığı yalın hale getirme şansı yoktur.

Her şeyden önce burjuvazi, kendisi için kopacak olan bir toplumsal felaket anında, devreye koyabileceği bu sistemin bir yedeğini oluşturamıyor. Bunun nedeni; sermayenin hayatta kalmak için, rakiplerinden daha ucuza ve daha hızlı üretmek zorunda kalmasının yol açtığı evrimsel sonuçlarda yatmaktadır. Bir şirketin yaşaması için standart kâr etmesi yetersizdir. Her büyük sermaye kolu bunun için ortalamanın üzerine çıkarak fazladan artık bir kâr elde etmek zorundadır. Ama bir şirket, hiçbir rakibinin bilmediği yeni bir teknolojiyi üretim sürecine dahil etmeden bunu başaramaz. Çünkü sermaye can suyu alacak fazladan kârı elde edebilmek için rakiplerinin onu kopyalamasını engelleyen yeni bir bilgiye ihtiyacı var. Bu ise bilgiyi sermayenin güvenliği için her seferinde daha karmaşık bir hale getirmeyi zorunlu kılıyor. Bilgideki kopyalanamaz karmaşıklık arttıkça, sermaye bir o kadar tekel haline gelebilmektedir. İşte kapitalizmin, başlangıçta bir ustanın bir ürünü baştan sona yapabildiği üretim koşullarını parçalayarak geldiği bu yeni evrede, kendisini yeniden daha bütüncül üretebilmesinin tarihsel koşullarını yitirmiştir. Bu tekilleşmiş yeni ekonomik merkezlerdeki üretimin arasındaki ilişkiler milyonlarca anlaşılmaz parçaya bölündüğü için kapitalizmin birer Aşil topuğuna dönüşmüştür. Küçük burjuvazinin bilincinde gerçek dünya baş aşağı durduğu için bu gelişmeleri tersinden okumaktadır.

Bir çipi ortaya çıkaran bilgi teknolojisindeki iş bölümünün milyonlarca parçaya bölünmüş hali, proletaryanın geleneksel stratejilerini paradokslara sürüklemektedir. Üretici güçlerdeki bu gelişme, dünya gerilla alanlarını, gizli ve korunaklı bir sığınaktan, yüksek çözünürlüklü bir ekrana çevirmeye başladığı bir gerçektir. Ama bu gelişmeler, küçük burjuva döneklerin iddia ettiği gibi komünist hareketin sonunun geldiği anlamına gelmiyor. Oysa gerçek, küçük burjuvazinin baş aşağı duran dünyasındaki gibi değildir. Bir sorunun varlığı, küçük burjuvazi için felaket tüccarlığına, devrimci proletarya için ise diyalektik düşünmeye bir davettir. Hayatın sürekli proletaryaya, potansiyel olarak, daha güçlü egemenlik araçlarını vermeye devam etmesinin sebebi budur. İnsanlık tarihinin gördüğü bu en ekstrem iş bölümü, coğrafyanın yapısını değiştirerek, belki onlarca yıllık devrimci proleter hareketlerin stratejilerini zorlamış olabilir. Ama kapitalizmin işleyişini nihayet yedeği bulunmayan tek bir üretim noktasına bağlayarak, onu tıpkı canlı organizmalar gibi ölümcül bir noktaya taşıdı. Teknolojinin evrimi ya da üretici güçlerin gelişmesi, kaçınılmaz olarak dünya burjuvazisinin kaderini bütün yolların bir tek labirente çıktığı, geri dönüşü olmayan bir kapanda sıkıştırmıştır. Aslında sıkışan ve çaresiz olan iddia olunduğu gibi proletarya değil, bilakis burjuva sınıfıdır.

Devrimci proleter hareketler, değişim ve dönüşümle gelecek toplumun tarihsel öncülleri olmaya devam etmektedirler. Sermaye günümüzde bir atom tanesinin yakınlarındaki muazzam bir küçüklüğe hapsolmuş durumdadır. Bu kaçınılmaz bir son duraktır ve geriye gidilme şansı hiç yoktur. İşte kapitalin ölümcül krizi tam da burada başlamakta ve Engels’in Anti-Dühring’de bahsettiği, çöküşü başlatan iç diyalektik yasalar tam da burada devreye girmektedir. Bu ise; para forumuna giren transistörlerin, Moore yasası gereği; her iki yılda bir ikiye katlanarak yüzde otuz küçülen evrim çizgisinin, doğaya toslaması sonucu ortaya çıkan çelişkinin, dünya gerilla hareketlerinin stratejileriyle girmiş olduğu çelişkinin önüne geçmesidir. Yani küçük burjuva sosyalistlerinin iddia ettiği gibi; sıkışan devrimci proletarya değil, bilakis sermaye uygarlığıdır. Devrimci proletarya yüz seksen derece açısal momentum farkıyla, iç içe geçmiş bir örüntü sarmalında, bilgi kirliliği içerisinde kendisini görünmez kılarak bu tıkanmayı aşacak imkânı vardır. Ama bir yedeği bulunmayan 30 milyar dolarlık bir çip teknolojisinin içine sıkışan kapitalin geleceğine tarihin yasaları çok katı sınırlamalar getirmiştir. Bu tarihsel sınırlamaların başında, sermayenin hareketin milimize olarak donuksaması gelmektedir. Bu durum, modern tarihte ilk defa ortaya çıkan ciddi bir varoluşsal krizdir ve geriye dönüşü imkanlı kılan bir yol ihtimalini ortadan kaldıran özellikler barındırmaktadır. Çünkü diyalektiğe göre hareket yoksa bir yolda yoktur. İkincisi ise; bu şekilde kapitalist uygarlığın kaderi askeri anlamda sadece savunmaya yazgılınmış olmasıdır.

Kapitalin hareketi 21. yüzyılda en tehlikeli ve nihai son bir eşiğe dayanmıştır. Bu hareket sınırlanması, büyük sermaye devletlerini askeri savunma konsepti içerisine hapsedecektir. Nihayet Marksist askeri teori ve “Can çekişen emperyalizm” olgusu gerçek maddi manada ete ve kemiğe bürünüyor. Yani yeni yüzyılda savunmada olan artık devrimci proletarya değil, aksine kapitalizm olacaktır. Sermaye kendisi için ölü zamanı yok ederek, yani Marks’ın deyimiyle; mekânı zamanla aşarak, tam vaktinde bir üretim yoluyla kendisini ölümcül bir hale getirdi. Ve yine burada, tarihte ilk olarak Anti-Dühring’de beliren diyalektik ve tarihsel materyalizmin yasalarının, mükemmelleşen sermaye verimliliği ve militer teknolojinin, maliyet ve bilgi karmaşasının artması nedeniyle, burjuvazinin en zayıf yönü bir gerçeklik olarak görünürleşiyor.

Makale serimizin ilerleyen bölümlerinde, doğanın duvarına toslayarak sıkışan Moore yasasının, birkaç atomluk alanında hareket eden diyalektik iç yasaları tahlil edeceğiz. Ve yine bu yasalar gereği kendi içine çöküşün nasıl kaçınılmaz olduğunu göstereceğiz. Ayrıca devrimci proletarya cephesi açısından, modern jeopolitikteki psikoloji, yeni insan tipolojisi, nirengi sistemi ve yapay zeka yazılımlı silah engelinin nasıl aşılacağı noktasında materyalist çözümlemeler yapacağız…

Devam edecek…



Mayıs 2026
PSÇPCCP
 123
45678910
11121314151617
18192021222324
25262728293031

More in Analiz