Connect with us

Makale

Feminizm Taşıdığı Demokratik Muhteva Kadar Olumlanabilir

Feminizm’in kadına dönük insani ölçüleri yok eden ağır baskı, sömürü ve yok saymadan katledilmesinin hak görülmesine kadar uzanan ataerkil orijinli toplumsal sınıf sistemlerinin köhnemiş barbarlığına karşı haklı-meşru bir başkaldırı olarak doğduğu muhakkaktır. Tarihsel olarak ilerici misyon taşıdığı doğru olmakla birlikte, demokratik muhtevası itibarıyla da olumlu yan ve özellikler barındırmaktadır. Ancak, bu görece olumlulukları onu komünist mücadelenin karşısında ileri bir alternatif yapmaz, komünist yürüyüşe üstün kılmaz

‘‘Kadın sorununda en komünist‘imizi kazıyın altında burjuva çıkar.‘‘ Bu sözün boş ve anlamsız olmadığının farkındayız. Komünistlerin kusursuz olmadığını, kendilerine dönük eleştiriden özeleştiriden ve zayıflıkları bağlamında karınca kararınca verdikleri pratik uğraştan yola çıkarak teslim etmiş oluyoruz. Fakat, komünistlerin yetersizliğinden yola çıkarak komünist teorinin mahkum edilmesine dönük anlayışlara rıza gösteremez, asla teslim olamayız. Sınıf bakış açısı ya da perspektifinden yoksun bilumum burjuva manipülasyon ve sığlıkların ideolojik vesayeti altına giremeyiz. Burjuva tuzaklara ise hiç düşemeyiz.

Bizzat burjuva gericiliğin veya gerici sınıfların ürünü olan tüm sorunların çözümünde tek adres devrimci sınıf savaşımıdır. İnsana dair ve insan kaynaklı her sorunun çözümünde kaldıracağımız yegane bayrak, devrimci sınıf mücadeleleri, proleter devrimler ve komünizm bayrağıdır! Somut yetersizliklerimiz, pratik zayıflıklarımız ve hatta kavrayış problemlerimizin hiç biri, sınanmış olan proleter devrimler bayrağını bırakmanın bahanesi yapılamaz, komünist teorinin ışığını karartmaya neden olamaz.

Kadın ‘‘sorunu‘‘ olarak yaygın tarif bulan ve kesinlikle sınıflılıkla yaşıt olan ve özgünlükler taşıyan meselenin uzman hakimi olmasak da, meselenin sınıflı toplumlara has içkin bir sorun olup erkek egemen toplumsal sistem zihniyetinin cinsiyetçi köhne perçinleriyle billurlaşıp kadını her nüfuz ve egemene hasrettiğini berrak olarak biliyoruz. Bildiğimiz bir şey daha var ki, insanın insana baskısı veya insanın insan üzerindeki tahakkümüne karşı baş gösteren her nevi özgürlük ve kurtuluş eyleminin, son tahlilde devrimci sınıf mücadelesiyle başarıya ulaşacağı gerçeğidir. Bu, kadının yaşamak zorunda bırakıldığı tarifsiz zulüm kadar kesindir.

İnsan toplumunun bilinçli siyasi sınıf sisteminden öncesine de dayansa ve buralardan devralınıp insanlığa yük edilse de, istisnasız olarak insana ait her sorun, çelişki, çatışkı toplumsal sınıf sistemleriyle birlikte sistematize edilerek derinleştirildi, sınıf ayrışımına oturtuldu ve tam bir sınıf sorunu niteliğine taşınarak sınıflara, sınıf egemenliklerine bağlandı. Tam da bundandır ki, sınıf karakteri taşımayan tek bir insan, sınıf damgası taşımayan tek bir insan eyleminden bahsedilemez bir dünya gerçeğine gelindi. İnsan türüne ait yaşamda sınıflar üstü tek bir ideolojik, kültürel, sosyal, siyasal, ekonomik ilişki ya da etkinlikten bahsedilemez. Tersini iddia etmek sınıflı dünya gerçeğiyle bağdaşmadığı gibi, sınıfları, sınıf egemenliklerini, sınıflar arası çelişki ve savaşımı inkar etmektir.

Hemen her sorunun birçok çözüm biçimi vardır ve bu çözümler nitel olarak farklılıklar gösterir. Yine bu çözümlere bağlı değişik niteliklerde örgütlenme ve mücadele türleri vardır. Fakat, bunlar arasında bazıları reformsal ve palyatif, bazıları ise radikaldir. Bazıları kısmi, bazıları toptan-köktendir. Bazıları reformcu, bazıları devrimcidir. Mesele bunlar arasında doğru ayrışım ve tercihi yapmaktadır. Neyi benimsediğimiz, doğrudan sorunu nasıl çözeceğimizi, hangi nitelikte haledeceğimizi belirleyen ayraçtır. Şayet sorunun kaynağını doğru tespit eder, sorunun çözüm yöntemlerini bu tespite uygun yöntem ve araçlarla yürütürsek başarıya doğru yol alırız. Sorunu doğru tespit etmezsek, çözüm yöntemleri ve biçimlerini de hatalı uygular, başarılı olamayız. Elde edilecek başarının zamanı, sorunun derinliği, büyüklüğü ve toplumsal niteliğiyle orantılıdır. Çözülmemiş sorunların varlığı, onların çözülemez olduğu veya çözülemeyecekleri anlamına gelmez. Bilakis, ne kadar köklü ve girift olursa olsun her sorun ve çelişki kesinlikle çözülebilirdir, çözümü devrimlerledir.

MLM’nin kadın sorununu çözemeyeceğini iddia etmek, MLM yürüyüş dışında arayışlara girmek devrimci sınıf baltalayıcılığıyla burjuva bir sapmadır

Sınıf sorununu ve giderek insanlığın önündeki tüm engel ve sorunları kaldırarak çözmeye yetkin olan komünizm teorisi ve mücadelesinin kadın sorununu çözemeyeceğini iddia etmek saçma olduğu kadar, komünist yürüyüş dışında arayışlara girmek ve komünizme alternatif çözümlere baş vurmak aynı derecede saçma ve neresinden bakarsanız bakın devrimci sınıf mücadelesi baltalayıcılığıyla burjuva sapmadır.

Feminizm‘i veya feminizm içi ekolleri benimseyenler, feminizm ’in ataerkil toplumsal sistemlerin mahareti olan kadına dönük ayrımcı, ötekileştirici, hiçleştirici, onur kırıcı ve insanlık dışı tüm kıyımcı zulmüne karşı, kadının gasp edilen haklarının tanınmasını veya kazanılmasını hedeflediği, kadına dönük tüm baskı ve sömürü biçimlerine karşı mücadele ettiği, kadın ile erkek arasındaki eşitsizliğin ortadan kaldırılmasını savunduğu, dolayısıyla erkek karşıtlığından beslenmediğini ısrarla söyler, söylenmektedirler.

Feminizm’in kadına dönük insani ölçüleri yok eden ağır baskı, sömürü ve yok saymadan katledilmesinin hak görülmesine kadar uzanan ataerkil orijinli toplumsal sınıf sistemlerinin köhnemiş barbarlığına karşı haklı-meşru bir başkaldırı olarak doğduğu muhakkaktır. Tarihsel olarak ilerici misyon taşıdığı doğru olmakla birlikte, demokratik muhtevası itibarıyla da olumlu yan ve özellikler barındırmaktadır. Ancak, bu görece olumlulukları onu komünist mücadelenin karşısında ileri bir alternatif yapmaz, komünist yürüyüşe üstün kılmaz.

Reformculuk da gerici sınıflar sistemini daha iyileştirmeyi amaçlar, şartların iyileştirilmesi anlamında bir çok olumlu özellikler taşır. Ama bu gerçekliği, reformculuğun gerici sınıflar sistemini mükemmelleştirerek düzenlerini sürdürme garabetinden kurtarmaz. Kısmi ve göreli olumluluklarına karşın, büyük gerçekte burjuva olmaktan kurtulmaz reformculuk. Aynı gerçeklik feminizme de uyarlanabilir. Feminizm de demokratik ve haklı talepler ileri sürer, bu muhtevasıyla olumlu özellikler taşır. Fakat, sorunun bütününde devrimci sınıf mücadelesiyle arasına çizgiler çekerek ondan kaçmasıyla ya da ona alternatif pozisyonuyla devrimci sınıf mücadelesini bölerek baltalar. Cinsiyetçi ayrımın ezilenler cephesinden olmak üzere başka bir biçimi olarak karşımıza çıkar. Özcesi, olumlulukları demokratik hak ve taleplere sığacak kadarken, devrimci sınıf mücadelesi karşısındaki duruşuyla sınıf devrimden uzaklaşır, sınıf devrimini baltalar.

Dolayısıyla feminizm ancak demokratik muhtevası kadarıyla, daha fazla değil, sadece bu muhtevası kadar olumlanabilir bir akımdır. Ötesi burjuva ideolojik sapmadır. Zira, ileri sürdüğü hak ve taleplerle orantılı demokratik muhtevasına karşın, genel ideolojik, siyasi muhtevasıyla esasta MLM devrim teorisi ve devrimci sınıf mücadelesine aykırılıkla tezat ve yabancıdır.

Doğru görüşe ulaşmak için, ezilip sömürülen milyonların bağımsızlığı, kurtuluşu, özgürlüğü, devrimle anlamlı iktidar sorunu ve sınıfsız-sömürüsüz bir dünya mücadelesinin nereden geçtiğine bakmak yeterlidir. Bu yol, sınıf devrimleri ve iktidarlarının gerçekleştirilmesidir. Dolayısıyla sınıf devrimleri ve iktidarları ezilip sömürülen dünya milyonları için tek kurtuluş yoluyken, bu, kat be kat daha fazla ezilip sömürülen, hunharca kıyımdan geçirilen kadın için de aynı anlama gelir ki, kadın bu milyonların bir parçası, en az yarısıdır. Yani, bahis konusu devrim ve iktidarlar kadından bağımsız, kadın dışında değil, bizzat kadının dahil olup özne olduğu eylemdir. O halde, bu devrim ve iktidarlar uğruna mücadele dışında feminizm hangi mücadele ve iktidar uğruna vardır ve bunlardan fazla olarak neyi karşılayacaktır, hangi ihtiyacın ürünüdür? Bu sorunun yanıtlanması feminizmin taşıdığı burjuva eğretinin tespit edilmesini sağlayacaktır.

Öte taraftan, mesele sınıflı sistemler veya gerici sınıflar ise, bu sistem ve sınıflara karşı devrim-iktidar perspektifiyle yürütülen stratejik mücadele sürecinde, her stratejik süreçte olduğu gibi bu mücadele sürecinde de bir merkezi görev olmak zorundadır. Devrim veya iktidarın alınması merkezi görevken, feminizm mücadelsi hangi merkezi görev etrafında biçimlenip şekillenmektedir. İkinci bir merkezi görev olarak mı biçimlenmekte, yoksa feminizmin konu ettiği kadın sorunu merkezi görev olan devrim görevi içinde mi ele alınacaktır? Ve eğer merkezi görev feminizmin öncelediği gibi kadın sorunu olacaksa ve proleter devrimden bağımsız olarak tarif edilen bir kadın sorunu olacaksa, o halde merkezi görevin devrim-siyasi iktidarın ele geçirilmesi değil, kadın sorunu olması gerekir. İyi ama gerici sınıflar sistemi ve iktidarına son vermeden kadının kurtuluşu, özgürlüğü mümkün olabilir mi?

Açık ki, hayır. O halde kadın sorununun merkezi görev olarak, proleter devrim veya siyasi iktidar meselesinin yerine merkezi görev olarak koyulması alenen yanlıştır. Kaldı ki, devrim olarak belirlenen merkezi görevin doğrudan kadın sorununu da kapsadığı ve bizzat kadının katılımıyla mümkün olan devrimden bahsettiğimiz düşünüldüğünde, merkezi görevin kadın sorunu olması açıktan yanılgı ve sapmadır. Kadın sorununu objektif olarak milyonların sorunundan bağımsız kılan ve öncelikli, ayrı olarak ele alan feminizm, bu yaklaşımıyla sadece merkezi görev olan proleter devrimi sabote etmekle kalmamakta, ezilip sömürülen milyonların sorununu saklayarak öyle ya da böyle sömürücü gerici sınıfların yardımına koşmaktadır.

Kadın-erkek sınıf birliği temelinde devrimci sınıf mücadelesinde birleşmesi gerektiği halde, bu sınıf birliğini kadın sorunu adına baltalayan feminizm, esasta kadın sorununu da çözümsüzlüğe iterek fiilen gerici sınıf iktidarları ve sistemlerine karşı mücadeleyi zayıflatmaktadır. ‘‘Kadın olmadan devrim olmaz, devrim olmadan kadın kurtulmaz‘‘ bilinci proleter devrimci sınıf bilincidir ve kadının kurtuluşunu olanaklı kılan tek devrimci anlayıştır. Feminizm buna karşıdır. Ve kadının kurtuluşu adına hareket ederek kadının kurtuluşunu öteleyen yanılgılı yönelimi burada somutluk kazanmaktadır. Ona burjuva karakter atfederken, onun demokratik muhtevası ve tarihsel ilericiliğini kast etmiyor, sınıf devrimi ve kadının kurtuluşu karşısında oynadığı bu gerici pozisyonuna işaret ediyoruz.

Kadının proleter sınıf mücadelesi ve devrimine önderlik yapması tamamen olanaklı, mümkün ve hatta gereklidir. Bunda bir sorun yoktur. Devrimci iktidarı yönetmesi, yönetimde belirleyici olması, iktidar süreci ve geliştirilmesine önderlik yapması da tamamen mümkün ve gereklidir. Komünist kadının, kadınların bütün bunları yapmasında hiç bir sorun ve engel yoktur. Muhtemelen devrim süreçleri bunlara tanıklık da yapacaktır, yapmak durumundadır. Komünistlerin iradesi ve bilinçli uğraşı bu temelde biçimlenmelidir. Ancak, kadının proleter devrim kuşağı dışında ve bu devrimlere tezat biçimde feminizmle devrimci sınıf hareketini bölüp bu önderliğini inşa etmesi olası değildir.

Proleter devrimlerde sınıf kardeşleriyle omuz omuza yürüteceği savaşımla burjuvaziyi alt edip iktidarlaşması mümkündür. Komünist teori ve proleter devrimler asla kadının önderliği önünde engel değildir. ‘‘Kadın iktidara, Kadın Yönetime‘‘ şiarı tam da bunu ifade etmektedir. Proleter devrimciler, komünistler samimi olarak ve kesinlikle inanmaktadır ki, kadın devrime katılmadan devrimler gerçekleştirilemez. Kadın özneleşip öncü olmadan insanlığın kurtuluşuna ilerlenemez. Dahası, komünistler, kadın sorununu komünist kadından daha iyi kavradıklarını düşünmemekte, bilakis Kadından öğrenmeyi önemseyip içtenlikle esas almaktadırlar. Tek sorun şu ki, kadın sorununu sınıf sorunundan kökten ayırmayı doğru görmez, bilakis iki sorunun iç-içe olduğunu öngörürler.

Sorunun kökeni nereye dayanırsa dayansın, tarihsel gelişim içinde sorun çıplak biçimde sınıf meselesi niteliğinde somutlanmıştır. Toplumsal sistemler ve buralardaki tüm gelişmeler kadın sorununu sınıf sorunuyla bağlaşık olduğunu kanıtlamaktadır. Bunun dışındaki her tez niyetli ya da niyetsiz gerici sınıf sistemlerine hizmet eder.

Kadının proleter devrim kuşağı dışında ve bu devrimlere tezat biçimde feminizmle devrimci sınıf hareketini bölüp bu önderliğini inşa etmesi olası değildir

Feminizmi ön sıfatlar kullanarak ehlileştirenlere birkaç soru sorarak yazıyı noktalayalım. Sosyalist feminizm ya da devrimci feminizm vb vs şeklindeki isimlendirmeler gerçekte feminizmden ne koparmakta, ne kadar ve ne manada ayrışmakta ya da neden bu ön isimlere gereksinim duyulmaktadır? Feminizm sorunsuz bir akım ise, ona sosyalist veya benzer ön sıfatlar ekleme zorunluluğu veya ihtiyacı neden duyulmaktadır? Eklenme ihtiyacı duyulan bu ön ek isimler Feminizmin özünü değiştirmeye yetmekte midir, onunla ilişiğini bitirip yok etmekte midir, yoksa sadece onu kabul edilir biçime sokmaya mı hizmet etmektedir? Feminizm devrimci sınıf mücadelesinden ve bilimsel sosyalizm teorisinden daha yetenekli ne gibi çözümler, yol yöntemler ve ileri açılar sunmaktadır? Feminizm ile sosyalizm fikri ve çözümü arasında nasıl farklar vardır ve bilimsel sosyalizm teorisine rağmen neden Feminizm veya sosyalist feministlik benimsenmektedir?

Bu hangi ihtiyaca cevap vermektedir? Bilimsel sosyalizm teorisinin cevap olamadığı neye feminizm cevap olmaktadır? Her örgütlenme bir ihtiyaçtan doğar. Feminizm hangi ihtiyaçtan doğar ve bu ihtiyaç sosyalist teori tarafından, MLM teori tarafından karşılanamamakta mıdır? MLM teori yetersiz midir?

Uzun lafın kısası, feminizmi çıplak veya ek sıfatlar takma biçimiyle savunanlar bu sorulara yanıt vererek doğru sonuçlara ulaşabilirler. MLM’nin yetersizliğini ortaya koyarak Feminizmin alternatif akım olduğunu da ancak bu sorulara verecekleri yanıtlarla başarabilirler. Tabi bu iddiaları varsa. Feminizmin tutarlı biçimi MLM ile açık mücadeleye girişen biçimidir. Bu tutumu ona kendi içinde bir tutarlılık verir. Lakin feminizmi kılıktan kılığa sokmak, onu kotarma çabasından başka bir anlam taşımaz.



Mart 2026
P S Ç P C C P
 1
2345678
9101112131415
16171819202122
23242526272829
3031  

More in Makale