
Bu yıl (2026) Ankara’nın ev sahipliğiyle Cumhurbaşkanlığı Külliyesinde toplanacak 36. NATO zirvesinin, 7-8 Temmuz günlerinde gerçekleştirileceği açıklandı. Öngörülen kitlesel katılımlarla gerçekleştirilecek protestolardan bağımsız olarak; açıklanmış toplantı gündemlerinden hareketle söyleyebiliriz ki bu zirve ciddi çelişki, çatlak ve sorunlara gebedir…
36. NATO zirvesi, İsrail-ABD barbarlığının haydutluk ittifakıyla tırmandırdığı emperyalist savaş ve saldırganlık tehdidi, bu tehdide karşı halkların devrimci öfkesiyle yükselen büyük toplumsal tepki ve İran’a dönük saldırganlık savaşıyla keskinleşen emperyalist dalaşın yol açtığı iç çatlakların ve İran-Hürmüz’de ABD aleyhine yaşanan tıkanmanın gölgesinde biçimlenen kritik gündemler etrafında toplanıyor.
Emperyalist bloklar arası dalaşın keskinleşerek 3. Dünya Savaşı’nın eşiğine geldiği askeri-siyasi şartlar ve ekonomik kriz temelinde biçimlenen emperyalist dünya şartları ve bu şartların koşulladığı gündemlerin muhtevası ya da önemine bağlı olarak, yapılacak bu zirveye devlet ve hükümet başkanları düzeyinde katılım sağlanacağı bilhassa belirtilmiştir. Bu, beyan edilmiş gündemlere koşut, zirvede alınacak kararların önemli ve zorlu olacağı kadar, bağlayıcı olduğuna da işarettir.
Ankara Zirvesi ve Siyasi Şartlar…
Unutmamak gerekir ki 36. NATO zirvesi, emperyalist bloklar arası çelişkinin keskinleşip kronik savaş mekaniğinin vekalet savaşlarıyla yükseldiği 3. emperyalist paylaşım savaşı olasılığının aktüel hale gelerek dünya ölçeğinde yarattığı büyük tehdit altında gerçekleşmektedir. Zirve, emperyalist dünya gericiliğinin baş aktörü ABD emperyalizminin büyük sancıların göbeğinde olduğu ve son saldırganlıklarıyla yarattığı ‘’mutlak güç/yenilmez güç’’ algısının zirvesindeyken İran halkasında tökezleyerek “kâğıttan kaplana’’ dönüştüğü tarihsel süreçte gerçekleşmektedir…
Emperyalist güç ve bloklar arası mevcut çelişki ve çatlaklar bağlamında, bu zirve; muhtelif kopmalar temelinde yeni saflaşmalara tanık olabileceği gibi, zirveyle hedeflenen çatlakların giderilmesi veya çatlak seslerin terbiye edilerek egemen eksen altında kontrole alınması da mümkündür. Bu çerçevede zirvenin bir hedefi veya özelliği; ABD ile Rusya-Çin eksenli emperyalist bloklar arası güç dengelerini ABD emperyalizmi lehine düzenlemek ve NATO’yu bu amaca uygun dizayn etmek; aynı zamanda ABD emperyalizmi ile AB’li emperyalist blok arasında, Grönland, Ukrayna ve uluslararası hukuku çiğneme pervasızlığıyla cereyan eden haydutluğun yarattığı sonuçlar bağlamında gelişen çelişkilerin giderilmesine dönük kararlar almaktır.
Bu, sadece İran’a baskı uygulamak ve Hürmüz boğazında yaşadığı başarısızlık ve tıkanmanın aşılması için destek tahkimatını amaç edinmemektedir; bununla birlikte ve esasta da muhtemel bir dünya savaşı durumunda cepheyi güçlendirme ve hasım emperyalist bloğu kuşatma/zayıflatma, bu blok karşısında NATO bileşenini yedekleyerek 3. paylaşım savaşına hazırlanmak için nüfuzunu büyütme amacı taşımaktadır. Gündem ve gündemlere bağlı alınacak muhtemel kararlar bu çerçevede değerlendirilebilirler.
Zirvenin diğer hedefi veya zirvenin özünde yapacağı ikinci şey ise, emperyalist-kapitalist sistemin sınıf ve siyasi düşmanı olan dünya proletaryası, yoksul halkları ve ezilen mazlum uluslarına dönük kıyımcı savaş saldırganlığının planlanarak uygulanması, tekelci yağma ve sömürgeci tahakküm politikalarının azgınca yürütülmesine ilişkin kararlar alıp yeni düzenlemelere gitmektir… Özcesi zirve, emperyalist dünya gericiliğinin ekonomik siyasi krizlerini aşmak ve sistemlerini ayakta tutmak için dünya proletaryası ve halklarına ağır faturalar yükleyen programları hayata geçirerek köleliklerini derinleştirmek, öte taraftan kendi aralarındaki hegemonik nüfuz ve pazar paylaşımına dayalı çatışma/savaş eksenli süreci NATO veya baş aktörü ABD emperyalizmi lehine biçimlendirmektir…
Zirvenin Handikapları…
Bütün bunlara karşın, 36. NATO zirvesi, NATO üyeleri içinde su üstüne çıkan ve hatta NATO’nun dağıtılması ve NATO’dan çekilme tartışmalarına kadar uzanan derin çelişkilerin güdümünde seyreden belirsizlikler taşımaktadır. NATO içi çelişkiler dikkate alındığında, bu zirvenin handikap ve kısmi kopuş biçimindeki dağılmalara sahne olması tamamen mümkündür. Örneğin, Trump’ın Grönland tutumu Avrupa için kabul edilemez derecede önemli bir sorun ve hatta tehdittir. Yine, Ukrayna savaşı veya Ukrayna’nın durumu, geleceği ve nasıl biçimleneceği AB için önemliyken, Trump ile Putin’in Ukrayna sorununda anlaşıp uzlaşması AB için bir sorundur; Trump ABD’siyle AB arasındaki sorunlardandır. Trump’ın uluslararası hukuk beni bağlamaz açıklaması ve bu açıklamaya tutarlı biçimde gerçekleştirilen haydutça operasyon ve saldırılar da AB’nin çıkarlarını zedeleyen muhtevalarıyla birer sorundur. Trump’ın, İran’a dönük başlattığı saldırganlık savaşına NATO’yu, dolayısıyla AB ülkelerini de dahil etme tutumu da iki taraf arasındaki bir anlaşmazlık sorunudur. Misal, Hürmüz boğazında açık yardım istemesine karşın, AB’li kimi liderler ‘’bu bizim savaşımız değil’’ diyerek Trump’ın talebini reddettiler… ABD’nin NATO’daki ağırlığı dikkate alındığında, mevcut NATO zirvesi, bu çelişkileri ABD emperyalizmi lehine giderme esasına dayanmaktadır. NATO’ya ayrılan bütçe ödeneğinin büyük oranda ABD tarafından karşılanması da AB’li ülkeler üzerinde kullanılan bir baskı/basınç unsurudur. Trump bunu sıklıkla dillendirip gündeme getirmektedir. Trump’ın savunma teknolojisi veya savunma sistemini de AB’li emperyalistlere karşı kullandığı da bilinmektedir…
Özcesi, Trump’ın tehdit-şantaj ve baskı tavırlarıyla da desteklenen mevcut çelişkiler düşünüldüğünde, bu zirvenin handikaplar yaşayıp ciddi sorun ve keskinleşen çelişkilerle yüz yüze kalacağı aşikardır. Zirve gündemlerinin neredeyse hepsi, Trump’ın/ABD’nin yaşadığı tıkanıklıkların aşılması, ihtiyaç duyduğu kararların alınması ve beklediği desteklerin verilmesini içermektedir. Fakat, AB’li emperyalistler kendi çıkarları temelinde ve Trump’ın kendilerine dönük tehdit ve şantajlarına boyun eğmeme temelinde eskiye oranla daha güçlü ve ABD’den bağımsız tavır geliştirme ya da kararlar alma kararlılığındadır… Bu durumda, 36. Zirvede sıra dışı ve belki ciddi bazı gelişmelerin yaşanması tamamen muhtemeledir. Trump’la çelişmeleri/çelişki yaşamaları neredeyse kesindir; bugüne kadar yaşanan gelişmeler bu çelişmenin yaşanacağını doğrulamaktadır. Yani, NATO dağılmasa da bazı üyeleri kopma noktasına gelebilir. Zira, AB, ABD’den bağımsız ayrı bir bloktur ve son yaşanan gelişmeler bağlamında ABD ile süren yakınlıklarının ayrılma noktasına geldiğine işaret etmektedir. En azından AB’li emperyalist ülkelerden bazılarının ABD’nin dışında hareket ederek onu bazı noktalarda desteklemeyecekleri ve ondan bağımsız kararlar vereceği vb. mümkün olacaktır. ABD/Trump’ın isteğine uyarak İran’la savaşa girmeyi kabul etmeyecekleri kesindir. Trump’ın Grönland’ı alma hayaline ışık yakmayacakları da kesin olan tutumlarından bir diğeridir…
NATO ve Zirvesinin Anlamı…
Yukarılarda dikkat çektiğimiz NATO toplantısının gündemleri, mevcut siyasi sürece bağlı özgün amaçları, hedefleri ve alacağı muhtelif kararları dünya halklarına acı-açlık-ölüm getirmekten malul muhtelif kararları ve daha fazlası, kuruluş amaçlarıyla deklere edilmiş olan NATO’nun askeri-siyasi niteliği ve savaş/ordu esaslı emperyalist örgüt olma karakterinden bağımsız değildir.
NATO, uluslararası askeri kuvvetlerden teşekkül edilmiş ortak orduyla temsil edilme yeteneğine haiz emperyalist askeri bir örgüttür. Dolayısıyla, NATO zirvesi yalnızca güncel siyasi sürece bağlı gündemleri, hedef ve amaçları vb. bağlamında değil, NATO’nun genel yapısı/niteliği ve emperyalist askeri örgüt olma karakteri açısından da dünya proletaryası, halkları ve ezilen mazlum uluslarının düşmanı bir emperyalist savaş aygıtı olma özelliği kapsamında protesto edilmek durumundadır.
NATO, emperyalist dünya gericiliği ve güçlerini koruma esasına dayalı savaş ve saldırganlık konseptiyle teşekkül olmuş, sömürgeci işgal-ilhak ve tahakküm aracı olarak gerici zor-şiddet, baskı işlevini üstlenen orijiniyle tam bir askeri-savaş aygıtıdır.
NATO, tüm niteliği, işlevi, amaç ve hedefleriyle dünya proletaryası ve halklarının azılı düşmanı bir emperyalist ittifak ya da uluslararası askeri örgüttür. Bütün eylem, etkinlik, karar ve politikaları bu zeminde anlam kazanır. Körfez savaşından Afganistan’a, Balkanlardan, Bosna Hersek’ten Libya’ya vb. kadar tüm operasyon ve saldırıları bu niteliğini teyit eden bazı örneklerdir… Bugünkü zirvesi ve diğer tüm toplantıları da dünya halklarını vahşi talan, sömürü, baskı ve tahakküm altında tutmaya, yoksul dünya halkları ve ezilen uluslarını köleleştirmeye dönük faşist politika ve kararlar alan zirvelerdir. Bu bağlamda, her zirvesi, demokrat, devrimci ve sosyalist halk güçleri tarafından büyük protestolarla karşılanmıştır.
Emperyalist NATO zirvesinin protestosu salt yapıldığı ülkenin demokrat, devrimci ve sosyalistlerinin sorumluluğu değil, her ülke ve uluslardan, her din, inanç ve cinsiyetten tün demokrat, devrimci ve komünistlerin görevidir. Zira, NATO uluslararası emperyalist bir örgüt olarak evrenseldir; sadece bir ülke işçi sınıfı ve halkının değil, tüm dünya ülkelerinden halkların düşmanıdır. Dolayısıyla protesto güçleri de bir ülke halkları değil, tüm ezilen dünya halklarıdır. Nitekim, bugüne kadar yapılan NATO protestoları da esasta bu geniş muhteva ve katılımlarla gerçekleşmiştir… Bu anlamda, “NATO kararları bizi, ülkemizi ilgilendirmiyor’’ şeklindeki gerekçelerle protestolardan sakınmak dar görüşlü bencil burjuva anlayışın ürünü olarak temelden yanlıştır.
Protesto Yanlışlığı Propagandası ve NATO’ya Üyelik Onursuzluktur…
“Soğuk savaş” dönemi yıllar hariç, tüm tarihi kan-katliam, işgal-ilhak saldırganlığıyla dolu, bu zeminde icra ettiği askeri işlevi, uluslar arası terörizm maharetiyle çeşitli ülke, ulus ve halkları tahakküm-baskı altında tutarak emperyalist gericiliğin tanımlı kesiminin egemenliğini güvenceye alan NATO’nun, dolayısıyla her NATO zirvesinin de dünya proletaryası ve halkları başta olmak üzere, anti-emperyalist/anti-kapitalist, anti-faşist, gerici savaş karşıtı ve bilumum gericiliğe karşı olan ya da mücadele eden en geniş kesimler tarafından; ve yine doğası tahrip edilen, okulu kışlaya çevrilip bilim yuvası olmaktan çıkarılan ve paralı eğitim garabetinin mağdurları, cinsel kimliği nedeniyle horlanıp ezilen ve katledilenler, inancı, dili ve dini nedeniyle baskıya maruz kalıp onuru kırılan tüm kesimler ve tüm yoksul dünya tarafından protesto edilmesinden daha haklı, meşru ve demokratik tavır olamaz…
Tekelci burjuvazinin en saldırgan askeri örgütlenmesi niteliğine bağlı biçimlenen kuruluş amacı ve askeri işlevine uygun olarak ve savaş konseptiyle tahkim ve teşekkül edilmiş devasa bir savaş saldırganlık örgütü olan, emperyalist ve bilumum gerici savaş kışkırtıcısı, sömürgeci barbarlığın vahşi aygıtı/silahı olma özellikleriyle NATO’nun ve zirvesinin protesto edilmesi devrimci görev ve sorumluluk olmaktan öteye, meşru demokratik hak ve insani tavırdır…
Ölüm saçan ve toplu kıyımlar gerçekleştiren uçakları ve füzeleriyle dünya halkları ve ezilen mazlum uluslarının akıtılan kanı üzerine oturmuş olan NATO’ya üye olmak hiçbir ülke ve ulus için onur değil, katıksız bir onursuzluktur. Bu bağlamda, NATO’dan çıkma perspektifiyle yükselen veya yükseltilen mücadele bir onur meselesidir; üye ülke ve uluslar için bir onur sorunudur. Uluslararası emperyalist terör örgütü NATO’ya üye olmak, onun kuklası olup suçlarına ortak olmaktan başka bir değer taşımaz.
Halk kitlelerinin bu bilinç ve propaganda temelinde NATO zirvesine karşı mücadeleye katılımlarını sağlayarak, görkemli protestolar temelinde emperyalist haydutlara karşı kitlesel eylemlerde bulunmak anti-emperyalist mücadele ve devrimci halklar cephesinden verilecek yanıt açısından elzemdir…
7-8 Temmuz 2026 günü Ankara’yı emperyalist haydutlara dar etmek için en geniş kitleleri örgütleyerek büyük tarihsel protestoya hazırlanalım. NATO ve NATO kuklası yerli iktidarı defetmek için en geniş kesimlerle birlikte organize edilmiş büyük protesto planıyla çalışmalara sarılalım. Ev-ev, isim-isim, kapı-kapı dolaşarak kortejlerimizi büyütelim, büyük protestoyu en geniş kitlelerle gerçekleştirelim…
Bu yazı Halkın Günlüğü Gazetesi‘nin Haziran-2026 tarihli 61. sayısında yayımlanmıştır.









