Connect with us

Editörün Seçtikleri

Marksist Teori-Pratiğin Reddiyesi ve Sınıflar Mücadelesinin Bittiği Safsatasıyla Sosyalizm Geliştirilmez- 2

Öcalan’ın perspektifinde ortaya koyduğu demokratik toplum tezi, sınıfın, sınıflar mücadelesinin reddi ve sınıflar arası çelişkinin siyasi yansıması olan sınıflar mücadelesi yerine devlet ve komün çelişkisini koyması şeklindeki teorilerinin tümü tutarlılık arz etmeyen görüşler olmakla birlikte, Marksizm’e, sosyalizme, bilimsel sosyalizm teorisine taban tabana zıt ve yanlış fikirlerdir…

Tekrara girme pahasına kısa bir özet giriş yapalım. Öcalan’ın PKK kongresine sunduğu perspektif metninde eleştirilmesi gereken hatalı anlayış ve yaklaşımlar içinde, komünist toplum perspektifli devrimci sınıf hareketi olarak bizleri doğrudan muhataplıkla ilgilendiren başat meselelerden biri, hiç şüphesiz ki, Kürt ulusunun Kendi Kaderini Tayin Etme Hakkı temelinde bağımsız devletini kurma hakkına sahip olmasına dönük ilgili perspektif metninde ortaya konulan geri yaklaşım iken, diğeri sosyalizmin geliştirilmesi adına, sosyalist teorinin kökten revizyonunu hedefleyen ve sosyalizmi teori-pratiğiyle mahkum etmeyi görev edinen, bu temelde “Komünalizm” ve “yeni sosyalizm/demokratik sosyalizm” savunusunu “demokratik toplum” teziyle ortaya atan ve bunu sınıf orijini dışında telakki ederek sınıflar arası çelişki ve mücadeleyi reddeden sorunlu yaklaşımdır. Ki, “demokratik toplum’’, “demokratik sosyalizm” argümanlarıyla teorize ettiği (etmeye çalıştığı) devletsizlik savunusuyla tarihsel bir bocalama ve tahrifata düşerken, katıksız bir paradoksa örneği sergilemektedir Öcalan. Daha da garip olan şu ki, devletsizlik teorisini salt Kürt ulusuna özgü olarak savunmakta, buna karşın Türk devletini ise güçlendirmeye dönük siyaset gütmektedir. Böylece tek taraflı ve çifte standartçı bir tutum sergiliyor ve bu tutumla devletsizlik teorisini inşa ediyor…

İslam dininin geri kaldığı eleştirilerine paralel olarak, bu dine yüklenen misyon ve övgüler dizen tutum da Öcalan’ın perspektif metninde dikkatten kaçmayan başka bir özellik olarak not edilmesi gereken önemdedir. Biraz daha garip olan ise, sosyalizmin savunulması veya geliştirilmesi iddiasına rağmen İslam dininin savunulmasıdır… Doğanın neredeyse her şeyin belirleyeni olduğu şeklindeki aşırı anlamlar atfedilerek değerlendirilmesi de mitolojiyle sıkı ilişkinin ürünü olan yaklaşımın eseri olarak ilgili perspektifte yer almaktadır…

Mesele sadece hayati önemde olan Kürt ulusunun kendi kaderini tayin etme hakkının reddi, ulusal/ulusal-demokratik hak ve özgürlüklerinin kuşa çevrilmesi, bunların son tahlilde egemen ulus burjuvazisinin ehven yaklaşımına havale eden sorunlu yaklaşımla sınırlı bir problem değil, bilakis köklü bir savruluşla çok daha derindir sorun…

Girilen “yeni süreç paradigmasıyla” Kürt ulusunun kaderi en azından bir dönem için (ama uzun bir dönem için) belirlenmektedir! Belirlenen bu kader, açık ki Kürt ulusunun bağımsızlığı temelinde değil, O’nun yeni şartlarda daha derin ve sorunsuz bağımlılıkla ilhakının perçinlenmesi yönündedir. “Perspektif” metninde işaret edilen yeni sürecin kodları dikkate alındığında daha fazla iyimser olmak mümkün değildir…

Öte taraftan, sosyalizm ve “komünalizm” gibi temel argümanlar, yeniden tarif edilmek suretiyle sahiplenilirken, bunun tılsımı, sınıf karakteri belirsiz bırakılan, nasıl kurulup mümkün olacağı ikna kabiliyetinde yanıtlanamayan ve asla da yanıtlanamayacak soyutlukta olan “demokratik toplum” bilmecesiyle ilan edilmektedir. Bu hayali demokrasinin ve hayali demokratik toplumun hangi sınıfların demokrasisi, kimin ve nasıl bir demokrasi olduğu sorularına bilimsel sosyalizm teorisi ve sınıflar mücadelesi bilimine uygun rasyonel bir yanıt verilmemiş fakat sınıf mücadelelerinin reddi konusunda ortaya konulan yaklaşımla, bu belirsizlik burjuva demokrasisi lehine belirli hale getirilmiştir. Sınıf savaşımı veya sınıflar mücadelesinin reddi, “toplumsal kitleleri sınıf temelinde bölme” zaafı gerekçesiyle savunulmaktadır. Gerek sınıfların ve sınıf mücadelesinin reddine dayanan anlayış, gerekse de ileri sürülen mevcut “demokratik toplum” tasavvuru, sınıf işbirlikçiliğini savunan anlayış ve yaklaşımından başkası değildir. Burjuvazinin egemen sınıf olduğu şartlarda bu sınıf iş birliği proletaryanın değil, burjuvazinin lehinedir. Pek tabii ki, demokrasi ve “demokratik toplum”da onların sınıf demokrasisi özünde karakter kazanır…

Komünistlerin ulusal soruna dönük çözümü etnik, coğrafik, ekonomik, kültürel vb. gibi şartlara göre belirlenmiş bölge temelinde, geniş demokratik özerklik, yerinde yönetim olarak kendi kendini yönetme özüne oturan sosyalist çözüm modeliyken, soruna dönük temel yaklaşımı uluslar arasında tam hak eşitliği ve temel ilkesi Ulusların Kendi Kaderlerini Tayin Etme Hakkı ilkesidir (UKKTH’dir). Proleter devrimciler UKKTH ilkesini kayıtsız şartsız olarak tanır, savunurlar. Kürt ulusal sorunundaki yaklaşımları da bu ilke ve anlayış temelinde biçimlenir. Kürt ulusal hareketi ile “TC”devleti arasında aktüel olan sürece yaklaşımları da aynı arka plandan feyz alır… Lakin, Öcalan yeni paradigmasıyla UKKTH ilkesini bir çırpıda rafa kaldırmış, uluslar arasında tam hak eşitliğini yedi kat yerin dibine gömmüş, çözümü de “demokratik toplum” olarak mühürlemiştir. UKKTH ilkesini kaldırırken yerine ne koymaktadır? Genel teori ve savunularına göre, demokratik toplum, demokratik sosyalizm kavramlarını koymaktadır. Yani, UKKTH’i tedavülden kaldırıp “demokratik toplum” savını ileri sürmektedir… “Demokratik toplum” savı da “ulus devlet tarihte kaldı” fikrine uygun olarak teorize edilen devletsizlik savunusuyla noktalanmaktadır. Yani, demokratik toplum savı, yarı-anarşist anlayış olan devletsizlik savunusuna, hem de ulus devletin gericiliği ile gerekçelendirilen UKKTH’nin reddine merhem edilmektedir…

PKK’nin Nitel Tarifi Yeni Paradigma Çerçevesine Uyarlanmaktadır

PKK’nin kuruluştan bu yana, özellikle “TC” devleti ile girilen “ateşkes, barış, çözüm” gibi süreçlerle birlikte, kuruluş orijini ve genel amacına paralel aldığı Kürt Özgürlük Hareketi tanımlamasına ters orantılı olarak strateji değişikliklerine gittiği bilinmektedir. Öcalan’ın malum komployla tutsak edilmesinden sonraki süreçte bu strateji değişikliği spesifik hal aldı… Strateji değişikliklerine ve kuruluş çizgisinden geriye doğru kırılmalara rağmen, PKK kendisini Kürt Özgürlük Hareketi olarak tanımlamaktan vazgeçmedi; hala da Kürt Özgürlük Hareketi iddiasını korumaktadır. Öyle ki, PKK, Kürt Ulusal Hareketi biçimindeki tanımlamalara (ki, bu, Kürt Özgürlük Hareketi olmasıyla çatışmaz) karşı çıkarak ve kabul etmeyerek, “Kürt Özgürlük Hareketiyiz” tepkisi vermektedir.

PKK’nin Kürt Özgürlük Hareketi olup olmadığı tartışması yazımızın konusu olmayıp ayrı bir tartışmadır. Ancak genel manada özgürlük hareketidir denilebilir; denilebilir çünkü, PKK’nin tam bir özgürlük getirmeyeceği ileri sürülse de kısmi özgürlükler getireceği/getirebileceği bir gerçektir. Bu bağlamda PKK’nin bir biçimiyle Kürt Özgürlük Hareketi olduğu, en azından kuruluş kodları itibarıyla böyle olduğu söylenebilir. PKK’nin kendisini “Kürt Özgürlük Hareketi” olarak tanımladığı da unutulmamalıdır ki, bu çerçevede PKK’nin Kürt Özgürlük Hareketi olduğu genel bir kabuldür diyebiliriz… Buradan çıkarılması gereken veya objektif olarak çıkan sonuç; PKK’nin amacı, kuruluş ve mücadele nedeni (ve Kürt ulusuna vaadi de) Kürt ulusuna özgürlük getirmek, O’nu milli baskı ve zulüm prangalarından kurtararak özgür kılmaktır biçiminde özetlenebilir. Özgürlük hareketinin tutarlı karşılığı budur; özgürlük getirmek veya bu özgürlüğü getirmeyi amaç edinmektir… Ne var ki, gelinen aşamada ve girilen yeni strateji/paradigma zemininde özgürlük hareketi iddiası özünde terk edilerek, PKK’nin esasta Kürt-ulus varlığını kabul ettirme hareketi olduğuna zımnen varılmakta, bu zımni anlayıştan hareketle de PKK’nin miadını doldurduğu ilan edilmektedir. Böylece, PKK’nin Kürt Özgürlük Hareketi olduğu savı aslen reddedilerek çürütülmekte ve PKK objektif olarak Kürt-ulus varlığını kabul ettirme amacına indirgenerek buraya hapsedilmekte, dolayısıyla alabildiğine güdükleştirilmektedir. Zira özgürlük hareketi, bu özgürlüğü kazanmadan misyonunu doldurmuş olamaz. Hedeflediği özgürlüğü kazanmadan, ilhakçı-gaspçı “TC” devleti-iktidarıyla ve onun imtiyazları esasına oturan “demokratik toplum” tasavvuruna varmaz…

PKK Taktiksel Olarak Silahlı Mücadeleyi Geçersiz Görebilir Ama PKK Miadını Doldurmamıştır!

Meselenin başka boyutu da var… PKK’nin tıkandığı-gitmediği ve miadını doldurduğu iddia edilmektedir. Varsayalım ki, PKK miadını doldurmuş olsun, ama PKK Kürt varlığını kabul ettirme rolüyle sonuç alabilen ve sonuca gidebilen bir hareket olduğunu kanıtlamış olur. Ki, Kürt varlığını kabul ettirmesinden nasıl bir çıkarsama yapılır? Kürt varlığını kabul ettiren realite PKK ve silahlı savaşıydı. O halde aynı PKK silahlı savaşla başka sonuçlar da yaratabilir. Bu PKK’nin ve silahlı mücadelenin miadını doldurmadığını kanıtlar… Dolayısıyla, PKK’nin tıkandığı, gitmediği, miadını doldurduğu ve bu nedenle fesih edilmesi gerektiği biçimindeki yaklaşım toptan yanlıştır…

Strateji değiştirme sürecine girilebilir, bu son derece olası, normal ya da olağandır. Hatta savaş/silahlı mücadele taktiksel bakımdan geçersiz görülebilir, buna dönük farklı yaklaşım ve yorumlar getirilebilir; taktik siyaset bağlamında olmak kaydıyla devletle görüşmeler, anlaşmalar yapılabilir, taktik barış süreci geliştirilebilir… Ve tabii ki, savaşanlar barış yapabilir. Savaşmayanlar zaten barış halindedir. Evet sadece savaşanlar/savaşan taraflar barış yapar/yapabilirler fakat savaştan sonra gelen barış, savaşın sonucu olarak gündeme gelir ve sonuçlarını yenilen taraf ağır fatura olarak öder… Yapay bir yenilgi tarif edilmez ise, PKK ile “TC” devleti arasında yaşanan savaşta bir yenilgi/yengi süreci gerçekleşmedi. O halde barışın üzerinde yükseldiği zemin, savaşan taraflardan birinin elde ettiği galibiyet ve mağlubiyet sonucu değil, esasta ideolojik-teorik açmazlar ya da yaklaşımların ürünü olan başka sebeplere; sübjektif-zorlama ve yapay sebeplere dayanmaktadır. Burada iki tarafta da bir kırılma durumunun olduğu iddia edilebilir. Fakat önemli olan gelişen sürecin hangi taraf lehine, hangi taraf aleyhine olduğudur. Ya da barış sürecinin adil, eşit ve demokratik normlarda gelişip gelişmemesidir. Elbette tek taraflı olarak bir tarafın imtiyazlarına dayanan ve iki taraf arasında tam hak eşitliğine dayanmayan bir barış süreci benimsenemezdir, göreli bir barış sürecidir. Ki taraflar arasında yaşanan bu barış sürecinde tarafların ne kazandığı ne kaybettiği belli değil; özellikle Kürt ulusunun kazanımları açısından tamamen muğlaktır… Kısacası, bu barış sürecinin savaşan iki taraf arasında kaçınılmaz olarak gündeme gelen bir barış süreci olmadığı olgulardan anlaşılmaktadır…

Marksizm’in Köklü Revizyonuyla Marksizm’in Radikal Yıkımına Azmetmek

Marksist teorinin geliştiği/geliştirildiği reddedilemez bir gerçektir. Ve Marksist teorinin geliştirilmesi bizzat Marksizm’in öğüdüdür. Leninizm ve Maoizm bu gelişimin veya geliştirmenin olgusal kanıtlarıdır. Dahası, Marksizm gibi, Leninizm ve Maoizm evresinin geliştirilerek ilerletilmesi de onun bilimsel dokusunun tezahürü ve gelişme-çelişki yasasını bir temel alan Marksizm (MLM) biliminin doğası ve buyruğudur… Ne var ki, MLM biliminin geliştirilmesi iddiasıyla ortaya atılan veya ortaya çıkan her yönelimin MLM ile doğru orantılı olmadığı da tarihsel tecrübelerle sabittir. Bu iddiaların çoğu kez MLM’nin sağdan revize edilerek yozlaştırılmasını hedeflediği de bilinmektedir… Aynı biçimde tecrübe edilen sosyalizmin aldığı geçici yenilgi sonrası, haklı olarak sosyalizmin sorunları bağlamında bir tartışma yürütmeyi de gündeme getirmiştir. Yenilginin nedenleri incelenip açığa çıkarılmadan ya da sosyalist toplumda yaşanan hata ve eksiklikler objektif bilimsellikle açığa çıkarılmadan ne yenilgi ters yüz edilebilir ne de sosyalizm temsil edilebilir. Nitekim bu kapsamda UKH içinde yaygın ve yoğun bir tartışma sürdü, sürmektedir de… Öcalan da kendi cephesinden bu tartışma sürecine dahil olmakta ve bu sürece katılarak sosyalizme dönük eleştirilerde bulunmaktadır. Ancak, Öcalan bu tartışmaya (mevcut fikir ve eleştirileri bağlamında) pozitif cepheden değil, negatif cepheden katılmakta, MLM’nin temellerine yönelmektedir. Sınıfları ve sınıflar mücadelesini reddeden yaklaşımlarıyla köklü bir kopuşu temsil ederken, sınıf mücadelesine yaklaşımları ve demokratik toplum teziyle alenen sınıf iş birliğini benimsiyor… Ki, “bugünkü topluma demokrasi demek gerekir” mealindeki ifadeleriyle bu değerlendirmemizi tartışmaya yer bırakmayacak açıklıkta doğrulamaktadır.

Yukarılarda eleştirel değinilerle özetlediğimiz konular aşağıda bizzat Öcalan’ın perspektif metninden yaptığımız aktarımlarda görülecektir. Fakat yaptığımız alıntıların ayrıntılı olarak eleştiriye tabi tutulması gerçek manada uzun bir metne ihtiyaç duyar ki, bu, bu yazıyı aşan bir uğraştır. Dolayısıyla, alıntıladığımız fikirleri mümkün olduğu ölçüde özet tutmakla yetineceğiz…

Perspektif metninde ne diyor Öcalan; ‘‘Tarihsel materyalizm sınıf savaşı yerine ‘komünü’ ikame etmeli. (…) Sınıf çatışmasına dayalı tarihsel materyalizm ve sosyalizm tanımı yerine, devlet ve komün ikilemine dayalı bir tarihsel materyalizm ve sosyalizm alternatifinin daha doğru olduğuna inanıyorum. Marksizm’i gözden geçirmeyi, bu kavram yerine gerçekleştirmeyi daha doğru buluyorum. Yani tarih bir sınıf savaşımı tarihi değil, bir devlet ve komün çatışmasından ibarettir. Marksizmin bu sınıf ayrımına dayalı çatışma teorisi reel sosyalizmin çöküşünün ana nedenidir. Eleştirmeye bile gerek yoktur. Ama nedenlerinin başında bu sınıf ayrımına dayalı sosyolojiyi inşa etmeye çalışması gelir. Peki bu ayrımın yerine geçen devlet ve komün ikilemi ne anlama geliyor? Çok değerli bir tespit. Veya biliniyor ama sistematize edilmemiş. Benim burada yaptığım bir sistematik düşünmedir. Tarihsel materyalizmi bu kavram setinde çözümlemek istiyorum. Ayrıca güncel sosyalizmi sınıf diktatörlüğüne dayalı bir komünizm değil de devlet ve komünalite ilişkilerini düzenleyen bir kavram setine dayandırmak istiyorum.”

Öcalan Sınıflar Mücadelesini Reddediyor

Tarihsel materyalizmin neden sınıf savaşı yerine ‘Komünü’ ikame etmesi gerekiyor? Bu neyi değiştirecek, hangi zayıflığı ve teoriyi tahkim edecek? Teoriyi tahkim mi edecek, tahrif mi edecek? Açık ki, köklü tarihsel düşmanlıkla uzlaşmaz sınıf çelişkilerine dayanan sınıflı toplumlarda ya da bir sınıfın (burjuvazinin) öteki sınıfı (işçi sınıfını) ezip sömürdüğü, baskı ve esaret altında tutarak köleleştirdiği sınıflı bir toplumda, sınıflar mücadelesini reddetmek Marksist teoriyi tahkim değil, alenen tahrif etmektir. Ki, Öcalan’ın argüman, anlatım, yaklaşım ve mantığında sınıfsal bir nitelemeye neredeyse rastlamak olası değil. Zira sınıfları ve sınıf mücadelelerini mutlak biçimde reddediyor…

Komün de sınıfsal bir topluluk veya toplum biçimidir. Dolayısıyla komün kavramını sınıflara yabancı ve kayıtsızmış gibi, sınıf kavramının karşısına koymak tutarsız, anlamsız, yapay ve zorlama bir karşıtlık yaratmaktır. Sınıfları ve sınıflar mücadelesini reddetmek fiilen komünü de reddetmektir; şayet komün anladığımız gibi burjuva egemen sınıfları yadsıyan içerikte tarif ediliyor ise komün ile sınıf aynı anlama gelir… Komünist toplum veya sosyalizm yerine, komün kavramını koymak ileriye doğru değil, geriye doğru bir tahkim ya da tahrifatçı bir tahkimdir. Bilimsel teorinin öngördüğü en ileri ve tek dünya toplumu örgütlenmesi komünizmdir. Komünizmden komüne dönüş geriye dönük değilse, anlamsızdır veya manipülasyon amaçlı kulağı tersten göstermektir… Dahası, komün sosyalist veya yeni demokratik toplum içinde ve sürecinde yer alan bir örgütlenme biçimidir. Sovyet, meclis, kooperatif, kolhoz-solhoz vb. gibi, komün de devrimci ve sosyalist topluma özgü bir örgütlenmedir. Başka deyişle, komünün dünya ölçeğindeki örgütlenmesi komünist toplum, tek-tek ülkelerdeki örgütlenmesi ise sosyalist toplum olarak ifade edilebilir.

Öcalan, Marksizm’i (MLM’yi) kökten reddediyor, radikal sağ tasfiyesini üstleniyor. Marksizm’i kökten reddediyor çünkü, Marksizm’in kapitalizmden komünizme geçişte bir ara geçiş toplumu olan sosyalizmi, anlam noksanlığından ibaret olan ya da anlamsız olan “demokratik sosyalizm” argümanıyla reddediyor. Sınıfları, sınıflar mücadelesini ret ve inkar ederek Marksizm’i (MLM’yi) kökten reddetmiş oluyor. Zira, Marksizm, kendisinden önceki felsefe ve diyalektikten farklı olarak, diyalektik yasa olan çelişki yasasını topluma, toplumsal gelişme ve çelişkilere uyarlayarak, sınıflar mücadelesi yasasını keşfediyor. Ki, Marksizm’i ayırt eden temel özelliklerden biri, çelişki yasasını topluma uyarlaması ve sınıflar mücadelesi yasasını keşfetmesidir. (Ve tam da bundandır ki, son derece isabetli olarak toplumlar tarihinin gelişimini, gelişim yasasını açıklayarak “toplumlar tarihinin gelişmesi sınıf mücadelelerinden ibarettir” tespitinde bulunmuştur.) Şayet Marksizm bütün bunları yapmamış olsaydı, kendinden önceki felsefe ve diyalektikten kopamaz, siyasi ve nitel anlamda onlardan farklı olamazdı. Marksizm’in devrimciliği, esasta çelişki yasasını topluma uyarlayarak sınıflar mücadelesi yasasını keşfetmesi ve bunun teori-pratiğini gerçekleştirmesinden ileri gelir; onun irade-eylem birliği ilkesine dayanan eylemsel niteliğinde karşılık bulur. “Dünyayı yorumlamak yetmez, aslolan onu değiştirmektir!” derken, doğrudan devrimci sınıf mücadelesini, sınıf savaşları yoluyla gerici iktidarların devrim yoluyla yıkılıp işçi iktidarlarının, proletarya diktatörlüğü/devletinin kurulmasını işaret ediyordu Marksizm! Eğer sınıflar ve sınıflar mücadelesi olmasaydı, Marksizm ne işçi sınıfı bilimi olurdu ne de Marksizm olurdu; başka bir şey olabilirdi ama Marksizm asla!…

Öcalan’ın iddia ettiği gibi, Marksizm (MLM), tüm tarihi ya da bütün insanlık tarihini sınıflarla başlatmıyor, sınıflar mücadelesiyle açıklamıyor. Bilakis, sadece toplumlar tarihinin ilerlemesini sınıflar mücadelesiyle açıklıyor; “toplumlar tarihinin ilerlemesi sınıf mücadelelerinden ibarettir” diyor. Marksizm bunu derken son derece haklı, tamamen bilimseldir. Misal, köle isyanları olmasaydı köleci toplum aşılabilir, feodal topluma geçilebilir miydi? Ya da burjuva devrimler/burjuva demokratik devrimler olmasaydı, feodal toplum aşılarak burjuva kapitalist topluma geçilebilir miydi? Ve şayet, işçi sınıfı mücadelesi ve devrimleri olmasaydı, sosyalist topluma ulaşılabilir miydi?… Burjuva devrimlerden işçi sınıfı/proleter ve halk devrimlerine kadar yaşanan bu devrimler neyi teyit eder ne devrimleriydi ne sonuçlar doğurdular? Bu süreç, toplumlar tarihinin sınıf mücadeleleri/devrimleri yoluyla gelişip ilerlediğinin tanığıdır. İlkel komünal toplumdan sosyalist topluma kadar ilerleyiş bu zeminde gelişmiştir; değilse bu toplumlar tarihindeki bu ilerleme neyin ürünü olarak ve nasıl gelişti izah edilmek durumundadır.

Öcalan buna ikna edici, rasyonel ve bilimsel bir yanıt vermiyor, veremiyor… Bilimsel olmasa da bir yanıt veriyor; “Tarih (…) bir devlet ve komün çatışmasından ibarettir” diyor. Burada yapılan şu, sınıf mücadelesinin inkarı için, sınıf mücadelesi yerine komün kavramını koymaktır bu bir. İki, sınıf niteliği/siyasi niteliği vb. belirtilmeden genel geçer “devlet” kavramı kullanılarak, aslında burjuva/gerici sınıf devletine değil, her türden devlete karşı olduğunu zımnen anlatmış, söylemiş oluyor. Devletsizlik, tarihsel koşul ve şartlar dikkate alınmadan savunulduğunda anarşizme denk düşen bir durumken, burada sergilenen devletsizlik Öcalan’ın başını ağrıtacak bir savunu biçimidir. Zira, Öcalan devletsizlik tezi-savunusunda tutarlı değildir. Ulus devlete karşı çıkma gerekçesiyle, Kürt ulusal hareketinin demokratik toplum ve demokratik siyaset sürecine geçerek “devleti hedeflemez” olan bir hareket olarak tarif ederken, Kürt ulusunun devletini isteme ve kurma süreçlerini reddediyor ama geliştirilen yeni süreci “TC” devletiyle birlikte geliştiriyor vb. vs… yani, Kürt sorunu bir Kürdistan sorunuyken, Öcalan Kürt ulusu için bir devlet öngörmüyor, bu devlet hakkını ortadan kaldırıyor. Ama “TC” devleti ile ilgili aynı tartışmayı yürütmüyor. Bilakis onun Orta Doğu’da gelişip güçlenmesini olumlayarak, Orta Doğu’da bir güç olmasını istiyor. Ve fiilen de süreci, “TC” devleti ile ve bu devletin icazeti ile yürütüyor…

Toplumları oluşturan sınıflardır. Toplumun dinamik çelişkisi sınıf çelişkisidir. Mücadele bu çelişki zemininde iki sınıf arasındaki çatışma biçiminde cereyan eder, bu çelişki ve mücadele ekseri olarak dinamiktir. Bir sınıf zor-şiddet yolu ve son tahlilde silahlı savaş ve baskı unsurlarıyla öteki sınıf üzerinde üstünlük kurarak iktidarı elinde tutar, ele geçirir vb… bu sınıflar mücadelesinin ta kendisidir, toplumlar tarihini ilerleten siyasi dinamiktir…

Her toplum sınıflardan/iki sınıftan oluşur ve her toplumsal aşama bir sınıf niteliği taşır. Sosyalizm de bir sınıfın damgasını taşır, bir sınıfın diktatörlüğü/devleti olarak nitelik taşır. İsterse “demokratik” ekli sosyalizm olsun, sosyalizmi savunmak ama sınıfları inkar etmek ve sınıflar mücadelesini reddetmek tamamen eğreti, hepten tutarsız, tam bir paradokstur. Sosyalizm sınıflar mücadelesinin ürünüdür, işçi sınıfı önderliğinde geniş halk kitlelerinin katıldığı devrimci sınıf mücadelesiyle/işçi sınıfı mücadelesiyle kazanılır ki, sınıfsız sosyalizm yoktur…

Diğer taraftan, bilimsel teori, yani Marksizm (MLM) nesnel gerçeğe dayanır, tüm teorisinde nesnel gerçeklikten beslenir. Teoriyi pratikten çıkarır, ona dayandırır; keyfi olarak veya pratikten ve nesnel gerçeklikten bağımsız bir teori üretmez. Yani, sonuca varmak için emarelerden yola çıkar; neden-sonuç ilişkisi içinde olay ve olgulara yaklaşır. Bilimsel yöntem budur. Lakin Öcalan, mealen “bu kavram setine dayandırmak, çözümlemek istiyorum” diyerek, istem(in)e göre belirlemeler yapmış oluyor, nesnel olgu-olay ve gerçeğe ya da sınıf mücadelesinin ihtiyaçlarına göre değil; bilimsel ilkelere göre hiç değil…

Bütün bunlara karşın, Öcalan sınıflar mücadelesi tezinin hatalı olduğunu ileri sürüyor. Marksist otoritelerin temel hatasının bu olduğunu söylüyor; geliştirmeye çalışsalar da bunu başaramadıklarını ileri sürüyor. Ulusal hareketin sınıf mücadelesini reddetmesi anlaşılır, zira ulusal hareket sınıfsal kökeni itibarıyla son tahlilde burjuva harekettir. Lakin Öcalan bunu sosyalizmi savunma, sosyalizmi geliştirme adına, bu iddiayla yapıyor. (Tıpkı tarihte Marksizm’in sağdan/burjuva açıdan revize edilmesini yine Marksizm tabelasını kullanarak yapan revizyonistler gibi… Öcalan’ın ifadesiyle; “Buna Marxizmin en köklü revizyonu diyoruz. Marxizmin sınıf kavramı yerine komünü geçiriyoruz. (…)” Öcalan, bu revizyona, Marksizm’in yetersizliklerini tamamlayarak aşma iddiasıyla pozitif mana yüklese de bu revizyonun negatif içerikte olduğu aşikardır. Bunu devam eden eleştirilerimizde, ilgili bölümlerde görmüş olacağız.) Öcalan, sosyalizmi “savunarak” onun “geliştirilmesini” üstleniyor. Ama burjuvaziyle birlikte ve bir sınıf mücadelesi olmadan bir demokratik toplum tasavvuruyla bunu yapıyor. Öcalan’ın perspektifinde ortaya koyduğu demokratik toplum tezi, sınıfın, sınıflar mücadelesinin reddi ve sınıflar arası çelişkinin siyasi yansıması olan sınıflar mücadelesi yerine devlet ve komün çelişkisini koyması şeklindeki teorilerinin tümü tutarlılık arz etmeyen görüşler olmakla birlikte, Marksizm’e, sosyalizme, bilimsel sosyalizm teorisine taban tabana zıt ve yanlış fikirlerdir…

Devam edecek…

Bu yazı Halkın Günlüğü Gazetesi‘nin Eylül-2025 tarihli 52. sayısında yayımlanmıştır.

Yazının birinci bölümünü okumak için tıklayın.



Şubat 2026
PSÇPCCP
 1
2345678
9101112131415
16171819202122
232425262728 

More in Editörün Seçtikleri