
28 Şubat 2026 tarihinde ABD ve İsrail ordu güçleri İran’a karşı savaş startını verirken, buna karşın İran da bölgedeki bütün ABD müttefiklerini, üslerini ve de İsrail’e karşı füze saldırısında bulundu. Bu orantısız ve de “Asimetrik savaş” etkisinin ABD-İsrail lehine sonuç verdiği bir gerçektir. Bu çatışma ortamında savaşa dahil olan taraftarlar, büyük tahribatların yansıra özellikle İran’da büyük can kayıplarına neden oldu. İran dronları Güney Kıbrıs’a ulaşmış olsa da ne NATO’nun 5. Maddesi devreye girdi ve ne de Avrupa Birliği ülkelerinden bu savaşa destek verme yönünde (Kosova, Irak, Ortadoğu ve Afganistan işgalinin aksine) bir dayanışma belirtisi oldu. Bunun tek nedeni ise; ABD-İsrail ikilisinin İran’a yaptıkları saldırıdan önce hiçbir müttefikle müzakerede bulunmamasıydı.
Soğuk Savaş (1947-1990) döneminden günümüze dünya düzeninin patronluğuna soyunan ABD emperyalizmi, değişik ülkelerde başvurduğu tüm savaş ve işgallerde kendi üstünlüğüne oynamış ve de biat etmelerini talep etmiştir. Bu anlayıştan hareketle, ABD hiçbir zaman ülkelerin bağımsız ve kendi iradesiyle halkının ‘kader tayin hakkını’ kabullenmemiştir, ne de ciddiye almıştır ve olursa tüm bunlar ABD’nin istediği gibi olacaktı. ABD, her şeyi kendi anlayış ve çıkar hesapları doğrultusundan bakarak okumasını yapmıştır. Ve dünyanın her yerinde ülkelere müdahalede bulunurken de biat etmelerini birebir talep etmiştir. ABD’den 11 bin km uzaklıkta olan Ortadoğu söz konusu olunca, işin içinde petrol zenginlikleri, bölgenin jeostratejik önemi ve de İsrail faktörü belirleyici olmuş ve kaçınılmaz olarak aynı retorikle geleneksel ABD siyaset anlayışı ile hükmetmek istemiştir.
Kapitalist dünya sistemindeki genel algı ve beklenti hep savaştan yana olmuş olması ve kendi düzen egemenliğini “zor” prensibince işletmek istemiştir. “Zor” ve “şiddetin” kullanılması ile mevcut “dünya düzeni” inşa edilirken ve ancak ayakta kalabilmiştir. Kaçınılmaz olarak aklımıza istisnasız olarak kapitalizm=savaşlar, sömürü ve onun baskıcı sınır tanımazlığı gelir. Günümüz kapitalist dünya düzeninde savaşlar, tehditler tartışmasız olarak sömürü sistematiğine paralel yol almıştır. Bu düşün ekseninden hareketle ve nedeni olduğu “dünya düzeni” sömürgecilik, savaşlar, kan ve gözyaşı ile hep anılır olmuştur. Düzenin bu anlayışı geçmişe kıyasla farksız olarak günümüzde de aynı yöntem ve kapsamda devam ediyor.
3 Ocak 2026’da dünya ansızın Venezuela Başkanı Nicolas Maduro’nun ABD tarafından korsanca kaçırılma olayına gözlerini açtı. Trump birkaç gün sonrasında da yaptığı bir diğer açıklamasında; “Gerektiğinde Kanada ve Grönland’ı da işgal edip Amerika’ya dahil” edeceğini açıkça beyan eder. Bundan böyle dünya ABD için bir ‘yol geçen hanına’ dönüşür; önüne geleni tehdit eden, kırıp döken ve işgal eden emperyalist bir gücün dünyaya meydan okuma mesajı akıllarda kalır. ABD mevcut dünya düzeninin genel mantığından hareketle ne Transatlantik müttefiklerini ne AB ülkelerini ne Kongrede bulunan meclis temsilcilerini ve ne de NATO’yu bilgilendirmeksizin İsrail’le birlikte İran’ı bombaladı. ABD ve İsrail’in saldırıları sonucunda ülkenin önemli altyapısı tahrip edilirken, on binlerce sivil halk, 160’dan fazla kız öğrenci ve ülkenin en üst düzey siyasileri birer birer katledildiler. Uluslararası topluluk bu vahşeti seyretmekle yetindi (bazı istisnalar hariç). Bu savaşa dair yapılan birçok “soyut” analiz ve tartışmalarda; ‘bu bölgesel bir çatışmadır’ yorumuyla savaşın neden ve boyutunu görmezden gelirken savaşın sonuçlarını anlamak istememekteler. Yorumcular bu tartışmalarda bir adım daha ileri giderek; Çin, Rusya ve ABD’nin direkt karşı karşıya içinde bulunmadığı savaşa “dünya” savaşı denilmez görüşünde ısrar ediyorlar. Oysa bu ironik tespitte öyle anlaşılıyor ki kayıp ve öldürülenlerin önemi yok gibi, bölgede göç eden yüzbinlerin sayısı ve yaratılan tahribatların boyutu bir hiçtir onlara göre. Gerçek şu ki sorun çözümü ve onun sonuçlarının tespiti belli algoritma ile yapılan hesaplar toplamı da değildir.
Birinci (1914-1918) ve İkinci (1939-1945) Emperyalist Paylaşım Savaşı’nda 100 milyondan fazla insan hayatını kaybetti. (1) Tartışmasız olarak bu savaşlar emperyalist güçlerin dünyaya hükmetmek ve egemenliği elde etmek çabası sonucu çıkmıştır. Her iki savaş sonrasında ve ara vermeksizin egemen güçlerin Latin Amerika’da, Afrika’da, Ortadoğu’da ve Asya’da çıkarları uğruna nedeni olduğu daha birçok çatışma alanında milyonlarca insanın katliamından ve de göç edilmesinden sorumlu olanlar yine aynı adresteler. En son olarak İran’a yapılan saldırının sonuçları itibarıyla bakıldığında, savaşın psikoloji ve mali etkisi dünyanın dört bir yerinde hissedilir oldu. Bununda somut bir nedeni vardır, bu gerekçelerle birçok ülke bu savaşta lehte ve aleyhte buluşurken, her biri kendi çıkarı uğruna mevcut savaşa dair konum belirlemiştir. Eğer bu savaşın sonuçları fiilen dünyanın dört bir yerine yansıyorsa ve işte o bir dünya savaşıdır, demek yerinde olur. Her şeyden önce kapitalist dünya düzeninde, çoklu güçlerin uyuşmazlığı sonucu mevcut ilişkilerin savaşa dönüştüğü bir gerçekliği gözlemliyoruz.
ABD’nin geliştirdiği ve de çok etkili olan uzun menzilli (1.600 km) Tomahawk füzeleri bazı çatışma alanlarında kullanıldı ve bunlar Modern Savaşların silah sistemi olarak izah ediliyor. Bu füzelerin en önemli özelliklerinden biri de 30 metre gibi düşük irtifalardan uçar olmasıdır -ve önü alınmaz büyük kayıplara neden olabiliyor.
Tomahawk füzesinin kullanıldığı savaşlar Fırlatılan sayı(2)
| İran ABD-İsrail Savaşı (28 Şubat 2026…) | 850 |
| Irak Savaşı (2003) | 802 |
| Irak’ın bombalanması (1998) | 325 |
| Birinci Körfez Savaşı (1991) | 288 |
| Kosova Savaşı (1991) | 218 |
| Libya işgali (2011) | 199 |
| Yemen’in bombalanması (2024-2025) | 135 |
| Afganistan İşgali (2001) | 90 |
| El Kaide üslerinin bombalanması (1998) | 79 |
Kaçınılmaz olarak Körfez petrolüne bağımlı ülke sayısı, bu savaşın küresel boyuttaki etkisini yansıtıyor. Örneğin; ABD yüzde 9,4 –AB ülkeleri yüzde 11 –Avustralya yüzde 1,7 –Çin yüzde 18’i Suudi Arabistan’dan tedarik ediyor (Çin’in İran ve diğer Körfez ülkelerinden de önemli ölçüde petrol aldığı da biliniyor) –Etiyopya yüzde 97 –Hindistan yüzde 50,5 –Pakistan yüzde 83,1 –Rusya yüzde 3,4 ve Japonya yüzde 57,6. (3) Bu veriler bize bir anlamda İran ve ABD-İsrail savaşının küresel boyuttaki “etki gücüne” işaret ederken, buna dünya savaşı dememek mümkün mü? Ülkelerin küresel düzeyde yaşanan savaşlardan kaynaklı birebir etkilenip mali sıkıntıda olmaları, enerji sorunu yaşamaları, milyonlarca insanın göçe zorlanması, halkların yoksullaşması -aç ve susuzluğa terkedilmesi veya ülke ekonomilerinin kriz ortamına neden olması vb.ler, dünya savaşının bir başka versiyonu olarak görmek gerekiyor.
Ortadoğu krizi tarihin her döneminde küresel bazda iktisadi ve siyasi yansıması olmuştur. Diğer bir ifadeyle, bu kriz kapitalist dünya sisteminden kaynaklı olarak arz ve talep eşitsizliğinden doğan anlaşmazlıklar ve pazar daralması sonucu savaşa(lara) dönüşmüştür.
Günümüzde ülkeler aşırı silahlanmaya yönelirken, gündemlerinde ısrarla “savaş sanayisi” ve bunun ülke ekonomisinin ana merkezine alınmış olması tam anlamıyla savaş ve savaşmaktan yana bir tavır alış demektir. Dolayısıyla, bir ülkede militarist gücün yükselişi her koşulda savaşa bir çağrıdır. Emperyalist ve kapitalist ülkelerin askeri sanayisiyle yoğun silahlanmaya yönelmelerinde iki önemli motivasyonu olmuştur.
Bunlardan biri; dünyadaki kaos ve çatışmalı ortamdan faydalanarak kâr endeksli silah satışında azami oranda pay sahibi olabilmek.
Bir diğer neden ise; “iç” ve “dış” güvenlik meselelerini gerekçe göstererek silahlanmaya sorunsuz ve de sınırsız bir oranla üretimi teşvik etmek olmuştur.
Pratikte silah sanayisine sahip ülkeler ve onun temsilcileri üretim boyunca belli ayrıcalıklara sahip olmuş ve devletin desteği hep yanı başında olmuştur. Ve bununda tek bir açıklaması olmuştur; güçlü savunma gücüne sahip olmak “bir milli meseledir” tezine sığınarak kendilerini haklı çıkarmak istemişlerdir. Dünyanın bu kaotik ve sömürü düzeni bize Thomas Hobbes’un (1588-1679) Leviathan adlı eserindeki şu yorumunu hatırlatıyor:
“İnsan, doğası gereği hep güç elde etmek için vardır, dünya devletleri kaos ve anarşiden ibarettir ve herkes herkese karşıdır”. (4)
Hobbes’un bu analizi bize gerçek anlamda kapitalist dünya düzeninde ki “düzensizliğin” gidişatına bir işarettir. Günümüzde bu “kaos” ortamına her fırsatta gerek ülkede ve gerekse de ülkeler arası ilişkilerde tanığı oluyoruz. Uzak veya yakın komşu ülkeler görünürde müttefik olmak isteseler de ve ancak işin özü birinin bir diğerinden daha üstün ve güçlü olma mücadelesi ısrarla hep ön planda olmuştur. Bunun asıl nedeni ise topluluklar (ülkeler) arası ilişkiler ticari çıkara dayalı (kâr endeksli) olmuş olması gerçek anlamda hiçbir zaman kavgasız ve de eşit oranda bir komşuluk ilişkisi çıkmamıştır -ve gizli ağanda her koşulda belirleyici olmuştur. Ama, esaslı olarak tam bir yarış içinde olan bu ülkeler; zaman zaman dost, kardeş veya iyi komşu olma yakıştırmaları da bir şekilde önü alınmazken karşılıklı ve de abartılı mesajlarda uzar gider. Zira, söz konusu ülkeler her dönem çıkarlar söz konusu olunca, tüm bu “iyi niyet” veya “dostane ilişkiler” yerini rahatlıkla düşman olmaya veya çatışmalı bir ortama bırakabiliyordur.
Geçmişten günümüze en ufak bir kriz anı Amerikan’ın militarist aparatı ve de onun akıl danışmanlığını yapan ‘müesses nizamı’ her fırsatta dünyadan biat ister olmuştur. ABD’nin bu tehditkâr tavrı hep bir “dünya savaşı” çıkacak söylemi üzerine kuruludur.
ABD, 800 askeri üsle dünyayı çembere alırken; çoklu güçlerin günümüz tek kutuplu kapitalist sistemin “dünya düzeni” ve onun baş aktörü Amerika küresel etki gücünü sürdürmeye devam ediyor. Ortadoğu’da ve gerekse de dünyanın her yerinde İsrail ve Amerikan emperyalizmi ezilen halklar için en büyük tehditkâr güç konumuna gelmişlerdir. Elbette bu güç yapısı karşı konulmaz değildir; tıpkı İran ABD-İsrail savaşında İranlıların ülkenin önemli altyapı noktalarına gece gündüz siper olup ABD-İsrail saldırılarına karşı ülkelerini korumuş olmaları. Aslolan halkın kendi ülkesine siper olup korumuş olmasıdır ve Nicolas Maduro’nun Venezuela’sındaki sessizliği tercih etmek değildir…
Kullanılan ve yararlanılan kaynaklar:
1- Debeuf, Koert, “Wereld Oorlog”, De Bezige Bij, Mart 2026 Amsterdam, s. 25.
2- CSIS, Center for Strategic and İnternational Studies, Washington, D.C. April 2026.
3- De Volkskrant, 28 Maart 2026 Nederland.
COMCAM-Energy Portfolio Management
*https://comcamenergy.com>havens-met-fossiele-brandst
*Nieuwsbrief Crisisbeheersing, November 2007 Nederland.
4- Hobbes, Th., “Leviathan”, (aktaran: C.B. Macphernson, “Harmondsworth”, Penguin 1968, s. 223.
*Van der Pijl, Kees, “Wereldorde en Machtspolitiek” Het Spinhuis, Amsterdam 1992, s. 29-33, 159.







