Connect with us

Makale

Ezeli Heyula ve Yoldaş Gonzalo

Elini zor’a/pratiğe bulamayan bir Marksizm’in (en keskin görünüşlü formları da dahil) kapitalizmin başının üstünde yeri olur! Yeter ki Paris Komünarları gibi, Lenin, Mao, Che ve Gonzalo ve yoldaşları gibi devrim pratiğine bulaşmamış olsunlar…

 “…kocamış Avrupa’nın tekmil güç odakları, komünizm heyulasını dualar ve tütsülerle kovmak için kutsal bir bağlaşmada el ele vermiş bulunuyorlar.”

 Marx & Engels

Aztek, Maya, İnka ve Kızılderili uygarlıklarını sömürgeci vahşetin kılıçlarından geçiren Avrupalı beyaz kastların bugünkü vârisleri komünist bir düşünce ve eylem insanından, bir direniş abidesinden kurtulmanın sevincini yaşıyorlar…

Kapitalist Emperyalizmin karargâhlarındaki gayriresmi sözcüler Gonzalo’nun ölümünden duydukları sevinci gizlemediler. “70 bin kişinin ölümünden sorumlu” olduğu klişesini tekrar ettiler, Pol Pot’a benzettiler…

Gayet anlaşılır, güdüsel bir sınıfsal konumlanıştı bu! O nedenledir ki bizi şaşırtmadı…

Tarihin hafızasına demir kafes içindeki  kükreyen görüntüsüyle kazınan bu figürü seçkin, bir karşı yargıç ve tarihsel kılan neydi?

Ve, “Kesik damarların kıtası” Latin Amerika’nın direniş kaynakları neden kurutulmazdı?…

Uygarlaştırıcı Avrupa”nın yırtıcıları, “keşfettik” dedikleri tüm bir alt kıtanın kılıçtan artakalan yerlilerini kırbaç zoruyla atın ve gümüş madenlerine sürdüler. Bir cehennem esaretinden farksız koşullarda çalıştırılan bu insanlar en fazla 5-6 yıl yaşayabiliyorlardı.

Köleleştirilen yerlilerin sömürgeci iştah ve ihtirasları yeterince karşılamaması üzerine, bu kez kara Afrika’dan 10 milyon takviye köle getirilecekti…

Yağma tutkunu ırkçı-kolonyalist beyaz egemenlerin hizmetine koşulan on milyonlarca insanın hazin hali, tarihsel bir kaçınılmazlıkla gelecek direniş dalgalarını da mayalayacaktı…

1780-82 yılları arasında, bugünkü Peru ve Bolivya’yı kapsayan coğrafyada engizisyoncu İspanyol sömürgecilerine kâbus dolu anlar yaşatan; ordusu İnkalardan, siyah kölelerden melezlerden ve bir miktar da Avrupalı beyazdan oluşan “Büyük İsyan”, ardında 100 bin ölü bırakan benzersiz bir vahşetle boğazlanacaktı…

18 Mayıs-1781’de başı kesilen İnka direnişçilerinin şefi Túpac Amaru, İspanyol sömürgecilerinin “Latin-Amerika” diye adlandırdıkları bu mezbahadan doğacak ve yüzyıllara yayılan etkileri bugünün isyancı kuşaklarına kadar ulaşıp ezilenlerin ilham kaynağı haline olacaktı…

ABD menşeili 1. ve 2. Kondor planı dahilinde 1954 yılından Paraguay’dan başlayarak ve sırasıyla Brezilya (1964), Arjantin (1966), Uruguay (1971), Bolivya ve Şili’de (1973) iş başına getirilen askeri faşist darbeler; Peru, Kolombiya ve Venezuela diktatörlüklerinin de desteğiyle tüm bir alt kıtayı ilk dalga neoliberal vahşetin laboratuvarı haline getirecekti.

1975 yılında Pinochet’nin ev sahipliğinde (CİA’nın gözetiminde)  biraraya gelen bu ülkelerin yetkililerinin vardıkları ortak karar korkunçtu:

  • Öncelikle komünist ve sol muhalif örgütlenmeleri yok etmek,
  • Birbirlerinin sırlarındaki muhalifleri yakalayıp iade etmek,
  • Dünyanın çeşitli ülkelerine dağılmış aktif muhalifleri etkisiz hale getirmek
  • Paramiliter/kontra infaz mangalarının yaygın örgütlülüğünü yaratmak…

1970’lı yıllar boyunca da sürdürülen Kondor operasyonlarının bilançosu ise daha da ürkütücüydü:

  • Ansızın kaybolan insanlar, sınır ötesi yargısız infazlar,
  • Komünistler ve sol muhalifler başta olmak üzere sendikacıları, işçi  önderlerini, entelektüelleri, angaje sanatçıları hedef alan 60 000’in üzerinde ölüm,
  • Yarım milyonun üzerinde tutuklu,
  • Tam sayısı hâlâ da bilinmeyen ama milyonlarla ifade edilen işkence mağdurları…

Ve neoliberal kapitalist varyantın ilk deney laboratuvarı olan Latin Amerika’nın talan edilen doğal zenginlikleri, çoğalan dipsiz sınıfsal uçurumları, uyuşturucu ve kadın ticareti, devlet güdümlü suç kartellerinin paralel egemenliği ve Lima’nın zengin katmanlarını barakalarda “yaşayan” milyonlarca yoksulundan ayıran 10 km uzunluğundaki utanç duvarı…

İşte, Gonzalo ve komünistleri, nihai çıkış için ayağa kalkan milyonlarca direnişçiyi yaratan sosyo-ekonomik, politik nesnel zemin tam da buydu.

***

Gonzalo önderliğindeki Peru komünistlerini var eden ve onları 90’lı yılların başlarında politik devrimin eşiğine getiren temel nesnel koşullar yalnızca Peru’da da değil, bütün bir alt kıta çapında yerli yerinde durmaktadır.

Karşımızda duran bir başka toplumsal gelişim yasası daha vardı: Nesnel koşullardaki  olgunlaşma (isterse toplumu genel bir çözülme ve çöküşün eşiğine getirmiş olsun), kendiliğinden devrime götürmez.

Bunun için de elini politik ve sosyal devrimlerin kirine/pratiğine bulaştırmayı göze alan, kişi kültü ve öncü fetişizmine, toplumun diplerinde biriken çaresizliğin kurtarıcı  “mesih” beklentisine kapılmayan kolektif öncü ve önderliklere ihtiyaç vardı.

***

Modern komünizmin ilk manifestosunun ilk cümlesinde yer alan “Komünizm heyulası”na günümüzde duyulan ihtiyaç, en az 173 yıl önceki kadar günceldir. Her ne kadar günümüz Komünizm kuram ve eylemine (insanlık tarihinin en büyük teröristlerince) “terörizm” dense de…

Elini zor’a/pratiğe bulamayan bir Marksizm’in (en keskin görünüşlü formları da dahil) kapitalizmin başının üstünde yeri olur! Yeter ki Paris Komünarları gibi, Lenin, Mao, Che ve Gonzalo ve yoldaşları gibi devrim pratiğine bulaşmamış olsunlar…

20. yüzyıl Latin-Amerika devrimler mücadelesinin son çeyreğine damgasını en seçkin komünist figürünün Abimael Guzman, nam-ı diğer Başkan Gonzalo olması rastlantı değildir.

Üstelik Gonzalo çok daha özel tarihi koşullarda talip olmuştu gururla taşıdığı sorumluluğa. Bütün bir yirminci yüzyıla damgasını vuran devrimler kuşağı, yaşadığı kendine yabancılaşma ve iç yozlaşma nedeniyle büyük bir yıkım yaşıyor, devrimci dalga çok ciddi mevziler kaybediyor, kapitalist barbarlık açıktan bir üstünlük-inisiyatif kazanıyordu. Öyle ki, egemen entelijansiya “sınıf mücadeleleri çağının kapandığı”, “tarihin sonunun geldiği”ni bile vaaz edebiliyordu.

Gonzalo ve yoldaşları işte böylesi bir tarihsel konjonktürde Peru’dan, And Dağları’ndan kapitalizme açıktan meydan okuyan bir reddiye, yeni bir yoksullar isyanı, komünizm heyulası başlatıyorlardı.

Tehlikeli bir çıkıştı bu ve elbirliği ile derhal bastırılmalıydı!

Peru devletinin imdadına ilk koşan, Latin Amerika’daki bütün askeri faşist darbelerin baş mimarı olan ve kendini yeni dönemin rakipsiz süper gücü ilan eden ABD emperyalizmi oldu.

Neticede Gonzalo tutuklandı ve mutlak izolasyon altında 29 yıl boyunca bir deniz üssünün dehlizlerinde rehin edildi.

***

Küçücük bir mali oligarşik bir kastın devasa bir yalan endüstrisi eşliğinde ve cümle ulema/ilahiyatçı güruh ve tekmil suç ortaklarıyla el ele koca bir dünyayı yıkımın, ezilen yığınları ise  çaresizliğin, “Mesih” arayışının eşiğine getirmektedir.

Bu olgunun yeni kuşak komünistlere yüklediği sorumluluk; mikro iktidar ve “…izm”leri çoğaltmaktan daha ziyade kendi iç irade ve eylem kapasitesini yeniden organize edip aktif kılmak, bir komünler uygarlığı yaratma ufkuna sahip düşün ve eylem insanlarını çoğaltmak, lider(ler)i yakalandığında veya öldürüldüğünde hemen dağılmayacak sağlamlıkta yeni örgütsel formlar inşa etmek, giderek yüz milyonları harekete geçirmektir…

Yoldaş Gonzalo’nun şahsında 20. Yüzyılı derinden etkileyen büyük komünist önderlerin ve düşleri uğruna düşen nice isimsiz devrim kahramanın ışıldayan, saygın anılarını yad etmek, bir yanıyla da bu tarihsel sorumluluğa angaje olmaktır…



Mart 2026
PSÇPCCP
 1
2345678
9101112131415
16171819202122
23242526272829
3031 

More in Makale