
Bu yıl 3. düzenlenen ve gelenekselleştirilen Amed Marksizm Günleri “Toplumsal Dönüşümün Eşiğinde Sanat, Edebiyat ve Aydın Tavrı Üzerine Marksist Tartışmalar” temasıyla başladı. Açılış konuşmasının ardından etkinlik, “Sanat, Edebiyat ve Kültür: Toplumsal Değişimin Dinamikleri Üzerine Marksist Yaklaşım” başlıklı 1. oturumla başladı. Etkinliğe SMF Dönem Sözcüsü Mahir Gürz ve SMF MYK üyeleri de katıldı.
Diyarbakır’da gerçekleştirilen etkinlikte Tilbe Akan, Gültekin Akarca, İrfan Amîda, Fırat Aydınkaya, Kadir Büyükkaya, Şerefxan Cizirî, Sinan Çiftyürek, Fidel Ferît, Zozan Goyî, Barış Işık, Ahmet Kaya, İsmet Konak, Kadir Kutevî, Lal Laleş, Kawa Mahmud, yazar Muzaffer Oruçoğlu ve SMF MYK üyesi Devrim Şimşek’in de aralarında bulunduğu çok sayıda akademisyen, siyasetçi ve yazar konuşmalar yapacak.
Pirozan Eltan, Aram Îdris, Sevda Kaplan, Anıl Mete, İbrahim Soğancı ve Rojbin Tek ise programın moderatörlüğünü üstlenecek.
11 Ekim’deki ilk oturum Şerefxan Ciziri’nin yaptığı Kürtçe sunumun ardından Tilbe Akan’ın sunumuyla devam etti.
ikinci oturum; “Köklerden Geleceğe: Kürdistan’da Sözlü ve Yazılı Kültürün Toplumsal Rolü” başlıklı panelle devam etti. Bu oturumun moderatörlüğünü Sevda Kaplan yaparken, konuşmacı olarak yazar Lal Laleş, Fırat Aydınkaya, Barış Işık (Mordem) ve yazar Muzaffer Oruçoğlu sunum gerçekleştirdi.
Panelde, Kürt halkının tarihsel hafızasında sözlü ve yazılı kültürün yeri, direnişle kurduğu bağ ve bugünkü toplumsal mücadeledeki işlevi tartışıldı.
İkinci günün ilk oturumu “Aydın ve Siyaset İlişkisi: Karşılaşmalar ve Sınırlar” başlığıyla yapıldı. Bu otutumda Gültekin Akarca (Saatleri Ayarlama Enstitüsü) ve Sinan Çiftyürek sunumlar gerçekleştirdi.
İkinci günün son oturumu ise “21. Yüzyılda Kürdistan ve Dünyada Yeni Bir Aydınlanmanın Öncülleri” başlığıyla devam ediyor. Bu oturumda SMF MYK üyesi Devrim Şimşek, Zozan Goyi ve Kadir Kutevi sunum yapıyorlar.
Bu bölümde konuşan SMF MYK üyesi Devrim Şimşek, “Hiçbir fikir, kitleyle ve örgütlü bir güçle birleşmeden gerçek anlamda etkili olamaz. En güçlü, en faydalı ve en silahlanmış mücadele, örgütlü mücadeledir. Bu nedenle, aydınların örgütlü bir yapının parçası olması gerekir. Eğer bir aydın, fırsatçılık veya bireysel çıkarlar nedeniyle halktan kopmuşsa, sonunda egemen sınıfa hizmet etmek zorunda kalır. Sınıfsal bilince sahip olmayan bir aydın, eninde sonunda kurucu sınıfın ideolojisine teslim olur. Batı’da 18. yüzyılda yaşanan Aydınlanma da bu duruma iyi bir örnektir. O dönemin aydınlanması, kilisenin dogmalarına karşı çıkarken ilerici bir devrim niteliği taşımıştı. Ancak zamanla, o da kendi sınıfının çıkarlarına hizmet eden bir düşünce biçimine dönüştü. Akıl dediler ama yalnızca kendi sınıflarının aklını yücelttiler. Özgürlük dediler ama bu özgürlüğü yalnızca mülk sahiplerine tanıdılar. Eşitlik dediler ama sömürgelerdeki halkların eşitliğini görmezden geldiler. İlerleme dediler ama o ilerleme, yoksulların kanı üzerine kuruldu. Bugün, 21. yüzyılda, yeni bir aydınlanmaya ihtiyaç var. Bu yeni aydınlanma, emekçi sınıfların aydınlanması olmalıdır. Çünkü gerçek aydınlanma ancak halkla, örgütlü güçle, yani sosyalizmle mümkündür.” dedi.





