
AKP, iktidarının devamı için her şeyden medet umar hale geldi. Bu fırsatçılığını toplum evlere tıkıldığı şu günlerde üst seviyeye çıkarmış durumda. Koranavirüs günlerinde çıkardığı ve çıkarmayı hedeflediği yasalarla bu yüzünü bir kez daha gösterdi. Ayrımcılık üzerine kurulu infaz yasasından sonra gündemine Koronavirüsü salgınıyla mücadele için hazırlana torba yasa meclis gündemine gelecek. Yine bu torba yasaya iliştirilen internet yasakları ve aceleyle geçiştirmeye çalışılan sağlıkta şiddetin önüne geçilmesi için hazırlanan torba yasası…
Tüm bu yasal düzenlemelerin içeriğine bakıldığında AKP kendisini ve sermaye sınıfını düşünerek adımlar attığını görebiliriz. Bunları hayata geçirmek isterken her şeyi mubah ve her şeyden medet umar durumdadır.
Öyle ki ölümlerden dahi medet umar durumda. Koronavirüs salgınından önce Suriye işgali buna çok iyi bir örnek. Fazla uzağa gitmeye gerek yok. Bundan dört yıl öncesi vuku bulan ‘darbe girişimi’… 15 Temmuz darbesi oyunu bile kendi dillerinden dökülen acizliğin itirafıydı. 15 Temmuz darbe tertibinde yüzlerce insan ölmüştü ama onlar “Bu Allah’ın bir lütfu” diyecek kadar sevinçlerini gizleyememiş, adeta akan kanı, daha darbenin ilk saatlerinde nasıl fırsata çevireceklerinin işaretlerini vermişlerdi. Hepimizin bildiği gibi OHAL’in ilan edilmesi TCK ve Anayasa askıya alınarak Kanun Hükmünde Kararnameler’le her şeyi kendilerine göre dizayn etmelerine hepimiz tanık olmuştuk. Kronik kanda beslenme siyaseti Kürt Sorunu ile her dönem devam ediyor. Hemen hemen tüm iktidarlarının muhtaç olduğu Kürt kanı ve askere alınan yoksul halkın çocuklarının kanı cumhuriyetin kuruluşundan beri akıtılıyor. Ama AKP bununla da yetinmeyerek Suriye ve Libya’da iki cephe daha açtı. Çünkü “Şehitler Tepesi boş kalmayacak”tı.
Ayrımcı İnfaz Yasası İçin Fırsat Doğdu
Koronavirüsün ilk günlerinde daha önceden hazırladıkları bir yasayı raftan indirdiler. Rafta duran bu dosyanın içinde cezaların süresini kısaltılması öngören düzenlemeler mevcuttu. Hapishanelerin doluluk oranı, tutsakların devlete yük olması ve muhalif kesimlere yer açılması için adli tutsakları kapsayan örtülü af beklemedeydi. Siyasi tutsakları kapsam dışında tuttukları için uygun bir zamanda gündeme getirmeyi düşündüklerinden rafa kaldırmış olmalılar. İşte koronavirüs salgını buna bir fırsat oldu. Böylelikle bir taşla iki kuş vurmuş oldular. Hem yeni düzenlemeden siyasi tutsakları muaf tuttular, hem de siyasi tutsakların günlük olarak takip ettikleri gazetelerin hapishaneye girmesi yasaklanarak tutsakların haber alma hakkı gasp edilecek. Öte yanda hapishane gözlem kurullarının yetkisi ve alanı genişleterek esasta siyasi tutsaklara yönelik ekstra cezaların uygulanabileceğinin yolu açılacak. Tasarı henüz yasallaşmadı fakat bu haliyle meclisten geçeceği kuvvetle ihtimal. Tecavüz, insan öldürme, hırsızlık, kadına şiddet, uyuşturucu satma, insan taciri vb. suçlardan hapiste olanlara af yolu açılırken, düşüncelerinden dolayı içerde olan siyasi tutsaklar içinse tam tersi tutum izleniyor. Siyasi tutsaklar yasadan faydalandırılmaması yetmiyormuş gibi bir de tecrit ve tretman koşulları daha da ağırlaştırılacak.
Koranavirüsten Sonra Ekonomik Kiriz mi?
Dediğimiz gibi AKP ve Erdoğan her şeyi fırsata çevirmekte üstlerine yok. Zaten süren ekonomik krize sebep olarak koronavirüsü gösterirlerse ve “ekonomide her şey yolundaydı ama koronavirüs planları bozdu” derlerse hiç şaşırmayalım. Bugüne kadar Erdoğan ve AKP iktidarı var olan krizi gözlerden kaçırma çabası içindeydiler. Hatta “Ekonomik kriz var” diyenleri ‘FÖTÖ’cü’, ‘vatan haini’, ‘terör yandaşı’ vb. şeklinde yaftalar yapıştırmak suretiyle ekonomik krizi gizleme çabası içindeydiler.
Yetinmediler enflasyonu gizleme ihtiyacı duydular. TÜİK verilerini değiştirerek kamuoyuna sundular. Halkın yoksulluk durumunu gösteren haberler ve veriler kamuoyundan saklandı. Diyelim bunlar ekonomik kriz için yeterli veriler olmasın. Peki Varlık Fonu’na devredilen işletmelerin neredeyse hepsi neden zarar açıkladılar? Cumhurbaşkanı Erdoğan maliyenin tamtakır olduğunu itiraf eder gibi İBAN numaralarını yayınladı. Boş olan kasanın bir an önce doldurulmasını istedi. Verenden bir akçe vermeyenden ise iki akçe alacağını aba altında sopa göstererek adreslere mesaj gönderdi. Bu yardımların bir zerresinden bile faydalanmayacak olan Ermeni Cemiyeti bile vakıfları aracılığıyla 500.000 YTL bağışta bulundu.
İşte tüm bunlar gerçek ama AKP ve Erdoğan’da bu gerçekleri daha fazla saklamayacakların da farkında. Daha nereye kadar ve nasıl saklayacakları konusunda ‘yeni bir yol’ bulamazlarsa ikinci ‘Allah’ın lütfu’ devreye girecek. O da koronavirüs. ‘Son anda gelişen bu olumsuz tablonun’ sorulusu koronavirüs olacak. Peki bu tutmazsa ne olur? Tutmayacağı da büyük ihtimal. Sonuçta ekonomik kriz ve faturası ezilen işçi emekçilere çıkarılacak. Peki gelişecek tepkiler karşısında AKP ve Erdoğan ne yapacak. Yine şu günlerde koronavürsle mücadele için ekonomik tedbirler yasasının kuyruğuna iliştirilen internet yasaklarıyla toplumu susturacaklar. Yine İdlib sahasını ısıtarak gelişebilecek tepkilerin önüne geçecekler. İdlib nerden çıktı demeyin, zira bu günleri fırsat bilen Erdoğan iktidarı o alanda yeni üsler açarak, binlerce asker daha kaydırdı.
Yeni Ekonomik Tedbirler ve İnternet Yasakları
AKP ve Erdoğan’ın sosyal medya takıntısı çok önceleri vardı. Bugün gündeme gelen internet yasaklarıyla sosyal medyaya bir yönelim olmadı. Ta Gezi Direnişi döneminde beri sosyal medyaya düşmanlar. Gezi Direnişi’nde sosyal medya aktif kullanılarak AKP’ye atılan tokat çok acı vermişti, halen o tokadın acısını unutmuş değiller. Bu yüzden her buldukları fırsatta sosyal medyaya yöneldiler. Neymiş koronavirüs günlerinde “sosyal medyada bilgi kirliliği var”mış, “halkı paniğe sürüklüyorlar”mış. Bahaneleri hazır ve koronavirüs bu bahaneleri için iyi fırsat oldu.
Sözüm ona koronavirüse karşı ekonomik tedbirler alınacak. Ama esasta “işverenin cebini nasıl doldururum ve toplumu nasıl sustururum” hesapları yapılıyor. İşten çıkarma sadece öteleniyor, öte yanda ücretsiz izine çıkarılanlara günlük 39 lira 24 kuruş gibi sefalet ücreti uygun görülüyor. Bu uygulamanın ne kadar süreceği ise belli değil. Fakat işverenin koronavirüs dışında göstereceği bahanelerle işten çıkarmaları önünde bir engel yok. Bu konu hakkında DİSK Genel Başkanı Arzu Çekerkezoğlu ücretsiz izni yasalaştıran tasarıyı ETHA Editörü İsminaz Temel’e değerlendirirken şunları söylüyor: “Bu tasarıda iki temel sorun var. Birincisi, fesih yasağı, yani işten çıkarma yasağı olduğu durumda işverenler işçileri ücretsiz izne çıkaracak. Ücretsiz izin ancak işçilerin kabul etmesi durumunda geçerli olabilir. Oysa bu teklifte, fesih yasağı uygulandığı hallerde işveren rahatlıkla işçiyi ücretsiz izne ayırabilecek. İşten çıkarmanın yasak olduğu durumda ücretsiz izne gerek yoktur. Bu ücretsiz izni meşrulaştırmak anlamına gelir, işverenin ücretsiz izni rahatlıkla hayata geçirmesi anlamına gelir. Ücretsiz iznin meşrulaştırılması asla kabul edilemez.
“İktidar işsizlik ödeneğinden işçilere yapılacak olan ödemenin miktarını düşürmek için yeni bir yol icat etmiş. Yapılması gereken işten çıkarma, fesih yasağı ile birlikte işçilerin gelirini güvence altına alacak, ücretsiz izin yolu olmaksızın bu güvenceyi sağlayacak bir düzenlemedir.”
Koronavürüs salgının tehlikeli olabileceği iş kollarında üretime devam ediliyor. Kamu emekçilerinde zorunlu bağış toplanılıyor. Bu süreç nasıl sonuçlanırsa sonuçlansın her zaman yaptıkları gibi kısılan devlet kaynaklarının ve işverenin zaralarının faturası yine emekçilere çıkarılacak.
Ekonomik tedbirler için düzenlenen torba yasasına internet yasakların eklenmesi manidardır. Zaten bundan önce düzenlenen belki bu yazı yayınlandığında yürürlükte olacak olan infaz yasasına eklenen bir yasa ile muhalif kesimlere hapishane yolu gösteriliyordu. Basit suçlar olarak adlandırdıkları kısa süreli hapis cezaların ertelenmesi, hükmün açıklanıp geriye bırakılması ve para cezasına çevrilmesi gibi seçenekler cezanın bir bölümünü hapishanede geçirmesi şartı getiriliyor. Yani sosyal medya üzerinde en ufak bir muhalefete bile hapishane yolu gösteriliyor. Bu yasanın bu şekliyle çıkarılmasının amacı bu. İşte tüm bununla yetinmemiş olmalılar ki internet yasaklarına ihtiyaç duydular. ‘5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun’a yeni maddeler eklenmesini öngören teklife göre, günlük 1 milyondan fazla kullanıcısı olan yurt dışı kaynaklı sosyal ağ sağlayıcısından en az bir yetkilinin Türkiye’de olması, içeriklere yönelik kişiler tarafından yapılacak başvurulara en geç 72 saat içinde cevap verilmesi, verilmediği takdirde para cezası uygulanması gibi düzenlemeler yer alıyor. Youtube, Facebook, Twitter, Google, İnstagram gibi aklınıza gelebilecek yurt dışı tabanlı bütün sosyal medya platformlarını hedef alıyor. Sakıncalı görülen paylaşımların silinmesi istenecek, gerektiğinde bu paylaşım sahiplerinin bilgileri istenecek, istenmeyen hesapların ve aboneliklerin iptal edilmesi istenecek… Yani kısacası yandaşlaştırdığı medya kadar yandaşlaşan sosyal medya sağlayıcılarına Türkiye’de hayat tanınacak. Ama çok şükür erişim yasağı yok. Önceden konulan erişim yasağı yerine, uyarıları dikkate almayan sosyal ağ sağlayıcıların erişim bandı yüzde 95 daraltılarak erişimi Çin işkencesine çevrilecek. Ama böylelikle yasakçı olmuyorlar.
Sağlık Emekçilerini Düşünmek de Bir fırsat Oldu AKP İçin
Televizyon kanallarında izledik, gerçi her akşam izliyoruz Sağlık Bakanını. Ama 10 Nisan akşamı büyük bir gururla ‘müjde’ verdi Sağlık Bakanı Fahrettin Koca sağlık emekçilerine. Sağlık emekçileri için meclis gündemine gelecek olan bir yasa tasarısı olduğunu “ama tüm milletvekillerinin el kaldırması istiyorum” dedi. Çünkü Cumhurbaşkanı da böyle buyurmuş. Her şeyi Erdoğan ve kendilerine mal etmekle üstlerine yok. Zira böyle bir yasaya olan ihtiyacı CHP daha önce dillendirmişti. 7 Nisan günü CHP, sağlıkta şiddetin önüne geçilmesi için bir yasa tasarısını meclise sundu. Ama bu önerge AKP ve MHP’nin oylarıyla reddedildi. Kendileri dışındaki tüm kesimlere siyaset yapma hakkı tanımadıkları için ret ettikleri teklifin benzerini kendileri meclis gündemine taşırdılar. Yasanını özüne geldiğimizde göstermelik bir düzenleme olmaktan öteye geçmiyor. Gerek sağlık emekçilerin iş yükünün hafifletilmesine ilişkin gerekse çalışma şartlarının iyileştirmesine dönük bir düzenleme söz konusu değil. Sadece sağlık emekçilerine yönelik gelişecek şiddet olaylarına karışanlara daha fazla ceza verilmesi öngörülüyor. Başka hiçbir şey yok. Öte yanda koronavüris salgını tehlikesiyle en çok yüz yüze gelen sağlık emekçileri âdete salgının kucağına itiliyor. Gerek özel gerekse devlet hastanelerinde virüse karşı tedbir alınmadığı durumlarda sağlık çalışanlarının çalışmama isteği bir hak olarak görülmüyor. Yani görevden çekilmeleri yasak.
Dayanışma İçin İyi Bir Zemin Var
Koronavüris günlerinde sistemin mağdur ettiği milyonlarca insan var. Özellikle yaşlı kimsesiz yoksul insanların büyük bir dayanışmaya ihtiyacı var. Yine bu süreçte işsiz kalan binlerce işçi ve emekçi var. Asıl önemlisi virüs bittiğinde faturanın hangi kesimlere kesileceği aşikar. Örgütlenme ve sisteme karşı ezilen işçi ve emekçilerin harekete geçmesinin olanakları düne göre daha fazla. Devrimciler bu süreci iyi değerlendirmeli.
Devlet kitlelerin gücünün farkında. O yüzden kapitalist düzenle çelişkisi olan kesimlerin örgütlenmesi durumunda ne büyük tehlike olacağını bildiklerinde sürekli önlemler alıyorlar. Virüs sonrası gelişecek tepkilerin önüne geçmek için devlet önlemelerini artırıyor. Neredeyse ele geçirmedikleri basın ve yayın kuruluşu kalmamasına rağmen bununla yetinmiyorlar. Sosyal medya ağlarını da kontrolü altına almak istiyorlar. Zira kontrollerinin altına alamadıkları bu mecrada gelişecek tepkiler ve bu tepkilerden oluşacak örgütlenmeler sistemi kaygılandırıyor.
Bu yüzden kitlelerin gücüne güvenerek kitleler içinde çalışma yapmaktan geri durmamalıyız. Devrimci mücadelemize öncülük edecek olan işçi ve emekçiler içinde örgütlenmeliyiz.
AKP nasıl ki fırsatları değerlendirerek saldırılarını artırıyorsa, bizlerde sistemin krizlerini fırsata çevirerek işçi, emekçi ve tüm yoksul kesimleri örgütleyerek ileri atılmalıyız









