Connect with us

Makale

Anton Ekmekçi Yazdı: Kuantum Olasılıksal Bir Dünyanın Diyalektiği- 1

Kuantum mekaniğinin maddenin tanımlanmasına dair son bir durak olduğu iddiası sübjektif bir görüştür. Çünkü her türlü kuram, gerçekliğin sadece göreceli bir tarifidir.

Bilimsel modeller nihai bir gerçeklik olmayıp, gerçekliğin sadece göreceli bir yansıması olduğu için, nesnelliğin bilgisi diyalektik açıdan nihai olarak son bir yasaya indirgenememektedir. Tüm evrenin öngörülemez bir şey olduğu, yani doğanın tamamen nedensiz ve tesadüfi olduğu fikri belirsizlik ilkesinden doğmaktadır. Tabi bu düşünce modeli, doğada gerçekleşen sonuçların geçmişte varolmuş ya da şu anda var olan herhangi bir olayla bağı olamayacağı yönündeki anti diyalektik bir fikriyatıda doğurmaktadır.

Heisenberg’e göre, maddenin tüm biçimleri kendi doğasından ötürü belirsizdir. Oysa belirsizliğin sonsuz bir süreçmiş gibi göründüğü ölçme anının enteresan bir şekilde her tekrar aşamasında ortaya çıkardığı bir belirlenimci durum vardır ki, ölçme sürecinde öznellik ile nesnelliğin, yada gözleyenle gözlenenin birbirine karıştığı gerçeğidir. Bir elektronu ölçerken onun konumu ve hızının aynı anda belirlenememesi durumu veyahut determinist ilke ile çalışan dalga fonksiyonunun çökmesi gerçeği, kuantum nesnesinin davranışını ölçmek için onun gözlemci tarafından görülebilmesini sağlayan ışığın etkisiyle gerçekleşmektedir. Demek ki, Kuantum mekaniğinin maddenin tanımlanmasına dair son bir durak olduğu iddiası sübjektif bir görüştür. Çünkü her türlü kuram, gerçekliğin sadece göreceli bir tarifidir.

 Maddeyle ilgili kavramsal gelişmemizin, modern fizikteki gelişmeler nedeniyle eski klasik kavrayışlardan daha da uzaklaşacağı bir gerçektir. Zaman içerisinde bu parçacık mekanizmasını aşacak yeni bulguların ortaya çıkması kaçınılmaz bir durumdur. Bir nesnenin kuantum mekaniksel konseptinin temelini “Olasılık” kavramı oluşturmaktadır. Bir ölçümün sonucunun kesin olarak belirlenememesi, yalnızca sonucun olası ihtimallerinin bilinebilinir oluşu, kuantum nesnenin bilgisinin sonsuza kadar belirsizleştiği anlamına gelmiyor. Bu durum doğanın yasalarını yine doğanın kendisinden çıkarmak yerine, düşüncede oluşmuş yasaların doğaya zorla kabul ettirilmesi gibi bir şeydir.

Bazı niceliklerin aynı anda kesinlikli ölçülemiyor oluşu, enformasyonun evrende belirsizleşerek silindiği anlamına gelmiyor. Mesela zamanın hiçbir ölçüm biçimi bizlere zamanın nesnel gerçekliğinin bütününü verememektedir. Çünkü her ölçüm biçimi özneldir ve bizlere ancak zaman gerçekliğinin bir tane göreceli seçeneğini verir. Lenin’in, Einstein’ın “Görelilik teorisi”ni materyalist bir çalışma olarak değerlendirmesi böyle bir diyalektik anlayıştan kaynaklanmaktadır. Sovyet kuramsal fizikçi Vlademir Fok, Einstein’ın kuramında ki uzay anlayışının yerellik ilkesi ile çok fazla bağ kurduğu için hatalı bulup eleştirmesine rağmen sonuçta önemli bir materyalist çalışma olarak görüp Sovyetlere ilk getiren komünist bilim insanıdır.

Kuantum mekaniğine önemli katkıları olan 20. yüzyılın önemli fizikçilerinden Vladimir Fok’un; “Fiziksel kavramlar kesinlikle gelişecektir. Ama bu gelişmenin klasik kavrayışlardan dahada uzaklaşacağı ve hiçbir durumda onlara geri dönmeyeceği şimdiden açıktır.” şeklindeki düşüncesinden de okuyucuyu haberdar etmek isteriz. Antik çağda yaşayan Anaksimandros’un, Einstein’ı kuşatan modern çağın insan bilincine koyduğu bariyerlerden uzak ama bilimsel olanaksızlığa rağmen daha özgür düşündüğü bir gerçektir. Böyle olmasaydı eğer, dünyanın bir ateş topu halinde ortaya çıktığı ve insanların balıklardan evrimleştiği fikrini ortaya atan Anaksimandros’a karşın, 15 mayıs 1935 de Einstein, “Fiziksel Gerçekliğin Kuantum Mekaniksel Tanımı” adlı makalesinde, “Fiziksel gerçeklik unsurları öncül felsefi değerlendirmelerde belirlenmez.” diye kaba mekanik ve pozitivist bir cümle kurmazdı.

Modern fizikçilerin en talihsiz sorunu, bilgi alanındaki iş bölümünün kapitalist sanayi toplumlarını kapladığı bir zamanda çalışıyor olmalarıdır. Kuantum mekaniğiyle ilgili elde ki teorilerin tamamen doğadan çıkarılan yasalarla mı, yoksa subjektif düşüncenin yasalarının karışmış olduğu karma yasalarla mı oluşturulmuş olduğu meselesi paradoksal bir konudur. Nesnel tarifinin mistizmden arındırılması koşulu ile olasılığın bir yasa olarak kabul edilmesi diyalektiği iflasa sürükleyeceği bir tarafa daha da geliştirebileceği anlaşılmaktadır.

Diyalektikçilere göre insan düşüncesi tarihseldir ve her şeyde kaba bir nedensellik/determinizm araması bilincin bu özelliğinden ileri gelmektedir. İnsansal olan etkinlik tarihseldir o halde gerçek bizim aklımızın ve sağduyularımızın dışında kendisini gerçekleştirmektedir. Buna rağmen kuantum mekaniğinin olasılıksal görünümünün altında yatan birtakım saklı parametreler olmayabilir. Yani biz hala bazı parametreleri keşfetmediğimiz için evren olasılıksal görünüyor olabilir. Biz evren tamamen olasılıksızdır demek istemiyoruz ama emin olduğumuz bir şey var ki, o da olasılığın varlığı, felsefi anlamda belirsizlikten kurtarılarak bir yasa olarak kabul edilirse, diyalektiğin çalışma bütünlüğü içerisinde kendisine uygun bir yer bulmada zorlanmayacağıdır. Fiziğin felsefi sorunları fiziğin bulgularını tamamen belirlemez belki ama fizik algısını değiştirecek yada doğru yola yöneltecek devrimci bir felsefenin yardımı olmaksızın fiziğin bulgularının belirleniminin paradokslardan kurtulması mümkün değildir.

Fok’un dediği gibi ; “Kuantum fiziğindeki yeni fikirler, materyalist felsefenin kullandığı kavramları önemli ölçüde genişletiyor, fakat bunlar hiçbir şekilde onun temel ilkeleriyle anlaşmazlık içinde değildirler



Şubat 2026
PSÇPCCP
 1
2345678
9101112131415
16171819202122
232425262728 

More in Makale