
Komünist doktrin insanlığın özgür dünyası için devrimci sınıfın özgürlüğünden hareketle geniş anlamda tüm sınıflara açılmış tarihsel bir mücadele muhtevasında devrimci bir doktrindir. Komünizm perspektifi, gerici nitelik taşıyan hiç bir soruna kayıtsız kalmaz, asla baskı, sömürü ve eşitsizliklere karşı mücadele etmemeyi öğütlemez. Bilakis baskının olduğu yerde mücadeleyi zorunlu ve kaçınılmaz bir eylem olarak anlamlandırır, yeğler. İnsan türü içinde, insana düşman olarak türeyen gerici sınıf zemininde sınıf ayrımını görerek bilinçli olarak kabul eder, benimser. Bunun ötesinde, ırk, dil, din ve cinsiyet gibi insanlar arası hiç bir ayrımı tanımaz, bu ayrımlara karşı kararlı bir mücadele verir. Mücadele mantalitesini, gerici sınıflara karşı devrimci sınıfların mücadelesi temeline oturtur. Ama adına savaştığı sınıfı da sönümlenme yoluyla ortadan kaldırmayı hedefler, bu yolla kaldırır. Komünist perspektifin sınıfsız dünya mücadelesi, insanın insan üzerindeki baskısına son verme mücadelesine dayanır. İnsanlığın en az yarısı olan Kadın’ı bu yöneliminden muaf tutmaz. Bilakis, Onu sınıf çelişkisinin ötesinde cins baskısına maruz kalarak ikinci bir baskıya maruz kalan özgünlüğüyle önemseyip, ailenin kökenine inerek kadın üzerindeki özel mülkiyet hukuku başta olmak üzere, kadın üzerindeki her türden baskı ve sömürüye karşı kararlılıkla savaşır.
Sınıflı insan toplumuna ait her etkinlik ve her birey istisnasız olarak bir sınıf damgası taşır. İdeoloji, siyaset, kültür, edebiyat, sanat, bütün her şey aynı zeminde biçimlenir. Aynı toplumdaki çelişkiler de sınıfların ürünü olarak var olur ve birer sınıf damgası taşırlar. Bu çelişki ve sorunlara dönük her mücadele ve çözüm yöntemi de, aynı istisnasızlıkla bir sınıf ideolojisi, siyaseti ve tavrına dayanır, bir sınıf karekteri taşır, yansıtır. Sınıflar üstü bir toplum ve insandan bahsedilemeyeceği gibi, sınıflardan bağımsız bir çelişki ve sorundan da bahsedilemez sınıflı toplumlarda. Çelişki de, çelişkinin çözüm yöntemi de, belli bir sınıf karakteri, bir sınıf damgası taşır. İki kutba/iki sınıf kutbuna bölünmüş dünya toplu ve bunun parçası her hangi bir toplumda, sınıf tavrına denk gelmeyen, sınıf ideolojisi ve siyasetine yaslanmayan bir tek çelişki, bir tek sorun ve bunlara dönük bir tek çözüm-mücadele tarzından söz edilemez. Günümüzde, bütün bu süreçler ya burjuva ya da proleter nitelik taşır, bir sınıf cephesinde yer alırlar. Cinsiyet çelişkisi bu zeminden muaf olmadığı gibi, bu çelişkinin çözüm-mücadele yöntemleri de bir sınıf ideolojisi, siyastei ve tavrına denk gelirler. Kadın sınıflar üstü olmadığı gibi, kadın sorunu da sınıflar üstü bir sorun değildir. Tüm özgünlüğüne karşın, sınıf dışı bir sorun-çelişki değildir…
Kadın sorunu sınıflar üstü bir sorun değildir

İnsanlığın bir sorunu olarak ve fakat son tahlilde sınıflılık gerçeğiyle biçimlenip kastlaşmış bir sorun olarak kadın meselesinin köklü kavranışı, belki de anlaşılması ve somut çözümler geliştirilmesinde ortadaki sonuç çıplak biçimde gösterir ki, henüz zaaflıyız ve kesinlikle sınıfı geçmiş değiliz. Komünistler açısından bu yetersizliklerden bahsetmek, teorinin pratikleştirilememesi açısından bakıldığında da tamamen mümkündür. Ancak, Komünizm ütopyası ve buna dönük komünistlerin teorik-pratik doğrultusu, nihai olarak sınıfların ortadan kaldırılmasıyla cins egemenliğine de son veren sağlam bir yönelimdir. Bu stratejik yönelim, cinsiyetçi baskıyı, yani erkek egemenliğinde biçimlenen ama özü itibarıyla gerici siyasi sınıf sistemlerine dayanan kadın sorununu ve çözüm mücadelesini komünizme, hatta devrime erteleyen değil, bugünden mücadele konusu yapan ve sorunun çözümünü somut görevlerle önüne koyup yürüten, ilerlemeleri olanaklı gören, sorunun kalıcı gerçek çözümüne dönük köklü atılımların ise, sınıf devrimleriyle sağlanacağını öngören bir yönelimdir. Ve komünistler, kadın meselesinin burjuva gerici toplumsal sistemler içinde gerçek manada çözülemeyeceğini ve bujuva çözüm biçimleriyle ele alınamayacak tarihsel ve sınıfsal arkaplan derinliğine sahip bir mesele olarak ele alırlar… Bugün sorunu çözmüş olmasalar da, çözüme dair iddialı bilimsel plan ve öngörüleri yetkin olarak vardır…
Cinsiyetçi örgütlenme ve mücadele akımlarının varlıklarına gerekçe gösterdikleri hiç bir demokratik hak ve özgürlük sorunu Komünist mücadelenin dışında değil, bir parçasıdır. Komünist toplum uğruna Sosyalizm mücadelsi ya da Sosyalist devrim, üretim araçları özerindeki özel milkiyet hakkını ve özel mülkiyet sisteminden kaynaklanan her türden gerici imtiyaz, eşitsizlik, egemenlik ve baskı biçimini kaldırmayı kapsayan genel geniş muhtevasıyla, sınıf zeminindeki tüm toplumsal çelişkileri çözen ya da çözme yeteneğine sahip en üstün mücadele biçimi, çözüm yöntemidir. Aynı gerici sınıf sisteminin bir niteliği olan erkek egemen yapı ve anlayıştan kaynaklanan cinsiyetçi ayrım, eşitsizlik ve baskıyı da genel yöneliminin bir parçası olarak hedefler, çözümünü özel politikalarla üstlenir, gerçekleştirir. Misal,kadın‘ın erkekle eşit haklara sahip olması, kadının üzerindeki çifte baskı ve sömürünün radikal olarak ortadan kaldırılması, her türden gasp edilmiş hak ve özgürlüklerinin tanınması, ayrımcı tüm politika ve uygulamaların reddedilerek çöpe atılması, kadın‘ın tüm yaşamda eşit hak ve özgür şartlara sahip olması, kadın üzerindeki sınıf ve erkek egemenliğine, baskı ve sömürüsüne son verilmesi, gerici toplumsal değer yargı ve tüm siyasi unsurlarla örülmüş gerici prangaların parçalanması, Kadın‘a takılmış kölelik zincirlerinin paramparça edilmesi vb vs Kadın ve her türden mücadelesinin ileri sürdüğü bütün hak ve özgürlükler (istisnasız olarak hepsi) komünist teori ve mücadelede yer alıp görev edinmektedir. O halde, cinsiyetçi ya da akımsal olarak Feminist örgüt ve mücadelenin ayrıca çözeceği ya da çözümünü üstlendiği nedir ve hangi ihtiyacın ürünüdür? Bunun ikna edici açıklıkta yanıtlanması gerekmektedir!
Elbette, tarihsel arka planıyla kangrenleşmiş ve aktüel olarak tüm yakıcılığıyla devam eden kadın’ın ikinci sınıf insan muamelesi görmesi, her türden ağır baskı ve sömürüye tabi tuttulması, bunun çift dikiş olarak gerçekleşmesi, barbar işkence ve canavarca ölümün kendisine reva görülmesi vb vs biçimindeki ağır esasret ve kölelik zincirine karşı yürütülen kadın mücadelesi su götürmez gereklilikle demokratiktir, meşrudur ve her aşamada yürütülmesi gereken bir mücadeledir. Fakat, bu mücadele hangi perspektifle, hangi çözüm metoduyla, hangi zemin ve nitelikte olmalıdır? İşte asıl mesele budur. Komünist ve sosyalist hareket bu mücadeleyi sınıf perspektifiyle ve kadın sorunu özgünlüğünü dikkate alan somut politika, özgün örgütlenme ve mücadele biçimleriyle kabul edip benimsemekte, yürütmektedir de. Buna alternatif olarak gelişen Feminist mücadele ya da Feminizm hangi ihtiyaç ve kaygıya dayanır ve komünist-sosyalist mücadele perspektifine oranla hangi üstünlükler gösterir, ondan farklı olarak sorunu nasıl ele alır, nasıl çözer? Bunun yanıtı şayet ikna edici yeterlilikte verilir ve ispatlanırsa, Feminist örgüt ve mücadele, sosyalist mücadele karşısında ve sosyalist mücadeleye rağmen kabul görür, anlaşılır ve haklı temelini beyan eder. Aksi halde, cinsiyetçi kaygı ve nitelikte, sınıf hareketini zayıflatan, bölen bir burjuva akım olarak malul kalır.
Feminizm, en yalın haliyle cins orijini olan ‘‘Femin‘‘-Kadın kelime kökünden türemiş, kadın’ın tarihsel olarak muhatap olduğu eşitsizlik ve tüm hakszılıklara karşı haklı refleksle yükselmiş, eylemsel ve fikri argümanlarla teorize edilip geliştirilmiş ve politik bir akıma dönüşerek izm ekiyle tamamlanmış kimlikçi, cinsiyetçi bir yönelimdir. Feminizm, tarihsel olarak ilericidir, bu yanı inkar edilemez. Kadının maruz kaldığı baskı, sömürü ve eşitsizlikler zeminindeki haklı nedenlere dayanan bir mücadele olarak erkek egemen zihniyet ve ideolojik-siyasi toplumsal egemenliğine ve erkine karşı, kadın hakları ve eşitliği savunusu temelinde ‘‘başkaldırma‘‘ hareketi niteliğiyle ilerici özellikler taşır. Feminizm’in kusuru ise, cinsiyetçi orijine dayanması, kadın üzerindeki baskı ve sömürünün ortadan kaldırılması başta olmak üzere, eşitsizliğin giderilmesi ya da eşit haklar için verdiği mücadeleyi cinsiyet eksenine indirgemesidir.
Sosyalist feministlik kavramı dillendirilmektedir. Sosyalist feminizm biçiminde kullanılsaydı, bu, feminizmden ayrı bir akım olurdu. ‘‘Sosyalist feminizm‘‘ değil de, ‘‘Sosyalist feministler‘‘ ya da ‘‘Sosyalist feminislik‘‘ kavramı kullanıldığına göre, adı sosyalist olarak yapılsa da son tahlilde feminizm içi bir eğilimdir. Dolayısıyla, feminizmle bağı kopmayan bir feminizm türünden söz edilmektedir. Peki, Feminizm neydi? Feminizm cinsiyetçi öze oturan ve dayandığı cinsiyatçi ayrımla erkek cinsine karşıtlığı ifade eden bir akım özüne oturur. Ki, feminizm nasıl kullanılırsa kullanılsın, sosyalist feminizm ya da sosyalist feministlik vb biçimlerinde de kullanılsa, doğru olmaz; Sosyalizm ile Feminizm akım olarak bağdaşmaz, bir araya gelmezler. Feminizm Marksist değil, burjuva bir akımdır. Tarihsel olarak ilerici özellikler, yanlar barındırsa da, son tahlilde burjuva cinsyetçi ya da cinsiyet ayrımı üzerine oturan bir akımdır. Bu durumda, sosyalist feministlik tarifiyle feminizm ile sosyalizm arasında bağ kurmak, eğer kafa karışıklığı değilse, zorlama bir formülasyon veya güncel modayı takip ederek pratik gerçeğe boyun eğen kuyrukçu ve bilimsel tutarlılıktan uzak bir yaklaşımdır. Hem sosyalist olmak ve hem de feminist olmak, bir araya gelmezlerin harmanlanarak harmonide bir araya getirilmesi olarak eklektik ve eğreti bir istem veya yaklaşımdır. Her türden burjuva bölünmüşlüğü, ayrımcılığı, eşitsizliği ve imtiyazı reddederek, sınıf çelişkileri zemininde sınıf birliğini savunan sosyalizm, cinsiyetçi, milliyetçi, ırkçı olamaz ve bunlar arasında bir eşitsizliği, ayrımcılığı ve bölünmüşlüğü benimseyemez. Feminizm, sınıf mensupları arasında da cinsiyet ayrımını gözetir ve bu ayrım üzerine oturur. Meseleyi kadın-erkek arası bir mesele esasında ele alarak açıklar. Erkek cinsine dönük bir tepki ve karşıtlık özelliğini barındırır. Kadın-erkek dayanışmasını, sınıf kardeşliği ve birliğini baltalar. Neticede sınıfın birliğini bölerek, burjuvazinin ekmeğine yağ sürer. Feminizm’i bunun dışında izah etmek mümkün değildir. Aynı biçimde feminizmi başka sıfat ve niteliklerle yumuşatarak yutturmaya çalışmak da, feminizmin genel burjuva karakterini kotarmaya yetmez.
Feminizmin yumuşatılıp kabul edilir hale getirilmesine dönük çabalar bağlamında, feminizme ön veya arka eklerin yapılarak değişik biçimlerle güncellenmesi açıklanabilir bir durumdur ama kabul edlir değildir. Bilimsel teori ve gerçeğe de uygun değildir. Feminizm ile Sosyalizm arasındaki mücadele ya da çatışkı, marksizm veya sosyalist teori tarafından çürütülen feminizmin bu baskılanma altında kendisini yenileyip biçimlendirerek farklı kılıflara sığınmasına yol açmış, manevralar yaparak marksimin mahkumiyetinden kaçmaya çalışmıştır. Tıpkı, Materyalizm karşısında tutunamayan idealist felsefenin kılıktan kılığa girerek gömlek değiştirmesi veya değişmek zorunda kalması gibi, Feminizm de Sosyalist akımın-teorinin bilimsel baskılanması karşısında kendisini farklı biçimlere koymakta çareyi bulmuştur. Bu, burjuva bir manevradır. Sosyalist cinsiyetçilik, sosyalist milliyetçilik, sosyalist sömürgecilik vb vs olamaz. Sosyalizm, insanları yalnızca sınıf yapılarına göre ayırır ve sınıf orijinine dayanır. Feminizm ise sınıftan bağımsız olarak cinsyetçi orijine dayanan burjuva akımdır. Bundandır ki, ikisi bir araya getirilemez, zorlamayla birbirine yapıştırılamazlar. Cinsiyet sınıflar üstü evrensel bir olgudur. Bu olgu sınıflar tarafından kullanılır. Cinsiyet, cinsiyetçi ayrım temelinde teorize edilerek bir akıma dönüştürülürse, bu, sınıfçı sosyalist değil, burjuva olur. Dolayısıyla cinsiyetin değil ama cinsiyetçiliğin sınıf karakteri vardır ve bu karakter son tahlilde burjuvadır. Feminizm Sosyalistlikle de harmanlasa cinsiyetçi özü ortadan kalkmaz… Sosyalizmle feminizm akımı arasında bir uyum yoktur, olamaz da…
Feminizm Marksizm’den rol çalmaya çalışarak Marksizm’in muhtevasını güdükleştirmeye, hatta erkek egemen kulvarda göstermeye çalışır

Devrimci sınıf mücadelesninin zayıfladığı ya da zayıf olduğu, dolayısıyla bu mücadele cephesinde önemli boşlukların yaşandığı koşullarda, kadın üzerindeki baskı ve sömürünün azgınlaşarak günlük kadın cinayetleriyle vahşi boyutlara vardığı mevcut dünya şartlarında kadın mücadelesi meşru ve demokratik zeminde boy verip gelişmektedir. Bu, meşru, demokratik, devrimci bir yükseliş olarak tamamen olumlu bir mücadeledir. Bu mücadeleyle sınıf perspektifi temelinde birleşmek ve bu mücadeleyi sınıf mücadelesine kanalize ederek devrimin dinamiği niteliğine taşımak, dönüştürmek elzemdir. Lakin, yaşanan bu değil, Kadın mücadelesinin Feminizm’e akışı, Feminizm güdümüne girmesi ve Feminizm’in kabararak devrimci saflara tesir etmesi yaşanmaktadır. Ki, Kadın mücadelesiyle Feminist mücadeleyi karıştırmayıp ayrıştırmak şarttır. Kadın mücadelesi devrimci, Feminist mücadele ise, demokratik-ilerici özellikler barındırmasına karşın son tahlilde burjuva bir eğilim ya da akımdır. Kadın mücadelsinin hepsi Feminist değildir ve Feminist eğilimler taşıyan her hareket de çıplak biçimde burjuva değildir. Nitekim devrimci ve sosyalist saflarda Feminizmin etkileri görülse de, bu hareketler burjuva değil, devrimcidir. Ancak feminist eğilim etkisinden kurtulmak durumundadırlar. Kısacası, gelişen Kadın mücadelesi ve bunun içinde sivrilen Feminist hareket, sınıf hareketi cephesinde yaşanan mücadele boşluğunu doldurarak etkisini büyütmektedir. Bu anlamda devrimci ve sosyalist saflarda Feminist eğilimin yankı bulması da bir düzeye kadar anlaşılırdır. Kabul edilir değil, sadece somut durum ve şartlar gereği anlaşılırdır; hepsi bu. Fakat nesnel zeminde anlaışılır olan bu durumu değiştirerek devrimci rotaya sokmak devrimcilerin, sosyalistlerin görevidir, ertelenemez görevidir. Marksizm dışı bir akım olarak burjuva öze oturan Feminizm’in Marksizm akımı üzerinde tesir kurması kabul edilemez.
Feminizmin Marksizme eleştirisi nedir? Marksizm ‘i hangi zaviyeden yetersiz görerek eleştirir? Marksizm’e rağmen akımsal varlığını nasıl açıklar, neye dayandırır? Feminizm adına verilen yanıt, Marksizm’in erkek egemen toplumu başlı başına bir toplum olarak inceleyip, aynı düzlemde Kadın sorununun değerlendirmemesi kadar sınırlıdır. Ki, bunda Marksizmi’in derinli olarak kavranmaması, dolayısıyla Marksizm’in sınıflı toplum çelişkileri ve sorunlarına dönük bir bilim olarak sunduğu teorik-pratik çözüm kapsamının anlaşılmaması vardır. Dahası, Marksizm’in Leninizm ve Maoizm aşamalarında kadın sorununa dönük teorik analiz ve pratik politikalarını görmezden gelmekte, Rusya ve Çin devrimlerinde kadına-kadın sorununa dönük getirilen çözümlerin, uygulanan pratik politkaların ve ileri yaklaşımların inkar edilmesi vardır Feminizm’in tavrında. Ama Marksizm, Feminizm ile arasına net ve kalın çizgiler çeker. Feminist mücadelenin, Kadın sorunu zemininde oynadığı politik rol ve demokratik muhtevasını küçümsemeden, onun özünde burjuva bir akım olduğu ve sınıf hareketi ya da güçlerini bölüp zayıflatan bir işlev gördüğünü ileri sürerek kapsamlı eleştiride bulunur…
Feminizm ile Marksizm arasında kadın sorunu ortak konuyu oluşturur. Fakat sorunun çözümü ve çözüm yönteminde olduğu gibi, sorunun analiz ve tahlilindeki tutumda ayrışım kesinleşir ki, bu ayrışım sınıf ekseni ve bu eksenden kaçış olarak değer taşır. Feminizm Marksizm’den rol çalmaya çalışarak Marksizm’in muhtevasını güdükleştirmeye, hatta erkek egemen kulvarda göstermeye çalışır. Marksizm sorunu, gerici sınıf egemenliği ve sisteminden, bunun erkek egemen niteliğinden, bunun özel mülkiyetçi mülkiyet ilişkileri karakterinden, bunun üretim ilişkilerinden bağımsız ele almayarak, bütün bunların sınıf mücadeleleri ve devrimleri pratiğiyle değiştirilip dönüştürülmesini öngörür ve sorunun çözümünü ertelemeden anda somut görev olarak önüne koyup yürütür. Feminizm ise, Marksist mücadele ve çözümün parça görevlerini üstlenen darlıkla sorunu ele alır. Bütünlüklü radikal bir yaklaşımdan yoksun kalır, türevleriyle bölük pörçük ve ampirik tablo sergiler Feminizm. Gerici sınıf egemenliği ve sistemlerinden, bura üretim ilişkilerinden vb vs kopararak salt erkek egemen yapıya atfederek tecrit eder kadın sorununu…
Feminizm’in ilerici-demokratik yan ve özellikler taşıması ayrı ama onun bütünlüklü bir akım olarak temsil ettiği burjuva karakter daha ayrıdır. Birinci özelliği, ikinci ve esas olan özelliğini görmezden gelmemize yol açmamalıdır. Gelişen mücadele pratiği cezbetmemeli, ideolojik tahakküme dönüşmemelidir. Ona karşı ideolojik mücadele yürütülerek ideolojik ‘’arılığımızın’’ bozulmasına yol verilmemelidir. Lakin, sosyal pratikte Feminizme karşı mücadeleye girmemeli, ideolojik eleştiriyle sınırlı kalmalıyız…
Bu makale ilk olarak Halkın Günlüğü’nde yayınlanmıştır.








